Uykuda Kalan Ruhlar

İnsan bir hayvanı sevene kadar ruhunun bir parçası uykuda kalır.

Onları doğalarından kopardık, evcilleştireceğiz diyerek şehirlere getirdik. Savaşa ölüme beraber gittik, arabaya sürüp kırbaçladık, sergilemek için kilitledik, eğlendirsin diye dövüştürdük.
Üzerlerine bahis oynadık, yaraladık. Avladık, örtündük.

Laboratuarlarda üzerlerinde deneyler yaptık, türlerini karıştırdık, genleriyle oynadık, katlettik, soylarını tükettik.

Oyuncak diye aldık sıkıldık otoban kenarlarına bıraktık.

Soğuk gecelerde bir tekme de biz vurduk. Kestik internette yayınladık.

Dövdük, vurduk, sakat bıraktık, üzerlerinden arabayla geçtik,

asit döktük, zehirledik. Kaç sene bize dostluk etmiş olursa olsun,

bir gece de sokağa attık. Bebekleri kokar diye soğuğa bıraktık. Barınaklarda üst üste yaşamalarına bile dayanamadık,

Tembellik Hakkı

TEMBELLIK HAKKI

PAUL LAFARGUE

BASSÖZ YERINE

Tembellik Hakki, kapitalist düzenin kiyasiya elestirisi, devrimci yazinin basyapiti, sosyalizmin klasigi niteligiyle, Komünist Manifesto’dan sonra, tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmis olma onurunu tasiyor.

Kimilerine göre, bu yapit, yalnizca sosyalizmin degil, Fransiz yazininin da klasigidir. 1880’de Egalité dergisinde bölüm bölüm yayinmlanan, sonra da 1883’te kitaplasan bu “saldiri yapiti”, 1905-1907 arasinda, Çarlik Rusyasi’nda 17 baski yapmis ve Lenin’e bakilirsa, 1917 Ekim Devrimi’nin kotarilmasinda büyük etkisi olmustur. Yapiti ele almadan önce, Fransa’da sosyalist düsünce ve eylemin önderlerinden biri olan, özellikle de Marx’in damadi olarak taninan yazarin yasami ve kimligi üzerinde duralim.

Körüz biz…

Eski bir sohbetten

Hemen şu an; yeni doğan çocukları, anne-babamızın ve eğitimin bize yaptığı gibi kendi gerçekliğimizi empoze etmemek üzere konumlanabiliriz. Onların kendi devinimlerine izin verir, içlerinde getirdikleri yenidünyayı tarif etmeleri için yüreklendirebiliriz.

Ebeveynlerin İşlevi
Anne-babanın yeni işlevi sanırım değişmek üzeredir. Elinizde engin bir kaynak var ve onu maksimum düzeyde işlerliğe kavuşturmak için gözü açık ve hatta gerekirse sistemin dayatmasına karşı isyancı/korumacı olmalı.
Dünyanın bugüne kadar tanımlamış olduğu “başarı” kavramı tümüyle değişecektir.
Bunun üzerine biraz düşünmeliyiz galiba.

Bana göre başarı; insanın kendi olması ile doğru orantılıdır.
Ne derece kendiniz olabilirseniz o derece başarılısınız.
Buna ne dersiniz? 🙂

“Atmasyon” tipler!..

Kendilerini severler korktuklarından…
Yaşamanın sinsi kahyasıdırlar…
Boş buldular mı ortalığı dünün içinde, bugünün içinde, yarının içinde… Şahlanıp kükremeye hazırdırlar.

Ama nerede ararsanız onları, ne zaman istemeseniz bile onlar oradadırlar. Nasıl bir yüz gerekiyorsa, nasıl bir söz gerekiyorsa, duruma ayarlı bir otomat gibi, ne günden ilerde, ne günden GERİ’dirler…

Yavaş yavaş değişirler, gündüzlerin uzaması, gecelerin kısalması gibidirler…

Rüzgârın çıkması, denizin kabarması gibi birden oluşmazlar ama, ortamın konumuna göre yüreklidirler, ses verirler… Bilgili ve akıllı görünürler…

Başkalarının deneylerini en iyi onlar kullanırlar güya… Parmak parmak sayarlar, ne saydıkları belli, gerisini sen düşün…

Güleriz hallerimize…

Geçen hafta seyahatlerin birinde, otobüs bir dinlenme tesisinde durdu, ben de çıkıp biraz gezindim sonra yerime oturdum. Bikaç dakika sonra otobüs yavaşça hareket etti, yönünü yoldan yana düzeltti, hızlanmaya hazırlandı.

Ve içimden (belki de sesli bile olabilir), şu soru geldi: “ben otobüse bindim mi?”

Sorunun arkasındaki murat şıydu; hani binmediysem muavini uyarayım da beklesin! Neyse, yokladım binmiştim. Ancak bundan sonra sorunun abzürdlüğü kulağıma çarptı, şaşırdım ve gülmeye başladım. Ön koltuklardan bikaç kişi dönüp baktı. Zaten bi savaşçı olarak elimizdeki yegane enstrüman da bu; gülmek…