Bir kadını Öldürmek…

Evet uzun süredir bunu planlıyorum.

Belki bazılarına en azından profesyonellere çok kolay gelir ve hatta kimse benim şu andan itibaren anlatacaklarıma inanmak istemeyebilir.

Olabilir, taş düştüğü yerde ağır.

Ben zorlandım. Hayır hayır geçmiş zaman kullanarak kurtulabileceğim bir sorun değil bu; z.o.r.l.a.n.ı.y.o.r.u.m.

Bekara karı boşamak kolay derler. Bana gülenleri görür gibiyim. Gülün gülün! Ben de size güleceğim, zamanı geldiğinde.

Bu kadın neyim mi olur?

Boş verin şimdi bunu. Konu kesinlikle bu değil. Belki…

Belki ileride bunu da söylerim. Neyse önemli olan gerçekten kahrolası yakınlık derecemiz değil. Sorun onun ne derece belalı biri olduğu!

Ve neden bu sebeple öldürülmesi gerektiği.

Onu çok uzun zamandır tanıyorum. Evet bu cümle şu an için doğru ama belki bir saat ya da bir hafta sonra yanlış olacak. Çünkü onu takip etmek çok zor. Bir balık gibi kayar avucunuzdan. Bir an tamam dersiniz işte bu! Siz daha keyfini çıkaramadan başka sularda yüzmeye başlar Allahın belası!

Yaşayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur.

Şimdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlış olabilir. Bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Eğer dikkatli biçimde kontrol edilmişse, bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Niçin fizikçiler yasaları sürekli değiştiriyorlar. Yanıt öncelikle şudur ki, yasalar gözlemler değildir, îkincisi, deneyler her zaman doğru değildir. Yasalar tahmin edilmişlerdir, ekstrapole edilmişlerdir. Onlar sadece şimdiye kadar süzgeçten geçmiş olan iyi tahminlerdir. Ancak şimdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanılan süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa şimdi süzgeçte kalarak yakalanabilir. Yasalar tahminlerdir ve bilinmeyene ekstrapole edilmişlerdir. Ne olacağını bilmiyorsanız, bir tahminde bulunursunuz.  

Örneğin bir şeyin hareketinin onun ağırlığını etkilemeyeceğine inanılıyordu – bu keşfedilmişti – .Eğer bir topacı döndürür ve tartarsanız ve sonra onu durdurduğunuzda tartarsanız, aynı ağırlıkta olduğunu görürsünüz. Bu bir gözlemin sonucudur. Fakat bir şeyi. ondalık basamakların çok küçük bölümlerinde, milyarda bir bölümlerinde tartamazsınız. Biz şimdi biliyoruz ki, dönmekte olan bir topaç, durmakta olan bir topaçtan milyarlardan küçük birkaç bölüm kadar daha ağır gelmektedir. Eğer topaç, saniyede 186.000 mile yakın bir hızda döndürülebilirse, ancak o zaman topacın ağırlığındaki artış fark edilebilir duruma gelebilecektir, ilk deneylerde topaç saniyede 186.000 milden aşağıdaki hızlarda çevrilmişti. O durumda dönen topacın  kütlesiyle dönmeyen topacın ki tam olarak aynı görünüyordu. |Ve birisi, kütlenin asla değişmeyeceği tahmininde bulunmuştu.

Doğrular beni güldürür

Karanlık bastı, dışarda yağmur var. Bir bardak çay aldım ve sigara içmek için balkon kapısını açtım. Serin hava yüzüme çarptı ve ağzımdan çıkan şu sözleri duydum:

“Sıkı tut! Sıkı tut kahrolası! Sıkı tut ve çek!”

Akşamüstü trafiğinin sesini yutan bu haykırış tüylerimi diken diken etti. Ne oluyoruz diye mırıldandım. “Sıkı tut ve çek!” diye bağırdı(m)tekrar.
Rüzgar tıpkı bu sözler gibi yüzüme çarpmaya devam etti.
Önce anlamsız bulduğum bu sözlerin hayatımın hikayesi olduğunu fark etmem ancak otuz saniye sürdü.
Sıkı tutamadığımı ve çekemediğimi biliyordum. Benim tür modellerin bir özelliğiydi belki bu. Peki ama neden? Sebebi açık değil mi? Sıkı tuttuğum  şey beni esir alır. Oysa ben göçebe bir fakirim. Hep böyleydim. Her şeyin bir bedeli var.
Gözlerim dolmuştu. Bardağı aşağı fırlatma isteğini frenledim, onun yerine ağlama ihtimaline karşı elimde tuttuğum kozu kullandım:

Ayni yalınlıkla ölmek isterim

Ayni yalınlıkla ölmek isterim
 Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
 Mum yerine yildizlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansin altımda sessiz.
>
 Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
 Varsin hainleri gizlesinler soguk bir tas altinda
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm dogan güneşe dönük öleceğim
                          Jose Marti

01.03.10- Pazartesi- Düğümlerle bağlıyız

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken Kuzey kıyılarından bir köyden büyük şehre gelin gelen Ayşe isminde genç bir kadın varmış. Canından çok sevdiği yakışıklı kocası bir fabrikada çalışıyor, kendisi ise sadece kendi yuvasına değil, eşin dostun akrabanın her türlü işine koşuyor, bir yandan da minik oğulcuğunu büyütüyormuş.

…

Yeni’den Doğanlara kitabında yayınlanmıştır