RAEILAN – RAEL – RAELYAN TARİKATI ŞİFRESİ

RAEILAN – RAEL – RAELYAN TARİKATI ŞİFRESİ
UFO DİNİ KURUCUSU CLAUDE VORILHON’ UN SIRRI

AKLANMA ;

Blogumdaki bazı yazıların ve fikirlerin bu tarikatın söylemleriyle ve öngörüleriyle yakınlık göstermesi tamamen tesadüftür. Böyle bir tarikatın varlığından ben de şu an haberdar oldum.

Biraz araştırdım ve sanki bu tarikatın bir üyesiymiş gibi yazılar yazdığımı farkettim. Şunu çok açık yürekle söyleyebilirim, bazı fikirlerimin bu yapılanmayla benzeşmesi beni oldukça rahatsız ve tedirgin etti. Rael tarikatı ile, gerek yüzyüze gerek uzaktan ya da dolaylı hiç bir bağım ve ilişkim yoktur. Yazılarım ve fikirlerim tamamen kendi şahsi birikim ve yorumlarımın sonucudur.

Gerçi beni kimse böyle bir ithamla suçlamadı ama sanki tarikatın sözcüsüymüşüm gibi algılanacak yazılarım olduğunun farkında olduğum için bu açıklamayı yapma gereği duydum. Zaman zaman bu tarz düşüncelere kapılmıyor değilim ama bunlar benim kendi gel gitlerim, kimsenin etkisine maruz kalmadan Mistisizm – İçe dönüş yolu ile yazıya döktüğüm varsayımlar. Tekrar söylüyorum RAEL veya RAELIAN (Raelyanlar ) tarikatı ile hiçbir etkileşimim veya bağım yoktur.

Şimdi sizleri çok önemli bir konuda uyarmak istiyorum;

2035 – Peygamberlerin Dönüşü iddiası;

Tarikatın israil’de ( ISRAEL – RAEL BENZEŞMESİNE DİKKAT ) veya israil yakınlarında bir bölgede UFO şeklinde bir ileri elçilik kuracağı söyleniyor. Bu elçiliğin kuruluş amacı, 2035 yılına kadar dünyaya geri dönmesi beklenen Elohimlerin yani Dünya dışı varlıkların karşılanması ve onlara yeni kurulacak düzenin yönetimi için bu binada imkanlar sağlanması. Sadece bununla da kalmıyor,

Tarikat ; Elohimlerin dünyaya indiklerinde yanlarında Hz. İsa, Hz. Muhammed, Hz. Musa ve Buda’ yı getireceklerini de söylüyor.

Bu söylem bir çok insanın aklını ilk bakışta çelebilir çünkü her cemaat kendi dini liderinin bir gün geri gelip idareyi almasını ister veya bekler, en azından ümit eder.

Ancak bu geliş dünya dışından ya da Tanrı kaynaklı değilse işte o zaman ortada sahneye konan çok tehlikeli bir oyun – komplo olması ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Böyle bir dönüş insan eliyle Tıp alanında, bugünkü bilimsel ve teknolojik gelişmeyle mümkündür. Rael tarikatının insan klonlama – kopyalama ile ilgili çok gizli ciddi finansman ve çalışmalarının olduğu söyleniyor. Bahsi geçen dini liderlerin, kutsal emanetlerden ( sakal-ı şerif gibi ) elde edilen DNA’ları kullanılarak 2000 yılında klonlanmış olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Peygamberlerin ortaya çıkma ve kemale – olgunluğa erme yaşlarının ortalama 35 yaş olduğunu düşünürsek, 2000 yılı civarında doğan bir insan yavrusunun olgunluk çağı da 2035 civarları olacaktır. Eğer ki RAEL tarikatı tarihimizdeki 4 büyük dini liderin DNA’larını ele geçirdiyse ve 2000 yılında klonlama yöntemiyle bu DNA’lardan insan yavruları elde ettiyse, Büyük ihtimalle şu an 9-10 yaşlarında olan Klonlar bir yerlerde gizlice beyinleri yıkanarak büyütülüyor ve 2035 yılında ortaya çıkacakları “BÜYÜK KOMPLO” için hazırlanıyor olmalı.

2035 yılının seçilmesinin nedeninin elde edilen klonların olgunluk çağına gelmelerini bekleme mecburiyetinden kaynaklanan bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Aslında imkansız diye birşey yoktur – Peygamberlerin bir gün geri döneceği varsayımı tüm toplumlarca bilinen ve beklenen bir durumdur. Ancak bunu insan eliyle gerçekleştirerek, milyarlarca insanı etki altında bırakıp yeryüzünde “GLOBAL KAOS” ortamı yaratmak ta mümkündür. Bu komplo ihtimalinin milyonda hatta milyarda bir dahi olsa değerlendirilip – dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Tüm istihbarat birimlerini böyle bir komplo üzerinde çalışıp – çalışılmadığı konusunda küresel çapta bir araştırmaya davet ediyorum !!!

RAELIAN OFFICIAL PAGE 1

RAELIAN OFFICIAL PAGE 2

RAELIAN UZAYLILARDAN MESAJ KİTAPLARI ( EBOOK – PDF )

ÖNEMLİ NOT : 02.07.2009 saat 11:40 , birinci kitabı okumayı az önce bitirdim, genelde güzel şeyler yazmakla beraber her nedense bölüm sonunda tarikatın menfaatleri için yönlendirmeler yapılmış. Herşey çok güzel izah edilirken bir anda şöyle yapın, böyle yapın aman haa !!! gibi bir ağız değişikliğine gidilmiş.
Ortaya sunulan teoriler akılcı varsayımlar olmakla beraber bölüm sonunda tarikat menfaatleri için araya sokuşturulan istekler hemen göze batıp sırıtıyor. Çok güzel kotarılmış söylemlerle insanları etkiledikten sonra kazanılan sevgi ve saygıyı kullanarak , artık kişi çantada keklik olarak görülüp hemen cebindeki parasını almaya yönelik ifadeler var kitap içerisinde. Şunu da belirteyim bu zaten pazarlamanın temel kuralıdır. Yani şöyle ki ; pazarlamacı müşterisinin dikkatini dağıtıp yeterli ilgiyi ve güveni sağladıktan sonra lafı uzatmadan sadede gelir ve para – alışveriş, satış işlemini gerçekleştirir….Bu kitapta da aynen bu yöntem uygulanmış..Tam bir pazarlama örneği hem de kusursuz… 🙂

Kişisel kanaatim , Eğer ki bir gün Dünya Dışı Varlıklar ki bunlar gerçekten Bizi yaratan atalarımız olabilir ( Tanrının varlığını kabul ederek ve onu yine tüm bunlardan ayrı tutarak söylüyorum) aramıza gelmeyi düşünürlerse , bunu bir dağın tepesine konarak değil, şu an dünyada öne çıkan süper güçlerin devlet başkanlarıyla buluşarak yapacaklardır. Evrenin neresinde olursa olsun protokol ve bürokrasi değerinden ve gerekliliğinden hiçbir şey kaybetmez. Dünya dışı üstün bir medeniyetin yöneticileri veya elçileri , seninle benimle irtibata geçerek vakit kaybedecek kadar gerzek olamazlar… Daha baştan onların ne kadar üstün bir ırk olduğunu kabul edip , sonra da onlardan böyle gerzekçe bir hareket beklemek dingillikdir…

02.07.2009 saat 13:06 ikinci kitabı da gözden geçirdim ve tahmin ettiğim gibi ikinci kitapla birlikte Claude Vorilhon tamamen sapıtarak peygamberliğini ilan ediyor ve kitabın sonunda bana yıllık kazancınızın yüzde birini verin şeklinde bir söylemle adeta dileniyor. Ben dünya tarihinde hiç kimseyi tanımıyorum ki hem dilenci hem peygamber olsun !!!

AŞAĞIDA BU TARİKAT HAKKINDA AYRINTILI AÇIKLAMALARI OKUYABİLİRSİNİZ…

RAEL: Sınırsız seks ve uzay tarikatı

Rael tarikatı, insanları yaratan uzaylıların 2035’de dünyaya geleceğini de savunuyor.
13 Aralık 1973’de henüz 28 yaşında genç bir rallici olan Claude Vorilhon gezmek için Fransa’nın Clermont Ferrand yakınlarındaki sönmüş Auvergne Yanardağı’na gider.

Birden bire parlak ışıklar saçan bir UFO, 10 metre yakınına iner ve içinden badem gözlü, uzun saçlı, kısa ve siyah sakallı bir uzaylı çıkar. Vorilhon’u uçan daireye bindirir.

Adının Elohim olduğunu söyleyen uzaylı, Vorilhon’a “İnsanlara sizin ve bizim ne olduğumuz gerçeğini söyleyeceksin” der. Şaşıran Vorilhon neden kendisinin seçildiğini sorar.

Onlar da şu ilginç yanıtı verir: “Fransa, demokrasinin doğduğu ve bütün dünyaca hür bir ülke olduğu unvanına sahiptir. Ayrıca, zeki ve her şeye açık bir bellekle bakan birine ihtiyacımız vardı. Her şeyden önemlisi de hür düşünceli ve dine karşı olmayan birini istiyorduk. Yahudi bir babadan ve Katolik bir anneden doğduğun için senin, dünya tarihinin iki önemli insan grubu arasında önemli bir bağ olduğunun kararına vardık. Bu nedenle seni seçtik.”

HER ŞEYE İZİN VERİLMELİ

Vorilhon ertesi gün yine aynı yere gelir. Bu sefer uzaylılar ona seçilmiş bir insan olarak neler yapması gerektiğini söyler. Rael tarikatı, uzaylıların insanları yarattığına inanan, 2000’li yılların başında Clonaid adlı şirket aracılığıyla insan klonladıklarını iddia eden, grup seks ayinleriyle gündeme gelen bir oluşum. İki yıl önce lüks bir oteldeki seks ayini görüntüleriyle gündeme gelen tarikatın lideri Claude Vorilhon, ‘dinlerine’ ait kuralları yazdığı kitabında ilginç emirler veriyor: “Biriyle veya birkaç kişiyle ne cinsiyette olursa olsunlar, şehvani veya cinsi deneyim etme arzusunu duyarsan, ötekiler razı oldukça, istediğin gibi davranabilirsin. Vücudunu ve böylece zihnini uyandırmak yolunda her şeye izin verilmektedir.”

75 BİN KADAR ÜYESİ VAR
Bugün 84 ülkede örgütlü 75 bin civarında üyesi bulunduğu tahmin edilen, dünyanın en sapkın tarikatı Rael’in lideri Claude Vorilhon, “Uzaylıların Verdiği Mesaj” kitabında müritlerine uzaylıların verdiği mesajları birbirinden çılgın emirler halinde sıralıyor. Kendisinin “Allah’sız bir dinin kurucusu” olduğunu söyleyip, dinlere, evliliğe, askerliğe karşı çıkıyor, sınırsız seksin gerekliliğini anlatıyor. Uzaylılar tarafından “haberci” anlamına gelen “Rael” unvanını aldığını söyleyen Vorilhon, en geç 2035 yılında gerçekte insanları yarattığını öne sürdüğü uzaylıların dünyaya hâkim olacağını iddia ediyor. Bu tarihe kadar tarikatının bir elçilik binası yapması gerektiğini savunuyor. Uzaylılar ona uçan daire şeklindeki elçilik binasını öncelikle İsrail’de kurması gerektiğini söylemişler. Eğer İsrail reddederse uzaylıların geleceği ve dünyayı yöneteceği elçilik binası Filistin, Mısır ya da Türkiye gibi İsrail’e yakın bir ülkede kurulacakmış!

HEDEFTE TÜRKİYE VAR
Müritlerinin kendisine “dinlerin dininin peygamberi” diye inandığı Vorilhon’un emirleri doğrultusunda Rael tarikatı Türkiye’yi kendisine hedef seçti. İlk olarak 2004 yılında Taksim’de beş yıldızlı bir otelde ilk toplantılarını gerçekleştiren tarikatın Türkiye liderliğine de Suat Sular adında farmakolog olduğunu söyleyen, 22 dil bildiğini iddia eden, tıpkı tarikatın lideri gibi eski rallici olan biri atandı. 61 yaşındaki Suat Sular, Endonezya’da Java Adası’nda bir dönem uzaylılarla randevulaşıp görüşme yapacağını da öne sürmüştü. Sular, o tarihte tarikatın Türkiye’ye gelişini uzaylıların Fırat havzasına olan ilgileriyle açıklamıştı. Tarikatın Ortadoğu Temsilcisi Leon Mellul ve ekibinin de katıldığı toplantılara Türklerin katılımı sağlanmaya çalışıldı. Rael tarikatı, 2004 yılında ortaya çıkan skandal görüntülerle Türkiye’de zor günler yaşamaya başladı. Çünkü uzay ve seks tarikatı Rael üyeleri müzik eşliğinde soyunuyor, öpüşüyorlar, tarikatın bir ritüeli olan “seks ayinini” gerçekleştiriyorlardı. O tarihten itibaren tarikat faaliyetlerini daha bir gizli yapma yolunu seçti. Çünkü gerek Türk devletinden, gerekse de toplumdan büyük tepki görmüşlerdi. Bugün Rael tarikatıyla artık bir ilişkisi kalmadığını söyleyen Suat Sular, o dönem içinde yasal soruşturma geçirip yargılandığını söylüyor. Hatta kendisinin de aktif biçimde içinde yer alarak Rael tarikatına darbe vurulduğunu savunuyor. Ancak Sular, o dönem tarikatın amaçları ve çalışmalarıyla ilgili verdiği bilgilerin aksine, Rael içinde Türk olmadığını iddia ediyor bugün. Daha iki yıl önce yapılan toplantılara katılan ne kimseyi hatırlıyor, ne de bilgisini veriyor. Ancak Rael tarikatı liderinin yazdığı, tarikatın üyelerince dağıtılan kitapta “Türkiye Raelien Hareketi” adlı bölümdeki adres Suat Sular’a ait.

‘SADECE TERCÜME ETTİM’
SABAH’ın sorularını yanıtlayan Suat Sular, tarikatla ilgili çarpıcı iddialarda bulunuyor: “Ben onların kitaplarını tercüme ettim, paramı almak için birkaç kez merkezine gittim.

Ben bunlar düzgün bir kuruluşsa çalışayım dedim. Ama baktım ki bunlar düzgün insan değil. Abuk sabuk insanlar. Çok büyük bir sömürü var. Sizin çok paranız varsa, sizi göklere çıkarırlar, sonra paranızı alırlar, tekme vururlar.” Sular, bugün Rael tarikatının Türkiye’de faaliyetleri olmadığını söylüyor ancak tarikatın resmi internet sitesinde Türkiye de örgütlenilen ülkeler arasında yer alıyor. Hatta tarikatın Türkçe resmi internet sitesi bile mevcut. Bu arada Suat Sular, tarikatla ilişkisinin yalnızca bir kitap çevirisinden ibaret olduğunu söylüyor ve ekliyor:. “Ben sadece onların kitaplarını tercüme ettim. Tercüme paralarımı bile vermediler. Onları dava edecektim.” Hıristiyanlığın bittiğini savunan Rael lideri, İsrail ve Yahudilere karşı daha bir ılımlı. Çünkü Yahudilerin İsrail’e dönüşleriyle altın çağın başladığına inanıyor.

‘YARATICI 2035’TE GELİYOR’
Uzaylıların bir gün geleceği ve kendisinden yapmalarını istediği elçilik binasını da zaten İsrail’de tasarlıyor. Ancak İsrail devleti 1990’lı yıların başından bu yana tarikatın bu talebine olumsuz yanıt veriyor. Vorilhon uzaylıların bu duruma kızdıklarını şu sözleriyle anlatıyor: “Elçiliğimizin hükümetin vereceği bir toprak parçası üzerinde İsrail’de yapılmasını arzu ederiz, kabul etmezlerse başka ülkeye kurabilirsin ve İsrail’e elçimizi tanımadığı için yeni bir ceza verilecektir.” Uzaylıların kendisine “Sen, dinlerin dini peygamberisin” dediğini öne süren Vorilhon’un tarikatında “şehvani eğitim” adı altında da kurallar bulunuyor. “Vücudundan veya çıplaklığından hiçbir zaman ayıplık duymayacaksın ki onlara verilen görünüşten utanç duyanlardan yaratıcılarımızı daha hiçbir şey gücendiremez” diyen tarikatın lideri, sınırları kaldırıp kadın üyelere evlenmeden çocuk yapmalarını öğütlüyor. Evliliği reddeden tarikat, üyelerine ülkelerinde askerlik yapmamaları emri de veriyor! Tarikatın lideri en geç 2035 yılında yaratıcı olarak kabul ettikleri Elohim’in dünyaya geleceğini ve beraberinde Musa, İsa, Buda ve İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’i de getireceğini öne sürüyor.

Taksim’de seks ayini Liderliğini Claude Vorilhon’un yaptığı tarikatın aralarında Türklerin de bulunduğu müritlerinin, 2004’ün ekim ayında Taksim’de bir otelde yaptıkları ‘ayin’ görüntüleri, gündemi uzun süre meşgul etmişti.

Seks işçileri için organizasyon TARİKATIN “Rael’s Girls” isimli bir organizasyonu daha bulunuyor. Açık alanlarda özellikle çıplak kadınların bir araya geldiği bu organizasyonlar seks işçisi kadınlara yönelik.

Bu organizasyonun amacı seks endüstrisinin bir parçası olmak isteyenlerin ön yargısız bir şekilde bu görüşlerini paylaşmasını sağlamak olarak açıklanıyor. Tarikat bu yapı için, “Bizim istediğimiz insanların seçtikleri hayattan dolayı suçluluk duymamalarını sağlamak. Tanrı yok, suçluluk yok. Biz macerayı, başarıyı, zevki, affediciliği, umudu, barışı tecrübe etmeye başkalarının bizi yargıladığı duygusunu yaşamadan tecrübe etmek istiyoruz” diyerek, seks endüstrisindeki kadınları bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Tarikat internet sitesinde, “Eğer bizler cinselliği sadece evlilik içinde sınırlandırırsak insanları farkındalıklarını sınırlar aynı zamanda gelişmelerini önleriz. Cinselliklerini özgürce yaşamak isteyenlere bu hak verilmeli ve insan vücudunun kirli sırları olmadığını anlatmalıyız” deniliyor. Burada yaptıkları propaganda ise, “Rael kızları ya seks işindeler ya da onları destekliyorlar. Bu işi yapanları ve bu işe para verip katılan kişileri de destekliyoruz. Ayrıca seks-shop, striptiz kulübü gibi yerleri de destekliyoruz” şeklinde.

Bebek klonladık dediler, gizlediler
RAEL tarikatının Clonaid adlı şirketi aracılığıyla gizli biçimde insan klonlama faaliyetleri yaptıkları iddiaları var. Şirketin başkanı Brigitte Boisselier 1993 yılında insan klonlamak için araştırmalar yapmayı kabul ettiği ve Rael tarikatıyla ilişki içinde olduğu ortaya çıkınca 12 yıldır çalıştığı Air Liquide şirketinden atılmış. Daha sonra ABD’ye giden Boisselier burada da Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (American Food and Drug Administration -FDA) tarafından “tehlikeli” ilan edilmiş ve ABD topraklarında araştırma yapması yasaklanmış. Tarikat 26 Aralık 2002 günü klonlanan ilk bebeğin doğduğunu iddia etmişti. Kimliği açıklanmayan 30 yaşındaki bir kadının bağışladığı DNA’dan kopyalanıp aynı kadının doğurduğu bebeğe Havva adı konulmuştu. Bazı uzmanlar, doğan bebeğin klonlandığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını savunmuştu. Tarikatın klonlama yapmak isteyenlerden ilk aşamada 200 bin dolar talep ettiği de biliniyor

Türkiye’de beş yıldır faaliyet halindeyiz
LEON Mellul Rael tarikatının Ortadoğu Temsilcisi. Türkiye’de Rael tarikatının faaliyetlerinin tepesindeki isim. İstanbul’da olaylı seks ayininde o da vardı. Bu toplantıları yöneten isim olarak dikkat çekti. Mellul, SABAH’ın sorularını yanıtlayarak, Rael’in Türkiye planlarını anlattı. Mellul, televizyonlara yansıyan seks içerikli tarikatın ayin görüntüleriyle ilgili olarak “Star TV bizim toplantımıza felsefemizle ilgiliymiş gibi görünen bir ajan gönderdi. Bu genç kadının gizli bir kamerası vardı ve bazı şehvet uyandıran görüntülerin yer aldığı şovları kaydetti. Fakat bu hiçbir şekilde törensel ya da cinsellikle ilgili değildi. Biz onları Türk avukatımız aracılığıyla mahkemeye verdik. Hakaret ve küçük düşürmeden dolayı 5 bin YTL manevi tazminat istediğimiz davayı kaybettiler”dedi. Mellul, tarikatlarının cinsellikle ilgili yaklaşımına ilişkin de şunları söylüyor:

‘SEKS MECBURİ DEĞİL’
“Raelianların cinselliğe bakışı şu şekildedir: Kimse kimseye ait değildir. Bu yetişkinlerin karşılıklı saygı çerçevesinde cinselliklerini paylaşabileceklerine karar verebilmeleri anlamına geliyor. Fakat bu bir tercih bir mecburiyet değil hiç kimse için.” Leon Mellul, Türkiye’de beş yıldır faaliyette olduklarını belirtirken, sözü Atatürk’e getirerek, “Atatürk’ün şerefine Türkiye’de ateizmi savunan bir ekip oluşturmak istiyoruz” açıklamasını yapıyor. Dünyayı yarattığına inandıkları uzaylı Elohim’in mesajlarını Türkiye’de de yayma isteklerini şöyle ifade ediyor: “Türkiye’deki etkinliklerimiz diğer bütün ülkelerde olduğu gibi Elohim’in mesajını yaymak ve bu konuda bilgi vermek. Elohim Müslümanlar için Allah anlamına gelen kelime olan Eloha’nın çoğul halidir ki bu da gökyüzünden gelenler anlamına gelir.”

TÜRKİYE’DEN KORKUYOR
Türk üyelerinin isimlerini güvenlik gereği veremeyeceklerini kaydeden Leon Mellul, Türk üyelerinin gittikçe büyüdüğünü söylüyor. Mellul, “Türk insanları akıllı ve biz onlardan büyük bir geri dönüş alıyoruz. Buradaki üyelerimiz her yerde olduğu gibi çoğalıyor” diye konuşuyor. Bu arada fotoğrafını almayı rica ettiğimiz Mellul, Türkiye’deki rejimin Müslüman olduğunu kendisinin ve Türk üyelerini bu nedenle korumak zorunda olduklarını öne sürüyor: “Size herhangi bir fotoğraf göndermesem daha iyi olur, çünkü orada Müslüman bir rejim var ve bunun benim için daha güvenli olduğunu düşünüyorum. Kendimi korumak istiyorum aynı zamanda oradaki grubumuzdaki insanları korumak istiyorum.”

http://sonkorsan.blogcu.com/raeilan-rael-raelyan-tarikati-sifresi/5755833

Barış dostumuzun aktarımlarıyla, Sevgiler

Yaşam Öyküsünün Silinmesi

Castaneda Don Juan’ın soyağacını çıkarmak amacı ile bir çizelge hazırlamıştır. Bu çizelgeyi doldurmak için Don Juan’a babasının adını sorar. Don Juan ona baba derdim der. Annesinin adını sorar, ona anne derdim hep der. Castaneda Don Juan’ın soyağacını anlamadığını düşünür ve açıklamaya girişir. Don Juan “zamanını bu saçmalıklara yele verme” der. Bu sözleri Don Juan’ın ahmak olduğunu düşündüğü sırada aslında kendisinin ahmak olduğunu düşündürür.

Don Juan “benim kişisel bir yaşam öyküm, kişisel bir tarihim yok. Bir gün yaşam öyküme gereksinimim olmadığını anladım ve fırlatıp attım onu” der.

Castaneda “İnsan nasıl yaşam öyküsünü bir yana atar?” diye sorar. Don Juan “İnsanın önce onu bir yere fırlatıp atma isteğini duyması gerekir. Sonra azar azar uyumlu bir biçimde kesip atmaya çalışmalıdır onu.” der.

Castaneda “Sen bir Yaquisin bunu değiştiremezsin ki” dediğinde, Don Juan nereden biliyorsun diye sorar. Castaneda “kesin olarak bilemem ancak sen biliyorsun, zaten yaşam öyküsü böyle oluşmuyor mu?” diye sorar. Don Juan “benim yaqui olduğumu yada olmadığımı bilmem bunu yaşam öyküsü yapmaz ki, ancak bunu başka bir kimse de bildiği zaman yaşam öyküsü olur, hiç kimse bunu kesin olarak bilemez” der.

Sonra Don Juan Castanedaya babasının onun hakkında ne düşündüğünü anımasamasını söyler. “Senin baban sana değin her şeyi bilir, yani seni biçimlendirmiştir zihninde. Kim olduğunu, ne yaptığını bilir, onun sana değin kanılarını değiştirebilecek bir güç yoktur dünyada. Seni tanıyan herkesin sana dair bir fikre sahip ve sen de edimlerini o fikirleri destekliyorsun der. Anne babana, arkadaşlarına yaptığın her şeyi anlatarak yaşam öykünü habire yenileyip durmak zorundasın. Yaşam öykün yoksa kimseye verecek hesabın da olmaz. Kimse senin eylemlerine kızamaz, kimse edimlerinden dolayı düş kırıklığına uğramaz, kimse seni düşünceleri ile tutsak edemez. En iyisi yaşam öykünü silmektir. Başkalarının bizleri tökezleten düşüncelerinden özgür kılacaktır bizi bu. Ben azar azar kendi çevremde ve yaşamımın çevresinde bir sis tabakası yarattım. Şimdi hiç kimse benim kim olduğumu yada ne yaptığımı kesin olarak bilemez. Azar azar çevrede bir sis tabakası yaratmalısın, her bir şey kesinliğini yitirene dek. Hiç bir şeyin belirli ve gerçek olmadığı kerteye kadar. Senin şu andaki sorunun senin fazlaca açık olmanda yatıyor. Çabaların apaçık, sorunun fazlaca açık. Herşeye kesin gözü ile bakmayı bırak. Senin kendini silmeye başlaman gerek”

Castaneda “Ben sır saklayamam ki” dediğinde Don Juan “Değiş o zaman” diye yanıtlar.

“Anlamaya çalış, iki seçenek var. Ya her bir şeye gerçek ve kesin diye bakarız yada öyle bakmayız. Birinci yolu tutarsak kendimizden de dünyadan da tat alamaz sıkıntıdan patlarız. İkinci yolu tutar yaşam öykümüzü silersek bir sis yaratırız çevremizde, tavşanın nereden çıkıvereceğini kimselerin, kendimizin bile bilemeyeceği coşkulu ve gizemli bir durum yaratırız. Hiçbir şeyin kesin olmaması durumunda uyanık kalırız, sürekli tetikte oluruz. Tavşanın hangi çalılığın ardında saklandığını bilmemek herseyi biliyormuşcasına davranmaktan çok daha coşturucudur.

Ixtılan Yolculuğu

“İmkansız şeylere inanmak mümkün değildir (dedi Alice)
Bana kalırsa sen bu konuda fazla alıştırma yapmamışın (dedi kraliçe) Benim bazı bazı, kahvaltıdan önce, altı tane imkansız şeye birden inandığım olmuştur.”

L.Carroll

Utanmak.

Merhaba Sonsuz US. Yeni üyeyim ve tesadüfen keşfettim burayı. Düşünen ve sorgulayan herkese saygımı iletiyorum.

İnsan, varoluşundan beri şiddetin kontrolsüzlüğünü ve hata çoğu durumlarda bundan haz alma sadistliğini sergilemiş, varoluşunda bulunan ve ulaşması gereken potasiyel güçlerinin şiddetin ötesinde olduğunu kavrayamamış (şanslı bir kaç düşünürü unutmayarak. Bu atık yığınların içinde ‘bir kaç’ ifadesiyle onlara işaret etmek oldukça üzücü) eğitim almış olmasına, uygarlıklar ve medeniyetler yaratıp sürekli dönüşmesine rağmen içsel dengesini kurmak adına hiç bir zaman gerekli özveriyi göstermemiş, son derece aptal ve bu anlamda bir koala’yı andıran düşünsel hareketsizliğiyle son derece konformist yığınlar şeklinde yaşayarak yarattığı karmaşanın ve yıkıcılığın, kendi yarısı olan, bir parçası ve tamamlayanı da olan KADIN’a karşı şiddet göstererek zayıflığını ve acizliğini deşifre eden ‘erkek’ cinsiyle, akıl dışı davranışın örneği olmayı başarmıştır.

Bugün, tekrar hatırlatmış ve bu konuda düşündürmüş olan kadın ve şiddet olgusunu dillendiren tüm kadınlardan insan olarak özürdiliyorum.

Kimi kadınlar var ki asla değer ve ilgi alanımı kapsamazlar, çünkü onlar erkeğin iktidarının sağlayıcılarıdırlar. Onlar ataerkil dengesizliğin üzerlerinden devam ettiği sinik ve boyun eğmiş kadınlardır. Onlardan özür dilemiyorum ve bu suçluluk duygusundan onlara pay vermiyorum. Çok iyi gözlemlersek bu ifade bile bir dışlama içerdiği için bir çeşit şiddettir ama bu şiddettin pisişik köklerinin göstergesi olabilir. Fiziksel anlamda dışavurulan ve AKIL gibi üstün bir yeteneği olumsuzlayan şiddettin kaynağı da olabilir. Ancak bu endüstri toplumunun deforme ettiği insan psikolojisi şiddetten asla kurtulamayacak. Çünkü o SAHİP OLMA hırsının tuzağına düşmüş içler acısı bir canlıdır. Ona çıkarlarının gerektirdiği bir yaşam verin, ona para, şöhret, saygınlık ve yönetebileceği alanlar tanıyın, göreceksiniz ki sadece elde ettiklerinin pasifize ettiği edilgin bir canlı olmuş. İlişkilerinde daha kibar davranan biri olduğuna aldanmayın bu sefer de umursamazlık ve keyif düşkünlüğü yakasına yapışmıştır.

İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür ve bu yıkım tüm hızıyla kitleler halinde artmaya başlamıştır. Modrenizmin ve sonrasında ki post modernizmin oyun hamuru olmayı başarmış ve içeriğinde şiddet barındıran adaletsiz bir dünya düzenini, AKIL taşımasına rağmen yeryüzüne getirmiştir. UTANIYORUM..

Hayatın tahta üzerindeki yansıması: GO

Mehmet Emin BARSBEY
Türkiye Go Oyuncuları Derneği İstanbul Temsilcisi“Sadece bir oyun” diyerek,
Başladılar oynamaya…
Evet, dün başlamışlardı…Bu eski Japon senaryosuna konu olan ve günlerce bitmek bilmeyen oyunun adı Go. Uzak Doğu’nun bu kadim zeka oyunu, bir eğlence olmaktan öte bir şey. Hiç çekinmeden söyleyecek olursak: Hayatın yansıması…
Go ve hayat arasında yapılan analoji eski zamanlara kadar uzanır. Rivayete göre, oğlunun zekasını geliştirmek isteyen Çin İmparatoru Yao (MÖ 2357-2255 ) oyunu icat etmiştir. Ancak oyun zaman içinde kökleşir. 1200’lere geldiğimizde Go, Çin’de müzik, resim ve kaligrafiyle birlikte kültürlü bir bireyden beklenen Dört Temel Beceri’den biri sayılır. Go sadece seçkinlerin nazik dünyasıyla sınırlı kalmaz. Meşhur savaş stratejisi uzmanı Sun Tzu tarafından kurulan “Karanlık Strateji Okulu” ve Çin devletinin diğer savaş sanatı ustaları tarafından oyun özendirilir ve desteklenir.

Uzak Doğu tarihinde yoğun olarak Go oynayan bir başka topluluk ise rahiplerdir. Go oynayan bir rahip ile oynamayan bir rahip arasındaki anlayış farkı, veciz öykülere dahi konu olabilir:

“İki rahip, sağanak yağmurun eşliğinde, çamurlu bir yolda yürümekteydi. Köşeyi dönünce, ipekten bir kimono giymiş güzel bir kız gördüler. Kız, bir su birikintisini geçemiyordu. Rahiplerden biri kızı çağırdı ve elleriyle çamurlu yolun karşısına kadar taşıdı. Diğer rahip, gece kalacakları tapınağa dönene dek ağzını açmadı. En sonunda, tapınağa geldiklerinde kendisini tutamayıp kızı taşıyan rahibe şu soruyu sordu:
— Biz rahipler kadınlara çok yaklaşmayız, dedi. Bunun tehlikeli olduğunu biliyorsun, neden öyle bir şey yaptın?
— Ben kızı yolda bıraktım, dedi birinci rahip; Sen onu hala taşıyor musun?”

Go’ya hem savaşçıların hem de rahiplerin ilgi göstermesi bir çelişki gibi görülebilir. Zira bu oyun hem savaşçıların keskin dünyasına hem de rahiplerin mistik dünyasına nasıl seslenebilmiştir? Bir takım hesaplamalardan ibaret olması beklenen bir zeka oyunu için bu kadarı fazla değil mi? Go’yla yeni tanışanların aşmaya çalıştığı bu çelişkiyi anlatmak için oyunla ilgili bir bilgi vermek isterim: Hesaplamalara göre evrende 9.3×10 üzeri 567 adet farklı Go oyunu oynanabilir. Evrendeki toplam proton sayısının 10 üzeri 90 olduğunu ekleyecek olursak bahsedilen sayının büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Oyundaki ihtimallerin devasalığından dolayı, Go sadece zekayla baş edilebilir bir şey değildir. Bu sebeple en güçlü bilgisayar bile en düşük seviyeli profesyonel oyuncuyu yenmekten fazlasıyla uzaktır.

SEZGİNİN PEŞİNDE

Yine soracak olursak, bu oyunu daha iyi oynayabilmek için ihtiyacımız olan nedir? Bu sorunun tam bir yanıtı henüz verilememiş olsa bile ilk akla gelen cevap “sezgi”dir ve mümkünse sezginin yanında “kontrol”, “sabır” ve “denge”… Bu durumda Go, insan aklına hitap ettiği gibi ruhuna da hitap ediyor. Oyunda ilerledikçe kaçınılmaz bir şekilde ruhunuz, aklınız ve karakteriniz de taşlarla birlikte tahtaya yansımaya başlıyor. Şu Go deyişine kulak verin lütfen: “Zaman geçtikçe tahta oyuncuların zihninin aynası haline gelir. Bir usta öğrencisinin oyununu yorumlarken, onun nerede hırsına yenik düştüğünü, nerede yorulduğunu, nerede aptallık yaptığını ve nerede hizmetçinin ikramıyla dikkatinin dağıldığını söyleyebilir.”

Amacınız Go oynamaksa her şeyinizle tahtaya oturmalısınız. Kibriniz, hırsınız ve korkularınız tahtadan size yansıyacaktır. Bu da ister istemez sizi bunları gözden geçirmeye itecektir. Tıpkı her hamlede oyunun yeniden kurulması gibi, her oyunun sonunda da başka bir insan olarak gerçek dünyaya dönebilirsiniz. Belki bazen günler sonra…

Not: Harika bir takdim olmuş, eline sağlık Mehmet arkadaşım. Yakın gelecekteki oyunuma selam olsun 🙂 Ey anneler babalar, çocuğunuza hale GO öğrenmesi için önderlik etmediniz mi?

Suç Duyurusu

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER’E SUÇ DUYURUSU 

 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 26 Ekim 2009 tarihinde yayınladığı GDO Yönetmeliği, 20 Kasım 2009 tarihli yeni bir Yönetmelik ile değiştirilerek, GDO’lar ve GDO’lu ürünlerin 1.3.2010 tarihine kadar, hiçbir kontrole ve risk değerlendirmesine tabi tutulmadan serbestçe Türkiye’ye girmesine izin verilmiştir.   Gümrüklerde bekletilen ve daha sonra da gelecek olan GDO’ların, firmaların baskısı ile 1 Mart 2010 tarihine kadar hiçbir kontrole ve risk değerlendirmesine tabi tutulmadan serbestçe Türkiye’ye girmesine izin vererek tüketici sağlığını ve ülke yararını hiçe sayan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında 24 Kasım 2009 salı günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ( Adliye Sarayı / Sıhhiye) Derneğimiz tarafından SUÇ DUYURUSUNDA bulunulacaktır.

   Suç duyurusuna ilişkin başvuru dilekçesinin Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmesinin ardından saat 11:30’da Adliye Sarayının Sıhhiye tarafına bakan giriş kapısı önünde kitlesel bir Basın Toplantısı yapılacaktır.   24 Kasım 2009 Salı günü, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapacağımız suç duyurusunun ardından saat 11:30’da yapacağımız Basın Toplantımıza katılımını bekliyoruz.
Saygılarımızla,

Turhan ÇAKAR
Genel Başkan
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

Not: Sigara gitti bütün dertler bitti diyen/dedirten’lere ithaf olunur.