Uzungöl ve Ayder

Şimdilik üstümde bir kekemelik durumu var, insan alışıldık güzelliklerin üstüne çıkınce böyle oluyor demek ki. Bilahare normale dönünce sanırım duygu ve izlenimlerimi yazacağım.

Uzungölün ruhu coşturan neşe veren bir enerjisi var, insan durduk yerde kahkaha atmak istiyor. Ayder ise daha gizemli hatta sislerden oluşan canavarlar insanı biraz irkiltiyor. Sadece sis de değil, ırmağın coşkulu bir gürültü ile akışı da insanı biraz sarsıyor. Şu an kalörifer yaktırma ihtiyacı duyduk otelin içinde, ısı kaçtır bilmiyorum, hangi yönümüz üşüdü onu da bilmiyorum. Buraları gördükten sonra laz arkadaşlarımda her daim gördüğüm memleket hasreti ve mutsuzluk durumunu iyi anladım, insan dünyanın en güzel yerini geride bırakırsa evet galiba hasret çekmesi daha yoğun olur.

Dün gece Uzungölde seyrettiğimiz horonlar, folklör gösterileri ve seçme laz türkülerinden öylesine mest oldum ki, en kısa zamanda horon dersi almak için yoğun bir istek duyuyorum.

KUŞLARA KUŞKULU SORULAR

I.Kelaynak

yalın ayak
başı kabak
kelaynak
aynaya en son kim bakacak

II.Hakkerim

kadılar müftüler gördün
hakemdir
hakimlere sordun
kuş oldun diyar uçtun
hakkın “kerim”de olduğunu
ner’de gördün

III.Muhabbet

ömür şeysin muhabbet kuşu
ayırt etmezsin adamın hasını, posasını
neler konuşursun neler
nereden bulursun bunca lakırdıyı
has mısın haspa mısın, anlayamadık
muhabbet olsun diye maksadın,
bizimle kafa mı bulursun

bir şey anlatmaksa derdin,
çok beklersin muhabbet ola
nerede bizde kuşdilini öğrenecek o kafa

IV.Papağan

seni gidi dalkavuk kuş
yaranacağını mı sandın bize
birde çatlatırcasına öğrendin dilimizi
boşuna uğraşma çözemezsin halimizi
sen yarım,
biz yamalak
ahmak kim,
erdem hangimizde
kim,
kimin içinde

V.Gönül

kimin kuşu kondu gönlüne,
sevdiğin mi
seni seven mi dediler
benim kuşum uçuyor mu hala,
kondu mu birine
kim kimdir,
kaç kuş besler gönlünde
o kuşlar neden uçar,
iklimden iklime

kuş dediler aldırmadılar,
boka kondun kurtarmadılar
on’ca haltı yedin mutlu musun,
sorması ayıp,
sahi sen kuş musun

VI.Bülbül

/gibi/ konuşmak
kimine kolaydır
zora gelince
seni hep dört duvar arasında görünce
özgürlük türkülerini ilk sen yazdın,
vuslat şiirlerin bizden önce

duvarın önü mü,
arkası mı,
bu meseleye gelince
sen bülbül olabilir miydin,
çile çekmeyince

önüyle arkası birdir duvarın,
içindeki bülbül ötmeyince

VII.kartal
sen kartalsın,
kartalsın ya uçarsın yüksekten
pençelerin bulutlarda bilenir
gözlerin baktı mı,
ikiye böler adamı
güçlüler malum o sensin
diğerleri kanatlarının altında,
affedersin

dedik ya sen kartalsın,
karıncayla hiçbir işin olmaz
o alt tarafı yerde bir karınca
sor bakalım karıncaya
zerrecik cüssesiyle niye çalışır,
gün boyunca

dedik ya sen kartalsın
kartal olmanın bedelini
gün gelir karıncaya ödersin

nevzat kırkpınar

98/Bitmeyen Şiirler: kendiyle konuşmalara kulak misafiri olmak

Turist Gözüyle Türkiye

Bir tur şirketi tarafından Alman turistler arasında yapılan ankette, Türkiye denince akla ilk gelenin “tatil” olduğu belirlendi.

 Anket sonuçlarında, Alman turistlerin Türkiye denince akıllarına ilk gelenin “tatil” olduğunun ortaya çıktığını vurgulayan Yavuz, bunu sırasıyla “misafirperverlik”, “döner”, “halk pazarı” ve “hamam”ın izlediğini belirtti.

Halk pazarlarının turistler için Türkiye’yi çağrıştıran çok önemli bir farklılık olduğunu, hemen hemen hiçbir Akdeniz ülkesinde olmayan halk ve semt pazarlarının turistler için Türkiye’ye öz bir zenginlik olarak görüldüğünü ifade eden Yavuz, anketin dikkati çekici bir başka sonucunun da, camiler olduğunu kaydetti. Her turistin mutlaka ziyaret ettiği camilerin Türkiye denince akla gelen özellikler arasında altıncı sırada yer aldığına işaret eden Yavuz, “anket, Türkiye’nin önemli sembollerinden birinin de tarihi ve modern camiler olduğunu ortaya koydu” dedi.

Değerlendirmenin en önemli sonuçlarından birinin de, İstanbul’un marka şehir olarak seçilmesi olduğunu bildiren Recep Yavuz, “İstanbul, Avrupalının gözünde bir marka şehir olarak tarihten gelen kültürel mirası ile hafızalarda yer alıyor. Türkiye’de en çok tanınan kişi ise Atatürk. Tarkan ve Orhan Pamuk da en çok tanınan bilinen kişiler arasında bulunuyor” diye konuştu.

Yavuz, ’Yüzde 100 Güneş Garantisi’ sloganı ile yurt dışında nam salan Türkiye’nin en önemli ayrıcalıklarından birinin de güneş ve deniz olduğunu vurgulayan turistlerin, Türkiye’de en çok bilinenleri de kültür, tarih, her şey dahil, Türk kahvesi, Pamukkale, lokum ve Türk Mutfağı olarak sıraladığını kaydetti.

-DOLMUŞ VE TÜRKİYE-

 

Değerlendirmenin en önemli bölümlerinden birinin de turistlerin önerisi ile bilinenler listesine dahil olan ve 18. sırada yer alan “dolmuş” olduğunu ifade eden Yavuz, şunları söyledi: ” Türkiye’deki dolmuş yolculuğu dünyanın hiç bir yerinde görülemeyecek kadar neşeli, eğlenceli ve hesaplı bir yolculuk olarak görülmekte. Ayrıca döner, Almanlar arasında Türk kahvesinden daha çok biliniyor. (Milliyet)

İhtiyaç duyulan çılgınlık…

Sevgim bir humma,
Hastalığım iyileştirilemez,
Mantığımı geride bıraktım.
Çılgınlıkla hep sürecek bir rahatsızlık içinde
Düşünçelerim, sözlerim hep delilerinki gibi
Gerçekle alakası yok beyhude hepsi…
shakespeare

Tıp bilimi bin yıldır aşkın bir hastalık olduğunu kabul etmektedir. Modern bilim teorilerini de göz önünde bulundurduğumuzda aslında bu tür bir yaklaşım uygun düşmektedir. Aşkın bir tür hastalık olduğunu düşünmek bize niye aşık olduğumuz ve aşkı neden, hissettiğimiz biçimiyle hissettiğimiz hakkında çok önemli ipuçları sunabilir.
Hastalık benzetmesinin çok aydınlatıcı bir temele dayandığı söylenmektedir. Eğer gerisinde yatan ince mantığı izlersek şu gibi sorulara cevap verebiliriz.
Erkekler niçin kadınlara nazaran daha sık aşık olurlar?
Neden kadınlar erkeklere oranla aşkla daha derinden esir olurlar?
Neden bütün aşıklar eşlerini en azından belirli bir süre boyunca güzel görürler ( gerçekte nasıl göründüklerine aldırmadan)
Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
Neden insanın kalbinin kırılması bu kadar acı verir?
Ve neden vahşi, tutkulu aşklar çok kısa ömürlü olur?
Ve siz, aşkın bir tür hastalık olduğu fikrine katılıyormusunuz?

                                                            Frank Tallis

Bu sorulara ne gibi cevaplar verirdiniz?