Şaman

“Şaman Sibirya’daki Tunguz halkının dilinden gelen bir sözcüktür ve antropologlar tarafından batılı olmayan kültürlerdeki daha önce “büyücü”, “büyücü hekim”, “sihirbaz” gibi terimlerle tanınan çeşitli kişilere geniş ölçüde uyarlanmıştır. Ayrıca her büyücü hekim bir şaman değildir.

Bir şaman bilgi ve güç edinmek ve başka insanlara yardım etmek için normalde gizli olan bir gerçeklikle temasa geçmek ve onu kullanmak için -kendi iradesiyle- bir değiştirilmiş bilinç durumuna giren adam ya da kadındır.” Der Michael Harner.

Şamanizm konusunda derin araştırmalarıyla bu konuda nerdeyse tek otorite gibi görünen Eliade ise bu konuya şöyle bir açıklamayla başlar:

“Elbette şaman da aslında bir sihirbaz ve bir otacıdır; bütün hekimler gibi onun da hastalıkları sağalttığına, ilkel  ve çağdaş bütün sihirbazlar gibi “fakirsel” mucizeler gösterdiğine inanılır. Ama o, bunlardan başka ruhgüderdir de; ayrıca rahip, mistik ve ozan da olabilir. Bu karmaşık olayın ilk tanımı şöyle olmalıdır: şamanlık=esrime tekniği.

(sözlükte esrime; Sarhoş olma işi. Kendinden geçme)

O kendi ruhlarına egemendir; şu anlamda ki, insan olmakla birlikte, ölülerin, cinlerin ve ‘doğanın ruhlarının’ aleti olmaksızın onlarla iletişim kurmayı başarır.  Şaman büyük bir insan ruhu uzmanıdır; ruhu yalnız o görür; zira ruhun formunu ve yazgısını o bilir.”

…

Yazının Bütünü için tıklayınız

içgörü – V

Kan pıhtısı boyalı
“düş”-üş-lerimin parmaklıkları
boydan boya küfürler kaplı
duvarları.
(/ve eksik
(/-kendisinden bahsetmeyeceğim-
(/ve eksik olan şey,
(/eksik.)
üç beş maske-ucuzdan-
bir o kadar yanlış var-fazladan-
ellerimde, yaktığım canların kar payı
kanlar kaplı.
(/eksik olan şey.
(/-hayır! Bir erkek değil o!-)
düşler düşlüyorum ne zamandır
düşmesiz.
ve zamanlar, tik-taksız
sessizliksiz.
bir umut var cebimde
tek kullanımlık
tek bir an
tek bir mısra
için.
son yahut sonsuz.
(/-eksik olan şey!
(/off! bu böyle olmayacak)
hatadan dönmeden, hatayı düzeltmek
bir sarı noktayı silmek için
tuvali sapsarı boyamak
bir sözcükten, bir şiir yaratmak
gibi değil bu.
aşkı düşünüp gülümserken
aşığı düşünüp sövmek ne gibi ya?
diken batması gibi, dostun, toprağın üzerinde
ayağına.
(/off! eksik olan da,
(/çok fena eksik vallaha!)

Saygı ve sevgi

ANIN YANSIMALARI: Hayvanlar, bizlerin “konular” olarak adlandırdığımız süptil duyguları tetikleyen önemli aynalardır. Kedilerle ilgili ilk deneyimim 1980’in kışında başladı. Kendime sadece geçici olduğunu söylememe rağmen kurallara karşı gelerek onu evde tutmaya karar verdim. Ve böylece, Tigger ve ben aile olmuştuk.
Hemen yeni arkadaşımı evdeki “yasak alanlara” saygı duymasını öğrettim. Koltuklar, tezgâhlar ve buzdolabının tepesinden uzak durması gerekiyordu. Hepsinden önemlisi ben işteyken bütün dünyanın onu görmesi için cam içlerinde oturamazdı. Her gün eve geldiğimde onaylanmış bölgelerden birinde onu uyurken buluyordum. Gizli ilişkimizde her şey mükemmel yürüyordu.
Bir gün eve her zamankinden erken geldim. Dairemin kapısını açtığımda Tigger mutfak lavabosunun yanındaki tezgâhın üstündeki derin uykusundan uyandı-bu, kesinlikle yasak olarak belirlediğimiz alanlardan birisiydi. Hemen aşağı atladı, yataktaki yerine döndü ve benim ne yapacağımı beklemeye başladı. Meraklanmıştım: Bu bir kerelik bir olay mıydı yoksa her gün ben evden çıktıktan sonra olanların bir işareti miydi?
Kedisi olan arkadaşlarla konuştuğumda, kedisi olan herkesin zâten bildiği bir şeyi öğrendim: Bir kediyi eğitemezsin! İstisnalar olmakla beraber, kediler kedi gibi davranır. Yüksek yerleri severler ve en yükseklerine tırmanırlar-tezgâh üstleri, buzdolapları ve cam içleri gibi yasaklanmış alanlar olsa bile. Siz varken sizin kurallarınıza saygı duymakla beraber, yalnız kaldıklarında kediler kendi dünyalarını yönetirler.
Belki de tesadüfî olmayarak Tigger’la yaşadığım zor zamanlarda, işimdeki sıkıntılarla olan paralellik dikkatimi çekti. Hâttâ yöneticiliğini yaptığım kişiler bana Tigger’ın yaptığının aynısını yapıyorlardı. Projelerle ilgili talimatlarımı dinlemiyorlardı.
O akşam daireme girdiğimde Tigger gene mutfak tezgâhının üzerindeki yasak alandaydı. Ve bu defa bana baktığında yerinden bile kıpırdamadı. Çıldırmıştım!
Koltukta oturup bana neyin gösterildiğini düşünürken Tigger’ın kurallarıma karşı “saygısızlığı” ile iş arkadaşlarımın bana benzer gibi gelen davranışları arasındaki paralellik dikkatimi çekti. Aynı anda olmakla beraber birbiriyle bağlantısız gibi görünen deneyimler, hem Tigger hem de iş arkadaşlarım bana kendimle ilgili önemli bir şey göstermişlerdi.
Yaptıklarımız ve dünyada olanlar arasındaki ilişkiyi fark etmemizin ne kadar önemli olduğunu Asya’daki gizli kabileler üzerine yapılan antropolojik çalışmalardan anlayabiliriz.
İnançlarımızın anında başkalarıyla olan ilişkilerimize yansıdığını gördüğümüzde, aynalarımızın ilkini deneyimliyor oluruz; ve bu da anın aynasıdır. Ancak bazen anın aynası yaptıklarımızdan daha süptil bir şey-yaşamımızda yargıladıklarımızı-gösteriyor olabilir.
İlahi Matriks / The Divine Matrix-Gregg Braden / 2007

Başkalarınına oldukları gibi olmaları için izin verdiğimizde ve bunu hep yaptığımızda kendimize saygısızlık etmiş olmaz mıyız? Velev ki “ben ve başkaları” bir illizyon olsunlar, bunu yaşayacağım ana kadar bu illizyon gerçektir. O halde ben ve başkaları (!) arasında saygı dengesini iyi kurmalıyım; ne başkasını ne de kendimi küstürmeyeck orta yolların-parayla değil sırayla- bi formulünü bulabildiğim ölçüde huzurlu olacağım ve huzur vereceğim demektir.

Aklımda kalanlar

Yol boyunca çok güzel otellerde kalıyoruz (hiç birinde içki yok, neyse ki bu açıdan bi eksiklik hissetmiyorum). Uzungölde kaldığımız harika otelin duvarlarında çeşitli uluslara ait (çoğu anadoluya ait derviş sözleri) atasözleri ve özlü sözler var, otelin açık va kapalı alanlarına duvarlara çerçeve içine alınarak asılmış. Hepsi de çok güzeldi. Tam kapıdan çıkarken bi tanesi gözüme ilişti çok sevdim, belki bilmeyenler vardır, paylaşayım:

Aptalı sık sık affedersen ahlaksız olur.

Bu küçük ve sade deyiş hayatım içinde pek çok sahneyi gözümün önüne getirdi. Çok sevdiğim bir arkadaşım kişileri düzeltmeye ve sabırla onlara yanlışlarını anlatmaya çalışırken onu uyarırdım; senden yardım istemeyene hiç bir faydan dokunmaz, enerjini boşa tüketme, ancak kendini düzeltebilirsin sen derdim. O ise bu sözlerimi bencilce bulurdu; sen söyleme ben söylemeyeyim bu insanlar doğru (!) insan olmayı nerden öğrenecekler, en azından hatalı ve kaba davranışlarının farkına nasıl varacaklar derdi. Böylece üzerinde anlaşmaya varamadığımız bir konuydu bu fakat yukarıdaki özdeyiş sanırım biraz da olsa onu haklı çıkarıyor 🙂

Gerçi “sık sık affedersen” diyerek “hep affetme” seçeneğini dışlamış oluyor ve bu durumda beni de bir nebze haklı çıkarıyor galiba, ne dersiniz?

”Aşk” dedim…

”Sevmek” dedim.
“Yoluna ölmek” dedi..
“Yol” dedim..
“Alıp başını gitmek” dedi..
“Gitmek” dedim..
Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan ayrılmak” dedi..
“Dost” dedim..
Durdu.. Bana baktı… “Dost” diye mırıldandı..
“Yüreğime nasıl koysam bilemediğim” dedi..
“Yürek” dedim..
“Dünyaları içine sığdıramadığım” dedi..
“Dünya” dedim..
“Hayatın bir yüzü” dedi..
“Yüz” dedim..
“Ardında ne gizli bilemediğim” dedi..
“Giz” dedim..
“Hep çözmeye çalıştığım” dedi..
“Çalışmak” dedim..
“Bitmeyecek öykü” dedi..
“Öykü” dedim..
“Binlercesini içimde gizliyorum” dedi..
“Gizlemek” dedim..
“işte, her şeyin bitimi” dedi..
“şey” dedim.. “SEVDA” dedi..
“SEVDA” dedim..
“Peşinden koştuğum” dedi..
“Koşmak” dedim..
“Hayat, bir maraton” dedi..
“Hayat” dedim..
“Öyle kısa ki!” dedi..
“Niçin kısa?” diye sordum..
“Yaşanacak çok şey var, zaman yok” dedi..
“Yaşanması gereken ne var? ” diye sordum..
“Aşk” dedi. “Kaç kere?” diye sordum..
“Bin kere” dedi, “Milyon kere”
“Neden bir kere değil?” diye sordum..
“Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk” dedi..
“Önce ona varsan olmaz mı?” diye sordum..
“Keşke olsa” dedi, “Ama önce yoğrulmak gerek”
“Acı çekmek mi?” diye sordum..
“Evet, aşk acısında yok olmak” dedi..
“Yok olunca!” dedim..
“işte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın” dedi..
“Gerçek aşk!” dedim..
“Büyük o!” dedi..
Durdum… Durdum… Ve sustum!
“Neden sustun?” diye sordu.
“Yüreğim titredi sanki” dedim..
“Neden?” diye sordu..
“Bilmiyorum” dedim.. “Büyük O!”
“Evet” dedi, “Büyük O!”
“Nerede?” diye sordum..
“Her yerde” dedi..
“Nasıl?” diye sordum..
“Yüreğini aç” dedi..
“Yüreğimi açmak!” dedim..
“Bir tebessümle bak her şeye” dedi..
“Tebessüm” dedim..
“Her kapynyn anahtarı” dedi..
“Kapı” dedim..
“Girmeden bilemezsin” dedi..
“Ya korku!” dedim..
“Bilinmeyenden korkar insan” dedi..
“Ben bilmiyorum” dedim..
“Neyi?” diye sordu..
“Ben’i” dedim..
“Sen kimsin?” diye sordu..
“Ben kimim?” diye sordum..
“Sevgiyle beslenensin” dedi..
“Kimin sevgisiyle?” diye sordum..
“Büyük O’nun” dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
“Kimsin?” diye sordum..
“SEN’im” dedi…

Yazarını bilmiyorum. Bir yerlerden alıp kaydetmişim, sizlerle paylaşmak istedim.:)))