Ah Keşke Bir Zeytin Ağacı Olsaydım !

Keşke bir zeytin ağacı olsaydım. Ah evet keşke. .. Düşünseniz ya: tekâmülüm içinde; onlarca hayat dersi tek bir bedende, tek bir gövdede yapardım. Ülkemizde insan ömrünün ortalama 50 -60’ lar da olduğunu düşünürsek 2000 yıl gibi bir süre yaşayabilmek nasıl bir birikim, görmüş, geçirmişlik katardı bana. Ne çok iz bırakırdım geride, ne çok faydam dokunurdu, evrene.
Meyvelerim sofraları donatır, en keyifli ziyafetlerde iz bırakırdı. Çıkan çekirdeklerim tespih olur, umut olurdu. Kimisi zikir çeker, kimisi nara atardım eline alıp. Yağını çıkartıp meyvelerimin; besinleri korumak için ya da sabun yapıp arınmak için kullanırlardı. Bazılarının derdine derman olurdum. Bazılarının saçlarına, cildine sağlık; güzelliklerine güzellik katardım. Lambalarında ışık olurdum; karanlıklarını aydınlatan. Evleri, ocakları; ateş olur, ısıtırdım. Dallarımı budayıp; kaşık, tabak ve birçok başka eşya yaparlardı. Bedenlere, zihinlere, mekânlara sevgiyle ve kalpten kabul edilirdim. Meyvelerimden geriye kalan küspem, gübre olur; bereketine bereket katardı toprakların. Topraktan gelip, toprağa dönmek; bir olmak bu olsa gerek.
Her bir su tanesinin hafızasındakileri, 2000 yıl boyunca gördüğü, geçirdiği her şeyi ; bünyesinde , olabilecek en hayırlı şekle dönüştürüp ; yine bir o kadar hayırlı ve kusursuz bir hizmeti evrene veren bir zeytin ağacı olmak.
Yeniden doğuştur zeytin: Nuh peygamber tufanın bittiğini; yanında getirdiği bir güvercinin gagasında getirdiği bir zeytin dalından anladı. Sular çekildiğinde ayakta kalanların içinde yine bir zeytin ağacı vardı.
Bereketin adıdır Zeytin: Zeytin meyvesi çok uzun bir toprak demi,uzun ve meşakkatli bir çaba ve narin ,hassas bir sulama ve bakım sonucunda ve uygun iklim şartlarında yetişir. Bu nedenle Zeytin Üreticilerine ‘’Zeyyad’’ denir. Cenabı-hakkın güzel isimlerinden biride El Zeyyad ‘dır. Aslında, salt anlamında ‘’zeyyad ‘,ziyade yapan, artıran, bereketlendiren demektir.
Bilginin ta kendisidir: Havva ile cennetten yeryüzüne kovulan Adem 930 yaşındayken öleceğini hisseder ve Tanrı’nın kendisini ve dolayısıyla tüm insanlığı bağışlamasının dilemeye karar verir.Bu amaçla oğlu şit’i cennet bahçesine gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan melek ,şit’in duası üzerine bilgi ağacından aldığı 3 tohumu ona verir ve öldükten sonra babasının ağzına koyup öyle gömmesini söyler. Adem ölür ve Tabor dağı yakınında Hebron vadisine gömülür.Adem‘in ağzında yeşeren ve kök salan üç tohumdan ; 3 ağaç Filiz verir. Zeytin , sedir ve servi.
Işığın ta kendisidir zeytin : Nur suresinde ;’’Allah yeryüzü ve gökyüzünün nuru olandır.Sanki minber üzerine konmuş çırağdır. Billur bir kandil içinde yıldız gibi parlamaktadır.O yaðý mübarek bir aðaçtan çıkar. O mübarek ağaç öyle bir zeytin ağacıdır ki ; ne doğuda ne batıda bulunur. ‘’ diye geçer kutsal kitabımızda.
Mitoljide de zeytin hak ettiği değeri almıştır. Tanrı Zeus’tan hamile kalan Titan kızı Tanrıça Leto ;ikiz çocukları Apollon ve Artemis’i delos adasındaki zeytinlikte doğurur. İnançlarına göre ;tanrıların çocukları zeytin ağaçları altında doğardı. Antik çağlarda doğan çocuğun müjdesi kapıya asılan zeytinden çelenkle verilirdi.

Kutsama sembolü olarak zeytinin kullanılması boşuna değil . Bize emanet bedenler alıp, 50 -60 yıl bakamıyoruz onlara. Bırakın bedenleri, ruhumuza ne kadar hizmet ediyoruz ki. Bütün yollarını bilmemize rağmen.
İşte bu nedenle: Bilginin, yaşamın ta kendisi olmak için bir sonraki kontratımda zeytin ağacı olmayı seçiyorum.
Bu defa ki seçimim konsantre birkaç hayatı bu bedende yaşamaktı ve her akşam hücrelerimi 150 yıl kodluyorum. Tüm kalbimle, sevgiyle bu hayatı kabul ediyor ve onaylıyorum. Ve de öyledir.

ASUDE MAKBULE

Dikkat!!! Tehlike Var

Gülcan Çakır

Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Sitemizde epey bir Gülcan Çakır şiir’i dolaşıyor da hatırlatayım dedim.

Ya da, neden kendini tanıtmıyor? bir sorayım dedim..

Son Saat için egzersiz

  

EGZERSİZ

Gurdjieff

Geçirdiğiniz son saate bakın ve sanki sizin için dünyadaki son
saatiniz olmuş olduğunu ve yeni ölmüş olduğunuzu idrak
edin.Yaşamınızın son saatinden memnun musunuz  diye kendinize sorun.

Şimdi kendinizi tekrar diriltin ve ölümünüze bir önceki saat süresi
için (eğer yaşayabilme şansınız olsaydı) yaşamdan biraz daha
fazlasını çekip çıkarmaya çalışın. Nerede ve ne zaman  kendinizin
daha idrakli olmanızı, iç ateşininizin nerede tezahür etmesi 
gerektiğini, belirleyin.

Şimdi ise gözlerinizi büyük açın : bununla şunu anlayın – kendinizi
büyük imkanlara açın, biraz daha cesur olun .

Bu saatin sizin son saatiniz olduğunu bilerek kaybedecek hiçbir
şeyinizin olmadığından, hiç olmazsa şimdi mert olun. Tabii,
aptallık yapmadan.

Kendinizi daha iyi tanıyın,aracınıza  sanki yandan bakıyormuşsunuz
gibi kendinize bakın…. Şimdi,ölürken prestijinizi,şanınızı korumayı
düşünmeye hacet yoktur.  Ve ileriye bakın,gerçekten son saatinize
kadar yaşamdan mümkün olan en fazla değerliyi almaya ısrarla gayret
edin,içgüdülerinizi geliştirin. Her saat hiç olmazsa birkaç anını
geçmiş saatinizin tutkusuz değerlendirilmesine ayırın, sonra- bir
sonraki saatten daha da fazla yararı çekip almak için kendinizi
ayarlayın .

Eğer her saati yaşamın ayrı bir birimi olarak belirlersek, gücümüz
yettiğince yaşamın her birimini en dolu kullanmak için her şeyi
yapmalısınız.

Kendinizi, her bir gelecek saatinizin  bir öncekinden daha büyük
olması, ayni zamanda da o an’a kadar biriken borçlarla
hesaplaşmasına fırsat verecek şekilde , yol bulmaya zorlayın.”Ben”
in kendini hissetmesinin yoğunlaşması ve kendini yönetmenin
becerisi, sizin makinenizin çalışmasının değişmesine sebep
olacaktır , makineniz hareket edecektir, bu da gerçek değişimlerin
belirtisini ispatlamaktadır. Ayrıca, makinenin kendisinin bu konuda
ne düşündüğü kesinlikle önemsizdir.

Sahibi Olduğun T-Shirt, Canını Alır mı?

En sevdiğin T-Shirt’ünün başına hiç kötü bir şey gelmesin. Kahve dökülmesin mesela üzerine. Eline dökülsün, yansın tenin; kendini yenilemeyi bilen hücrelerin sağ olsun. En sevdiğin T-Shirt’üne bir şey olmasın. Mesela duvara yaslandığında izi kalmasın üstünde. Bu yüzden iki büklüm durup yormana değer özel bedenini. Yeter ki leke yapmasın güzel T-Shirt’ünde…

“Sahibisin” ya onun. Sıkı sıkıya sarıl ona. Hep senin kalacakmış gibi sarıl da, kaybettiğinde yığıl, yırtıldığında yerle bir ol, geber T-Shirt’ün için. Acı çekmeye değer, değil mi? O “sahibi oldukların” arasında en güzeli! Onunla gurur duy üzerindeyken, içine sığamadığında lanetler et kendine. Sen mutsuz ol ama en sevdiğin T-Shirt’üne bir şey olmasın. Çünkü sen onunla parıldarsın. Eğer rengi solarsa, git bir köşede ağla. Göz yaşların hıçkırıklarında titresin. Ne olur en sevdiğin T-Shirt’üne bir şey olmasın.

Yazın bol bol giy, sahibisin ya, gezdir üzerinde onu… Kışın hava soğuyunca içinde donarak can ver. Hem ne olacak ki? Belki güzel bir heykel olursun. Aman ha, üzerinde kalsın. Sakın çıkarmayasın ölürken. Kefenin altına giy ki, üzeri toz toprak olmasın. Sahibisin ya onun, bütün kullanım haklarını aldın ya, yalnızca sen zarar verebiliyor olmalısın… Yalnızca sen! Bu bilgiyi koca dünyaya anlatmalısın!

Sen, bencilliğinin kayıtsız şafağında yol alırken, sahibi olduğun tüm en sevdiğin T-Shirt’ler senden kopup gidecek. Hem de her biri bir parçanı da sökecek, et ve kemik bedeninden. Zincirlerle vücuduna bağlanmış köleler gibi özgürlüğe doğru koşacaklar. Onlar senden koptukça, parçalanacak bedenin. Sen acılar içinde yere yığılırken öğreneceksin. Her sahip olmanın finalinin bu olduğunu. Belki farkında değilsin ama, sahip oldukça acı çekersin…

Şimdi, hayatta en sevdiğin T-Shirt’lerini düşün. Biri gelip lastiğini patlatsa ya da tüm pencerelerini taşla indirse için acımaz mı? Biri ona senden daha sıcak sarılırsa ya da ondan kovulursan, canın yanmaz mı? Bir şeylere sahip oldukça, eleğe dönmüyor mu ruhun, bedenin? Can Yücel çok haklı; “İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin”. Yoksa öyle bir yanarsın ki, ne en sevdiğin T-Shirt’ün kalmış ortada, ne de senden bir parça… Adım adım intihar ediyorsun haberin yok. Bir bakmışsın, sahip olduğun, canını almış.