Kül Kedisi Sindrella aramızda!

Dikenli kabuğunu kaldırdığınızda, altında bal gibi tatlı meyvesi olmasına rağmen, sırf görünüşünden ve iticiliğinde dolayı kimse ona elini uzatmaz, kaktüs meyvesine dokunmak istemez. Sanki Tanrı bunu özellikle yaparmış gibi, inciyi de yamru yumru bir deniz kabuğunun içine yerleştirir.

Ve bu hep böyledir. Kül Kedisi Sindrella da itilen, horlanan biriyken, bir gece baloya katılır prensin gönlünü kazanır. Ne kadar gece on ikiden önce balodan ayrılmak zorunda kalsa da ayakkabısının bir tekini orada düşürür. Bu şekilde ülkenin en küçük ayaklı kadını da ortaya çıkmış olur. – Niye küçük olan her şey güzeldir bilmem ki! Küçükler her zaman niye tatlıdır? Yoksa el ve ayak fetişisti olmamın geri planında Sindrella mı vardı hep? Peki ben o hiçbir şeyini beğenmediğim ve kocaman bir burnu olan Malatyalı kızın küçücük elini niye birden ağzıma katıvermiştim?-

Yoksa geçenlerde İngiltere’deki bir şarkı yarışmasına “I Dreamed a Dream” şarkısıyla tüm dünyanın gönlünü fetheden kırk yedi yaşındaki Susan Boyle de bir Sindrella mıydı? Hiç evlenmeyen ve hatta hiç öpüşmeyen Susan’ın bu baloya katılma fikri de nereden gelmişti aklına. O, “Beni kimse öpmedi.” Derken, bunun intikamını mı almıştı tüm dünyadan ve tüm insanlardan; kapatıldığı bodrum katından aydınlığa mı çıkmıştı?

Durup bekleyelim hele. Gece saat on ikiyi göstersin bakalım bir. Sesi karga sesine dönecek mi, yoksa aynı mı kalacak?

Peki bu kadın Sindrella’ysa, 7 Nisan 2005’te Britanya sahillerinde sırılsıklam ve ‘şuurunu yitirmiş halde’ bulunan ‘Piyano Adam’ ne oluyor? O da hiç konuşmadığı halde etrafına toplanan insanlara eşsiz bir piyano resitali sunarak herkese parmak ısırtmamış mıydı?

  • Ah sanat! Ne büyük bir değer ölçücüsü! Sanatın dokunduğu her şey nasıl da kıymete biniyor! –

Yıllar önce Piyano Adam sahneye çıktığında da aşağıdaki yazıyı yazmıştım. Bu yazı bir yerel gazetede yayınlanmış ve üstelik yazıyı çok beğendiklerini söyleyen iki yerel radyo tarafından aynı gün içerisinde ikişer kez okunmuştu.

Nedense Susan Boyle ve Piyano Adam yan yana geldi düşüncelerimde. Ve geriye giderek bir kez daha okumak istedim:

Piyano Adam

Duydunuz mu, okudunuz mu siz de Piyano Adam’ı? Hani şu İngiltere’de bir kasabada, sokakta sırılsıklam bulunan adam var ya; işte onu?

Peki ne hissettiniz?

Bir an için onun yerine koydunuz mu kendinizi? Onda buldunuz mu bir şeyler, size ait olan?
Daha önce oldunuz mu peki hiç Piyano Adam? Kaçmak istediniz mi herkesten? Bir bilinmez olmayı arzuladınız mı? Gizemlerle örtünmenin o eşsiz tadına vardınız mı hiç? Herkes size tuhaf tuhaf bakarken, bir piyanoda onlara eşsiz bir resital sundunuz mu hiç? Gizemlerinizle onları şaşkına çevirdiniz mi? Ah, insanlarla bu şekilde oynamak ne güzel! İnsanlıktan bazen böyle kaçmak ne güzel!

Zülfü Livaneli “Kimilerine bir hayat yetmez” der. Siz de farklı hayatları denemek istediniz mi hiç?

Bir ip cambazının ip üzerinde o kritik dengeyi kurarken içinden geçenleri hissettiniz mi peki? İp cambazı olarak müthiş bir dengeleyici olmak istediniz mi yaşamınızda bir kez olsun?
Ya peki şu Atina sokaklarında bir fıçı içerisinde yaşayan ve Büyük İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemem” diyebilme büyüklüğünü göstermiş olan Diyojen’nin yerinde de mi olmak istemezdiniz? Dünya malı olarak tek sahip olduğu su kabını, eliyle çeşmeden su içen bir çocuğu gördükten sonra onu da kaldırıp atan bu filozofun yerine koydunuz mu kendinizi hiç?

Eğer bir kadınsanız, tüm erkekleri peşinden koşturan, âdeta bir ilahe gibi karşılanan bir fahişe olmak ister miydiniz peki, bir anlığına da olsa? O fahişenin elindeki sihri ele geçirmek istemez miydiniz? Onun, karşısında boyun eğen erkekler hakkında neler düşündüğünü siz de bilmek istemez miydiniz? Her gece bir yaveriyle sevişen ve sabahında o yaverini öldürten Messelina’nın duygularını peki? Aşklarıyla Roma’lı kralların akıllarını başından alan Kleopatra’nın yerinde olsanız n’apardınız? Siz de Tarsus’tan Alanya’ya, oradan Roma’ya, hatta Mısır’a kadar tüm Akdeniz’i bir aşk gölüne çevirir miydiniz?

“Kimilerine bir hayat yetmez.”der Livaneli. Piyano Adam’ı okuyunca düşündünüz mü hiç şu an yaşadığınız hayatın size yetip yetmediğini?

“Ben bu gece karar verdim kuş olup gökte uçmaya” diyen Göksel gibi kuş olmak ta mı istemediniz? Ya göçmen kuşlar… Koymadınız mı hiç onların yerine kendinizi?
Gizemli olmanın tadına vardınız mı hiç? Çevrenizdeki insanların size meraklı gözlerle bakmasının nasıl bir duygu olduğunu tattınız mı? “Deli mi bu adam?” şeklinde üzerinize çevrilen bakışlara maruz kaldınız mı peki? İnsanca bedeninizden çıkıp başka bir canlı gözüyle baktınız mı onlara ve içinizden kıs kıs güldünüz mü? Peşinize hayranlarınızı da takarak çözülmesi zor bulmacalar gibi dehlizlerde kayboldunuz mu hiç?

Biliyorsunuz, insanlar bilinmeyenin peşinde, keşifler peşinde; bu yüzden bir bilinmeyen olmak istediniz mi hiç? Balıkadamların uzun uğraşılar sonucu çıkarmaya çalıştığı derin bir batıkta mücevher olmak nasıl bir duygu acaba? Ya dağcıların uğruna ölümü göze alarak tırmandıkları bir dağın zirvesi olmak; bu nasıl bir duygu olurdu dersiniz? Düz bir satıh, sığ bir su olmayı mı tercih ederdiniz, yoksa derin bir batıkta inci veya ulaşılması zor bir dağ zirvesi mi?

Ne olursanız olun, ama arada bir mutlaka bir başka yaşamı da deneyiniz. Tek bir yaşamla bu ömrü bitirmek ne büyük israf! Ve ne sıkıcı bir hayat! Gizemlerden arındırılmış bir yaşam ne büyük bir çıplaklık! Çevrenize bir bakın hele, tüm diğer canlıların kendine göre ayrı bir gizemi yok mu?

Yağmur Adam vardı bir zamanlar da; bir filmdi; Dustin Hoffman’ın oynadığı. O film de çok beğenilmişti hani. Çünkü orada da bildiğimiz insandan başka biri vardı. Hastalıklı biri de olsa insanlarda oldukça merak uyandırmıştı.

İşte böyle. İster Yağmur Adam olun, isterse Piyano Adam… Ama ne olur arada bir başka adamları, başka insanları da deneyin; başka yaşamların tadına varın.

Ne kıskandım Piyano Adam’ı bir bilseniz! Ne kadar gizem dolu, ne keşifler gizli…

Ve sen Piyano Adam!

Sen hep öyle kal. Bırak insanlar seni merak etsin, bir bilinmez olarak yaşamana devam et. Ve arada bir onlara resitaller sunarak şaşırtmayı unutma! Bir mülteci olabileceğini tahmin ediyorlarmış senin. Sakın ha! İltica edip de insanlaşma, bizden biri olma!

İnsan Bilincini Hissedin

Ben Dünya’da, şimdiye kadar hiç görmediğim bir hareket görüyorum. Bazı esin dolu politik liderler var. Ama bazı çok Eski Enerji liderleri, çok sıkışıp kalmış politik liderler olduğunu da görüyorum, ama siz, hizmet konusunda gerçekten bencil olmayan, ve gerçekten esin dolu yepyeni bir lider türü ve yepyeni bir lider kuşağı/nesli görüyorsunuz. Ve siz onları biliyorsunuz, ve ben de biliyorum, çünkü Yeni Dünya’daki zamanı bizimle birlikte paylaşan onlar.

Eski olanlar – Eski Enerji politika ve iş liderleri – Yeni Dünya’ya gitmezler. Orası onlara çekici gelmez. Ama şimdilerde  hükümetlere yolunu bulan yepyeni ve esin dolu bir insan kuşağı var. Ve onlar şu anda iş dünyasındaki değişimle birlikte iş dünyasında ortaya çıkacaklar. Onlar şu anda tıp ve psikoloji ve spiritüellik alanlarında hak ettikleri ya da kendi yerlerini alıyorlar.

Böylece, sevgili Şambra, ben şu anda Tek Bir Dünya Düzeni ile ilgili birçok kişinin yaymaya çalıştığı bu sert tepkiyi, bu korkuyu ve bu komployu görüyorum. Tekrarlıyorum, buna bir de kendiniz bakın, ama uzun, çok uzun zamandır ilk kez dünya birleşiyor. Ve dünya birleşmek için mükemmel bir fırsata sahip, çünkü, biliyorsunuz, çoğu insan – çoğu insan, büyük bir çoğunluk – başka bir şeyin olduğuna inanıyor. Bir ruh dünyası var. Bir, sizin Tanrı diyeceğinizin dünyası var, ve bunlar hep bunun bir parçası. Dünya’daki çoğu insan, onların ölüm sonrası yaşam dediği bir şeye inanıyor, ama bu, ruhun devamıdır – ruhun evrimidir. Çoğu insan meleklere, onlarla birlikte olan – ki evet, öyleler – meleklere, meleklerin onları sevmek için varolduğuna, ve şefkat ve anlayışla  onları kuşattıklarına inanıyor. Ve şu anda insanların gereksindiği şey de gerçekten budur.

Çoğu insan, sizin iyi diyeceğiniz şeye inanıyor. Onlar iyiye inanıyor. Gündemlerinde nefret ya da kontrol olan çok, çok az insan var… biliyorum, şu anda dünyada utanç verici iğrençlikte bir dolu şeyin olduğunu görüyorsunuz, ama tam kırılma noktasında olan bazı insanlar var, ve onlar artık ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Güç ve kontrol avına çıkmış az sayıda seçili insan var – az sayıda seçili insan. Kötü niyetli ve entrikacı olanlar var, ama size hemen şunu söyleyeyim, bu işe yaramayacaktır. Yarayamaz. Yarayamaz. Bu ister bir hükümet, bir din, bir iş, ister güce susamış bir grup varlık olsun, ya da evet, Dünya’ya gelerek ve insan biçimi üstlenerek kendi kültürleri her neredeyse, kendi gündemlerini geliştirmeye çalışan yabancı ya da uzaylı varlıklar olsun – ki bunlar çok sayıda yok ama yine de varlar. Bu işe yaramayacaktır.

Dünya bilinci şu anda fazlasıyla yüksek. Dünya’daki insanların kalbindeki ve ruhundaki sevgi ve iyilik şu anda fazlasıyla iyi ve fazlasıyla yüksek. Bu Yeni Enerjiye ilerleme arzusu, ve Yeni Enerji ve Kuantum Sıçrayışı dalgalarına binme ve bu dalgada sörf yapma arzusu fazlasıyla ileri gitti ve şu anda fazlasıyla yüksek.

Kontrol etmeye çalışan herhangi bir insan, manipüle eden herhangi bir insan, Dünya üzerindeki insanların özgür iradesine ve sevgisine karşı komplo kuran herhangi bir insan, fazla uzağa gidemeyecektir. Onlar belki bağırıp çağıracak, tehdit edip korku yayacaklardır. Ama, sevgili, sevgili Şambra, şu anda insanlık bilinci öyle bir noktada ki, bu manipüle eden açgözlü enerjilerin herhangi biri, onlara hemen geri dönecektir. Onlara hemen geri dönecektir. Siz bu enerjileri onlara geri atmak zorunda olduğunuz için değil, herhangi bir şey yapmanız gerektiği için değil, ama insanlık gerçekten esinlenmiş olduğu için.

Biliyorum, başlıkları okuduğunuz ya da haberleri dinlediğiniz günler var, ama ben sizden bunları bir süre kenara koymanızı isteyeceğim. Onlardan uzak durun. Birçoğunuz şimdiden bu seçimi yaptı. Haberlerden, hatta gazetelerden, radyo haberlerinden – bunların her türlüsünden – bir hafta uzak durun, ve ben sizin gidip insanlığı hissetmenizi, Dünya üzerindeki insan bilincini hissetmenizi istiyorum. Haberleri unutun, çünkü onlar bazı daramatik kısımlara, beslenmeye dayalı kısımlara odaklanıyor. Haber medyası, bu Tobias başyazısında bana göre, beslenen haline geldi – maalesef. Seksüel enerji virüsü ya da adına her ne demek isterseniz, bunun içine sızdı, çünkü bu, seksüel enerji virüsünün beslenmesini sağlayan bir ziyafettir, ve o da anında medyaya girdi.

Böylece, sevgili varlıklar, insan bilincini hissedin. Hadi bunu şimdi birlikte yapalım. Dünyanın her yanındaki sevgili ruhların insan bilincini hissedelim. Onların yüzlerini hissedin, enerjilerini hissedin, iyiliklerini hissedin.

Biliyor musunuz, sizin fiziksel evreninizin bazı başka yaşam biçimlerinde kullanılan bir deyim var. Onlar bu Dünya’ya, iyilik gezegeni diyorlar. Iyilik gezegeni. Onlar burada olan iyiliği hissediyorlar. Buraya gelenlerin, gelişmiş varlıklar olduğunu biliyorlar. Ve evet, herhangi bir varlığın doğru yoldan ayrılacağı ya da kolaya kaçacağı ya da güçle oynayacağı zamanlar vardır. Ama genel olarak burası, iyilik gezegenidir.

Ben sizi şu anda, korku yayacakların, kuşku tohumlarını ekeceklerin enerjisini hissetmeye davet ediyorum. Ve ben sizi gidip insanlıktaki iyiliği hissetmeye davet ediyorum, çünkü bu, yalnızca bu, bizi bu mucizevi yeni zamana taşıyacaktır.

Başyazının sonu, teşekkür ederim.

Tobias

Nisan 2009

Semantik Web

Semantik Web ile Türkiye – ABD Kıyaslaması: Ursula K. LeGuin ve Oğuz Atay

 Basit bir soru: X ülkesinin vatandaşı olan yazarları ve her birisinin kitaplarının listesini getir.

Süre: 2 dakika.

Yukarıdaki işi bir programcı olarak nasıl yapardınız? Mesela X = Türkiye.

Çok basit bir soru gibi görünüyor.

Acaba gerçekten öyle mi? İsterseniz bir deneyin.

İsterseniz süreyi 20 dakikaya çıkaralım. Yahut 2 saate. Kaç yazarın kaç kitabını getirebilirsiniz? Ne kadarlık bir bilgisayar kodu yazmanız gerekir, o kod hangi kaynaklara bağımlı olur, ne kadar sürede çalışır?

Şimdi siz bunu düşünedurun, dbpedia.org’a SPARQL sorgulama dili ile birkaç soru soralım ve sonuçlarına bakalım:

  • ‘American’ ‘writer’ olan kişileri listele (500 tane ile sınırla) (epey bir yazarı barındıran listemiz hazır).

  • Yukarıdaki listeden bir yazar seçelim, mesela Ursula K. LeGuin, şimdi LeGuin’in kitaplarını listeleyelim (epey bir kitap gelir).

  • ‘Turkish’ ‘writer’ olan kişileri listele (500 tane ile sınırla) (sadece 4 yazarlık bir liste gelir)

  • Oğuz Atay’ın kitaplarını listele (sadece tek bir kitap gelir, hangisi tahmin edin).

Sonuç-1: Teşekkürler semantik web, teşekkürler Türkiye.

Sonuç-2: Daha 40 fırın ekmek yememiz gerekiyor gibi görünüyor.

Sonuç-3: Buna da şükür, dbpedia.org, vs. sağolsun insanlar yemiyor içmiyor yığınla metin verisini ele avuca gelir ve semantik olarak otomatik işlenebilir şekilde kodlayıp kamunun erişimine açıyorlar. Semantik web ne işe yarıyor ve neden desteklenmeli ki acaba diye soranlara verilebilecek güzel bir örnek.

Emre Sevinç

http://ileriseviye.org/blog/?p=1617#more-1617

5 bin yıl yetecek bor bulundu

Kütahya’nın Emet ve Hisarcık ilçelerinde, yaklaşık 1 milyar ton bor madeni rezervi bulundu.

 Kütahya’nın Emet ve Hisarcık ilçelerinde, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünün yaptığı sondaj çalışmalarına göre yaklaşık 1 milyar ton bor madeni rezervi bulunduğu tahmin ediliyor.Sanayide kullanılan ve çağın madeni olarak tanımlanan borun dünyadaki rezervinin yaklaşık yüzde 70’i Türkiye’de, bunun yüzde 70’i de Emet’te bulunuyor.

Bölgede bor madeninin varlığı, 1956 yılında, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünde (MTA) görevli Alman Jeolog Dr. Gawlik tarafından ilçe merkezinin 4 kilometre kuzeyindeki Espey mevkisinde ve 12 kilometre güneyindeki Hisarcık ilçesinde tespit edildi.

 

 

Emet’teki bor sahaları, MTA tarafından 1958 yılında Etibank’a verildi.Espey’deki sahaların bir bölümü özel şirketlerce, geri kalanı ise Etibank tarafından bir süre işletildi. İlk yıllarda yer altı işletmeciliği yapan bu kuruluşlar, daha sonra boru açık işletme sistemiyle çıkarmaya başladı. O yıllarda Hisarcık’taki sahalarda ise Etibank’a bağlı Emet Kolemanit İşletmesince açık ocak üretimi yapıldı.

İsmi Emet Bor İşletmesi olarak değiştirilen kurum, 1958 yılında resmen bor üretimine başladı.

Espey yakınındaki Killik mevkisinde 1957 yılında özel sektör kuruluşlarınca işletilen sahalar, 1979’da dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal tarafından kamulaştırılarak, Emet Bor işletmesine devredildi.

Bölgedeki tüm maden ocakları 1990’da açık işletmeye dönüştürülerek, bor üretimine devam edildi.

-BOR MADENİNİN KULLANIM ALANLARI-

Bor mineralleri ve bileşikleri doğrudan kullanılamıyor, ancak sanayinin birçok dalında katkı maddesi olarak değerlendiriliyor.

Cam elyaf, optik ve teknik cam endüstrisi, sır ve emaye üretimi, boya ve diğer bazı kimyasalların yapımı, seramik, gübre, fotoğrafçılık, ilaç, deri, demir-çelik, kozmetik, sabun ve deterjan sanayisi, enerji sektörü ve nükleer uygulamalarda kullanılan bordan son yıllarda uzay araçlarının üzerlerinin kaplanması, ısı yalıtımı, pil, yanmaz kumaş, çelik yelek, askeri tank zırhları imalatında ve araç yakıtı olarak yararlanılıyor.

ABD’deki petrol kaynaklarının azalmasından sonra araç yakıtı olarak kullanılabileceğinin belirlenmesi, borun stratejik önemini artırdı.

Türkiye’nin ihraç kalemlerinden de biri olan bor, ABD, Japonya, Çin, Rusya, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika ülkelerine gönderiliyor.

-REZERV TESPİTİ VE BORLU ÇİMENTO ÜRETİMİ PROJESİ-

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü yetkilileri, Emet ve Hisarcık’taki sahalarda yapılan sondajlara göre yaklaşık 1 milyar ton bor rezervi bulunduğunu saptadı.

Müdürlük tarafından rezerv tespiti için çalışmaların MTA Genel Müdürlüğü bünyesinde sürdürüldüğüne işaret eden yetkililer, sondajlara bu yıl da devam edileceğini kaydetti.

Emet Bor İşletmesinin yıllık bor üretimi ve satışının yaklaşık 200 bin ton olduğunu ifade eden yetkililer, bölgedeki bor madeninin ömrünü 5000 yıl olarak tahmin ettiklerini belirtti.

Yetkililer, işletmede 830 işçi ve memurun çalıştığını bildirerek, bor ve bor atıklarından çimento imalatında katkı malzemesi olarak kullanılması yönünde çalışmalara devam edildiğini anlattı.

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Orhan Yılmaz tarafından başlatılan çalışmalar kapsamında teknik ekibin, dayanaklı çimento ve beton asfalt yapımı için gerçekleştirilen deneylerden olumlu sonuç alındığına dikkati çeken yetkililer, çimento üretimi için proje çalışmalarına ağırlık verdiklerini duyurdu. (Milliyet)

 

 

Bor konusunu altı yıl önce yazdığım Venüs Bağlantısı kitabında işlemiştim. O zamanlar pek konu edilmezdi. Umarım bu kaynakları milli menfaatlerimiz uyarınca kullanmak nasip olur.

Fantastik İmgeci Cortazar ve Politik Bağlanıştaki Cortazar

Fantastik İmgeci Cortazar ve Politik Bağlanıştaki Cortazar
Julio CortazarBazı okurlar vardır ki onlar, okumayı ‘eylem’ olarak kabul ederler. Bu ‘eylem’, hümanizmin insani uyumlaştırıcı özüne hizmet eden kültürel beslenme adına yapılabildiği gibi, düpedüz bir politik-kültürel faaliyet adına da yapılabilir. Yine, metinsel algılayış ve haz ‘eylemcileri’ olduğu gibi, branş literatürü estetiğinin peşinde ‘eylemciler’ de vardır. Tüm bu grupların ortak özelliği “kusursuz okur” tipini önlerine koymalarıdır. Şaşmaz, güvenli, yerine göre hijyenik… daha bir sürü sıfat kullanılabilir. ‘Kusursuz okur’ fantastik imgeci Cortazar ile politik bağlanıştaki Cortazar’ı kesin olarak birbirinden ayırmayı başarmıştır. Onlara göre Cortazar için (Cortazar yeteneği için) ancak böyle bir bölümleyiş güvenlidir. Tabii bu ayırmayı yaparken, onun bir yanının öbüründen sürekli olarak diyalog talep ettiğini göz ardı ettiler. Onun fantastik imgeciliğine vurgun olan ‘kusursuzlar’ öykülerini (öykücü Cortazar’ı), politik bağlanışını önemseyen ‘kusursuzlar’ ise romanlarını (romancı Cortazar’ı) öne çıkardılar. Sonunda Cortazar’ın kendisi de okurlarının iki ayrı yarıkürede ikamet ettiklerini kabul etmek zorunda kaldı. (Bunu yakın dostu eleştirmen Julio Ortega’dan öğreniyoruz: Julio Ortega, “Toda la vida en juego”, 14 Şubat 2004, El Pais.) Yazar bir keresinde Julio Ortega’ya şu yorumda bulunur: “Bu ayrım retorikten geliyor olsa gerek, keşke öykünün gölgesiyle boğuşmadan romana geçmek kabil olsaydı” (agy). Cortazar uyuşmazlığın eserlerinden kaynaklandığını sezmişti, fakat bu ikilem için bir yanıtı yoktu; öykü, bir can sıkıntısının şaşmaz haritası; roman, bir yaşam projesi (Julio Ortega’dan aktarıyoruz).
Julio Cortazar Denir ki sanatçılar yanıtlarını eserleriyle verir. Bu söz hamaset koksa da doğrudur. Eserlerinde, onların bir yerinde, bir bakarsınız, yanıt verilmiştir. Rayuela’nın (Dilimize Necla Işık tarafından Seksek adıyla çevrilmiştir.) kahramanı Oliveira dehşetli anarşist hezeyan anlarında sanatçı ahlakının bireycilikte değil toplumculukta olduğunu keşfettiğinde, yanıt verilmiştir. Gerçekte Rayuela’da olan nedir? Orada “Ben”in bütün arayışı “Ötekiben” ile buluşmaya koşar. Cortazar’ın, edebi eserlerinin yanı sıra, oldukça politik metinleri vardır. Yazar o metinlerde hep tasavvuru ve karşıtlığı arar. O metinlerde politik bağlanış apaçık olmasına rağmen, yazar hiçbir zaman şiirselliği elden bırakmaz; doğrular, ahlaki, politik önermeler ve protestolar insani özgürleşmenin ışığı ile aydınlanır.
Cortazar Okumanın Yol Haritası
20. yüzyılın Arjantinli büyük yazarı Julio Cortazar’ın entelektüelliği üzerine yoğunlaşan bir tartışmayı onun bir eserinde simgesel olarak noktaladık. Yazarlığı, özellikle de öykü edebiyatındaki yazarlığı üzerinde durmamız gerekir. Ne de olsa 20. yüzyılın ikinci yarısından sonraki dünya öykü edebiyatında onun damgası vardır.
Julio Cortazar üçüncü küreselleşmeye doğru giden dünyada (dünyanın bir küre olarak tasarlanması -I-, finans kapitalin ortaya çıkışı -II-, pazariçi üretim olanaklarının daralması -III-) son sanatçı yazarlardandır. Bu sıfatı zapt edilemez biçimde bütün yaşam tarzlarına el atması ve bunları lirik ve trajik olarak ortaya sermesi, ayrıca ironiyi dünyayı ve yaşamı tanımanın bir yöntemi olarak benimsemesiyle hak eder.
20. yüzyılın en büyük fenomenlerinden biri de ‘Latin Amerika boom’ diye adlandırılan, 1960’lar sonrası Latin Amerika ülkelerinde gelişen İspanyolca edebiyattır. Şiirde, Pablo Neruda, Cesar Vallejo ve Octavio Paz; düzyazıda, Romulo Gallegos, Juan Rulfo, Borges, Arturo Uslar Pietri, Miguel Angel de Asturias, Gabriel Garcia Marquez, Julio Cortazar, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes bu fenomeni vücuda getiren kalemlerin başlıcalarıdır.
Arjantinli yazar ve edebiyat profesörü Saul Yurkievich tarafından yayıma hazırlanan Julio Cortazar’ın Tüm Eserleri’nin giriş yazısında bir tanımlayış dikkati çeker: Bir edebi anıt (Julio Cortazar, Obras Completas, Edicion de Saul Yurkievich, Galaxia Gutenberg/Circulo de lectores, Barcelona, 2003).
‘Bir edebi anıt,’ bu tanımlayış edebiyat tarihine uygun düşüyor. Ölümünün 20. yılında bir yazarı edebiyat tarihine emanet etmek işin kolayı. Onun edebi etkinliği bakımından tarihsicilik kaçınılmaz olarak bu şekilde devreye girer. Julio Cortazar’ın eserlerine dönüp bakacak olursak, tarihsellik, şakacılığını ortaya koyacaktır.
Julio Cortazar’ın eserleri edebiyat tarihine uygun mudur?! Geçmişin düzeni içinde bir uygunluktan söz ediyorsak, ki bunun için ulusalcı bir zemin, kuralcı ve belirleyici söylemler gerekir, olumsuz bir durum görünüyor. Ayrıca akışı güçlendiren okuma biçimleri de vardır; herhangi bir gerçeğin disiplininden ve entelektüel bir kesimin otoriter kabulünden gelen okumalar.
Julio Cortazar şimdiki zamanda vuku bulan bir edebiyat fenomenidir. O, hep edebiyatın günceliğinde -günde- sahne alır. Güne ram eden takvim yaprağı gibidir, el yordamıyla ve el kumandası (manuel) ile iş görür. Bu şekilde olağanüstü şiirsel etkinliğine geçer. Bu, şair geçişi değildir (Saul Yurkievich ölümüne dek yazarın yakınında bulunduğunu ve hiçbir zaman ondan şairlik iddiası duymadığını söyler). Bu geçiş, düzyazıya şairane ifadeler katma geçişi de değildir. Julio Ortega şöyle diyor: “Onu heyecanlı bir evren gibi açılan dilin bulunduğu kıyıdan başlayarak okuyabilirsiniz. Vuku bulan bu empati, hayranlık ve fırtınaya tutulmuşluk içinde anlatı kendini açar. Çevrilen her sayfa kendini tasarlar, yeni bir okumanın yol haritası çizilir, başka bir okurun projesi onaylanır. Cortazar başka hiçbir şeyin olmadığı kadar İspanyolcanın eseridir, karşılıklı tanış olmanın candan konuşma materyali. Böyle konuşursak daha insani olabiliriz.” (agy)
Julio Cortazar gibi ele avuca sığmaz bazı yazarlar kanonik okumalar için elverişli değildir. (Celine, James Joyce, bizden Oğuz Atay düşünülebilir.) Tarihten gelen edebi iletiye alışkın okur tipi bu yüzden onlara güven duymaz. Tabii bu yazarlar moda olduklarında, deyim uygun düşerse, ‘egzantrik kışkırtılmış ayini’ne katılmak için onların eserlerini edinir. Bu tür edinme, eserin kullanım değeri üzerine tasarruf ve okuma, Molière’in Kibarlık Budalası’ndaki sahneleri aratmayacak skandallara gebe olmalı (!)
Julio CortazarJulio Ortega, Cortazar okuması için bakın başka neler diyor: “Bütün büyük eserlerde olduğu üzere, Cortazar’ınkinde, öngörülen herhangi birinde, okuma etaplarıyla karşılaşırız. İlkin Cortazarvari bir hava taşıyan hercai bir biyografi ve işbirlikçi okurların hevesi görülür. Bir grup okur, kendini kahramanlar yerine koyarak bir öyküden öbürüne gezinir durur. Bu grup kendini Rayuela’daki patafizike adamıştı. Oldukça akademik başka bir grup okur da bir duygusal antropoloji’nin romanlarında buluştu; doğrular, ahlaki felsefe, müphem oryantalist, ki en sonunda da metafizik…” (agy)
Julio Ortega, Cortazar’ın eserlerinin, bir oyun planı yardımıyla en iyi şekilde okunabileceğini söyler. Bu oyun planı ne olabilir?! Eleştirmen, okurun ilkin “bir geçiş ve pasaj oyunu”nu oynayacak maharette olması gerektiğini ifşa eder. Sözcük sözcüğe öykü nasıl bağlanıyor, bu bağlanışın ele geçirilmesi önemlidir. Bu, bir adımdır ve tıpkı öyküdeki gibi mucizevi bir andır. “Oyunun doğasında sürekli varyasyon, şansın hiçe sayılması denemesinden çok, birleşen damarlar arasında rastlantısal akışın açılması için, başlangıçtır.”
Başlangıç!? Eğer öyküleri edebi türe dayalı tarzlarından ve dile dayalı yapılarından gelen bir şekilde bir müzikal bütünlük hareketi olarak okuyorsak, başlangıca dönmek eziyetli olacaktır.
O zaman özellikle Cortazar’ın öykülerinde mükemmel şekilde görünen öykü sanatının (ki artık bu kertede sanattan söz etmeliyiz) birkaç çekici yönünü sıralayarak bitirelim:
– Öykü okunabilir gerilimdir.
– Öykü bir okuma (bir yeniden yazma) girişimidir.
– Öykü şiirselliği tanımanın dinamik okumasıdır.

Adnan ÖZER