Nicola Tesla- 2

Tesla bobininin icadından sonra, aynı frekansa ayarlanmış bir alıcı ve verici arasında güçlü radyo dalgalarının iletilebileceğini keşfetmiştir. Bobin belirli bir frekanstaki sinyal için ayarlandığında, gelen elektrik enerjisini büyüterek rezonans hareketini sağlamaktadır. 1895’lerin başında Tesla 80 km mesafede radyo yayını yapmaya hazırdır. Ancak Tesla deneyini yapamadan önce, bir yangınla tüm çalışmaları ve laboratuarı yok olur. Tesla’nın sonraki yaşamına ve çalışmalarına büyük darbe vuran, belki de birçok önemli teorisini uygulamaya geçirememesine neden olacak bu olaydan sonra yeni finansal kaynaklar bulma mücadelesine başlayacaktır.

Bu yangın hem Tesla’nın radyo deneylerinin önüne geçer, hem de bir yıl sonra bir başka bilim adamının çalışmalarının ön plana çıkmasına neden olur. Marconi adlı İtalyan bilim adamı, İngiltere’de kablosuz telgrafı bulur. Deneylerinde, iki devreli bir alet vasıtasıyla, kısa mesafede sinyal göndermeyi başarmıştır. Sonraları, Tesla’nın bobinini kullanarak uzun mesafeli iletimi başarır. Marconi telgraf patentini almıştır. Tesla 1897 yılında radyo patenti için başvuruda bulunmuştur ve başvuruları 1900 yılında kabul edilmiştir. Marconi’nin radyo için patent başvurusu ise 1900 yılındadır. Üç yıl arayla değiştirerek verdiği patent başvuruları reddedilmiştir; çünkü radyo alanındaki buluşlar Marconi’ye değil, Tesla’ya aittir. Marconi’nin şirketi, güçlü finansman kaynakları sayesinde Amerikan borsasında büyür. Edison Marconi’nin danışmanlığını yapmaya başlar. 1901 senesinde Marconi, Tesla osilatörünü (elektrik sinyallerini veren elektronik düzenek) kullanarak uzun mesafeli radyo iletimini gerçekleştirir. Asistanı Tesla’ya, Marconi’nin başarısından bahsettiğinde Tesla büyük bir güvenle: “Devam etsin, cihazlarında 17 adet patentimi kullanıyor” der. Ancak hiçbir patentin güvenli olmadığı bir kez daha ispatlanır. Marconi’nin daha önce defalarca reddedilen patent başvurusu 1904 yılında kabul edilir. Tartışmalara yol açan bu kararın nedeni açıklanamaz. Radyonun mucidi Marconi olmuştur. Marconi 1911 yılında Nobel ödülünü alır. Tesla’nın yaşamı boyunca devam eden patent davası ölümünden birkaç ay sonra sonuçlanır. Amerikan yüksek mahkemesi Marconi’nin patentini iptal eder ve patenti tekrar Tesla’ya verir. Radyonun mucidi tekrar Tesla olmuştur!

Tesla, enerjinin havanın daha az yoğun, dolayısıyla daha çok iletken olduğu atmosferin yüksek seviyelerinden, iyonosferden iletilebileceğini düşünmektedir. Bu alanda çalışmalarını yapabilmek için Colorado Springs kasabasına taşınır ve edindiği finansal kaynakla 1899 yılında bir laboratuar kurar. Buradaki çalışmalarında üç amacı vardır; büyük miktarlarda enerji transferini geliştirmek, iletilen enerjiyi kusursuz bir şekilde izole edebilmek ve yönetebilmek, elektrik akımının yerküre ve atmosferde yayılım yasalarını keşfetmek.

Yere düşen şimşeğin, yerküre üzerinde dalgalar yaratarak iletildiğini ve yerkürenin iyi bir iletken olduğunu gözlemler. Eğer başarabilirse, yerküre boyunca neredeyse hiç kayıp olmadan dünyanın her yerine elektrik iletiminin mümkün olacağını söyler. Enerjinin havadan olduğu gibi, yerküre üzerinden de iletimi mümkündür. Bu, kablosuz enerji transferi için ikinci global yöntemidir. İyi bir doğa gözlemcisi olan Tesla, orajları (Fransızcada fırtına) ve şimşekleri inceler. Yerkürenin rezonans frekansını hesaplamaya ve bir şimşekte bulunan enerjinin benzerini üretmeye çalışır. Amacı müthiş seviyede enerjilerin aktığı doğadaki bu süreci taklit etmektir. Deneylerinde 25 metre yüksekliğindeki tahta kulenin üstünde 43 metrelik metal bir direk ve direğin üstüne monte edilmiş büyük bakır bir top kullanmaktadır. Çalışmalarının başlarındaki bir denemede, büyük bir şimşek üretmeyi başarır. Ancak çıkan müthiş gürültü ve yakındaki kasabayı aydınlatan ışığın yanı sıra, kasabadaki elektrik sisteminin de çökmesine neden olur. Burada 9 ay boyunca deneylerini sürdürür. Çok tartışılan bu dönemle ilgili sonradan yayınlanan bir günlük tutmuştur. Ancak yerküre üzerinden enerji iletimini başarıp başaramadığı tam olarak bilinmemektedir. Colorado Springs’deki çalışmaları bir gizem olarak kalan Tesla için kesin olan, New York’a buradaki çalışmalarının sonucunu uygulamak üzere büyük bir kararlılıkla dönmesidir.

New York’a geldiğinde bir kez daha finansöre ihtiyacı vardır. Century Magazine dergisine yazdığı etkileyici makalede, güneş enerjisinden faydalanmak için kullanılan bir antenden bahsederken; aynı zamanda savaşlara son verecek bir cihaz teorisinden de bahsetmektedir. Makalede global kablosuz iletişimin mümkün olabileceğini, ses, görüntü ve bilginin kablosuz iletilebileceğini yazar. Birçok insan için akıl almaz olan bu fikirler, dünyanın en büyük finans gücüne sahip insanlardan biri olan J.P. Morgan’ın ilgisini çeker.

Tesla, J.P. Morgan ile görüşmesinde, dönem için bilim kurgu niteliğindeki “global iletişim” konusunu açıklar. Tesla’ya göre, okyanus aşırı telefon görüşmeleri, haberler, müzik, borsa bilgileri, hatta görüntü iletimi, özel haberleşmeler ve güvenli askeri iletişim mümkündür ve tüm bunlar kablosuz yapılabilir. Tesla Morgan’a: “Kablosuz iletişim tam olarak uygulandığında, dünya her bir parçasına yanıt verebilen dev bir beyne dönüşecek” der.

J.P. Morgan ile anlaşırlar ve Tesla iletim kulesi ve enerji santrali inşasına başlamak için gerekli kaynağı bulmuş olur. Ancak Tesla, J.P. Morgan’ın bilmediği bir başka amaca daha sahiptir ki bu hepsinden daha önemlidir; Colorado Spring’de yaptığı çalışmaları uygulamaya koyarak, New York-İngiltere arasında elektriği kablosuz iletmek. Tesla bu amacını yatırımcısından saklamaktadır; çünkü insanlık için büyük bir buluş olacak bu gelişme, yatırımcılar için hiç de çekici olmayacağı gibi, büyük bir kabusa dönüşebilir. New York’ta yeni bir laboratuar kurar. Yaptığı deneylerde öylesine yüksek gerilimler elde eder ki, bulunduğu bölgede küçük çaplı depremlere yol açmaktadır. Tesla’nın bu tekniği ve cihazları, 1999 senesinde Türkiye’deki depremlerin komplo teorilerinde de yerini almıştır.

Tesla’nın bu büyük projesi için, Long Island’da devasa bir kule yükselmeye başlar. Yaklaşık 60 metre uzunluğundaki kulenin üzerinde, 55 tonluk çelik bir küre konulacaktır. 35 metre yerin altına giren bir gövde planlanan sistemde, 16 demir boru yerden 100 metre derine gömülerek yerküreye tutunması sağlanacaktır. Tesla: “burada keşfettim ki, böyle bir makinenin yeryüzünü sıkıca kavrayabilmesi gerekmektedir. Aksi halde yerkürede gerekli titreşimi sağlayamaz. Sıkıca kavramalı ki böylece titreşim yerkürenin tamamında gerçekleşebilsin”.

İletim kulesi yavaşça yükselmeye devam eder. Morgan, projenin finansal ihtiyaçlarını karşılamada yavaş davranmaktadır. 1901 yılında, Marconi’nin “s” harfini radyo sinyali ile iletmesi tüm dünyada duyulur. Tesla bu durum karşısında sakindir çünkü Marconi, Tesla’nın 17 patentli ürününü kullanmaktadır. Ancak yine de Morgan, Tesla’ya şüpheyle yaklaşmaktadır. Tesla ve Marconi’nin çalışmalarını muadil gören Morgan için, Marconi’nin çalışmaları daha az masraflı görünmektedir. Oysa Tesla’nın, Marconi’ninkilerin çok ötesinde, bugün bile gerçekleştirilememiş hedefleri vardır. Morgan, Tesla’ya olan finansal desteğini iyice azaltır. Aynı dönem baş gösteren borsa krizi, Tesla’nın ihtiyaç duyduğu malzemelerin fiyatlarını iki katına çıkarmıştır ve bunun üzerine Morgan finansal desteğini tamamen durdurur. Tesla yarım kalan projeye destek verecek yeni finansörler arar. Dönemin kötü ekonomik koşullarına ve Tesla’nın finans kaynakları bulmadaki başarısızlığı da eklenince, proje tamamen durur. Tesla ve ekibi, müthiş bir elektrik gösterisi düzenleyerek projeyi sonlandırırlar. Bu büyük hayal kırıklığından sonra Tesla, projesi için: “Bu bir rüya değil” der, “Elektrik mühendisliği biliminin bir kahramanlığı, yalnızca pahalı, kör, korkak kalpli, şüpheci dünya.” Projenin sonlanması, bugün yapıldığında bile geçerli olacak yeni ve büyük keşiflerin umuda da son vermiştir.

Dönemin diğer bilim adamları varlık içindeyken, yaşamının büyük kısmını ödünç para alarak, maddi zorluklar içinde geçiren Tesla, ticari bir gelişme kaydetmeye ihtiyaç duyar. Westinghouse mühendisleri, uzun uğraşlar sonrası pervaneli tribün motorları geliştirmek için milyonlarca dolar harcamıştır. Tesla bir tribün motoru icat eder. Son derece basit tasarımında, bir şaft ekseninde birbirine çok yakın yerleştirilmiş seri halde diskler bulunmaktadır. Hareket eden tek bir parça ile çalışan tribündeki aşırı ısınma sorunu nedeniyle çalışmayı bırakmasına rağmen, sonra gelişecek tribünlü motorlara ilham olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında, denizlerdeki gemilerin tespit edilebileceğini söyler. Yüksek frekanslı radyo dalgalarının gönderilip, cisimlerden geri yansıyan dalgaların flüoresan ekranlarda görüntülenebileceğini tarifler. Radarın tanımını yapmıştır. Yine aynı dönemde, “kanatsız uçakların” uzaktan kumanda ile kontrolünün mümkün olduğunu ve bunu bir silah olarak kullanılabileceğini söyler. Bununla ilgili bir tasarımı da vardır.

Bu dönemde Einstein’in enerji ve madde üzerine teorilerine ısrarla karşı çıkan Tesla, enerjinin madde içerisinde değil, uzayda atom partikülleri arasında bulunduğunu söyler.

1928 senesinde Tesla son patentini alır; “Hava taşımacılığı makinesi”. Parlak tasarımı, hem bir uçağın hem de bir helikopterin özelliklerini taşımaktadır. Mucide göre 350 kg ağırlığındaki bu makine, bir garajdan ya da bir çatıdan, hatta bir pencereden havalanabilecek ve yaklaşık 1.000 dolar karşılığında kişisel ya da askeri amaçlar için satın alınabilecektir. Bu yeni buluşu bugünkü VSTOL (Vertical Short Takeoff and Landing – dikey kısa mesafede kalkış ve iniş) uçakların atasıdır. Ancak bu buluşu da ticari alana taşınamayan Tesla, prototipi yapmak için bile finansal kaynak bulamaz.

Savaş karşıtı olan Tesla, dünyadaki savaşlara son verecek teknolojik bir çözüm arar. Tesla’ya göre savaşlar, “sadece makinelerin rol aldığı piyeslere” dönüştürülebilir.

1931 yılında, bir basın toplantısı düzenleyerek, tamamen yeni bir enerji kaynağı keşfetmenin eşiğinde olduğunu söyler. Bu konudaki sorulara şöyle cevap verir: “Bu fikir bende muazzam bir şok olarak belirdi. Şu an söyleyebileceğim tek şey, bu enerjinin kaynağının tamamen yeni ve beklenmedik kaynağı var.” Bu konu aynı yıl Time dergisinin kapağında konu olur.

Savaş bulutları Avrupa’nın üzerindedir. 11 Temmuz 1934’te, NY Times’da yayınlanan bir haberde, Tesla’nın Ölüm Işını’ndan bahsedilir. Bu yeni buluş, düşman uçaklarını 400 km uzaklıktan, yoğunlaştırılmış ışın partikülleri göndererek yok edebilecektir. Tesla, her ülkenin bu ölüm kalkanı denen manyetik kalkana sahip olacağını ve bu durumun savaşları imkânsız kılacağını söyler.

Yine aynı şeyi yapmalıdır; prototip üretimi için finansal kaynak bulmak. Tesla hemen her şeyi dener ancak finansörlerden ve devlet başkanlarından olumlu yanıt alamaz. Artık Avrupa için savaş kaçınılmaz bir hal almıştır. Tesla, buluşunu tarif eden teknik bir makale yazarak, müttefik kuvvetlerindeki birçok devlete gönderir; ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya. “Doğal ortam üzerinden dağıtılmamış konsantre enerji yönlendirilmesinin yeni sanatı” adıyla gönderdiği makalede, her ülkenin kendi manyetik savunma kalkanına, görünmez Çin Seddi’ne sahip olabileceğini tarif etmektedir. Bugün “yüklü parçacık ışın silahı” adı verilen cihazın ilk teknik tanımını yapmıştır.

Tesla’nın bu savunma kalkanı, bir ucu atmosfere açık eşsiz bir vakum odasıdır. Yüksek hızlı hava akımını silahın ucuna yönlendirerek yüksek vakum elde etmiş, gerekli pompalama hareketini ise büyük Tesla tribünü ile elde etmeyi tasarlamıştır.

Tesla’nın birçok ülkeye teknik detaylarını gönderdiği “Ölüm Işını” projesine en büyük ilgi Sovyetler Birliği’nden gelir. Tesla planlarını aktarır ve Rusya’da testler yapılır. Tesla icadı barış amaçlıdır ve bir anti-savaş makinesidir. Sistemi, ülke sınırlarında gökyüzünü, düşman uçaklarını tespit etmek için tarayacak enerji santrallerine ihtiyaç duymaktadır ve menzili yaklaşık 400 km’dir.

Tesla icadının barış zamanında başka amaçlar için de kullanılabileceğini söyler; uzak mesafelere kablosuz enerji iletimi. Yine bu sistemle, bugün benzer yöntemlerin HAARP projesinde kullanılmaktadır. Atmosferin yüksek tabakalarının geceleri istenilen seviyede aydınlatılabileceğini söyler; gökyüzünde sokak lambaları! Aynı zamanda meteorolojik koşulların radyo dalgaları ile kontrol edilmesi de mümkündür.

Fikirlerinin bazıları, özellikle de enerjinin kablosuz iletimi ve ölüm ışını, diğer bilim insanlarınca “gerçekleştirilemez” olarak değerlendirilen Tesla, II. Dünya savaşının iyice şiddetlendiği 1943 yılında, son yıllarını geçirdiği New York’ta mütevazi bir otel odasında ölmüştür. Öldüğü günler sonra fark edilir. Son yıllarında güvercinlerle ilgilenmeye başlayan, onlara bakıp tedavi eden Tesla’nın, ölüm ışını icadını iyice mükemmelleştirdiği söylenir.

Tesla’nın ölümünün ardından özellikle ABD’yi saran endişe ve paranoya dalgaları birbirini izler. Tesla’nın çalışmalarıyla ilgilenen Sovyetler Birliği, manyetik alan konusunda oldukça ilerlemiştir. Tesla’nın otel odasında, teknik dokümanlarından büyük bir kısmı kayıptır, kalanlara ise FBI el koyar. Sovyetler Birliği’nin, ölüm ışını cihazını gerçekleştirmek üzere olduğu ya da geliştirdiği iddiaları, özellikle soğuk savaş döneminde ABD gündemine defalarca gelir. ABD Hava Kuvvetleri “Nik Projesi” adıyla, Tesla’nın çalışmalarını pratiğe dönüştürmeye çalışır. ABD’nin uzaydan çektiği fotoğraflar, Sovyetler Birliği’nin hiçbir zaman açıklamadığı ölüm ışını projesini gerçekleştirme çalışmalarını tespit etmiştir. Her iki ülke de gizli olarak yürüttüğü projelerinin sonuçlarını açıklamamıştır.

1958 yılında ABD “yüklü parçacık ışın silahı” için büyük bir proje başlatır. Rusya’nın geliştirdiği öne sürülen süper silaha karşı da, 1983 yılında açıkladığı Stratejik Savunma Programı kapsamında füze kalkanı kurmayı hedefler. Yarım yüzyıl süren ve yüz milyonlarca dolar harcanan projeler başarısız olmuştur. “Yüklü parçacık ışın silahı” için yüksek maliyetler ve ışının uzak mesafelere yayabilmeyle ilgili teknik zorluklardan dolayı proje terk edilir. Oysa Tesla’nın bu alanda çözümler içeren çalışmalarından hiç faydalanılmadığı görülmüştür.

Edison, Marconi, Roentgen; Tesla’nın çok ötesine gittiği bu bilim insanları ve daha birçoğu bizler için tanıdıktır. Tesla, elektrik alanında Edison’dan çok ileri gitmiş ve Edison ile kıyaslandığında çok sayıda ve önemli buluşlara imza atmıştır. Roentgen’den yıllar önce x-ray tekniğini geliştirip fotoğraflar çekmeyi başarmıştır. Radyo alanındaki buluşları ile de Marconi’nin önünde gelir, ki bu konuda Marconi’nin patenti iptal edilmiştir ve radyonun mucidi Tesla’dır. İlginçtir ki, AC akımın mucidinin Tesla olduğu çok açıkken, bazı kaynaklarda Westinghouse bazılarında ise Edison olarak görünmektedir. Bunlar gibi çok sayıda başarı ve yüzlerce patenti olan Tesla’nın, imkânsızlıklar nedeniyle yarıda kalan çok önemli fikirleri, teorileri ve tasarımları bulunmaktadır.

Dünyanın en meşhur bilim insanlarından biri olması beklenen Tesla neden tanınmamaktadır? Okullarda onun ismine rastlayamayız. Birçok mühendis bile, hatta elektrik ve elektronik mühendisleri, Tesla’nın ismiyle karşılaşmazlar ve onu tanımazlar.

Tesla’nın tanınmamasının nedenleri arasında; üniversiteler ve şirketler için çalışmamış olması; evlenmemiş, hayatı boyunca hiçbir birliktelik yaşamamış ve çocuğu olmaması; bir göçmen ve Amerikan vatandaşlığını sonradan almış olması, zaman zaman finansörlükler temin etse de hep bağımsız çalışmış olması yer almaktadır. Yine önemli nedenlerden biri, alanında zamanın çok ötesinde olmasıdır; belki de bugünün bile. Öngörüleri ve imajinasyonuyla hareket ediyor olması da, çoğu zaman diğer bilim insanları ve dönemi tarafından ciddiye alınmamasına neden olmuştur. Ancak Tesla’nın tanınmayışının en önemli nedeni, onun ahlaki karakteri ve bilim insanı profilidir. Yaşamı boyunca şöhret ve para peşinde olmamış, aksine bunları reddetmiştir. 1915 yılında Edison ile paylaştığı Nobel ödülünü kabul etmemiştir. Daha sonra da “Edison Madalyasını”. Bugün trilyonlarca dolara karşılık gelen AC akımı anlaşmasını, tasarımı esnasında kendisini destekleyen firmanın zor durumda kalmaması için iptal etmiştir. Rekabet içerisine girdiği, haksızlıklarla karşılaştığı halde, özellikle Edison ve Marconi karşısında, sakinliğini korumuş ve zarif karakterinin inceliklerini sergileyerek tarih karşısında haklı ve kazanan taraf olduğunu göstermiştir.

Son dönemlerde Tesla hakkındaki çeşitli araştırmalarda rastlayabileceğimiz ortak şey, onun devrim niteliğinde buluşları ve müthiş teorileridir. Ancak Tesla’nın pek az bahsedilen bir özelliği vardır ki, bu özelliği onun bilim insanı profiline ve ahlaki gelişimine şekil vermiştir; Tesla önemli bir doğa bilimcisidir. Doğayı gözlemlemiş, onun yasalarını ve işleyiş kurallarını anlamaya ve onu taklit etmeye çalışmıştır. En büyük icatlarından biri olan AC akımı sikluslar yasası ile ilişkilendirmiş, yine en büyük teorisi kablosuz enerji iletiminde ise, annesi Gea’dan güç aldığı sürece yenilmez olan Antheos’a benzeyen güçlü makinelerin, yerküre üzerinden kablosuz iletilen sınırsız enerji ile beslenmesi üzerine çalışmıştır. Enerjinin uzayın her yerinde var olduğunu söylemiş, madde ile enerji arasındaki ilişkiyi tarif etmeye çalışmıştır.

Tesla yenilenebilir ve doğal enerji kaynağı fikrini ortaya atmıştır. Bu alandaki Tesla’nın çalışmalarını yaymaya çalışan grup, Birleşmiş Milletler Kyoto konferansında Tesla’nın projelerini global ısınma ve çevre kirliliği sorunları karşısında çözüm olarak öne sürmüşlerdir. Tesla ismi, uluslararası manyetik alan birimi olarak kabul edilmiştir. Bugün elektrikli motoru bulunan Tesla marka arabalar üretilmektedir; Tesla Roadstar. Tesla için Belgrad’da bir müze bulunmaktadır ve Belgrad Havalimanı’na “Nikola Tesla” adı verilmiştir.

Enerji, ülkelerin ekonomilerinin temelini teşkil eder. Tesla, tüm uluslar için sınırsız enerji teorisini gerçekleştiremeden yaşama veda etmiştir. Savaşların yaşamımızın bir parçası olduğu dünyamızda, savaşlara son verecek, sonraları önde gelen devletlerce denendiği bilinen icadını uygulama fırsatı da bulamamıştır.

Kablosuz enerji iletimi henüz gerçekleştirilemedi. Bunun için engel nedir, bu konuda neden çalışmalar yapılmamaktadır? Belki bilim henüz yeterli değil, belki henüz bizler hazır değiliz. Belki de bu, enerji üretimini elinde bulunduran güçler için “faydalı” bir yöntem değildir. Ancak bu çalışmaların önünde “bizden” başka ne vardır? Kablosuz enerji iletiminin ve bedava enerjinin, yani bedava gücün var olabilmesi için en büyük engel aşkın gücünün, güce olan aşkı yenebilmesi gerekliliğidir.

Doğadaki ve evrimdeki herhangi bir gelişme sonraki nesilleri etkiler. Ancak insan için bu her zaman söz konusu değildir. Bireylerdeki büyük gelişmeler, bazen çevresini ve meslektaşlarını çok az etkileyebilmiştir. Buluşları ile çığır açtığı halde, anlaşılmadığı için çalışmaları sürdürülemeyen Tesla’da olduğu gibi. Tesla üst düzeyde entelektüel ve ahlaki bir kişilik geliştirmiştir; ancak bunu soyu ile öğrencileri ile ya da ticari alanda sürdürme konusunda başarısız ya da isteksiz olmuştur. Tesla’nın yaşamı, bilim insanı profili ve geliştirdiği kişilik, insanlık için büyük bir deneydir. Doğayı ve kanunlarını gözlemleyen ve gözeten, doğayla uyumlu, kendini bilim ticaretinden çok insanlığın gelişimine adamış bilim insanlarının artabilmesi için bu deneylerden daha kaç tane yapılması gerek?

Tesla icatlar ve insanlığın gelişimiyle ilgili şöyle der: “İnsanlığın ilerleyişi mutlak icatlara dayanır. Bu, yaratıcı zihninin en önemli ürünüdür. Onun nihai hedefi, doğanın güçlerini insanın ihtiyaçları için kullanarak, aklın maddesel dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasıdır.” Dünyayı ‘kullanılabilir ve iletilebilir’ elektrik ile, ışık ile tanıştıran Tesla, bu nedenle modern Prometeus olarak da adlandırılır. En büyük çabası, doğanın gizli güçlerini ve bilgisini keşfetmektir ve evreni ‘titreşen dalgaların senfonisi’ olarak adlandıran Tesla, buluşları, gizemli yönleri, dâhice fikirleri ve sabırla anlaşılmayı beklemektedir.

Kaynaklar:

1- My Inventions – Nikola Tesla

2- Nikola Tesla Colorado Springs Notes – Nikola Tesla

3- Prodigal Genius – Biography of Nikola Tesla – John J. O’Neill

4- www.pbs.org

5- Tesla: Man Out of Time – Margaret Cheney

6- Tesla Master of Lightning – Margeret Cheney & Robert Uth

Metinde Geçen Bazı Kavramların Kısa Açıklamaları:

İyonosfer: Atmosferin elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların ve serbest elektronların atmosferin yere yakinlik olarak altıncı katmanı.

Vedik: Vedalar -Antik Hindistan kökenli, Sanskrit yazınının en eski örneklerini oluşturan kutsal metinler- ile ilgili.

Vivekananda

Kozmogeni: Evreninin kökenini ve gelişimini inceleyen bilim.

Ether: Bazı fizikçiler tarafından evreni doldurduğu varsayılan bir tür enerji.

Aura: Canlıların bedenlerinden yayıldığı düşünülen bir tür ışınımla oluşan, Kirlian fotoğrafçılığı ile görüntülenebilen enerji alanı.

Yayınlarımız
untitled.gif
Eski Sayılar
Dergi_Sayi_55.gif
Özlü Sözler

”

\”Bir öğretmenin öğrencisini aşk ve takipçilik konusunda teşvik etmesi, bilgi aktarmasından çok daha önemlidir.\”

”
He

http://dergi.yeniyuksektepe.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=31:nicola-tesla&catid=2:bilim-ve-felsefe&Itemid=8

Asıl gerekmiş bana

 

Bir türkü de benim için çal, çal be ne gelirse diline

Söyle ki katılaşan damarlarım açılsın

Gürültüde kaldık biz dostum, sen bilmezsin buralarda

Büyük şehrin uğultusu nedir bilmezsin, orda yaşayanlar da bilmez

Girip çıkanlar bilir, ama sıfatıyla değil gönlüyle girip çıkanlar

Horozun düttürüsünü, koyunun melemesini, kuşların ve dahi

Bilimum hayvanatın sesi ulaşmaz kulağına orada,

kokusu gelmez burnuna, orda uzakta bir köy vardı olur ancak hatıranda

Sanal olanı canlı tutmaya uğraşırsın nafile maya tutmaz

Olmaz be dostum olmaz, gerçekten de gölgeyle doyulmaz.

 

Pazara gittim bu Pazar, girişte bir köylü teyze oturuvermiş  de yere

Yancağızındaki çuvaldan maydonoz derlemede

Elimde liste, az atıştırdım, az sığıştırdım fileme lakin teyzem aklım sende

Saat olmuş öğlen, durunca önünde vurdu gölgem üstüne

Kaldırdı baktı, yüzünde dişsiz gülüşü, vereyim mi a kızım dedi ümitle

Ver ver dedim, ne güzel taze şeyler bunlar, demetlenmiş yığılmış önüne

Kaç para dedim, elli kuruş dedi. Verirken parayı sağol sağol sağol dedi üç kere

Bu siftahımdır dedi, saat öğleni geçmiş. Ah teyzem o gülüşün ne saf ne içten

Utandım de elli kuruş vermekten aldım adı belirsiz ottan bi kaç demet

Bugün oldu şikayetsiz gülüşün gitmedi gözümden,

ellerin dert görmesin, gözün gönlün açılsın, sağlıkta refahta ol teyzem.

 

Asıl gerekmiş bana şimdi anladım, muradım şu ki sessiz kalalım da duyalım

 

 

Sa

 

08.04.09 – Fethiye

Neden sadece Bob?!

Neden Dövüş Kulubünde ölen tek kişi BOB olmuştur?

 2005 Ekiminde sorduğumuz bu soruya gelen cevaplar şöyleydi ve bence Dövüş Kulubünü anlamak için harika açılımlar sunuyordu, bu mekandan bi kere daha paylaşmak istiyorum:

Yazan: yirmi3
Filmde ölen tek kişi Bob yani Robert Paulson.. peki acaba onun ölmesi sadece bi tesadüf mü?
Kargaşa Projesinin başlangıcında Tyler projede görevli adamları seçmek için kapıda bir tür mülakat yapmaktaydı.”İki siyah tişört.
İki siyah pantolon.
Bir çift siyah bot.
İki çift siyah çorap ve iki çift sade iç çamaşırı.
Bir siyah kalın kaban.
Bir beyaz havlu.
Bir adet yedek yatak çarşafı.
Bir tane beyaz plastik karıştırma kasesi.
Beş yüz dolar””çok yaşlısın. çok şişkosun. çok sarışınsın. çok gerizekalısın.” diye de onların dirençlerini ölçüyordu. Ama Bob bu dirence yenik düşüp gideceği anda (ki gidiyordu da)Anlatıcı (Edwart Norton) onu durduruyor ve beklemesini söylüyordu.

Bob aslında bu projeye uygun değildi.. Bob, Anlatıcının duygusallığı yüzünden o projedeydi.. ve belki de işte bu yüzden öldü..

 

Yazan: marla
aslında öncelikle olayı ikiye ayırmalıyız bence.dövüş kulübü ve cehennem projesi.
filmin bütününde iki kişi ölüyor. biri kanserli bir kadın. yalnız, çaresiz, hırssız, ölümü kabul etmiş ve ondan korkmadığını idda eden, zavallı bir görüntü çizen bir kadın. bob da genel portre olarak benzerlik gösteriyor. o kanserden kurtulmuş ama çok yalnız,çaresiz,hırssız.bu iki kişinin en önemli ortak noktası ise bir gruba üye olduklarında o grubu çıkarları için kullanma istekleri. kadın kendine bir partner bulmak için terapi grubunu kullanmaya çalışırken, bob övünmek için dk’yı kullanıyor.halbuki her iki grupta da amaç, kişi olmayı aşıp gruba hizmet etmek. dk olarak bakınca bu ikisinin ölüm sebepleri aynı. yaşamayı hak etmiyorlar.cehennem projesi kapsamında ise mantık “omlet yapmak için bir kaç yumurta kırmak lazım” şeklinde oturtulmuş durumda. herşey bedeller üzerine kurulu. e bu kadar büyük bir harekette biri ölmeliydi. bu da değerli biri olmalıydı.kişi tyler kimliğine bürünmeden önce üyeler içinde tanıdığı tek şahıs Bob’du ve kişinin huzur bulduğu tek yer bob’un göğüsleriydi. yani onun için duygusal anlam taşıyan tek insan ve böylece sahneye ölüm anından sonraki ayinin koyulması sağlandı.
” Onun adı Robert Paulsen” “ Ölünce proje elemanın adı oluyor.”
cümlelerini bu ölümle duyduk. ve bütün bunlar kahramanımızın uyanışını getirdi. duyguları harekete geçti. sevdiği birini kaybedince hesap sormak istedi. sonuçta tyler’ı buldu. ölen kişi bob olmasaydı bu sonuca varamazdık.

biraz dağınık oldu ama idare edersiniz heralde. soru o kadar çok bağlantı kurdurduki beynimde bu kadarını toparlayabildim. 🙂 

ahts
 …Kişiyi filmdeki gibi ya labirentlerinde dolaştırır, ya da bir çukurda bekletir beklerken de kendisi ile karşılaştırır,yüzleştirir…Sonuçta bedensel yaşamını ,entellektüel bir konuşkan ve düşünen olarak kaybeden kendisidir kişinin… Fazla uzatmayayım,karşılaşılan ikinci kişi “nefs” di ve sonuçta yalnız onun ölmüş olması da yine evrensel bir denge yasası idi,bedenlenmemesi gerekiyordu…:)))
(Sanırım ahts’ın kastettiği Bob değil Tyler)

 

 Biraz da Palahnuik’den ve onun tarzından bahsedin, ağzınızdan bal damlıyor :))

 

palahnuik

Yazan: marla
dövüş kulubünü bir kaç kez izledikten sonra gidip kitabını aldım. ardından palahnuik’in diğer kitaplarını da aldım. bu adam hakkında söylenebilecek en kesin şey kendinden nefret ettiği sanırım. sürekli toplumu cezalandırma yönünde çabaları olan karakterler yaratmış. bu karakterler kendi evrenlerinde hem kendilerine hem de çevrelerine, maddi yada manevi anlamda zarar veriyorlar. gerçekliğe karşı hat safhada güvensiz. ona göre gerçek sandığın herşey bir kurgu.en yakın kız arkadaşın bir sürü estetik ameliyattan geçmiş eski bir delikanlı çıkabilir mesela. mutsuz aileler ve onların yetiştirdiği çocuklardan oluşan kahramanları,aileleri ile toplumu ve bütün kuralları özdeşleştirmiş durumdalar. sexkolikler, uyuşturucu bağımlısılar, şizofrenler, mutsuzlar ve hepsi bu noktaya gelmelerindeki kendi paylarını yadsıyorlar. kendileri olmaya tamamen karşılar. farklı yollarla kişiliklerini reddediyorlar ve bunu sonucunda yalnızlaşıyorlar. yalnızlaştıkça daha çok nefret ediyor, daha çok zarar veriyorlar.

 

Kendileri olmaya tamamen karşılar!!!

 

 

  

Yazan: yirmi3
marla, BOB ve ANLATICI arasındaki duygusal bağın BOB’un ölümüyle bir uyanışa dönüştüğünü söylüyor ama bence bu kısmencik (kısmeni küçültmek için koydum o -cik ekini, ilginç oldu) doğru.. yani doğru ama uyanışın tek nedeni olarak bu gösterilemez.. hem ANLATICInın duygusal bağı olan başka insanlar da var.. MARLA ve TYLER.. ikisini de nerdeyse kaybetmekten hiç korkmuyor.. TYLER için MARLAyı kırıp duruyor mesela ve durmadan MARLAyı düşünüyor.. ama neden BOB’un ölümü onu bu kadar etkiliyor.. Acaba onda hasretini çektiği bişeyleri mi görüyor; baba.. (atıyorum)ayrıca fihgt clubın kitabına bakarsak ANLATICInın uyanışının BOB’un ölümünden çok daha önce olduğunu görebiliriz.. sanırım filmde merak uyandırsın ve etkileyici bir son olsun diye biraz ertelenmiş bu..”Bu gece kapatmak için dövüş kulübüne gidiyorum. Odanın ortasında tek ışığın altında duruyorum ve bütün kulüp alkışlıyor. Buradaki herkes için ben Tyler Durden’ım. Akıllı. Güçlü. Cesur. Sessizliği sağlamak için elimi kaldırıyorum ve neden hepimiz buna sıradan bir gece demiyoruz, diyorum. Bu gece eve gidin ve dövüş kulübünü unutun.
Ben dövüş kulübünün görevini tamamladığını düşünüyorum, ya siz?
Kargaşa Projesi iptal edildi.
Televizyonda güzel bir futbol maçı olduğunu duydum …
Yüz tane adam bana bakıyor.
Bir adam öldü diyorum. Oyun bitti. Eğlenceli bir yanı kalmadı.”

Sanırım ANLATICIyı etkileyen en büyük şey ölüm olmalı.. çünkü ANLATICI hayata fazlasıyla bağlı biri.. Durmadan onu kontrol etmeye çalışan biri.. aynı şekilde CEHENNEM PROJESİnin amacı da bir tür düzeni bozarak hayatı özgür kılmak ve bireylerin kontrolüne bırakmak.. Ama BOB’un ölümü; bir hayatı kontrol etmek isterken o hayatın kaybedilebileceğini de göstermiş oluyor..

Buna şurdan da varabiliriz sanırım.. ANLATICI, PROJEyi iptal etmek ve engellemek istiyor ama TYLERi yok ettikten sonra MARLAya sarılarak olan biteni büyük bir zevkle pencereden izliyor.. Neden…? Çünkü ANLATICI, PROJEnin birilerine zarar vereceğinden korkuyor.. Sonunda öğreniyor, havaya uçurulacak yerlerde insan olmadığını… (Sibelden not: Ya da insan zarar göremez zaten; çünkü o sonsuz bir şarkıdır.)

PROJEnin hayatı kontrol edip tadını çıkarmakla ilgili olduğuna bir kanıt da belki TYLERin kafasına silah dayayarak bizim kahvaltılarımızdan daha lezzetli bir kahvaltı yapmasını sağladığı marketteki çocuk olabilir.. Ona hayatının önemini ve her şeyin elinde olduğuna dair küçük bir ders vermişti değil mi?

İşte bu yüzden BOB’un ölümü ANLATICIyı etkilemiş olabilir ama bence uyanması için illaki BOB’un ölmesi gerekmiyordu..

Belki de her şey bir klişenin sonucudur.. ilk önce en şişman olan ölür.. 😛

Bu durumda Marla’ya cevap hakkı doğdu! (göz kırpma işareti)

 

•

Yazan: marla
Yirmi3′ün söylediklerine kısmencik (kelimeni çaldım umarım kızmazsın 🙂 ) katılıyorum. ben bob’un uyanışın nedeni değil tetikleyicisi olduğunu düşünüyorum. arada kahramanımızı rahatsız eden bir sürü şey oldu. projeden dışlandığını hissetti. kendisinin de kurucusu olduğu dövüş kulübü tyler’a mal edildi ve kendisi yok sayıldı.tyler’ın gölgesinde kaldı.böylece tyler’a çok öfkelendi.
bu insanın amacı diğer insanlar için değerli ve önemli olmaktı. terapi gruplarında insanlar onu dinliyordu ve ona ihtiyaçları vardı(yada o öyle düşünüyordu). bu yüzden huzuru bulmuştu ve bunu bulduğu ilk yer bob’un yanıydı.
marla ise bu huzuru kendi çıkarları için bozan (bedava kahve ve sinemadan ucuz) bir kadındı onun bilincinde.ama bilinç altında marlaya özeniyordu. çünkü marla en azından dibe vurmaya çalışıyordu.sonra marla onun tek dostunu, tyler’ı da aldı elinden ve özenmesi daha da çok arttı. bu artışın bilince yansıması ise ilk etapta öfke oldu. marla dan değer görmedi. hatta marla o yokmuş gibi davrandı(sigarasını onun olduğu tarafa attı mesela) yani duygusal bağı olan 3 kişiden sadece birine karşı öfke duymuyordu. BOB
bob’da kendi çaresizliğini ve sığınma ihtiyacını görüyordu.bob’un kendisinden daha kötü durumda olduğunu düşünüyordu. onu projeye dahil ederek onuda kendisi gibi kurtarmak istedi. bu arada diğer olaylar yüzünden huzursuzluğu arttı.tyler hedefi doğrultusunda ayrıntıları göz ardı ederek ilerliyordu ve karakterimiz bu hedeften habersizdi. yine başa dönmüştü. tylerla kurduğu dünyada yalnız kalmıştı. daha önceki hayatında kendi kurduğu evinde yalnız kaldığı gibi. bu noktada tetikleyici etken, kurtarmak istediği hayatı ve öfke duymadığı tek insanı, kendi kurduğu ama kontrolünü yitirdiği gurup yüzünden kaybetmekten başka ne olabilirdi ki.
projenin amacı bence, birey yada toplum bazında özgür kalıp ideallere ulaşmaktı. idealin ne olduğu önemsizdi. kiminin ki dibe vurmak, kiminin ki ise veteriner olmak. hayat, oyunun dışına çıkıp bir kahvaltının değerini bilebilmekti.
kahramanımız tabiki o binaların yıkılışını huzur içinde seyredecek. çünkü bunu isteyen kendisi. bir anda kapıldığı panik, olacakları engelleme çabası, tamamen ego tatminiydi. sistemi kuran tyler ve engellmeye çalışan kahramanımız aynı kişi sonuçta ve tyler diğer yarısının bunu engellemeye çalışacağını biliyor.tabiki en iyi tanıdığı kişinin yani kendisininde durdurması imkansız bir sistem kurdu.
kahramanımızın olacakları engelleme çabasının görünür sebepleri, toplumsal sorumlulukları, yapılanın yanlış olduğu bilgisi(bu bilgi nerden geldiyse) ve başka hayatlara saygıydı. bunlar gerçek duyguları olsaydı bunlara tamamen ters düşen, normal hızla giden bir aracın üretim hatasından dolayı kaza yapmasına ve içindeki insanların yanarak ölmesine göz yumamasını gerektirecek bir işte çalışamazdı. hadi çalıştı diyelim bu bilgileri amacına ulaşmak için paraya çevirmek yerine direk açıklardı. ama başkalarının hayatı onun için pek de önemli değildi aslında.onun esas derdi önemsememesiydi. sadece önemsemesi gerektiğini düşünüp vicdan azabı çekiyordu.(sibelnotu: bu cümleyi yılın sözü ilan etmeme izin verin lütfen) tyler onu bundan kurtardı. o kendisine, kendisi olabileceği ama bunu kesinlikle kabul etmeyeceği bir arka kapı açtı.
ayrıca önce en şişman değil en gözlüklü ölür 😛

 

 

 

Yazan: FGL
Yazarın anne ve kadın hakkındaki bakış açısının olduğunu düşünüyorum. Bu arada filmin maskulin bir plotu olmasına karşın oldukça feminist yanlısı, feministlerin ekmeğine yağ sürecek mesajlar içerdiği.Bob gibi birinin, testislerinin olmayışı, tedavisi nedenli gögüslerinin büyümesi…maskulinlikten uzaklaşması, böyle birinin yaşamaktansa ölmesinin daha uygun olacağı şeklinde yorumlanabilir.

Feminizmin her daim yok sayılan ve sadece kadına odaklanan bir hareket oldugu düşünülerek görülmeyen bir yanı da şudur ki, feminizim aynı zamanda kadının maskuliniteye olan özlemidir.Ayrıca Tyler filmde yüceltilmez, aksine kendi kendine zarar verdiği vurgulanmıştır.

• 

Yazan: yirmi3
Tamamen erkeklerin olduğu bir filmde feministler için illaki malzemeler olacaktır.. Ama yazarın böyle bir amaç güttüğünü hiç sanmıyorum..BOB “yaşamaktansa ölecek” kadar silik bir kişilik değildi. Sizin dediğiniz ölüm filmdeki az sayıda kadından (figürandan) biri olan CHLOE’nunki.. Bakın ANLATICI nasıl bahsediyor ondan:
“Chloe isimli küçük bir kadın iskeleti; pantolonunun kıçı üzgün ve bomboş sarkıyor ve Chloe bana beyin parazitleri ile ilgili en kötü şeyin, kimsenin onunla cinsel ilişkiye girmemesi olduğunu söylüyordu. Ölüme, sigorta poliçesinin kendisine yetmiş beş bin papel ödemiş olması kadar yakın olan Chloe’nin tek istediği, son bir kez yatağa yatırılmaktı. İlişki değil, seks.”
Filmin ilerleyen sahnelerinde de ölüm haberi geliyor. O kadar..
BOBun ise bir amacı vardı. O PROJEnin bir savunucusu O bir uzay maymunuydu.. Öldü ve KAHRAMAN oldu. (Onun adı ROBERT PAULSON)Kendi kendisine zarar vermek ise, yüceltilmenin karşıtı değildir.. kendine zarar veren biri de yüce biri olabilir.. TYLERin yüceliği ise tam da bu noktadadır. O kendisine (kendisi dediğimiz kişi kim? ANLATICI?) zarar (bize göre) verebildiği ve buna hepimizden başka bir yorumla bakabildiği için yücedir.. Film boyunca da başkaları tarafından yüceltilip durur.. sanırım film de TYLER hakkında olumsuz yorum yapan tek kişi de MARLAdır.. O da TYLERi anlayamamaktan yakınır.. Ayrıca TYLERin kendi kendine zarar verdiği nasıl vurgulanmış bunu da anlamadım.. Sanırım izlerken onu vurgulayan sizsiniz.. tüketim rüyasına çok bağlı biri misiniz? 😉

“Kadınlar tarafından yetiştirilen bir nesil olarak aradığımız şeyin tekrar kadınlar olduğunu hiç sanmıyorum” diyor TYLER

ANLATICIyla aralarında babaları ve erkekler hakkında defalarca konuşuyorlar.. Ama annelerinden bahsetmiyorlar hiç.. kadın olarak da sadece MARLAdan konuşuyorlar.. MARLA filmdeki tek ana kadın karakter.. Onu da TYLER sadece seks için kullanıyor.. (sadece spor yapıyoruz)

Filmde kadınlarla ilgili olan çok az şey var.. Şimdi filmi izlememin üzerinde epey geçmiş halde düşünüyorum ve kadınlar hakkında bişey yakalayamıyorum.. Acaba bu da benim izleyiş şeklimden mi?

Mesela DÖVÜŞ KULÜBÜnde hiç kadın yok.. Oysa DÖVÜŞ KULUBÜ kuralları içerisinde kadınlarla ilgili bi şey yoktu..

Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün üçüncü kuralı, biri dur dediğinde veya bayıldığında, bayılmış numarası yapıyor olsa bile, dövüşün bitmesidir.
Bir dövüşte sadece iki kişi olur.
Bir seferde sadece tek dövüş yapılır.
Dövüşe girerken tişört ve ayakkabılar çıkarılır.
Dövüş sürmesi gerektiği kadar sürer.

Burada kadınların girişi serbest bırakılmış ama kadınların dikkate alınmadığı daha gerçek geliyor bana.. DÖVÜŞ KULUBÜ de KARGAŞA (doğrusu cehennem değil bu olmalı sanırım) PROJESİ de tamamen erkeklerle ilgili.. Ama ortada erkeklerle ilgili olduğunu belirten bişey de yok.. Kadın, insanın/erkeğin sahiplenebileceği bişey gibi..

Karmaşa projesinin amacını gerçekleştirmek için kadınlara ihtiyacı yok, ki her erkekte alınmıyor projeye.. bir mülakat yapılıyor.. hem kadınların alınmama nedenlerinden biri de zaten kadınların dünya düzeni içerisinde erkelerin altında bir yerde olmaları olabilir.. yani erkekleri elde ettiğin zaman onun altındaki kadınları da elde edebilirsin.. ee o zaman kadınlarla uğraşmaya ne gerek var.. erkekleri yönlendir yeter..

Sonra kadınlar yok edilmek istenen tüketim toplumunun ana üyeleri olarak da algılanıyor olabilir.. (sabunları kimlere satıyorlardı)

Ya da her şey erkekleri kadınların cazibesinden kurtarmak içindir.. Kadınlara beğenilmek için değil mi bu erkeklerin uğraşlarının çoğu.. Kadınlar değil mi gelişimin ana ateşleyicisi.. hem kadınlarla aynı ortamda olan erkekler de ister istemez doğanın gereği olarak kadına karşı bir ilgi kayması olur.. Gemilere kadın alınmaz, uğursuzluk getirir.. ki TYLERla ANLATICInın arası MARLA yüzünden açılmıştır..

Hem bir de olaya ANLATICInın gözünden bakmalıyız belki.. Onun hayatında bi kadın var: MARLA SİNGER.. ve başka bir kadına da yer yoolmayabilir…

Hem ANLATICI herşeyi anlatmaya şöyle başlıyor:

“hepsi Marla Singerla ilgili.”
bir de kaç kadın dövüşmek ister ki..? var mı kadınların doğasında böyle bir istek..? aynı şekilde bi erkekte bir kadınla dövüşmek istemez..

TYLER bir erkek, hatta diğer erkeklere erkeklikleri hakkında laf atacak kadar erkek.. (gucci erkeleri) TYLERın yapmaya çalıştığı şeylerden biri de erkek içgüdülerini uyandırmak.. bence TYLER kadınları pek düşünmüyor.. dünya onun için erkeklerin üzerine kurulu ve değişim erkeklerin işi.. TYLER doğamıza dönmeye çağırıyor bizi: “yıkıntılar arasında dolaşıyorsun.. üzerinde ömrünün sonuna kadar çıkarmayacağın, senin avladığın hayvandan yapılmış deri elbisen.. siyah asfaltın üzerinde et kurutan insanlar”

TYLER erkek doğasını biliyor, çünkü erkek.. özgür olmak, güçlü olmak, hakim olmak istiyor.. bir kadın ise erkeğin elinden kendine olan hakimiyetini bile alabilir.. TYLERın aradığı şey kadınlar değil.. o erkekleri arıyor.. doğasına dönmesi gereken erkekleri..

İşte sanırım bu bakımdan feministler için epey bir malzeme var değil mi?

 

Bunları bilmek gerek

1 saat sureyle kulaklıkla bir şey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını?

Çakmağın kibritten önce bulunduğunu?

Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu?

Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır

Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam’dı

İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak’ta Fırat nehrinin altından geçmiştir.

Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.

Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.

Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür

İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar

İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır

İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir

Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar

Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler

Üzüm mikrodalga fırında patlar

İnsan yılda en az 1460 rüya görür

İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır

Çin’de İngilizce konuşan kişi sayısı Amerika’dan daha fazladır

Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır

En uzun boylu insan 1940 yılında ölen 2,72 metre boyunda ABD’li R.P. Wadlow olmuştur

Kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi yufka gibi açılarak bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir

İnsan daha çok oksijen alabilmek ve vücudundaki karbon gazını boşaltmak için esner

İnsan bir günde 28-33 bin litre hava, 500-700 litre oksijen, 2 kilogram yiyecek tüketir

Michel Jordan basketbol oynadığı yıllarda, bir yılda Nike’den, Nike’ın Malezya fabrikası personelinin hepsinden daha fazla para kazanıyordu

ABD, Ohio’da lisans olmadan fare yakalamak yasaktır

Eğer aynı zamanda aksırır, hıçkırır ve gaz çıkarırsanız,
patlarsınız

Aşık olduğumuzda beynimiz “phenylethylamine” üretir. Bu kalp atışınızı hızlandırır ve sizi mutlu yapar. Bu kimyasal madde çikolatada da vardır

Uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlayamaz. Çünkü gözyaşı aşağı düşmez

1994 Dünya Kupası’nda, Bulgaristan futbol takımının 11 oyuncusunun hepsinin isminin sonu “OV” ile bitiyordu

Birinci Dünya Savaşında Fransa ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı

Kahve sarhoş bir insanın ayılmasına yardımcı olmaz. Hatta çoğu zaman alkolün etkisinin artmasına yol açar

Kereviz yerken harcanan kalori,kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır

İnsan uzun süre bir böbrek ve bir akciğerle, midesiz, dalaksız yaşayabilir, ama karaciğersiz bir dakika bile yaşayamaz

Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır