Kılivlınd!

Onlarla eve çıkmak istiyorum. Kirayı da bölüşürüz!

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Unakıtan, hangi hastanede tedavinin yapılacağını belirlemek için Allah’tan yardım istediğini ve içine Cleveland’ın doğması üzerine ABD’ye gittiklerini söyledi.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, dönüşünde basının karşısına eşi Ahsen Unakıtan, torunları Taha ve Ömer’le birlikte çıktı. Ahsen Unakıtan, “Bakan” diye bahsettiği eşinin ameliyatıyla ilgili, “Rabbime şükrediyorum bakanı bizlere bağışladığı için. Hacettepe’de damarlarının tıkalı olduğu söylenince tabi ben hiç kabul edemedim. Ama bakan dedi ki: ’Eğer benim by-pass olmam gerekiyorsa ben hazırım. Çünkü artık ben millete mal oldum Ahsen, sade sana ait değil’ Onun üzerine boynumu büktüm, ama çok zor kabullendim. Şoka girdim. Öyleyse benim de bir ricam var dedim. Açtım ellerimi rabbime dedim ki ’Ya rabbi bu nerede olursa iyi olur. Ben şu anda hiçbir şey düşünemiyorum sen bana doğru yolu, bizim için hayırlı olacak yolu lütfen göster ve beni oraya yönelt’ diye gece dua ettim. Ve kendisine dedim ki ’Benim içime Amerika’daki Cleveland yatıyor. Eğer oraya gidersen önce rabbime sonra oraya emanet.’ ’Peki’ dedi ve o şekilde Amerika yolculuğumuz başladı” dedi.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=11148031

Graal Efsanesi

Kutsal Kâse ya da Graal (İng: Holy Grail, Fr: Graal), Hristiyan Mitolojisinde, İsa‘nın Son Akşam Yemeği‘nde kullandığı iddia edilen, mucizevi güçleri olduğuna inanılan kap.

Graal sembolizminin içerdiği anlamlar  

  • Graal’in kaybedilmesi, bilgilerin unutulmasını simgeler.
  • Graal’in aranması ve bu sıradaki mücadeleler, nefis mücadelesini, kişinin nefsaniyetine karşı verdiği savaşı ve çeşitli sınav ve aşamalardan oluşan inisiyatik serüveni simgeler.
  • İçinde ölümsüzlük içkisinin bulunduğu Graal’in keşfedilmesi veya elde edilmesi, arınmış olmayı, spiritüel aydınlanmayı, kişinin vicdan ve sezgi kanalının tam anlamıyla açılmasını, spiritüel tesiri kendi başına çekip aktarabilecek düzeye gelmesini simgeler.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kutsal_K%C3%A2se

Kutsal Kaseyi pek çok kez duymuştum ancak Graal Efsanesini az önce Jung’un hatıralarının son bölümünde gördüm. Hemen internette arattım, kısaca yukarıdaki gibi diyebilirim. Bana ilginç gelen Jung’un eşinin ölmeden önce Graal Efsanesini araştırdığı ve bunun yarım kalmış olmasının Jung açısından üzücü olduğunu öğrenmem oldu.

Yukarıda Graal’ın aranmasının simgesel anlamı verilmiş; nefis mücadelesi ve bu yolda inisiyatik serüven.  Jung onun ölümünden sonra bir rüya görüyor ve aslında onun hala bu araştırmayı sürdürdüğünü anlayarak, ölüm sonrasında da faaliyetin devam ettiğini çıkarımsayarak seviniyor. Aslında  bu durumda Jung’un eşi Emma’nın yarıda kalan serüveni tamamlamak için dünyaya geri dönmüş olduğunu da varsayabiliriz belki.

Jung’un kendi rüyaları Edgar Cayce’yi aratmıyor, sanıyorum ki eğer Jung kendini bıraksaydı Cayce gibi bir kahin olabilecek yetenekteydi; fakat O, bu dünyadaki mevcudiyetini, psikoloji bilimine, insanı anlamaya, bilinçsiz varlığımızın bilinçli kısmımızla ilişkilerini aydınlatmak misyonuna bağlamıştı. Uzun ömründe bu kadar çok çalışan, kuramsal ve klinik çalışmalarını bıkıp usanmadan- her türlü eleştiri ve alaya karşın- kitaplarına döken, verimli insana az rastladım.

Jung hakkında daha çok bilgi için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1198

Amaç/Araç

İnsanı kapsar şekilde işleyen sistemler olduğunu düşünüyorum ve bunların düşünmeye meyilli olduğumuz gibi “manevi boyut” olması da gerekli değil. Ben bu durumu her düşündüğümde aklıma The Cube filmi gelir. İzleyenler hatırlayacaklardır (öneririm), işlemde birçok mekanizma var ve insan sıra geldikçe bunların birçoğundan geçer, hangi mekanizmadan geçtiği tesadüfi midir, yoksa kendi titreşimleri uyarınca bazı şeyleri özellikle yoluna mı çeker bunu tam olarak bilemesek de (her ikisi de olabilir belki) dış uyaranların olduğu bir gerçektir bence.

Fakat burada önemli husus şu bence; insanın bu mekanizmadan geçerken (bir nevi foton kuşağı gibi düşünelim) verdiği tepkileri, duygulanımları hep farklıdır. A kişisi için azap dolu bir geçiş B kişisi için sivrisinek ısırığı, C kişisi için memnuniyet verici bir eğitim vesilesi, D kişisi için aldırmazlık vs vs şeklinde binlerce diyebileceğim değişik kombinasyonlarda anlam bulur.
Bence bu kadar değişik sonuçlar uyandırması, insanın aslında gerçek ve sarsılmaz bir amacı olmamasından ya da varsa bile onunla irtibata geçememişlikten kaynaklanıyor olabilir. Şu bir gerçek ki insanoğlu, işaret edilen yere değil işaret edene bakmaktadır! Bu belki sizlere çok söylenmiş alalade bir söz gibi gelebilir fakat ben bu durumun da etkin bir sebep olduğunu sanma eğilimliyim. (Aslında işaret edene de bakılabilir, eğer işaret edilen şey anlaşılamıyorsa,  fakat bu belki başka bir yazının konusu olacak kadar karmaşık)

Küçük bir örnek vermek gerekirse (ki hayatta her şey buna örnektir); A kişisinin bir yere gitmek için metroya geldiğini düşünelim, daha turnikeye girmeden önce bile yolu onlarca şey tarafından kesilir ya da kesişir, A bütün bu kesişmeleri AMAÇmışçasına yaşar, acı çeker sevinir, kızar, üzülür ve bunları yaparken metroya gelme nedenini bir kez hatırlamaz bile! “Kendini yitirir“… Çünkü aslında “kendiyle” ne yapmak istediğini bilmiyor ya da hatırlamıyordur.
Şöyle soranlar olabilecektir; “ama birçok öğreti zaten insanın kendini yitirmesinin amaç olduğunu söyler, o halde burada bir çelişki yok mu?”
Bence yok, kendini yitirme eylemi bilerek yapılmalıdır, bilinçsiz yaptığımız hiç bişeyin bize totalde bir yararı olmuyor! Kendimizi bilerek ve isteyerek kaybetme eylemi bizi bambaşka yerlere taşır.
Don Juan’ın öğretisinde bu kavrama “kontrollü delilik”(*) denmiştir. Hem bileceksiniz, hem bilmezden geleceksiniz. Hem isteyecek hem istemez gibi olacaksınız. 

Neden kontrollü delilik peki? Eğer amacımı unutmazsam bu beni kurtarmaz mı?
Hayır maalesef kurtarmaz, bu kez de amaca kitlenen insan yoldaki hiç bişeyi görmez, aldırmaz olur, duygu organları paslanır, adeta bir hayalete ya da infazcıya döner. Çünkü aslında AMAÇa giden bir yol yoktur, bu izafidir, Büyülü çözüm şudur: AMAÇa giden yolda tüm araçları farketmek, onlarla yoldaşlık kurmak, onlara minnettar olmak ve sanki onlar araç değilmişte amaçmışçasına yürekten, gönülden ilişki kurmak.
AMAÇ, kafdağının arkasında değil, ARAÇ’ın gönlünde yatmaktadır bence. Çünkü zaman bizim uydurduğumuz bir kavramdır, geçerli tek şey ŞİMDİ ve Burada olabilmektir. AMACımızı şimdi ve burada hatırlarken onu şimdi burada rastladığımız ilk ARAÇta bulabiliriz. Ya da bulabilmeliyiz. Değilse bari  yolda amacımızı unutmamaya çalışalım derim.

sa-05.03.2009

(*)KONTROLLÜ DELİLİK – Denetlenen Delilik

 Büyücüler bu yöntemi, kendi kendileriyle ve günlük sorunların dünyasındaki herkes ve herşeyle başa çıkmanın tek yolu olduğunu savunurlar.

Don Juan, denetlenen deliliği; denetlenen aldanma sanatı ya da eyleme tamamen kendini veriyormuş gibi görünme sanatı olarak açıklıyor. Öyle iyi yapılacakmış ki kimse ayırdına varamazmış. Denetlenen delilik, tamamen kendini aldatma değilmiş demişti, her şeyin ayrılmaz bir parçası olarak kalırken, her şeyden ayrı olmanın inceden inceye düşünülmüş, sanatsal bir yöntemiymiş.

Denetlenen delilik bi sanatmış ama bi çok büyücünün içi kaldırmazmış bunu çünkü uygulaması çok fazla enerji gerektirirmiş.

Tübitak’a Sansür

Nihayet övündüğümüz Tübitak Bilim ve Teknik dergisinede sansür uygulandı. 2009 yılının Darwin yılı olması nedeni ile Mart sayısında Darwin’e bolca yer verilmişti. Ama yönetimden geçemedi. Kapak ve 11 sayfalık içerik değiştirilerek bilime de sansür uygulanmış oldu.

Yakında Adnan Oktarın yazılarını Bilim ve Teknik sayfalarında görürseniz şaşırmayın.

Yozlaştırılma

Sahip olmacı yaşam stiline karşıyım! Kapitalizmin sunduğu zevklere karşıyım! Süper sermayeye karşıyım!

Ama yaşanılan düzey? İnsanların genel yaşam tarzı? O zaman buna da karşıyım.. Dağ, mağara nedir yani, sistemin içindeyim elbette. Kendime karşı mıyım? Anti miyim neyim ben? (ben diye sorduğum soru ben değilim elbet)

Neyim ben? Sorsanıza? Fight Club gibi gelsede.. Kredi kartları limiti, evim ne kadar da büyük, arabama bakın hele, ya da şu korumalarıma, iriler değil mi? Acaba süperlüks yatımda mı kalsam yoksa deniz manzaralı evimin en üst katındaki jakuziden içkimle denizi mi izlesem? Kadınlara ne demeli evet hepsi güzeller.. Uyuşturucusuz bir hayat öyle mi magic mushroomlar olmadan yaşayamam! Magazin dergilerinde, finans dergilerinde olmalıyım önlerde tabii ki..

Sahip olmacı yaşam stilinde sevgili dostlar bunların sonu gelmez. Temel hata sahip olduğumuz her eşyanın bizi tatmin edeceğini sanmamızdır. Her zaman farklısını aramaktır yaptığımız. Ama genel olarak topluma bakınca görürürüz ki herkes farklı olmak peşinde. Yani aynılar. İşin güzel yanı sistem beynimizi uyaranlarla fazlasıyla mesgul ettiği için durumu anlama, başımızı kaldırma şansımız yok. Farkındalık diyoruz işte buna ama bunu farkedince de yukarıdaki hayata özenmiyor muyuz? Sistemin gücünü nasıl anlayabiliriz o zaman.

Şöyle diyelim. İnsanlarda bir motivasyonsuzluk, ne yapacağını bilememe, sıkılma, duyarsızlaşma, yalnızlık, doyumsuzluk. Toplumda gözlemlediğimiz durumlardır. Bütün bunlar sahip olmacı yaşam stilinin kontrolsüzleşmesinden kaynaklanır. Zaten farkındaysanız sona doğru gidiyoruz sevgili dostlar.
Önce yozlaşma(corruption), bundan daha sonraki adım çürüme ve tabii ki en son adım kokuşma.

Elbette kabul edilebilir ki bunlar da nihayete erecek süreçlerdir. Dünya üzerindeki her akımın veya benzeri var oluş sürecinin bu şekilde devam edemeyeceği anlaşılacak ve bitecektir. Milyonlarca yıllık bir değişim sürecinde 100 yıllık bir zıplama dönemini düşünün evet aslına şu anda tam olarak oradayız. Ne kadar da az bir zaman değil mi?

Biz insanları maddesel tüm varlıklardan ayıran temel özellik zihinsel aktivitelerdir. Korteksimiz bizi kediden ayıran belirleyici farkımızdır. Hayattaki her olayımız içgüdüler hariç beyin tarafından planlanır – tasarlanır. Peki dostlar biz beynimizi ne kadar değiştiriyor ve geliştiriyoruz? Akşam eve gelip kapitalizmin bize sunduğu ekranlarla yaşamıyor muyuz? Akşam 7 den sonra neden öğretici programlar yok acaba televizyonlarda? Neden binbir türlü saçmalıkla dolmuş halde? plazma tv aldınız k.kartına 15000 takside, sık mı izliyorsunuz televizyon kanallarını? -ee eşşek gibi çalışıyorum taksitlerini ödemek için manyaklar gibi izlerim- geçmiş olsun dostlar. İşte çarkı ne güzel işletiyorsunuz. Her gün karıncalar gibi yer altı metrolarından güne başlayıp sonra gene yer altından evinize mi dönüyorsunuz? Sizin beyninizi boşaltan, hayatınızı yaşanılmaz kılan ve anlamsızlaştıran yalnızlık ekranlarına mı bakıyorsunuz? Hatta ve hatta sizin zihninizi binbir türlü saçmalıkla dolduracak bu aletler için de eşşek gibi çalışıyorsunuz yanılmıyorsam. Ne güzel ne kadar da güzel devam edin.. Maalesef yönetileceksiniz!

Şimdi.. Eğitim kurumlarındaki yozlaşmayı gördüğümüzde anlıyoruz ki eğitilmemizi istemiyorlar. (İşlerine yarayacak dahiler hariç) Çok fazla düşünmemizi istemiyorlar. İşte bu sebepten dünyamız ve ülkemiz de, gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, uyuşturucuyla, alkolle, ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi. İNSANLARIN ZİHNİNİ MEŞGUL ETMEK İÇİN.
Yani çok fazla düşünmemiz bizi yöneten insanların işine gelmiyor. Uyanmamız ve anlamamız gerek ki hayatımızı yönlendiren insanlar var ve biz bunun farkında bile değiliz.

Farkına varın!