Tahrir Üzerine
“Şunu akıldan çıkarmamalıyız ki, gelecek, kendi özgür iradesiyle hareket eden işçiler tarafından oluşturulan, işçilere ve topluma hizmet görevini yerine getirebilecek demokratik örgütlerindir.”
[Talal Shukr, Mısırlı eylemci ve sendikacı, aktarım: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41193, 26 Kasım 2011]
Aşağıdaki makale, Tahrir’in dumanı daha henüz tüterken ve bu Tahrir rüzgârının yalnızca Orta Doğu ve Arap coğrafyası değil ama bir onun kadar dünyanın diğer ülkelerindeki isyancı hareketlere (örneğin İspanya, Yunanistan, ABD, İsrail vs.) de örnek olmasından hemen önce, olaylar cereyan ederken; Mübarek’in ipi ha çekildi ha çekilecek denirken sıcağı sıcağına yazılmış bir makale. Bu yılın başında (20.02.2011) yazdığım bu satırların, gelişmelerin ışığında hâlâ önemini ve güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Sizlerle bu yazıyı paylaşmam da biraz olsun bu konuyla ilgili –naçizane- bilgi tazeleme olma amacını taşıyor, daha fazlası değil…
∞
Mısır’da olaylar durulmuş gibi değil ve görünen o ki, Mübarek gidene kadar da devam edecek…
30 yıl süren ve emperyalizmin de desteğini almış bir iktidar halkın nefreti, isyanı ve protestosuyla karşı karşıya.
Mısırlı kitlelerin bu haklı, demokratik hareketi sonuna kadar desteklenmelidir.
Ama konu bununla sınırlı değil tabiî ki. Böylesine bir konuyu ele alırken ülkenin geri kalmışlık düzeyi, yoksulluğu, emperyalizmle ilişkisi, ülkedeki en büyük, muhalefetteki kitle örgütü Müslüman Kardeşler, ordu ve elbette “sol alternatif”i de göz önünde bulundurmak zorundayız.
Şurası açık ki, Mübarek miadını doldurdu. Amerika’dan yapılan açıklamalara ve de Erdoğan’ın açıklamalarına bakarsak Mübarek’in çekilmesi yönünde bir görüş birliği var. Mübarek çekildikten sonra ne olacak peki? Mısır’da Mübarek sonrası yeni düzen, ülkedeki en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler ile şekilleneceğe benziyor. Al Jazeera’dan takip ettiğim kadarıyla Müslüman Kardeşler iktidarı hedeflemediğini açıklamış. Sanırım olayların neye gebe olacağını tam kestiremediklerinden böyle bir açıklamada bulundular.
Bu konuda ordunun rolü de önemli elbette. Şimdiye kadar ordunun, göstericilerin tarafındaymış gibi davranması, protestocuların taleplerini “meşru” görmesi ve de göstericilere karşı silah kullanmayacağı yönündeki açıklamaları, orduyu muhalefetin yanında konumlandırıyor, ama yine de buna şüpheyle yaklaşmak gerekir. 1950’lerdeki “Hür Subaylar” darbesi, ordudaki küçük burjuva subayların “tepeden” gerçekleştirdikleri ve dahası işçi sınıfına karşı olduğu gibi köylülüğe de karşı olan bir darbeydi. O zamanlardan bu yana ordu, rejimin ve emperyalizmin en büyük dayanaklarından biri oldu. Bundandır ki, Mısır’daki varsıl sınıflar ve onların emperyalist destekçileri belki Mübareksiz yapabilirler ama ordusuz asla!
Bence hem ordu hem de Müslüman Kardeşler –eğer kitleler kendi önderliklerini yaratamaz ve bu iki gücün peşinden gitmenin dışında başka bir alternatifle öne çıkamaz iseler- Mısır’da yeni düzenin şekillenmesinde başat bir rol oynayacak.
Mısır’daki kitlelerin bu isyanlarının arkasında ekonomik ve sosyal sebeplerin yattığı yadsınamaz bir gerçek. Dolayısıyla iktidarı ele alacak gücün öncelikle kitlelerin bu acil ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekiyor. İstikrarın sağlanmasının olmazsa olmaz koşulunun burada yattığını düşünüyorum.
Mısır’daki sosyalistler ve de sendikacıların bildirilerinden ülkedeki genel durum hakkında şunları öğreniyoruz:
“Az sayıda insanın özel jetler alabildiği; geri kalanların kamu taşıtlarına bile para yetiremediği; tepedeki maaşların asgari ücretleri bin kere aştığı; ülkenin en değerli varlıklarının bir avuç patrona ve yabancı şirketlere peşkeş çekildiği; ülke zenginliğinin yüzde 90’dan fazlasının 100 ailenin mülkiyetine geçtiği; halk çoğunluğunun yoksul, topraksız ve işsiz bırakıldığı bir toplum istemiyoruz. Çalışma hakkını, işsizlik tazminatını; tüm Mısırlılar için sağlık, eğitim, barınma haklarının tanınmasını; yağmalanan şirketlerin, toprağın ve mülkün tekrar kamulaştırılmasını istiyoruz.”
[Aktarım: Korkut Boratav, 20.02.2011, soL.org]
The Spark, 886. sayısında şöyle diyor;
“Yoksul kitleler, bir kere harekete geçtiklerinde, yalnızca liderlerin değişmesiyle yetinmeyebilirler. Kendi talepleri için, iş ve aş ile başlayacak bir mücadele yürütmeleri muhtemel. Emperyalist ülkelerin (ABD, Fransa ve Büyük Britanya) liderleri, kendi hâkimiyetlerinin, bu bölgeyi bir barut fıçısına çevirdiğinin pekâla farkındalar. Halkın çoğunluğunun yoksulluğu çok büyük, ayrıcalıklı ve sömürülen sınıflar arasındaki eşitsizlik çok çirkin. Bütün bir bölge bir anda patlayabilir.”
Rakamlar üzerinden konuşmaya çalışalım şimdi de… 80 milyon nüfuslu Mısır’ın işsizlik oranı yüzde 10’larda ve her beş kişiden biri de yoksul. Ayrıca kamu borcunun millî hâsılanın yüzde 80’ini aşmış olması da kayda değer bir başka gösterge. Buna bir de ülkenin geri kalmışlık düzeyini ekleyin ve tabloya öyle bakın.
Kapitalist ekonominin tüm dünyaya sirayet eden finansal krizi bu tür patlamalara kapı açıyor. Dileyelim de, Arap dünyasındaki bu alevler tüm dünyaya yayılsın. Böylesine bir kriz ortamında Müslüman Kardeşler’in iktidara geldiğini düşünelim. Emperyalizmin böyle bir ihtimal karşısında korkuya kapılmasının yersiz olacağı kanaatindeyim. Çünkü şurası son derece açık ki, Müslüman Kardeşler ve Britanya emperyalizmi geçmişte Mısır’daki sol’a karşı ortak hareket etti ve bu hâliyle bile örgütün emperyalist sistem açısından “olumlu” bir sicili olduğu söylenebilir.
Noam Chomsky, The Guardian’da şöyle diyor;
“…Genel tehdit her zaman bağımsızlık olmuştur. ABD ve müttefikleri, radikal İslamcıları kimi zaman seküler ulusalcılık tehdidini önlemek için, düzenli olarak desteklemiştir. Benzer bir örnek, radikal İslam’ın (ve de İslamcı terörün) ideolojik merkezi olan Suudi Arabistan’dır. Bir diğeri de, radikal İslamlaşma programını (Suudi parasıyla) yürüten, başkan Reagan’ın favorisi Pakistan’ın en acımasız diktatörü Zia ul-Haq’dır.” [04.02.2011]
Benzer bir alıntı daha;
“The U.S., which has been pretending that Muslim fundamentalism is its main adversary, suddenly turns out to be collaborating with it. But there is nothing surprising about that. Many times in the past already, the U.S. has relied on reactionary forces, in order to oppose other political forces that threatened certain U.S. interests. In the case of Egypt, for example, the U.S. secretly supported and funneled money to the Muslim Brotherhood for decades via Saudi Arabia, to counter some aspects of the secular nationalism of the previous dictator Nasser.” [The Spark, 887 no’lu sayısı]
Kitlelerin acil talepleri karşılanmaz ve Müslüman Kardeşler ile kitleler karşı karşıya gelirlerse, otomatik olarak emperyalizm ve Müslüman Kardeşler –geçmişte “ortak” düşman karşısında yan yana geldikleri gibi- yine yan yana gelebilirler. Böyle bir ortamda Mısır’da Mübarek sonrası başka bir diktatörlük yaşanması da muhtemel görünüyor. Bence sorun, Batı’nın da hesap edemediği böyle bir durumda, yeni yönetimin, Orta Doğu’daki dengeleri nasıl etkileyeceği ve emperyalizme yeşil ışık yakıp yakmayacağı ekseninde düğümleniyor. Müslüman Kardeşler eğer batının hesaplamadığı bir hamlede bulunur ve Orta Doğu’daki dengeleri alt üst ederse 1979 İran Devrimi gibi bir durum yaşanabilir mi? Şimdiden kestirmek güç.
Emperyalizm için asıl tehlike, her durum ve koşulda, kitlelerin “sistem karşıtı” hareketleri olmuştur. Onun dışında emperyalizm, yönetimi ne olursa olsun, her ülkeyle ilişkilerini gayet iyi sürdürmekte.
Mısır’da İran Devrimi’ndeki gibi bir durum yaşanırsa, şüphesiz bu Mısırlı kitleler için felaket olacaktır ve Müslüman Kardeşler (ve de ordu) kendilerine karşı kitlesel ayaklanmaları bastırdığı sürece Batı’dan “onay” alacaktır. Şöyle bir seçenek de olabilir: Hem kitlelerin taleplerine anlayışla yaklaşan ama aynı zamanda emperyalizmle de iyi geçinen bir yönetim. Ama ben bunun bölgeyi daha da istikrarlı hâle getireceğini sanmıyorum. Kitlelerdeki patlamaların temel nedeni olan neoliberalist model, böyle bir ortamda kitleler için daha istikrarlı bir çözüm kesinlikle olmayacaktır.
Mısır’daki kitleler, ordudaki general ve subayları değil ama işçi ve yoksul köylülükten oluşan askerleri yanlarına çekerek, acil taleplerini çözüme bağlayabilecekleri, kendi denetimlerindeki bir iktidar için mücadeleyi devam ettirmedikleri sürece gelecek kitleler için pek de parlak olmayacak.
Gencer ÇAKIR