Bil(m)iyorum..

Hangi ruh ikliminde hangi satırlarla avutuyorum bu serseri gönlümü bil(m)iyorum.

Bir uçtan bir uca ruhumun en derin yerinden gelen bu acı da niye ?

Bil(m)iyorum,

En azından bilmeyişlerimin bir nedeninin var olduğunu bil(m)iyorum;

Ya da bildiğimi zannediyorum.

Nedendir bilmem,

Her kafamı, benim olmayan yastıklara koyuşumda

Kurtarıyorum dünyayı,

Dünyamı kurtarabildiğimi bile bilmezken

Ötelerimi düşünüyorum

Ötelerin ötesini belki de

Düşün(m)üyorum düşün(m)üyorum

Başım ağrıyor

Kafam yastığa,

Benim olmayan yastıklara alışıyor.

Ve farkediyorum ki,

Benim olmayan sadece kafamın ağırlığını taşıyan yastık değil.

Ruhumun ağırlığını taşıyorsa eğer bedenim

Bir sebebi vardır diyorum sessizce

Sessiz ve sakince

Bu aralar uyuyorum

Ruhumun en derin yerinden gelen acıyı, dünyayı, öteleri,

Hatırlayamıyorum, kurtaramıyorum, duyamıyorum.

Sana dair ve Sen’den uzak oluşumun hesabını veremiyorum.

Bil(m)iyorum yoksa artık yavaş yavaş ölüyor muyum ?

By hiç..

Her uyanıştan sonra, yeni kararlarla eski hayatına kaldığın yerden devam etmeye çalışmak..

Söylerken kulağa zor bir şey gibi gelmesede, içine girince kendine, eskiye, tıpkı bir girdap gibi nasıl çektiğini hissetmek… Bu da hayatın gereksiz engel zincirlerine her gün bir yenisini eklemek olsa gerek.

Üzerimde bir sürü sallanan cansız adam bekliyor. Onlar da bir umutla, sanki bana; ” Haydi devam et, biz inanıyoruz sana. Bu sefer bir evvelkinden çok daha başarılı olacaksın” dercesine.

” Ve sadece gerçekten istemelisin! İşte o zaman istediğin gibi olacak” diyip bekliyorlar…

Onların yanına gideceğim gün, kutlama yapacağımız günün hayali içinde sessizce uzaktan birbirimize bakıyoruz.

Ve tekrar yeniden baştan başlamaya uyanıyorum..

Bulun Bakalım

Bir psikoloğun insanların ahlaki davranışlarının nedenleri üzerine yaptığı istatistiksel çalışmada sorulan 2 soru şu şekildedir.

  1. Soru: Bir demiryolu üstüne bağlanmış beş kişi var. Bir tren gelip bu kişileri öldürmek üzere… Siz makasın oradasınız ve treni diğer yola yönlendirebilirsiniz. Ancak diğer yolda da raylara bağlı bir kişi var. Yani trenin yönünü değiştirirseniz bu sefer o kişi ölecek. Hiç bir şey yapmazsanız da 5 kişi ölecek. Nasıl hareket ederdiniz. Biraz düşünün, yanıtı 2. sorudan sonra vereceğim.

  2. Soru: Bir hastanede doktorsunuz ve 5 tane ölümcül hastanız var. Bu hastaların her birinin değişik bir organı iflas etmiş. Hemen organ nakli yapılmazsa ölecekler. Hastane girişinde sağlıklı bir ziyaretçi var. Bu ziyaretçiyi yakalar ve organlarını alırsanız beş hastanız tamamen iyileşecek ve sağlıklı bireyler olacaklar, ama ziyaretçi ölmüş olacak, aksi halde ziyaretçi yaşıyacak ama hastaların beşide ölecekler.. Nasıl hareket ederdiniz?

Şimdi yanıtlara geçecek olursak, 1. soruya %95 olasılıkla trenin yolunu değiştiririm diye yanıt verdiniz. 2. soruda ise sağlıklı ziyaretçiye dokunmayıp hastaların ölmesine rıza gösterdiniz. Durumu analiz edersek; her 2 durumda da 5 kişinin hayatına karşılık 1 kişinin feda edilmesi durumu var. Senaryo ayrıntıları bir yana bırakılacak olursa her 2 soruda da aynı şey sorulmaktadır. O zaman nasıl oldu da bu 2 durumda tamamen birbirinin aksi kararlar verebildiniz?

Peki bu paradoks neden oluşmaktadır?

igreniyorum…

İğreniyorum!

Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gayretimden, bu gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!
Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı ‘cek’ ve ‘cak’ edatlarından iğreniyorum!
(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der:’Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum! ‘… Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!
Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum!
Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!
Ötesi var mı? …
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allahın Kur’anda ‘belhüm adal-Hayvandan aşağı’ diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!

n.f.k

Arama motoru :)

Ya benim gibi, bir şeyler arayıp bulamayan ve bu konuda duyuru yapmak isteyen olursa diye böyle bir başlık da olsun dedim.
Ben ararım, bakarsın sen bulursun da bana söylersin çözeriz problemi…
Başlık bir tane olur, kirlilik de olmaz böyle olunca…