Neanderthal Genom Projesi

MÖ. 38.000… Bugünkü Hırvatistan’ın kuzey topraklarında, bir kadın, mağarasının içinden, dışarıda yağan yağmuru izliyor. Kaba yüzünde, zorlu hayatının açtığı yaralar, toprak lekeleri ile karışmış durumda. Belli ki zor günler geçirmiş.

Gece boyunca, ellerini göğsüne bastırıyor. Çektiği acı da zaten yüzünden okunabiliyor. İki hafta önce göğsünden aldığı yara, iyileşmediği gibi daha da büyümüş. Belli ki enfeksiyon kapmış. Ama modern tıptan 38.000 yıl uzakta olan bu kadının, enfeksiyonun ne olduğu ve nasıl tedavi edileceği konusunda hiç bir fikri yok. Acısı gece boyunca giderek artıyor. Neyse ki o ağrı, gün ağarırken sona eriyor. O sabah, gözlerini kapıyor ve 30 yıla sığdırdığı kısacık hayatı, ileride “Vindija” adı verilecek olan mağarada sona eriyor… Ve hikaye’nin sonu.

Yukarıdaki mutsuz hikaye, tahmin edeceğiniz üzere, bir kurgudan ibaret. Vindija mağarasındaki bu Neanderthal kadının, nasıl bir hayat geçirdiğini, gözlerini hayata nasıl yumduğunu belki de asla bilemeyeceğiz. Ancak, hiç tanımadığımız bu kadının, bize kendi türünü anlatacak güzel bir hediyeyi verdiğini yeni yeni anlıyoruz. Neanderthal’lerin hayat kodlarını..

Genetik alanında sahip olduğumuz teknoloji, bu kadının 38.000 yıl boyunca sakladığı DNA mirasını artık okumamıza olanak veriyor. O mağarada ölen kadın, geleceğe gönderdiği mektubunda, kendi türünün genetik bir portresini modern insanlara iletiyor.

Ve Vindija mağarasındaki yalnız ölen o kadın, kendi türünün tarih öncesi bir elçisi haline geliyor.

Neanderthal Genom Projesi

hasret

hasret..

sevdiğiniz insanlardan bir süreliğine ayrılmadan önce kim bilir en son kimi bu kadar özlemiştinz. insan kendisine soruyor bazen böyle gereksiz soruları. özlemek çok acayip bişey aslında. ölüm özlemlerin en beterini yaşatır insana hem de bir daha görmeyeceği, sevemeyeceği, birlikte uyuyamayacağı insanı özletir. modern insanın en büyük sorunu falan diyorlar ya hani. bence moderninden tutun da en postmodern insanın dahi en büyük sorunu budur.. ölüm ve ölümün getirdikleriyle başa çıkabilme.

zeki müren’den “şimdi uzaklardasın” dinlenir. ibrahim tatlıses’ten “hasret kaldım” dinlenir. öyle çok özlenir ki bazen giden, biri gelse de yerine doldurmaz o yırtığınızın yerini. yırtılmıştır bir kere.. belkide hayattan soğutur insanı. kim bilir, belkide hayata bağlar. ama ikincisi çok düşük bir ihtimal.. insan öyle güzel bir canlı ki, kokusu var. sesi var. sevgisi var. kelimeleri var. düşünceleri var. daha bir sürü güzel tarafı var insanın. bunlar insandan insana değişen şeyler. insan, insanın bu özelliklerinin hepsini özlüyor işte. kolay değil bir bedenin bir bedenden ayrılması, en az birleşmesi kadar zor.

şimdi gelmişler modern dünya, modern ekonomi, para, pul falan zımbırtılarıyla dünyayı yönetiyorlar. ben bu tarz duygusuzlaşmış insanların ölüm gibi değişmeyen acılarını küçümsemek için böyle işlerle uğraştıklarını düşünüyorum. tüm sağlıklı insanlar zengin olmak ister ya hani, işte onlar da bu zenginliği elinde tutarak özlemlere, ölümlere, hasretlere bir perde çekiyorlar. onları duymuyor, görmüyor ve huzurlu bir şekilde yaşıyorlar işte.. aslında içlerindeki boşluğu öyle dolduruyoarlar da diyebilirz. ne hikmetse bazı insanlara da öyle yaşamak yavan geliyor işte. bu hayatı bir kere yaşadığımızı düşünecek olursak, insani değerlerimizin kıymetini bilmeliyiz. kim bilir belkide bir de zenginin gözünden baksak farklı şeyler görürüz ama buradan durum böyle gözüküyor..

Errealitatea

Eskiden yaşayan insanlar dünyanın aslında var olmadığını, şu an dokunduğu gördüğün her şey Tanrının gördüğü rüyanın bir parçası olduğuna inanırdı.Yani asli olarak Tanrı uyuyor ve düşlüyor. İşte o düşte biziz. Şu anda nasıl evrenin sınırını bilemiyorsak bir başkasının düşü olduğunuzda bulamazsın, ama inanılmaz geliyor sonuçta insanlar bencil ve ben merkezlidir. Güneşin Dünyanın etrafında dönmediğini dünyanın evrenin merkezi olmadığını kabul etmesi bile asırlar sürmüştür. Ama bir düşünün dünya aslında yok sen aslında yoksun ben bile yokum kıyamet de yok her şeyin sonu basitçe Tanrı uyanınca gerçekleşecek deprem yok sel yok meteor yağmuru değil
dağılan bir sis gibi puf….Son inan yada inanma ama her zaman hayal ettiğinden daha fazla gerçeklik vardır…..

Kadınlar

Yıllardır erkeğin gösterdiği doğruyu kendine doğru bellemiş insan cinsidir kadınlar. en önemli ve onları yücelten şey doğurmaları ve erkeğe o babalık hissiyatını yaşatmalarıdır. küçük hesaplar peşinde ömür tüketen kadın cinsi, o küçük hesapların peşinde giderken hayata veda eder. Duygularıyla hareket eden kadın cinsi tamamen duyguları nereyi gösterirse oraya doğru tıpkı rüzgarın alıp götürdüğü sandallara benzer. fırtınalı erkekler kendisine duygusal iniş çıkışlar yaşattığından ötürü kadına zevkli gelir ki bu kadının en zayıf noktasıdır. duyguları.. onun duygularıyla iyi veya kötü arada bir oynadığınızda sizi sever. hatta aşık bile olur.
kısaca kadınlar erkeğin ömür törpüsüdür. aynı platformda anlaşmaları iki cinsi yaratan doğa, tanrı tarafından imkansız kılınmıştır. yani genel manada anlamanız, kadın hatlarını belirlemeniz mümkün fakat özel anlamda anlaşmanız ve aynı şeye bakıp gülmeniz gerçekten çok zordur. eğer gülebiliyorsanız da birilerinin sizi kandırdığı konusunda belkide buna kendini de inandırarak ama içinden gelmeden yaptığı konusunda sizi temin ederim.

kısaca ne onlarla, ne de onlar olmadan yaşanıyor bu hayat…

Pozitif Ayrımcılık

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Yüzlerce yıldır kadın gerek töre, gerek din, gerek fiziksel şiddet kullanılarak arka plana atılmış hak ettiği insanlık onuru elinden alınmıştır. Bu yüzden diyorum ki kadınlara eşitten öte pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. İş ve yaşam alanına daha çok katkılarını sağlamak için zorlanmalı yönetim kadrolarına getirilmeli daha bir çok alanda pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

Elbette bu konu sadece kadınlara göre ele alınmamalı. Baskıya uğramış her halk, her kültür, cinsel yönelimi yüzünden dışlanan her insan, ırkı, dini, dili yüzünden ötekileştirilmiş her kimlik için pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. O kişilerin, halkın, kültürün normalleşebilmesi için, üzerindeki baskı ve şiddetin kalkması için bu gereklidir.

Pozitif ayrımcılık; İnsanların şartlanmışlıklarıyla oluşan etkiye eş ve ters yönde bir tepki olarak oluşturulmalı. Normalleştirmek etkiye tepki göstermemektir.