8D yöntemi, Problem Çözme

Belki uzun bulup okumayacaksınız ama bazen ummadığınız anlayışı tamamen alakasız bir yerde bulabilirsiniz (hatta bazen’den daha sıkça)

Okumak için tıklayınız
Bu yazıdaki 8D yöntemi, Ford arabalar için geliştirilmiş ve uygulanmakta olabilir peki ama insandan kıymetli mi bu arabalar? Neden tıp literatürümüzde böylesine bir disiplin yok, ya da varsa da bizler uygulamada bunu fark edemiyoruz ve bu sebeple hep yan yollar ortaya çıkıyor, alternatif şifa sistemlerinden bahsediyorum.

*

Görüntülerin analizi DNA ve kromatin olarak bilinen destekleyici proteini içeren materyalin, toplam kromozom içeriğinin % 53 – % 70’ini oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Geriye kalan % 30 – % 47, kromozomun dış yüzeyinden oluşmaktadır.

Bu kılıfın kesin işlevinin bilinmemesiyle birlikte, Dr. Booth ve arkadaşları, hücre bölünmesi sırasında kromozomları birbirinden izole edebileceğini öne sürmektedir. Onlar, bu sözde kromozom yüzeyinin, hücrelerin bölünmesi sırasında meydana gelen hataları (bazı kanser türlerinin ve doğum kusurlarıyla ilişkili hastalıkların bir işaretidir) önlemeye yardımcı olabileceğini söylemektedir.

Ayrıca Edinburgh Üniversitesi – Biyolojik Bilimler Bölümü’nden Prof. Bill Earnshaw (ortak başyazar) sözlerine şunları eklemektedir: “Biz şimdi, genetik materyalin bu kalın materyal tabakası ile kaplanmasından dolayı, kromozomların nasıl oluştuğunu ve hücre bölünmesi sırasında nasıl ayrıldığını yeniden düşünmek zorundayız.”

Kaynak Tıklayınız

Mutantlar ve Evrilme çabaları

Homo Neanderthalensis’e göre mutant kuzeni Homo Sapiens, bir çeşit sapkınlıktı. Beraberce barış içinde yaşadılarsa bile bu durum uzun sürmedi. Araştırmalar istisnasız olarak gösteriyor ki; bölgeye yeni bir mutant insan türü geldiğinde daha az evrimleşmiş akrabaları yok olmuştur.” -Profesör Charles Xavier
Mutantlar ve evrilme çabaları hakkında:
Bir çok başarısız görünen denemenin – bütüne bakabilseydik- başarıyı getirdiğini, bunların her birinin başarının bir unsuru olduğunu görebilirdik. İnsan olarak ömrümüz kısa olduğu için olayı gezegensel ya da evrensel olarak değerlendirme imkanımız olmuyor. Her nasıl bir deney türü olacaksak bile bu devasa bütüne başarılı hizmetin sebebi her birine özgür irade verilmiş olmasıdır! Özgür iradenin olmadığı yerde değişimden ve evrilmeden bahis edilemez zaten, isterseniz orayı cennet yapın ve ilan edin, ölüdür, yaşamıyordur evrim açısından. Esasında her bir özgür iradeli varlığın bir evren, bir deneme evreni olduğunu söylemekle pek de yanılmış olmayız. Paralel evrenleri (aslında paralel gerçeklikler demek gerekiyor belki)uzayda arayanların kulağı çınlasın. Her bir evren de kurduğu yapıyı/gerçekliği sever ona tapınır ve onun bozulmaması için tüm gücünü ölümüne ortaya koyar. Her bir paralel evrenin (özgür iradeli varlığın) istemediği bu değişimi, evrimi, gelişimi sağlayacak şey nedir öyleyse? Bunun bulabildiğim cevabı KAZA/Şans dır diyorum, ya da daha komplike haliyle KAOS. Düşünsel hayatımda bana kişisel olarak çağ atlatan da bu olmuştur; düzen ve Kaosu inceleyip ne olduklarına dair bir karara varmış olmak!   Tabi bunları bir bilimkurgu yazarı ve bir düşünür olarak söylüyorum, bilimsel bir iddiam yok ve kendimi hiç bir prensibe bağlı hissetmiyorum.
Annem bir önceki kitabımı yazarken çektiğim sıkıntı ve acıları görerek bana şöyle demişti; “Aman kızım anlaşılmayan şeyler yazma!” Aslında eleştirmeyi seven annemin bu sözü eleştiri değildi, bana acıyordu! Tamamen saf biçimde edilmiş bir rica ve dilekti bu. Çektiğim acının boşa gitmesi, gidecek olması üzüyordu onu. Ve ben ona hiç bir varlığın hiç bir düşüncesi, edimi ve sıkıntısının boşa gitmediği yapıyı tarif edemiyorum, daha o kadar ustalaşamadım.
Günaydın ve Aloha frekanslar

Morfik Alanlar konusu ve Yorumlama Sistemi

.Sheldrake’in görüşüne göre, bir formun varlığı o formun başka bir yerde de ortaya çıkması için yeterliydi. Sheldrake 1973’te buna “morfonegenik alan” adını verdi ve bu görüşe göre doğa bir yasalar bütünü değil, alışkanlıklar bütünü olabilirdi.
Bu düşünceye göre doğada bir tür hafıza vardır. Herşey, bir kolektif hafızaya sahiptir. Örneğin şu an New York’taki bir sincapı ele alalım. Bu sincap kendinden önce yaşamış bütün sincaplardan etkilenmektedir. Bu etkinin zamanda hareket edişi ve sincap hafızasının hem formunun, hem de içgüdülerinin iletilişi, morfik rezonans sayesinde gerçekleşiyor. Bu, doğada varolan bir kollektif hafıza teorisidir. Hafızanın ifade edildiği vasıtaya “morfik alanlar” adı verilir, bunlar her organizmanın içinde ve dışında bulunurlar. Hafızayla ilgili fonksiyonlar “morfik rezonansa” bağlıdır.
Temel olarak, morfik alanlar alışkanlık alanlarıdır ve düşünce, eylem ve konuşma alışkanlıkları vasıtasıyla kurulmuşlardır. Kültürümüzün çoğu alışkanlıklara bağlıdır, yani, kişisel hayatımızın çoğu ve kültürel hayatımızın da büyük bölümü alışkanlıklara bağlıdır.
Fizikçi Zohar, alışkanlıkların az enerji tükettirdiğini söyler, belki onlara sıkıca sarılmamızın nedeni budur.Bunun hem özgürleştirici(soyut araştırmalar için enerji birikimi sağlar) hem de köleleştirici (bilinçsel olarak bizi zıplatacak yeni şeylerle karşılaşma olanağını sıfırlar) etkisi olması, bence kozmik bir şakadır.
Ben da bazen öyle bunalırım ki, alışkanlıklarımızdan “alışkanlık çıkmazı!”, genellemelerimizden “genelleme canavarı!” diye söz ediveririm. Eski dilde çok daha nezih ifadesi var: aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!
Hay bin kinoalı galaksi köftesi ️
Fakat aslında ben morfik alanlar konusunun bilim camiasında neden görmezden gelindiğini merak ediyorum. Belki “idealar” konusunu, belki aslında pek de bilim sayılmayan(!) kollektif bilinç altı bilinmezini andırdığı için mi diye düşünürüm 🙂
*

Devamını oku “Morfik Alanlar konusu ve Yorumlama Sistemi” →

Kopenhag Yorumu

Kopenhag Yorumu, kuantum mekaniğinde olan bitenleri kafamızda canlandırmayı kolaylaştırmaya çalışan “yorum”lardan birisi).
Bu yoruma göre, parçacıklar tane ya da dalga değildir. klâsik bakış açısına göre parçacıkların konum ve momentumlarının olasılık dağılımlarını veren dalga fonksiyonları*, kopenhag yorumuna göre parçacıkların ta kendisidir. yani her parçacık, konumunun ve momentumunun konum ve momentum uzaylarında ne şekilde dağıldığını tarif eden bir çift fonksiyondur.

Bu yorum teoride tüm sorunu ortadan kaldırıyor (aynı anda iki yerde olmak, çift yarık deneyi, sonsuz hızda bilgi aktarımı, vs.). pratikte ise, sizi, bildiğiniz her şeyin tüm uzaya dağılmış bir fonksiyon olduğuna inandırmaya çalıştığından sezgileri zorluyor. roger penrose’a göre tüm bunlar bir paradigmanın yıkılıyor olmasının doğal sonuçları; sezgilerimiz tabii ki değişecekti. bazılarına göre ise hepsi câhilliğimizin bir ürünü. onlara göre her şey zaman meselesi: gelecek yeniden sezgilerimize arka çıkacak. Ali Kamber -İnstela

Valkyrien ve Fortitude

Valkyrien  dizisinin insanı sarsan bir teması var. genel anlamda insan psikolojisi,duygular,hastalıklar ve kriminaloji işlenirken, diğer yandan toplumsal hayatı linç edebilecek felaketler ve apokaliptik geleceğe dokunan yanlarıyla, harika bir yapıt olmuş. Dizinin önemli ve ilginç tespitleri ,üzerinde çok düşünülmeyen ama çok ta olası durumlarda karşımıza çıkabilecek senaryoları irdelerken fark ettirmeden aktarılıyor.

tanım: gerçekten çarpıcı ve oldukça başarılı bir norveç dizisi (ekşi sözlükten)

*

Yine bir kuzeyli gizem gerilim dizisi; Fortitude
Arktik Okyanusu’nda bulunan, Norveç’e bağlı Svalbard adlı adalar bölgesindeki küçük bir kasaba olan Fortitude’u zor günler beklemektedir. Eskiden madenleri sayesinde zenginliğini koruyan kasaba, artık yeterince maden çıkartamamaktadır ve madenler birer birer kapatılmaktadır. Bölge valisi, buzdan bir otel projesiyle kasabayı bir turizm merkezine çevirmeyi hedeflemektedir. Bu sayede kasaba eski zenginliğine kavuşacaktır. Gerekli izinler alınmış, araştırmalar yapılmış, planlar çizilmiştir. İnşanın başlamaması için hiçbir sıkıntı görünmemektedir.
Olaylar da tam böylesine sakinlik abidesi hatta garantisi olan yerde aniden patlak veriyor.
Dizinin ikinci bölümünde bir kadın, sessizliğin içinden aniden bir şeyin, bilinmedik bir şeyin çıkıp sizi ısırmasından bahseder.