Bir başka gerçekliğe giriş – 1

Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır;

  • Ölümü Danışman olarak kullanmak
  • Kendini önemsemeyi bırakmak
  • Kişisel tarihi silip atmak

Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır;

  • benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız,
  • benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz,
  • benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız,

Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra ona bağlı olarak bir duygu ortaya çıkar, bu duygunun olumlu veya olumsuz olduğuna bilişsel çerçevemiz karar verir. Bu nedenle benlik hem istikrarlı hem de değişken bir nitelik gösterir. Hem içsel bir boyut, anılar ve şemalar gibi, hem de dışsal bir boyut, diğer kişiler karşısında takınılan roller ve davranışları içerir.
Bireyi birey yapan, diğerlerinden ayıran duygu, tutum ve davranışların toplamı “benlik” denilen kavramın içindedir. Benlik, insanın kendi benliğini anlama ve kavrama biçimi olup kendine verdiği değerdir. Buna göre diğer insanlarla olan ilişkileri biçimlenir. Mistiklerin dışında, bilimadamları da “İdeal Benlik” diye bir kavram ortaya atmışlar ve tüm insanları buna göre uyarlamayı görev edinmişlerdir. İdeal benlik “birinin nasıl olması gerektiğidir”, ancak çok açıktır ki bu kavram, en azından, zamana ve cografi bölgeye göre çok büyük farklılıklar taşımaktadır, o halde “ideal” olan biri 10 sene sonra olmayabilir veya Avrupada “ideal” olan biri Afrikaya gittiğinde artık ideal olmayabilecektir. Bir kavramı evrenselleştirmedikten sonra, pek de bir anlam taşımayacak, kimin için ve/veya ne için “ideal” sorusu devamlı gündeme gelecektir. Aslında “İdeal İnsan” fikri nerdeyse 2500 yıl önce Platon tarafında da düşünülmüş ve bir başka gerçeklikle açıklanmıştır. Platonun o zamanlar anlattığı “Mağara Örneği” şu anki konumuz benlik ve dolayesi ile bilgi ile doğrudan alakalıdır. Platon’un bu örneği antik çağlarda olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini koruduğu için bir daha hatırlanmasında yarar var.

  • İnsanlar bir mağarada zincirlenmişlerdir. Yalnızca mağara duvarına vuran gölgeleri görür ve sesleri duydukları için bunları tek gerçeklik zanneder.
  • Aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır. Mağaranın dışına çıkıp diğer dünyayı görür, ışığa çıkış acı vericidir ve gördükleri anlaşılmaz şeylerdir.
  • Geri döndüğünde, bu sefer karanlığa giriş acı verici olur, hem ışıktan gözleri kamaşmış hem de bir başka gerçekliğin farkına vardığından sersemlemiştir, eskisinden daha da aptal bir durumdadır.
  • İçerdekiler, anlattıklarını hiç de hoş karşılamazlar, dillerinde bunları açıklıyacak kelimeler dahi yoktur, ve ne de olsa karanlık ve esaret rahatlıktır onlar için. Herhangi bir çaba gerektirmez. Işığa ve bir başka gerçekliğe bakmak ve onu kavramak ise cesaret ister.

Platon’a göre bilgi, duyuların algısı ile edinilmez. Bilgi “idealar” dünyasından derlenir.
İdeaları akıl yoluyla, akıl gözüyle görüp bilgilerini derliyebiliriz, bilgi almada duyusal algılarımızı karıştırdığımızda zorunlu olarak yorumlama mekanizması da devreye girer ki bu da saf bilgiye kendimizden birşeyler katmak anlamındadır. Bunun için de mağaradan kurtulmak ve dünyaya geniş bir açıdan bakmayı gerektirir. Platon’un bu görüşünün don Juan’ın duyusal verileri algılamanın, yorum katmadan yapılması gerektiği görüşü ile benzerliğine dikkat etmek gerekir.
İnsan, benlik tanımının içerdiği şey değil, ama, öyle olduğuna inanır, ve bu tanıma uygun davranır, yani benlik, sadece sözçüklerden oluşmuş sanki gerçekmiş gibi davrandığımız bir kavramlar/yorumlar yığınıdır. Benlik denilen tanımın içeriğinin aktif ifadesi, alışkanlıklardır ve sınırlarla tanımlanmış herşeydir. Biz, günlük yaşamın yapmalarıyız. Benliğin tek gerçekliğimiz olduğu ve sonsuza dek böyle kalacağına inandırıldık. Bir zamanlar biçimsiz/tanımsız olduğumuz unutturuldu.Yapma-mayı uygularken, bu tanımda yer almadığından, bunları olanaksız olarak düşünür ancak çalışma ile yapılabileceğini keşfederiz.
Gerçekliğin ve dolayesi ile benliğin yıkımı psikotik deliliktir. Burdaki “gerçeklik” olağan dünya görüşü anlamında öğretilmiş gerçekliktir. Sanrılanma, olmayan bir şeyi değil, olan bir şeyin algılanmasıdır, ancak olağandan farklı yorumlanması/düzenlenmesidir. Psikotik deliler normal insanların bilinçsizce zihinlerinden attıkları şeyleri algılarlar, bu durumda gerçeklik parçalanır ve benlik sürekliliğini kaybeder, sürekliliğini kaybeden benlik kesinlik duygusunu kaybeder ve kimlikle ilgili kuşkuya düşer. Benliğin özelliklerinin neler olduğundan emin değildir artık. Davranışın temeli benlik olduğundan ve bu da parçalandığından kişi düzensiz ve tutarsız görünür. Deli, savaşçı gibi ama denetimsiz bir şekilde yeniden yapılanma sürecine giren kişidir, alternatif bir varlık biçimi arayışı, normalliği red etmedir. Psikozlu delinin savaşçıdan farkı özgürlük hedefine varması için gereken erkin olmamasıdır.
Savaşçının özgürlük için benimsediği yol onu çıldırtabilir, ama bir savaşçı bunu kendini kaybetmeden gerçekleştirir. Don Juan’ın “denetimli delilik” dediği olgu budur. Burası açıktır ki psikozlular, deliliğe kendi seçimleri olmadan, denetleme güçlerinin ötesine dalarken, bir savaşçı benliğinin yeniden yapılandırma sürecinde uyumlu bir şekilde ilerler. Normalliğin azalması beraberinde enerji, denetim ve ölçülüğün artmasını getirir. Savaşçılar şasırtıcı ve giz dolu olan bu dünyayı gezinmek amacıyle kullanırlar.
Bir benlikle doğmadığımızı ancak bebekliğimizden beri bir benlik edinmeye zorlandığımızı anladığımızda bu sorunun büyük bir kısmını halletmışsiz demektir. Bu durumda benliği biçimlendiren biz olduğumuza göre onu silme ve/veya değiştirecek ve başka birini yaratacak olanağa da sahibiz demektir. Burdaki amaç yeni durumlara uyacak yeni bir varlık biçimi yaratabilmektir.
Bu tekniklerin hepsindeki amaç birleşim noktasını hareketi ve bu hareketin sağladığı özgürlüğün kabul edilmesidir. Ben dediğimiz şey “birleşim noktasının” belirli bir konumunur. Eğer birleşim noktasını hareket ettirebilirsek tanım değişecek ve dolayesi ile “ego” da farklı algılama seviyelerine uyum sağlıyacağı bir şekile bürünecektir. Gerçekte amaç “ego”nun kırılması veya yok edilmesi değil onun kemikleşmiş yapısının kırılarak farklı algılamaları kabul edebilecek düzeye getirmektir. DJ’nin benliği yok edip yeniden yapılandırma teknikleri mistiklerdeki gibi yok etme değil onu değiştirmedir. Mistik düşüncelerde ağırlıklı olmak üzere genelde felsefelerde “Benlik” (ego) kavramına pek de iyi bir gözle bakılmaz. Her zaman “Ego” ile alay edilir, onun varlığı küçültücüdür ve kırılması, mümkün olan en alt seviyeye indirilmesi gerekir, ancak bu şekilde mutlu sona ulaşılabileceği söylenir. Amaç birey olmamaktır, üst iradenin içinde erimek, yok olmaktır. Bu durumda özgür iradeye de karşı çıkılamadığı için aslında özgür iradenin sonucunun üst iradenin istediği olarak tanımlanır, kısaca benliği kırılmış mutlu insanın özgür iradesi mutlak iradenin aynısıdır. Burdan özgür iradenin olmadığı çıkarsamasının yapılmaması gerektiği de uzun uzun anlatılır, aksi takdirde özgür iradenin olmadığı bir durumda bireyin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı bilinir, ama sorumsuz bir varlık da istenmez nedense, hem sorumlu olunacak hem de serbest iradesi varmış gibi davranıp kendi iradesini kullanmayacak bir varlıktır istenen aslında, halbuki DJ bunun tam tersi varlığın tam anlamıyla özgürleşmesi için çalışmaktadır.

Aki

… devam edecek …

Savaşçının yolu – Günlükler 3/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu

Bölüm 3

Savaşçının yolundaki üçüncü önerme: ALGININ NİYETİ EKSİKSİZ OLMALIDIR. Don Juan algının algı olduğunu söyledi, ve bu erdem veya şerden kaçınmaktır. Bu önermeyi savaşçının yolundaki en önemli unsur olarak takdim etti, savaşçının yolundaki en basit önerme olan algılayıcı olduğumuzdur, pozitif veya negatif her hangi bir şey eklemeden, algıladığımız her şeyin kendiliğinden bir algı olarak listelemesi gerekir.
Benim doğal eğilimim, iyi veya kötü’nün evrenin özünden olduğuna isrardır; bunlar nitelik değil özdür. Bu konudaki iddialarımı kendisine söylediğimde, istemeyerek de olsa karşıgörüş olmasına rağmen, iddiamın eksik kapsamlı olduğuna işaret etti, sırf idrakımın kaprisleri tarafından dikte ettirilmiş sözdizimsel düzenlemeler olduklarını söyledi.
“Söylediklerin yalnız kelimelerdir,” dedi, “kelimelerin sevimli bir düzenlenişidir; senin zamanının görüşüne uyan düzenlemeler. Sana söylediklerin yalnız kelimeler değil, yol gösteren kitabımın kesin referanslardır.” Yol gösteren kitabından ilk defa bahsettiğinde, bunun bir metafor olduğunu zannettim, ve bu konuda daha çok bilgi edinmek istedim. Don Juan’ın o günlerde söylediği her şeyi bir metafor zannediyordum. Metaforlarını şiirsel buluyor ve yorum getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyordum.
“Yol gösteren kitap! Ne güzel bir metafor don Juan,” dedim fırsatını bulup.
“Metofor! benim gözümde” dedi. “Büyücünün Yol gösteren kitabı, senin kelimelerinin düzenlenişi gibi bir şey değildir.”
“O halde nedir, don Juan?”
“Bir kayıt defteridir. Büyücülerin, sonsuza yaptıkları yolculuklarda algıladıkları her şeyin kayıtlarıdır.”
“Senin silsilendeki bütün büyücülerin algıladıklarının kayıtları mı, don Juan?”
“Tabi ki! Başka ne olabilir ki?”
“Yalnızca hafızanda mı tutuyorsun?”
Bu soruyu sorduğumda, doğal olarak sözlü tarihi veya hikaye şeklinde geçmişi anlatan, özellikle yazıdan önceki çağlardaki insanları düşündüm birden. Don Juan’ın durumunda bu kayıtlar muazzam bir büyüklükte olacaktı.
Don Juan bu düşüncemin farkına varmış gibiydi. Bana cevap vermeden kıkırdadı. “Bir ansiklopedi boyutunda değil!” dedi. “Kısa ve kesin kayıtlardır. Her yönüyle sana bilgi verecekler, ve göreceksin ki, senin veya başkalarının ilave edebileceği çok az şey var, o da eğer varsa.”
“Eğer ki senin tüm silsilendeki bilgilerinin toplamı ise, kısa kayıtlar olduklarını hayal edemiyorum, don Juan,” diye direttim.
“Sonsuzda, büyücüler birkaç temel nokta buldu. Bu temel noktaların değişimi sonsuzdur, fakat bir gün bulacağını ümit ediyorum, bu bu değişimler çok da önemli değil. Enerji son derece kesindir.”
“Büyücüler, değişimleri asıl noktalardan nasıl ayırabildiler, don Juan?”
“Büyücüler, değişimlere odaklanmazlar. Sonsuzda seyahat etmeye hazır oldukları gibi, evrende akan enejiyi de algılamaya hazırlar, ve herşeyden daha önemli olan, zihinlerinden herhangi bir şey katmadan enerjinin akışını yorumlama yeteniğine sahipler. “
Don Juan, zihinden herhangi bir şey katmadan hisleri yorumlama ihtimalini ilk defa dile gitirdiğinde, bunu kavramamın mümkün olmadığına karar verdim.
“Bütün bunları senin tanımlarınla anlamaya çalışıyorsun,” dedi, “bu imkansız bir işlemdir. Algı, algıdır önermesini kabul et, karmaşıklıktan ve çelişkilerden kaçın. Sana söylediğim Yol Gösteren kitap, büyücülerin tam olarak içsel sessizlik anında algıladıklarından ibarettir.”
“Büyücülerin içsel sessizlikte algıladıkları görme’dir, değil mi?” diye sordum.
“Hayır,” dedi sakince, gözlerim içine bakarak. “Görmek evrendeki akan enerjiyi algılamaktır, bu da büyücülüğün başlangıcıdır tabi ki, fakat büyücüler tükenme pahasına ilgilendikleri algılamadır. Sana söylediğim gibi, bir büyücü için algılama, zihni karıştırmadan doğrudan akan enerjinin yorumlanmasıdır. Bunun için Yol Gösteren kitap bu kadar küçüktür.”
Hiç bir şey anlamadığımı bilmesine rağmen, don Juan bunu büyücülüğün bütün bir başlığı olarak düzenledi. Şimdi söylediklerini anlamak, benim için bir yaşam boyu sürecekti:
“Biri zihinin dışında ise,” dedi – benim için anlaşılamazdan da öte olan birşey – “duyusal verilerin yorumlanması artık onaylanmış bir olay değildir. Bütün beden buna katkıda bulunur; enerji alanlarırının bir kümesi olarak beden. Bu yorumlamanın en önemli kısmı, enerji bedeninin katkıda bulunmasıdır, enerji olan bedenin ikizi; parlak bir küre şeklindeki bir enerji konfigürasyonu olan bedenin bir yansımasıdır. İki beden arasındaki karşılıklı etkileme, sonsuza seyahat edenler için bölünmez bir birim olarak değer taşır, yoksa iyi veya kötü, doğru veya yanlış gibi yorumlanmamalıdır.
“Niye günlük yaşamımızda herhangi bir değeri yok, don Juan?” diye sordum.
“Çünki, insanın iki tarafı, fizik ile enerji bedeni birleştirildiğinde, özgürlük mucizesi gerçekleşir. Büyücüler o anda, bizim ile ilgisi olmayan nedenlerden dolayı, farkındalık seyahatimizden alıkonduğumuzu söyler. Bu bölünmüş seyahatimiz, birleşme anında tekrar başlar.
“Savaşçının yolundaki temel öncül, algıdaki niyetin eksiksiz olmasıdır; yani, evrende akan enerjinin yeniden yorumlaması insanın iki temel parçası ile yapılır; beden ve enerji bedeni. Büyücüler için bu yorumlama eksiksizdir ve bir gün anlayacağın gibi, niyet edilmelidir.

… devamı yarın …

Savaşçının yolu – Günlükler 2/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu

Bölüm 2

Günlüğün bir önceki bölümünde Savaşçının ilk önermesinin : Algılıyanlar, olarak beyan edildi. Algılayan, sezen kelimesinin yerine kullanıldı. Bu bir hata değildi, fakat, İspanyolcadaki çok yaygın olan, algılayan, kelimesini tercih etmek, İngilizcedeki, sezen, kelimesindeki zorunluluk anlamından dolayıdır. Bu günlükteki Yorumlama Bilimi tatbikatında, bir tanımlamanın anlamını yabancı fakat aynı kökten gelen bir kelimeyle değiştirmek sıkça görülür; bazen yeni bir tanım yaratma durumunda bile; züppelik olarak değil, daha önce hiç tanımlanmamış bir his veya tecrübe veya algılamayı yapısal olarak tasvir etme ihtiyacı nedeniyle, veya bilgi birikimimizde bulunmaması nedeniyle bile, bu sorun yaşanır. Burdan çıkardığımız, bilgi birikimimizin kısıtlı olduğudur, ne kadar yeterli olduğu önemli bile değil. Savaşçının yolundaki ikinci önerme: HAYATA BAŞLANGICIMIZ NEYSE BİZ OYUZ. Bu savaşçının yolundaki en zor önermelerden biridir; binlerce yıldır büyücülerin farkında olduğu bu durum, karmaşıklığından veya nadir oluşundan değil, fakat herhangi birimiz için bu durumu kabul etmenin nerdeyse imkansız olduğundandır.
Don Juan bu önermeyi ilk olarak bana açıklamaya başladığında, şaka yaptığını veya beni şok etmek için söylediğini sanmıştım. Hayatta sevgiyi bulmayı amaçladığım zamanlarldaki düşüncelerimle alay etmişti. Hayattaki amaçlarımın ne olduğunu sormuştu bana bir ara. Anlaşılır bir cevap bulamadığımdan, yarı şaka olarak sevgiyi bulmak istediğimi söyledim. “Takip ettiğin kişilerde, sevgiyi aramak dediğin şey, sex yapmaktır.” dedi don Juan. “Niye sikiş – sikiş diye bağırmıyorsun? Senin aradığın cinsel tatmindir, yalan mi?”
Tabi ki kabul etmedim. Fakat don Juan’ın benimle alay ettiği bir konu olarak kaldı. Her sefer onunla karşılaştığımda, sevgi aramamı yani cinsel tatmin olayını bana soracak bir durum yarattı.
Savaşçının yolundaki ikinci önermeyi ilk tartışmaya başladığımızda benimle alay etmeye başlamıştı, ancak bir anda ciddileşti.
“Mekan değiştirmeni öneriyorum,” dedi,” ve aramalarına devam etmekten kesinlikle kaçınmalısın. Seni iyi bir yere götürmeyecek; en kötüsü, seni uçuruma götürecek.”
“Niye sexten vazgeçmeliyim, don Juan?” diye sordum yakınan bir sesle.
“Çünki sen gönülsüz bir sikişin çocuğusun,” dedi.
“Bu nedir, don Juan, gönülsüz sikiş çocuğu ne demek?”
“Savaşçıların yaptığı en ciddi şeylerden biri,” diye açıkladı don Juan, “doğalarının özünü aramak, onaylamak ve anlamaktır. Savaşçı, ebeveynlerinin ona hamile kaldığı cinsel ilişkiyi, ya ne kadar azdıklarını için veya sadece ailevi bir görevmiş gibi yaptıklarını, mümkün olduğu kadar kesin olarak, bilmeleri gerekir. Görevmiş gibi yapılan bir cinsel ilişki eşler için çok sıkıcıdır. Savaşçılar herhangi bir şüpheye ver bırakmadan inanırlar ki, görev olarak yapılan bir cinsel ilişki hamilelikle sonçlandığında, çocuk gönülsüz bir şikişin ürünüdür. Başka nasıl söyliyeceğimi bilemiyorum. Başka bir kelime kullanacaksam, bu üstü kapalı bir kelime olacaktır ve vurgusu kaybolacaktır..”
Bu konu devamlı olarak konuşulduktan sonra, ne söylemek istediğine dair kafa yormaya başladım. Onu anladığımı sanmıştım. Kendimi her an bu soruyu sorarken buldum: “Gönülsüz sikiş ne demek don Juan?” Bilinçsiz olarak, şimdiye kadar onlarca kez söylediğini, tekrarlamasını istiyordum.
“Devamlı tekrarlatma,” diyordu don Juan her seferinde. “Senin gönülsüz sikiş çocuğu olduğunu kabul etmen yıllar alacak. Öyleyse, tekrar edeyim: Eğer gebe kalma anında bir heyecan yoksa, böyle bir durumda meydana getirilen çocuk, büyücülerin dediği gibi, doğası gereği hamile kalınan andaki gibi olacaktır. Eşler arasında gerçek bir heyecan yoksa, belki yalnızca ruhsal bir arzu varsa, çocuk bu davranışlarının sonuçlarını taşıyacak. Büyücüler, bu türden çocukların, garip, zayıf, dengesiz ve bağımlı olacağını ileri sürüyor. Bunlar, hiçbir zaman evlerini terkedemeyecek olan çocuklardır; yaşamları boyunca oldukları yerde kalacaklar. Bu tür insanların avantajı, zayıflıklarına karşı aşırı uyumlu olmalarıdır. Tüm yaşamları boyunca herhangi bir değişiklik yapmaya ihtiyaç hissetmeden aynı işi yapabilirler. Eğer çocukluklarında güzel ve karalı bir şekilde yetiştirilmişlerse, ileride çok etkili olabilirler, aksi durumda, yaşamlarındaki istırap, karmaşa ve dengesizliklerinin sonu olmayacaktır.
“Büyücüler, büyük bir üzüntüyle, insanlığın büyük bir bölümünün bu şekilde üretildiğini söyler. Sonsuz olarak, olmayan bir şeyi arama dürtüsünü duymamıza sebep olan budur. Büyücülere göre, tüm yaşamımız boyunca, mahrum kaldığımız heyecanı arıyoruz. Sana gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğunu bunun için söyledim. Her yanında ıstırap ve hosnutsuzluğu görüyorum. Ama kötü hissetme kendini. Bende gönülsüz bir sikişin çocuğuyum. Benim bildiğime göre tersi olan pek az insan var.”
“Benim için bu ne demek, don Juan?” diye sordum, teleşa kapılarak.
Bir şekilde don Juan, bu kelimelerle içimdeki öze doğrudan bir vuruş yaptı. Kötü bir şekilde yetiştirilmiş gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak tasvir ettiğinin tamamiyle aynısıydım. Sonunda bir gün, can alıcı bir ifade ile sorumu özetledim.
“Gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğumu itiraf ediyorum. Bu durumda ne yapabilirim?” diye sordum.
Don Juan gözlerinden yaşlar gelene dek kahkahalar attı. “Biliyorum, biliyorum,” dedi, rahatlatmak için sırtıma vururken, bence “kendine, gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak bahsetmemekle başlıyabilirsin.” Öyle ciddi ve ilgili bir ifade ile baktı ki, hemen not almaya başladım.
“Herşeyi yaz,” dedi yüreklendirerek. “Olumlu ve ilk adım yalnızca başharfleri kullanmaktır: G.S.”
Bu şakayı anlamadan yazmaya başladım. Durdum ve ona baktım. Gerçekten de bir tarafını yırtarcakmış gibi gülüyordu.İspanyolca gönülsüz sikiş “cojida aburrida” demekti, C.A., benim gerçek isminin başharfleri gibi, Carlos Aranha.
Gülmesi geçtikten sonra, don Juan özümle ilgili negatif koşulları dengelemek için ciddi bir şekilde bir harekat plan tasvir etmeye başladı. Yalnızca ortalama bir G.S. olmadığımı, fakat aynı zamanda yüksek miktarda asabiyetle de yüklü olduğumu anlatırken gülmekten katılıyordu.
“Savaşçının yolunda,” dedi, “hiç bir şey bitmemiştir. Hiç bir şey sonsuza kadar devam etmez. Eğer ebeveynlerin seni olması gerektiği şekilde yapmamışlarsa sen kendini yeniden yapılandırabilirsin.”
Savaşçının ilk işi, enerjisini cimri kullanan biri olmak olduğunu açıkladı. G.S. nin pek de enerjisi olmadığı için, zaten yeterli miktarda olmayan enerjiyi harcamak faydasızdır. Don Juan, zaten olmayan enerjimi talep eden davranışlara bağlamaktan kaçınmam gerektiğini tavsiye etti. Cevap kaçınmadır, yalnız ahlaken doğru ve istenen birşey olduğundan değil, aynı zamanda, büyük heyecanlı koşullar altında tasarlanmış bazıları ile, başabaş duruma gelmem için yeterli enerjiyi depolamayı kavramak benim için tek yoldur.
Bahsettiği davranış şekilleri, ayakkabılarımı bağlama veya yemek şeklinden, kendimi tanıtma şekline kadar, veya günlük aktivitelerimi uygulama şekline ve özellikle kur yapma yöntemime kadar. Do Juan sexüel ilişkiden kaçınmam gerektiğine israr etti, çünki onun için yeterli enerjim yokmuş.
“Sexüel çapulculukların,” diye açıkladı, “seni derin bir susuzluğa girmene sebep oluyor. Gözlerinin altında halkalar oluştu; saçların döküldü; tırnaklarında lekeler oluştu; dişlerin sarardı; ve her zaman gözlerinin feri sönük. Kadınlarla ilişki seni o kadar asabi yapmaktadır ki, yemeğini çiğnemeden yuttuğundan her zaman tıkanmış gibisin.
Don Juan bunları bana söylemekle kendi kendine keyiflendi, buda benim sıkıntımı büyük oranda artırdı. Son sözü, bir cankurtaran simidini bana atması gibiydi.
“Büyücüler diyor ki,” diye devam etti, “bir G.S. yi akılalmaz bir şeye çevirebilmek mümkündür. Bu yalnızca bir niyet meselesidir; demek istediğim, niyet akılalmaz birşeydir. Bunu yapmak, akılalmaz bir şeye niyet etmek için, birinin mümkün olan her şeyi kullanmasını gerektirir, olabilecek herhangi bir şey.”
“Herhangi bir şey nedir don Juan?” diye sordum, gerçekten kafayı oynatmış bir şekilde.
“Herhangi bir şey, herhangi bir şeydir. Bir his, bir hatıra, bir istek, bir dürtü; belki korku, umutsuzluk, ümit, belki de merak.”
Son kısmı tam anlamadım. Fakat yeterli bir şekilde anladım ki, gönülsüz bir sikişten hamile kalma durumundan kurtulmak için mücadeleye başlamam gerekli.

… devami yarın …

Savaşçının Yolu – Günlükler 1/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu

Bölüm 1

Her bölümde Savaşçının Yolu ile ilgili bir önermeyi tartışacağız .

BİZ ALGILAYANIZ. Bu, don Juan Matus’un öğretisindeki, Savaşçının yolunun ilk önermesidir. Gereksiz tekrarlanan bir ifade gibidir, açıkça olanın bir tekrarı olduğu besbellidir; kel bir adama saçları olmayan biri olarak bahsetmek gibidir, ancak burdaki bir tekrarlama değildir. Büyücünün yolunda, basit yönelimi algı olan organizmalar olduğumuzdur. Biz algılayanız, ve bu, büyücünün yoluna göre, dünyadaki istikrarımızı ve yönümüzü sağlayan tek kaynaktır.
Don Juan Matus öğretisinde, büyücülerin, insanların müthiş bir taktik uyguladığını, fakat maalesef algının yanlış yönelmesine sebep olduklarını, saf enerji akışını alıp bunu duyusal verilere çevirdiklerini, bu yoruma da insan formu dediklerini söylemektedir. Saf enerjinin yorumlanması sihirli bir davranıştır ve yanlış sonuçlar doğurabilir: bizim inancımız, var olan herşeyin bizim yorumumuzdan ibaret olduğudur. Ağaç olarak bildiğimiz şeyin algıladığımızdan çok yorumumuz olduğunu, ihtiyacımızın ise, hemen hemen hiç bir yorum eklemeyen üstünkörü bir bakış olduğunu söyler don Juan. Gerisi niyetin çağrısı olarak nitelediği bir olgudur: niyet ağaçtır, yorumumuz ise duyusal verilerin ağaç dediğimiz özel olaydır.
Bu örnekte olduğu gibi, bütün dünyamız, içinde algımızın çok küçük çapta yer aldığı, yorumlarımızdan oluşturduğumuz sonsuz bir birikimdir. Başka bir deyişle, evrende olan enerjiyi yalnız görsel olarak algılarız ki bu yalnızca algılarımızın çok küçük bölümüdür. Büyücüler, sezgisel etkinliğimizin büyük kısmının yorumlama olduğunu; insanlar öyle varlıklardır ki, dünyalarını yaratmak için çok az saf algıya ihtiyaçlarının olduğunu, veya yorumlarını yapmak için az algının yeterli olduğunu ileri sürmekteler. Algılayan olduğumuzu ileri sürmek, büyücülerin, bizi kendi özümüze geri getirmek için yaptıkları bir girişimdir; algılama; olmamız gereken özgün durumdur ve oraya dönmemiz için bizi itmektedirler.

… devamı yarın …

Şamanın Yolu

Aşağıdaki yazı antropolog Michael Harner’in “Şamanın Yolu” (maalesef kitap piyasada mevcut değil) kitabından alıntıdır. M. Harner antropolog olan ve şu andaki en önemli şamanlardan biridir.

Kitap için CC nin yorumu
“Muhteşem, büyüleyici… Harner gerçekten ne hakkında konuştuğunu çok iyi biliyor.”
– Carlos Castenada-

Sevgiler & Selamlar

Aki

ŞAMAN TRANSI

Şaman transı: kutsal, ilahi sahaya doğru açılan bir şuur deneyimidir. Buna yolculuk denir.
Şaman tipi transa Orta Asya ve Sibirya halklarında, Amerika yerli kabilelerinde, Kiwai papularında, Borneo Dayaklarında ve Avustralyalılarda rastlanır.
Şaman tipi trans ilkel toplumlardaki tek trans biçimi değildir ancak en olgun biçimidir.
Trans tarihsel süreci içinde ele alındığında ilkel denilen toplumlardaki ilk aşamasında henüz kollektif bir biçim kazanamamıştır. Şamanın mistik extazı (kendinden geçme çoşkunluk hali) bireysel bir davranıştır.

Transın kollektif bir biçim kazanması için organizatör bir kişinin aktif müdahalesi gerekir.
Bu kişinin transa hakim olması transın sorumluğunu üstlenmesi ve transı organize etmesi gerekir işte bu noktada transın iki biçiminden tahakkümcü biçimine geçilir.

Transa -açılmış şuur- öteki şuur, ikinci şuur halin diyebiliriz. W. James ikinci şuur halini şöyle açıklar -Bizim olağan, uyanık şuur halimiz yalnızca bir şuur tipinden ibarettir. Oysa bizde potansiyel halde, son derece farklı şuur biçimleri mevcuttur. Hayat onların varlığı akla bile getirmeden geçirilebilir. Ancak gereken uyaranlar sağlandığında bu haller oryaya çıkar. Bunlar tam olarak bilemediğimiz sahalarla uyum içinde olan o sahalarda tatbikat yapan şuur tipleridir. Kainat bütünlüğünden bu diğer şuur tiplerini bir kenara bırakarak söz etmek abes olur. Toplumumuzun bir kenara atıp bu ikinci şuur hallerini uyuşturucu kullananlar ressamlar şairler vs. keşfetmektedirler.

EKSTAZ USTASI ŞAMAN

Şamanizm her şeyden önce Sibirya ve Orta Asya’ ya ait tinsel bir fenomendir Sözcük bize Rusça aracılığı ile Tunğuz Şamanlarından gelmiştir. Kuzey ve Orta Asya’nın uçsuz bucaksız topraklarında, toplumun dinsel büyüsel yaşamı Şaman’da yoğunlaşır.

Şamanın niteliklerinden biride büyücülüktür, ama her büyücü Şaman olarak nitelenemez Bu husus Şaman’ın şifacılığı konusunda da kendini gösterir Her kabile hekimi şifacıdır, ama Şaman kendine özgü bir metot kullanır. O, trans sırasında ruhu göğe yükselmek yada cehennemi mekanlara inmek üzere bedeninden ayrılan bir trans uzmanıdır.

Şamantik transın bir tanımı da -ruhsal yolculuk-tur.

Şamanizm’i posesyon ile karıştırmamak gerekir. Karışıklığın sebebi, her iki sistemde de dinsel transın mevcut olmasıdır. Tezahürler her iki sistemde de dinsel fenomenler düzeyinde özellikle psikobiyolojik ve nürofizyolojik düzeyde birbirlerine çok benzemektedirler. Ne var ki, bu iki sistemin yapıları son derece farklıdır. Posesyonda söz konusu olan, kişiyi tamamen emri altına alan ve sujenin yerine geçen bir ruh kavramı, Şamanizm’e tümüyle yabancıdır. Farklılık ilahlarda, ruhlarda, demonlarda trans yoluyla kurulan bağlantıda kendini gösterir.

Şaman ruhlara hakim olur: yani bedensizlerle, demonlarla ve doğal ruhları ile onların araçları haline gelmeksizin bağlantıya geçerler. Ama posede şamanlar da yok değildir. Ancak bunlar istisnaları oluştururlar.

Şamanın transında posesyon söz konusu değildir. Şaman beenini bir başka ruha kullandırtmaz. Şamanın transı kendi başına yaptığı bir şuur deneyimidir. Bununla beraber şaman, gerektiğinde bir ruhla onun posedesi olmadan bağlantı kurabilmektedir.

Şamanların belirlenmesinin başlıca iki yolu vardır:
Şaman mesleğinin veraset yoluyla intikali.
İçte kendiliğinden duyulan -tanrısal çağrı yoluyla- seçilme.

Seçilme şekli ne olursa olsun her şaman ikili bir eğitimden geçtikten sonra şaman olur.
Extatik eğitim (rüyalar, trans vs..)
Geleneksel Eğitim (şaman teknikleri, ruhların isim ve fonksiyonları, kabilenin mitolojisi vs..)
Ruhların ve yaşlı şaman ustalarının üstlendiği bu ikili eğitim bir inisiyasyondur. Şamanı sıradan bir insan olmaktan çıkaran, toplunun itibar ettiği bir kişi haline getiren bu inisiyasyon eğitimdir.

ŞAMAN-IN HASTA TEDAVİSİ

Şaman dizleri üzerinde kendi güç şarkısını söylemeye başlar ve emme işleminde kendisine yardımcı olacak ruhları çağırır. Aynı zamanda içinde kum ya da su olan hastadan çıkarttıklarını tükürmek için hazırladığı sepet ya da kabı kendisine doğru çeker. Çıngırağını hastanın üzerinde sallayarak güçlüce sarkı söyler ve kendisine emme işleminde yardım edecek ruhları çağırmak için konsantre olur. Diğer grup üyeleri de bir çember oluşturarak onun çabasına güç şarkısını söyleyerek katkıda bulunurlar. Şaman hastanın içindeki zararlı, istilacı güçlerin yerini bulmalıdır. Bunun için bir kehanet tekniği kullanır. Gözleri kapalı olarak elini hastanın bedeni ve kafası üzerinde ileri geri gezdirir, hastanın bedeninin belirli bir yerinden gelen özel bir ısı, enerji, titreşim hissi olup olmadığını yavasça keşfeder. Bir başka teknikse herhangi bir titreşimi hissetmek için hastanın üstünden bir tüy geçirmektir. Şaman belirli yeri hissettiğinde ya sessizce ya da şarkıyla çıngırağını hastanın üzerinde aynı tempoda çalarken iki yardımcı ruhu çağırır. Gözleri kapalı olarak yardımcıların yaklaştığını gördüğünde Şaman onlardan ağzının içine girmelerini ister. Onlar burada Şamanın hastadan emeceği güç istilasını hapsedecek ve içlerine alacaklardır. Ve Şaman hastanın bedeninde zararlı istilayı hissettiği yeri bütün gücüyle emer. Bu elbisenin üzerinden yapılabilir ama elbisenin o bölümünü açmak ve deriyi fiziksel olarak emmek çoğunlukla daha etkilidir. Şaman bu işlemde gördüğü kötü yaratığın ağzından ve boğazından geçerek midesine gitmemesi için çok dikkatli olmalıdır. Eğer kazayla onu yutarsa onu çıkartmak için başka bir emen Şamanın yardımı istenir. Bu Şamanların partnerlerinin olmasını istemesinin başka bir nedenidir. Şaman gerekli olduğu kadar tekrar tekrar emer ve kuru kusar. Bunu bazen istemsiz şiddetli bir öğürmeyle yaparlar. Şaman her kuru kusuştan sonra işlemi yineleyecek kadar güçlü olana kadar konsantrasyonunu güç şarkısını söyleyerek ve yardımcı ruhlarını canlandırmak üzerine odaklanarak yeniler. Bu devreleri elini hastanın üzerinde ileri geri hareket ettirdiğinde ısı, enerji ya da titreşim yayıldığını hissetmeyene kadar sürdürür.

Diğer bir yöntem ise tütün tuzaklarıdır. İstilacı ruhların tütünden zevk aldıklarına ve ona çekildiklerine inanılır. Bu yöntemde tütün paketleri ya da içinde tütün olan minyatür bez keseleri kullanılır. Yerde ya da bir zeminde yatmakta olan hastanın etrafında tütün paketlerinden çember yapılır sonra saman zararlı güç istilasını hastadan çıkartmaya çalışır, zararlı güçler hasta bedenden çıkıp tütünlere geçer ve bu çalışma bittiğinde tütün paketleri bir top halinde yuvarlanır ve derhal uzak bir yere götürülür. Orada top açılır ve tütünler ağaç dallarına asılır. Böylelikle ruhlar zarar verebilecekleri insanlardan uzak bir yere dağıtılmış olur.

Başka bir yöntemse Şamanın hastanın hastalığıyla özdeşleşmesidir fakat tehlikelidir çünkü bu yöntemde Şaman hastaya zarar veren güçleri kendi üzerine almaktadır. Şaman önce hastayla hastalığı ile ilgili konuşur acısını, hissettiklerini kendi içinde hissetmeye başlar. Sonra hasta gibi olmanın nasıl birşey olduğunu, hastanın yaşama bakışının nasıl olduğunu ve hastanın sorunlarının, umutlarının neler olduğunu öğrenmeye çalışır. Şaman kendisini duygusal olarak hastayla özdeşleşebileceğinden emin olduktan sonra sağaltım çalışmasına başlamaya hazırdır. Bu noktada hasta ve Şaman insanların yerleşmemiş olduğu bir araziye gider. Şaman çıngırağı ve güç şarkısıyla koruyucu ruhunu ona yardımcı olması için uyandırır. Hasta bu aşamada onun arkasında sessiz durur. Şaman kendini güçlü hissettiğinde o ve hasta yavasça elbiselerini çıkartarak değiştirirler.

Saman hastanın elbiselerinin her bir parçasını giydikçe hastanın ağrılarını ve dertlerini üzerine almak ve hastanın kişiliğini almak üzerine konsantre olur. Şaman son giysi parçasını giydiğinde artık hasta olduğunu hissetmeye başlamalıdır. Şaman ve hasta çıngırak eşliğinde dans eder. Hastanın tamamen iyileştiğini hissedene kadar elini hastanın üstünde tutar. Eğer çalışma doğru yapılmışsa Şaman hastalık ya da acı dalgalarının üzerinden geçtiğini hisseder yani bir nevi katalizörlük yapmış olur. O anda Şaman 100 metre kadar koşar, durur ve kollarını öne doğru uzatır tüm kuvvetini hastaya acı veren ve şimdi kendi üzerinde olan istilacı gücü atmaya odaklar ve bu zararlı gücü gökyüzüne uzağa fırlatır. Şaman bu işlemin bitişini hastanın derdinin ve kişiliğinin kendi bedeninden alınması hissiyle bilir.

Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya-da başlı başına bir din olarak devam etmektedir. Tatarların bir kısmı özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamı Şamanisttir. Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan, Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık 650.000 kadar Şaman olduğu tahmin edilmektedir.

(Kaynak:Şamanın Yolu – Michael HARNER)
(Çeviri:Gizem Memiç)

YouTube a erişebiliyorsanız M. Harner’in 6 dakikalık bir şifa seansını http://www.youtube.com/watch?v=fqOiqpj9D9s linkinden izleyebilirsiniz.
Erişiminiz yoksa;
1) http://vtunnel.com sitesine girip “Enter a URL to browse the internet securely” yazan bölümün altındaki kutuya yukardaki adresi yazabilir/kopyalabilir ve erişim sağlayabilirsiniz.
2) Hotspot Shield programını http://anchorfree.com sitesinden indirip çalıştırdıktan sonra tüm yasaklı sitelere doğrudan erişim sağlıyabilirsiniz (ben bunu kullanıyorum)