Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı

https://www.youtube.com/watch?list=PLQsKUZpf5dzDol5yfN-2A7PBMR7GzqmRU&v=3cIuqt2yKds
On şarkı yaklaşık 45 dakika sürüyor bu videoda. Ben dinlerken çok bariz bir gevşeme, neşelenme, umursamazlık, beklentisizlik gibi hisler duydum. Ayrıca daha ilk parçanın sonundan başlayarak çevremde, evimin binamın çevresinde su damlası gibi nötr bir baloncuk oluştu ve genişledi. Sanki sadece beni değil çevremdeki alanı da nötrleyen bir etkisi olduğunu hissettim.
Eğer böyleyse bu videoyu dinlediğimiz her bir kişinin olduğu yerde armonik/huzur dolu bir adacık oluşuyor ve buna giren çıkan tüm insanlar -ne olduğunu bilmeseler bile- bu nötürlenmeden nasiplerini alıyorlar demektir. Çok hoş. Aloha
*

Devamını oku “Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı” →

MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla…

Sevgili Juno’dan yine nükteli bir varoluş hikayesi: MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla, MUCİZE, YANILGI, VİCDAN ve UMUT’un DOĞASI HAKKINDA…

Yanıltan, bizi nasıl mı yanıltır?

Bir beden sahibi olmanın verdiği hislerle yani Ay’la yanıltır; Hislerimizi biz zannederiz! Oysa, onlar bizi bilinçten perdeleyen zanlardır.

Zihinle yani, Merkür’le yanıltır; Algılarımızı ‘’gerçek’’ zannederiz! Elle tutulup gözle görülen, somut değerlerden hareket ettiğimizi ileri sürerek böbürlenir ve kendi aklımızı kimseninkine değişmeyiz üstelik!

Hırs’la yani Mars’la yanıltır; Zaman ve mekanla sınırlı olduğu için bilincimiz ölüm korkusuyla maluldür! Ayrılık, onu sonsuzluk ve tamlıktan kopardığı için, tek başına varlığını nasıl devam ettirebileceğinin kaygısına düşmüştür ve hep bir savunma-saldırı mekanizması ile hayatta kalmaya çalışır! Onu vareden bu mekan ve içinde yol aldığı zaman aynı zamanda onu tehdit eden unsurlarla doludur. Hayatı boşuna bir ‘’mücadele’’ olarak görmez şu insan…

Arzuyla ve hazla, yani Venüs’le yanıltır; bu hikayenin en ‘’seksi’’ yanıdır! Hatırlarsanız, Uranüs’ün yani Evrensel Bilincin testislerini kesip okyanusa atar Satürn. Gelgelelim o testislerin saçtığı yaratıcı tohumlardan Venüs ya da Afrodit doğar! Aslı itibariyle, Yaratıcı İlham’dır ya da İlahi Aşk’tır… İnsanlara peşlerinden koşacakları bir amaç, kendilerini adayacakları bir sebep verir…  Ne var ki, madde alemine kapılmış insan neyi beğense ona sahip olmak ister, yokluk korkusuyla yaşadığı için neye sahip olsa hem tutmak hem çoğaltmak, hem de ihtiyacının üzerinde tüketmek ister, ne zaman bir ilham alıp bir güzellik ya da işe yarar bir şey üretse onu malı olarak görür başkalarından sakınmak ve akışını yolunu belirlemek ister, neye sahip olamasa veya elden kaçırsa onu kıskanır ve yok etmek ister…

İşte tam bu aşamada ortalık Merkür  ile yapılan planlar, Ay ile düşülen heyecan ve hezeyanlar, Mars ile girişilen mücadelelere boğulur…

Aynı nefesten, aynı çamurdan, aynı kaburga kemiğinden üremiş olanların hepsi, Yaratıcı İlham’dan gelen güzellik ve bolluğa sahip olmak için duydukları arzuların, tutkuların ve hırsların pençesinde zamanla, mekanla ve birbirleriyle savaş ederler. Uygarlık tarihi dediğimiz hikaye, bu temanın farklı kurgularla kendini tekrar ettiği bir masallar dizisi değil midir?

KovaBurcuArketipiMitolojisiAstroloji

Güneş, Ay, Merkür, Mars ve Venüs’e içsel gezegenler denmesinin sebebi, BENLİK duygusunun şekillenmesine birebir katkıda bulunmaları yüzündendir.

Dışsal gezegenler dediğimiz Uranüs, Pluto, Neptün, Satürn, Chiron ise mitolojide birinci nesil tanrılar olarak geçen Titanlardır.  Astrolojide bu gezegenler bizim rehberlerimiz ve öğretmenlerimizdir. BENLİK algımızı yeniden yapılandırmamıza yardımcı olurlar. Hem içsel gezegenlerle yaptıkları açılarla onların titreşimini belirlerler, hem de zaman içinde haritaya yaptıkları transitlerle bizi sınavlardan geçirirler. Metatron, Azrail, Mikail, Cebrail gibi melekleri fazlasıyla andıran misyonları vardır…

Çözünme ve Rabbin  birliği içinde yok olmayı temsil eden, imanlı ve kendini feda misyonunu birebir üstlenmiş görünen Neptün, adeta İsa enerjisinin birebir tarifi gibidir…

İnsan hep hikayesinin nereye varacağını bilmek ister! Elbette nereden geldiyse oraya varacaktır…

Devamını oku “MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla…” →

Sözdebilim

Sözdebilim veya sahte bilim (İngilizce pseudoscience) bilimsel olarak tanımlanmakla birlikte bilimsel çalışmaların gerektirdiği standartları taşımayan veya yeterli bilimsel araştırma ile desteklenmeyen bilgi, metodoloji, inanç ve pratikler bütününe verilen addır.

Terimin Doğuşu

Sözdebilim anlamına gelen batı dillerindeki pseudoscience ifadesi Yunanca’da sahte, sözde anlamına gelen pseudo köküyle Latince’deki bilgi veya bilgi alanı anlamına gelen scientia teriminin biraraya getirilmesiyle türetilmiştir. İlk kez 1843 yılında kullanılmıştır. Kelime genellikle negatif bir bağlamda kullanılmaktadır ve bilim olarak etiketlendiği halde bilim alanına girdiği düşünülmeyen şeylerle ilgili küçümseyici bir yan anlamı da içermektedir. Sözdebilim yapmakla eleştirilen kişiler, doğal olarak bu sınıflandırmayı kabul etmemektedirler.

Belirli bir bilgi, metodoloji, araştırma ve uygulama alanının gerçekten bilimsel olup olmadığıyla ilgili standartlar araştırma alanına göre değişkenlik göstermekle birlikte yeniden üretilirlik (reproducibility) ve farklı özneler tarafından doğrulanabilirlik (intersubjective verifiability) gibi temel prensipler aynı kalmaya devam etmektedir. Bu ilkeler belirli bir fenomenle ilişkili hipotez veya teorilerin başkaları tarafından da geçerli ve güvenilir olup olmadığını tespit etmek için daha ileri araştırmalara imkân veren ölçülebilirlik veya yeniden üretilebilirliği sağlamaktadırlar. Bu ön şartlar bir araştırmaya doğrudan veya dolaylı olarak önyargıların hakim olmasını önlemektedir.
Devamını oku “Sözdebilim” →