Müziğin Kadim Yolculuğu

“Bu kitapta ‘Müziğin diğer sanatlardan farkı nedir ve neden insanı etkiler?’, ‘Karmaşık nota sistemlerinin temeli hangi basit gerçeklere dayanıyor?’ gibi soruların cevapları tarihin ve bilimin derinliklerinde aranırken; okur, müzik ve gökbilim ilişkisinin insanlık tarihi kadar eski olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyor.
Binlerce yıl önce atalarımız belki de bugün bütün bütün yitirmekte olduğumuz harmoniye sahiplerdi. Kitapta antik çağa ait müzik teorileri, müzikten matematiğin doğma ihtimali, ‘göklerin/kürelerin müziği’ gibi konular ve bu düşüncelerin günümüz bilimi üzerindeki etkisiyle bu düşüncelerin nasıl bir temeli olduğunun araştırması bulunuyor.
Eser, bugün medeniyetin zirvesinde olunduğu düşüncesini defalarca sorgulatırken, ister ana rahmi, ister ilahi birlik olsun birlik ve bütünlük arayanlara, onun gökler kadar uzak, müzik kadar yakın olabildiğini hatırlatıyor.
Hareketin kendisi somut değildir ancak somut dünyanın hem yapısı hem de algısını oluşturur. Sesin tanımı, belirli frekanslardaki hareketlere, müziğin tanımı ise belirli ‘uyumlu’ ve ‘uyumsuz’ seslere bağlı olarak yapılır. Çeşitli mistik ekoller de müziğin bu harekete dayalı kendisi görülmeyen ancak görülen dünyayı etkileyen ve düzenleyen gizemli yapısını konu edinmişlerdir.”

 

Ses, ancak varlığını yitirirken işitilir. Sesi durdurup sese hakim olmak mümkün değildir. Walter Ong
Görüntüyü durdurup sabit halde halen görebilirsiniz ancak sesi durdurduğunuzda sadece sessizlik kalır.

Gösterebildiğin yol asıl yol değil

Ad verebildiğin ad asıl ad değil
Adlandırılmazsa o kaynağı göğün yerin
Adlandırılırsa o anası bin bir türün

Demek
Hep tutkusuz olanlar görür onun özünü
Hep tutkulu olanlar görür onun yüzünü
Bu ikisi birlikte doğar
Ve adlandırılınca ayrılır
Sırdır birlik
Sırlar sırrı
Kapısı sayısız mucizenin.
(Tao te Ching)

“Ses bir frekans. Ritm de öyle! O halde müzikte belirli frekanslar, birbirleri üzerine yüklenerek bir derinlik hissi oluşturuluyor. Tıpkı kökleri yine yazı öncesi geçmişe dayanan mandalalar gibi.”

“derinlik hissi” tabiri bana çok anlamlı geldi. Derinlik nerede yaratılmaya çalışılır?
Sığlıkta herhalde. Örneğin iki boyutlu bir varlığı üç boyutlu görmek için bazı derinlik katıcı yöntemler/hileler vardır.
Hay güzel galaksi frekansları!

*

Farklı oktavların aralarındaki ilişkileri açıklamakta kullandığımız rezonans ilişkisinin fizik temeli, bir piyano örneğiyle açıklanabilir. Piyano üzerinde bir tuşa basıldığında metalik tel, notaların tek bir oktavındaki frekansta titreşir. Telin titreştiği aynı esnada üretilen ses enerjisi, aynı klavyede fakat farklı oktavlarda benzer titreşimler oluşmasına yol açar. Bu farklı oktavlardaki titreşimler aynı tonda olan tellerde, daha sonra da o tonun armoniklerindeki tonlarda görülür! Bir başka deyişle, piyanoda bir “C” notası basmak, daha yüksek bir oktavda “C” notalarının rezonant stimülasyonuyla sonuçlanır.

“En gizlisinden en yoğununa, en saf enerjiden yoğun bir fiziksel forma kadar, neredeyse sınırsız sayıda varyasyon üretilebilir. Fiziksel oktavda var olan her şeyin gizli bir kopyası, bir benzeri üst oktavında vardır.”

Böylece siz bilinçli ya da bilinçsiz bir hareket yaptığınızda, düşündüğünüzde, duygulandığınızda otamatik olarak tüm oktavlardaki eş varlıklarınız da aynı tonda titeşir! Bu sizin bir telefon numarasını çevirip aradığınızda karşıda telefonun çalması kadar otomatiktir ancak bundan da öte arananın telefona cevap vermeme ihtimali de sıfırdır. Bunu bir düşünün derim 🙂

Müziğin Kadim Yolculuğu- Evren Bayramlı

  • Stimülasyon: 1] Vücuttaki veya diğer herhangi bir biyolojik sistemdeki fizyolojik ve sinirsel faaliyeti artırmak.[2] (Birinin) ilgisini ya da coşkusunu artırmak.

Burçların yalanla arası Nasıldır?

Adresteki tüm yazilarin, bilgi, zeka ve mizah dolu oluşuna şaşırabilirsiniz, Mutlaka göz atın derim ve Juno’ya sevgilerle yaylar nasil yalan soylermis alintiliyorum:

http://junoastrology.com/2013/09/11/burclar-hakkinda-sivri-hinzir-curetkar-yorumlar-yalanla-arasi-nasildir/

Hiç yalan söylemeyen kişi yok gibi bir şeydir 🙂 Ama bazı insanlar bunu annesinin memesinde öğrenmiş gibi doğallıkla yaparken, bazıları yüzüne gözüne bulaştırmayı özenle becerir! Burçlara göre ”yalan atma” yeteneği hakkında sivri, hınzır ve cüretkar yorumlar… Buyurun efendim;

KOÇ:  Koç’un eğilimi yalan söylemekten ziyade olanı abartmak yönündedir. Hani bir mekana iki üç kere gittiyse, orada itibarının yüksek olduğunu ima etmek, tatile gittiğinde eskaza bir ünlüyle aynı otelde kaldıysa, bütün yazı al takke ver külah geçirdiklerinden dem vurmak gibi zararsız şeyler :))) Ne var canım yani… niyahetinde onun şahsiyeti hakkaten fırsatını bulsa bütün bunları yapmaya yetmez mi? ELBET YETER!  Öte yandan Koç insanı adlı sanlı bir şekilde yalan söylemese daha iyi eder! Zira insanlarla ilgili detaylara fazla dikkat etmeyi sevmediklerinden, daha sonra attıkları adımlarda kime ne anlattıklarını hesap etmeye üşenirler. Akıllarına eseni yapmaya meraklı oldukları için de, kendileri ile ters düşecekleri ihtimaline aldırmadan davranırlar. Yani ortalık biraz fazla karışabilir 🙂 Ama Koç’un böyle rezilliği çıkan durumlarda bir de rahatlığı vardır! Çok üstüne geldiler mi; ”Aaaa Allah Allah canım! O zaman öyle icap etti öyle yaptık. Şimdi böyle icap etti başka türlü yaptık. Sizin aklınız ermez!” deyip herkesi yıldırır 🙂

BOĞA:  Boğalar yalan söylemezler! Sadece gerçeğin belirli kısımlarını gözden saklamak konusunda uzmandırlar :))) MAHREMİYET anlayışları güçlüdür. Onların adap ve güvenlik anlayışına göre herkes her şeyi bilmek zorunda değildir… Yani yiğidin malı meydanda gerek düsturu Boğa’nın anlayışına ters düşer. İç güdüleri onlara kime neyi ne kadar anlatmaları gerektiğini dikte eder. Yani en azından Boğa böyle olduğundan emindir :))) Ayrıca oldukça kalabalık bir tavanaraları olduğu için, her önüne gelenin hayatlarına burun sokmasını, gerekli gereksiz sorular sormasını da istemezler! Bir Boğa ile muhabbet ederken, mümkünse bazı konulara girmek için onun istekli olmasını bekleyin. Zira fazla meraklı insanlar karşısında kendilerini geri çekerler! Yıllarca aynı iş yerinde çalıştığınız ve size ”eski evliliği” hakkında hiç bir şey söylememiş olduğu için müzmin bekar sandığınız Boğa arkadaşınızın, Nedamet Yengenin kuzeninin eski karısı olduğunu, cinnet geçirmemek için resim albümlerini karıştırdığınız bir bayram günü gördüğünüz bir fotoğraf yüzünden öğrenebilirsiniz. Ertesi gün durumu kendisine aktardığınızda ise, sadece ”Nasıl tanıdın valla bravo! O zamanki saçımla çok farklı görünüyordum.” deyip, sakince başını önündeki dosyaya eğebilir…  Ay deli olmak işten diil :))))

İKİZLER:  İkizler yalan söylemez! O anlattığı hali duygu ve fiziki belirtiler itibariyle bifiil yaşar :))) Yaptıkları şeyin adına yalan deyip geçmek, emeğe haksızlık olur. Onların yaptığı daha ziyade senaryoyu tanınmayacak hale getirecek kadar ”yeniden yapılandırmaktır” :))) Onları yalancı çıkartmaya çalışanları kendilerinden şüpheye düşürecek kadar etkili ve enerjik bir stilleri vardır! ”Olm Hakan o gün senin orada olmadığını söylüyor.” dediğinizde, ”Saçmalamasın o Eşşolubeşkulak! Astigmat bakışlarını yanındaki hatunun pempe dekoltesine zumladığı için beni göremediyse ben naapiyim.” tarzı olaya adı karışanları da zan altında bırakan açıklamaları pek ünlüdür! Hatta kendisiyle yüzleştirilen kişilere; ”Abi yapma… Ben içeri girdiğimde sen o sarışın hatunla yanyana değilmiydin? El salladım da üstünkörü cevap verdin. Terlediğin için koltukaltındaki lekeler gözükmesin diye kolu fazla kaldırmıyorsun sandım. Nıhıhahahahhaa” tarzı akıllara ziyan detaylarla dolu bir karşı saldırı düzenlemesi… Üstüne bir de ”Moralimi çok bozdunuz ya! Bana bi bira ısmarlayın yoksa affetmem.” diyerek sizi mahcup pozisyona sokması dahi mümkündür. Sonuç itibariyle onu bir süredir tanıyan hiç kimse bu halleri yemez!  Ama yüzüne karşı ”yalancı” muamelesi yapmayı da kimsenin gözü yemez :)))

YENGEÇ: Malum herkesin bir becerisi vardır… Yengeç’in becerisi de yalan söylemesini gerektirecek durumda kalmamaktır. Hiç hata ya da kaçamak yapmadığını zannetmeyin. Onun uzmanlık alanı yaptığı şeye DİKKAT ÇEKMEMEK’tir! Yengecin zekasını ve detaylar konusundaki hassasiyetini küçümseyenler, çoook yanılmaya mahkumdurlar! Bir iş karıştıracakları zaman uslu akıllı, acelesiz, temkinli ve tam donanımlı bir harekat planıyla davranır, hiç bir şeyi şansa bırakmazlar. Eskaza yakalanırlarsa da, hiç bir şeyden haberleri yokmuş, onlar bambaşka birşeyin şeyini şeyttirmek için oraya şoolmuşlar gibi hareket eder, bir yanlış anlamaya kurban gittiklerini iddia etmekle kalmayıp, bir de farkına varmadan içine düştükleri bu tehlikeli durumun etkisiyle heyecandan bayılmak, ”iyi ki burdasınız” diye kendilerini yakalayanların kollarına atıp, gözyaşlarını onların omuzlarına silmek ve buz kesen elleri ayakları ısınsın diye kendilerine sıcak çikolata ısmarlattırmak gibi, polis rolünü oynayan kişiyi bebek bakıcısına döndürecek numaralar çevirmeyi pek güzel becerirler.  Ben de garez miyim neyim bu Yengece yaaa :)))

ASLAN: Şimdi Aslan’a yalancı demek biraz zalimlik olur… Zira onların insanları kandırmak gibi bir niyetleri yoktur.  Doğalarındaki ”optimizm” onların yaşadıkları durumların hoş olmayan detaylarını es geçmelerine, özellikle de kendileri açısından gurur verici olmayabilecek enstantaneleri kayıt dışı bırakmalarına, öte yandan onlara mutluluk ve coşku yaşatan anları biraz ağır çekime alıp detayları özenle işlemelerine, işte ne biliyim az bişi rötuşlamalarına neden olur :))) Yani yalan malan haşa huzurdan söz konusu olamaz. Aslanlar  yaşadıkları olayları ”hatırlamak istedikleri gibi” aktarmaktan başka bir şey yapmazlar :))) Öte yandan – açık sözlü hatta teşhirci olarak bilinmelerine karşın – Aslanların bir de ketum ve içe dönük yanları vardır! Hoş olmayabilecek detayları tıraşlamanın ötesinde, aile geçmişlerindeki onları mahcup edebilecek hikayelerin üzerini de özenle kapatmayı, yeni girdikleri ortamlarda kendilerini sevgi dolu mükemmel bir çocukluk yaşamış insanlar olarak tanıtmayı arzu edebilirler. Zira incitilebilmiş olmak onlar için incinme hissinin kendisinden daha ağır bir yüktür…

BAŞAK:  Efendim şu anda Zodyak’ın en büyük karmaşalarından birini ifşa etmek üzereyiz! Duyurulur… Başak’ın yalanla malanla işi olmaz gibi durur. Hatta çam devirme boyutunda gereksiz bir dobralıkları olması ile bilinirler ve bu en sevilen yanları değildir :))) Ama kimse bilmez ki, Başak’ın anlatığı şeyleri her zaman analitik bir gözle incelemek ve kendi içinde sergilediği tutarsızlıkları bulup, mutlaka ekstra açıklama istemek gerekir! Başak’ın insanları yanıltmak ya da olayları çarpıtmak derdinde olduğunu da sanmayın. Bütün sorun bir durumla ilgili algılarının çok kendilerine odaklı olmasıdır… Olayı aktarırken kullandıkları süzgeçte, genellikle en fazla kafayı taktıkları ve endişe duydukları meseleler yukarıda kalır ve dışarıya da onlar yansır. Onlara göre sorun oluşturmayan konular ise, meselenin aslına dair çok önemli bilgiler içerseler dahi ilk etapta ifade edilmeyebilirler.  Bu nedenle bir Başak’ı dinlerken ilk turu onun safra attığı ama sizi bağlamayacak ayrıntılar olarak geçiştirin. Sonra da esas meseleyi öğrenmek için adım adım sorular sorarak ilerleyin… Durumun ilk başta göründüğünden çoook farklı olduğunu anlamak sizi hayrete düşürecektir :))))) Haa bu arada bilinçli olarak yalan söylemeye kalktıklarında gerçekten berbattırlar! Hemen anlaşılır :))))

TERAZİ: Şeyy öhhmm :))) Ya işte isimlerinin ”politikacı”ya çıkmış olması boşa değildir :)))) Çok geniş bir çevreleri ve farklı insanlarla kurdukları çok farklı boyutlarda iletişimleri vardır… Yani şimdi naapsınlar? Her şey herkese aynı kıvamda yedirilmez ki dimi ama yanim:)) Onlar iletişime yeni bir boyut katan insanlardır. Gerçeği muhatap oldukları kişinin ufkuna ve hazım kapasitesine uygun olacak bir formatta servis ederler! Bahane bulma, erteleme, ucunu açık bırakma, zararsız ümitler vererek ya da çok ikna edici açıklamalar yaparak olası tepkileri ve sosyal felaketleri önleme gibi konularda, tek kelime ile OLAĞANÜSTÜ’dürler… Sadece bir tek şeye dikkat ederler; onlar makyajladıkları konunun aslını astarını ve o anda nerede duruyor olduklarını çok iyi bilmelidirler. Zira gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek ya da eninde sonunda ortaya çıkacak bir duruma makul bir kılıf bulmak için, bu şarttır! Hayır şimdi neden ”Vay canına demek beni de yemişti o zilliiii” diye sinirlendiğinizi anlamıyorum… O zaman gayet mutluydunuz halinizden. Ayrıca siz halkla ilişkiler uzmanı denilen şeye niye o kadar para verildiğini sanıyorsunuz ki :)))

AKREP: O söylemez düşündürür! Nasıl mı? Akrep’in gerçekle yalanla derdi yoktur. O işini yürüttüğüne bakar. İnsanın en zaaflı hali ”Ya benim düşündüğüm gibi değilse…?” diyerek kuşkulara kapıldığı haldir. Akrep bunu gayet iyi bilir ve hassasiyetle kullanır 🙂 Eğer gerçeği bilmek işini görecek kişileri tedirgin edecekse, o yaptığı imalarla aslında durumun daha farklı da olabileceğini ihsas ettirir. Burada amaç muhatabının özgüven hissini kırmak ve onu kendi ağzının içine bakar hale getirmektir. Kendisini tamamen zararsız ve tarafsız göstermek, olayla ilgilenme sebebini muhatabına yardımcı olmak şeklinde yansıtmak gibi ”sinsi” denilebilecek taktikleri vardır. Ama Akrep bunları pis pis sırıtarak değil, hakkaten eğlenerek yapar :))) Karşısındaki kişi kolu kanadı kırık bir şekilde ”Abi naapsak… Bunun böyle olup olmadığını nasıl anlasak” diye onun zekasına ve basiretine bağımlı hale geldiğinde ise, Akrep durumu istediği gibi çevirebilir konuma geçer. Ne var ki, çok zehirli olan türleri haricinde, Akreplerin bu durumu kötüye kullanmak gibi bir niyetleri yoktur. Dedim ya; onlar sadece yavruyu ürkütmeden kendi gemilerini yürütmenin ve oyunu kontrol etmenin derdindedirler. Ayrıca faydalandıkları kişilere karşı vicdani borçlarını ödemek ve duygu olarak da  onları kendilerine borçlu bırakmak için ekstra güzellikler yapmayı asla ihmal etmezler :)))

YAY: Yook yalan diil burada söz konusu olan! Yay olasılıklarla yaşayan bir insandır… Yani biz ona bir tür zihin kaşifi, bir deneyimleme tutkunu da diyebiliriz :)) Gerçek dediğimiz şey nihayetinde her haliyle kavranabilir ve tanımlanabilir bir nane değildir… Her birimiz gerçeğe dair bir kesiti algılamakta ve deneyimlemekteyiz… Netekim Yay da, o anda size yansıtmakta olduğu boyutu, bütün samimiyetiyle deneyimlemektedir! Ama işte Yay az bişey daha deneysel, gerçeğin boyutları arasında radikal geçişler yapmaya biraz daha eğilimli, biraz daha cesurdur! Hah evet… işte sorun bu yani… Zihin cesur, yürek zaten mangal :))) Gel gör ki her dediğimizi yapmaya, her niyetlendiğimizi tamamlamaya ömür kafi değil… Ya şimdi siz bu Yay’ı niye bu kadar sıkıştırıyorsunuz ki? Olduğu gibi alsanıza… Size ”aşığım” diyorsa, o anda öyledir! ”Yapılabilir!” diyorsa illa ki mümkündür ama yapan o olmayabilir… Feyz alın! Gidin siz yapın… Alla Allaaa… Siz niye anın tadını çıkartmak yerine geleceği ipotek altına almaya çalışıyorsunuz ki… Ne kadar primitif bişi yaa :)))

OĞLAK: Şu Zodyakta Oğlak kadar yanlış anlaşılmaya müsait bir burç daha yoktur :))) Oğlak’ın dışı serin ve sakin olsa da kafasında tilkilerle kuyruklar birbirine dolanmış haldedir. Kendisine bir şey sorulduğu zaman acayip gerilir. Zira size bir cevap verecekse, bunun arka planını da açıklamak, bütün düşünce sistemini anlamanızı sağlamak zorundadır. Daha doğrusu o öyle zanneder! O yüzden mesela omlet tarifine kümesten, hatta organik tavuk yemlerinden başlayabilir :))) Siz onun açıklamaya çalıştığı sebep sonuç ilişkileri arasında beyniniz döndüğü için, sizi en fazla ilgilendiren konuda söylediği en tehditkar cümleye odaklanabilir ve ”Galiba bu eteğin mavisini alma şansımız yok” gibisinden dümdüz bir sonuç çıkartmış olabilirsiniz. Sonra da Oğlak’ın mavi bir etekle gezdiğini görünce feci bozulursunuz. Oğlak’ın en iyi niyetlerle kötü insan durumuna düştüğü böyle nice hikaye vardır… Zaten zamanla anlaşılamayan biri olduğunu öğrenen Oğlak da, bir süre sonra ”açıklama” yapmaktan vazgeçecek. ”Bana ne istediğinizi söyleyin ve ben size geri dönene kadar başka bir şey sormayın!” diye ültimatom verecektir.

KOVA:Yalan malan söylemez o tamam mı! Sanki kimseye bir şey ispat etmek mecburiyeti mi var da yalan söyleyecek? Hayır yani siz kimsiniz de onu sorguluyorsunuz ki zaten? Yalanmış Pöhhh… Kova sırf kendisini kontrol etmek isteyen birini şoka sokmanın keyfi adına, söylenmesi uygun olmayacak bir durumu abartarak aktarabilir :))) Kovaların bütün çektiği zaten dillerinin belasıdır. Yapmayacakları işi yapacakmış gibi savunmak, sırf muhalefetle karşılaştıkları için tam olarak benimsemedikleri bir işin ‘’teorik olarak’’ arkasında durmak gibi ‘’normal vatandaşa uymayacak’’ halleri vardır :)) Burada kilit sözcük ‘’teorik olarak’’ ifadesidir. Onların iddia ettiklerinden çok daha sakin, kendi halinde, rutinlerine bağlı bir hayatları vardır… Ama sırf asi-kanlarını onurlandırmak adına ‘’doğan görünümlü şahin’’ gibi dolanmayı marifet sayar, sonra da işler sarpa sarınca aslında fabrika ayarlarından sapmadan hareket ettiklerini anlatmak için kendilerini paralarlar :))  Kıyamam yaaa…

BALIK: Size yalan söylemez… Sadece her şeyi olduğu gibi bunu da ucu açık bırakmanın bir yolunu bulur :))) Sıkıştırıldığı zaman da ağzının içinde bir şeyler geveler ve ne düşüneceğinizi çok dert etmeyebilir.  Söz konusu Balık olduğunda anlamanız gereken şudur; Onların kendilerini mükemmel göstermek ya da anlaşılır kılmak gibi bir dertleri yoktur. Size bir şeyleri ispat etmek için uğraşmak yerine, normalde niyetinizde olmayan şeyleri yapmak için aklınızı çelerler :))) Yani ONLAR KONFOR ALANLARINA DÜŞKÜN İNSANLARDIR ve bu alanın enerjisi bulaşıcıdır! Sorgulamaya gider ama kendinizi birden onun suç ortağı konumunda bulabilirsiniz :))) Seçimlerinden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama hesap da vermezler. Zira onlar bir şeyi birinden dolayı ya da biri için yapmazlar… Balıkla hayat, sorgulara değil olduğu gibi kabul edişe dayalı bir hayattır. Ve bu dünyada hiç kimse cevabını duymaya hazır olmadığı soruları diğerine sormaz…

Zodyak içimizde mi?

Astrolog Öner Döşer, Zodyak içimizdedir diyor sayfasının başında. Buna katılan var mı aranızda?

Açıkçası ben kendi bedenim ve hayatımda birçok kez bu paralelliği görüp şaşırdım. Zaten küçükken de damarlarımda dolaşan kan ve içindeki alyuvarlar akyuvarlar bana nedense kozmozu anımsatırdı. Küçük bi çocukken bu bana çok normal geliyordu.
Bir çok insan -özellikle bu konuda fikir beyan eden erkekler- gökcisimlerinin kendilerini gerek kişisel özelliklerini gerekse zamanla gösterdikleri eğilimleri etkilediğini düşünmekten hoşlanmıyor, hatta yüzlerinde bi küçümseme ve tiksinti rüzgarı bile gördüğüm oluyor. Sizce bunun sebebi ne ola?
Eğer Zodyak içimizdeyse -ki buna katılıyorum- insanların büyük bölümü kendi içlerinden tiksiniyor olabilir mi?
Bu tılsımlı, mucizevi varoluşumuzda yalnız ve yalnızca iyiye odaklandırılmış insanların nevroz vakası olmalarında şaşılacak bi şey var mı?
Eğilimlerimizi keşfetmek için hangi aracı kullandığımız fark eder mi?

Ben AN’ın gücüne, sihrine, mucizesin güvenenlerdenim. Hiç bir an’ın tekrarı yok, her biri parmak izi gibi, DNA gibi biricik. İşte belki bu sebeplerle astrolojinin de doğan her bebeğin o biricik AN’ın ürünü olduğu temelinde yükselmesi normal geliyor bana.

Her AN’ın işlevleri var. Bir eğilimi ve yaptırımı var.

“Akışta olmak” kavramı AN’larda -onların işlevine/eğilimine uygun- sörf yapabilmektir desek yanılmış olmayız sanırım.

Kozmoz benim içimden akıyor.

Elenin’in Yakın Geçişi

Kimilerine göre bir kuyruklu yıldız, kimilerine göre sönmüş cüce yıldız (dwarf star) olan Elenin, yaklaşık 12.000 yıllık bir yörüngesi olduğu söylenen ve bu yörüngesinde bizim güneş sistemimizden nadir geçişi esnasında, 16 Ekim 2011 tarihinde, Dünya’ya en yakın yakınlaşma noktası olan 22 milyon millik bir mesafeden geçiş yapacak. Elenin’in büyüklüğü ve Dünya’mız üzerindeki etkileri konusunda tartışmalar var. Bazı bilim insanları gezegenimiz üzerinde ölçülemeyen çok küçük bir etkiye sahip olacağını söylerken, bazı bilim insanları ve araştırmacılar Dünya üzerinde önemli etkileri olacağı görüşünde. Bu araştırmacılardan saygın bir isim olan Cornell Üniversitesi’nden Dr Mensur Omerbashich, sismik araştırmalar alanında dünyanın üst düzey bilim insanlarından. Önemli gezegen dizilimlerinin M6+ depremlere sebep olduğunu iddia eden Omerbashich, 2011 Ağustos-Ekim ayları arasında Dünya’nın çoklu hizalanmalarında yer alacak Elenin Kuyruklu Yıldızının Dünya’nın çok kuvvetli depremselliğini şiddetlendireceğini, büyük felaketsel olaylara neden olma olasılığının bulunduğunu söylüyor.

İnternet taramalarında görebildiğim kadarıyla Elenin hakkında haberler, spekülasyonlar son araştırma yaptığım zamandan bu yana iyice çoğalmış durumda. Kimileri bu gökcisminin kehanetlerdeki Nibiru ya da Marduk olduğunu, kimileri Hopi’lerin “Arınma Günü”nün habercisi Kachina’sı olduğunu, kimileri dev bir uzay gemisi olduğunu iddia ediyor.  Rusya savunma bakanı Serdyukov’un, yörüngesindeki anormalliklerden dolayı bu gökcisminin zeka sahibi kimseler tarafından yönetildiğini iddia ettiği, Seti projesinde görevli bilim adamları da aynı görüşte oldukları söyleniyor. Bazıları Elenin’in bu yakınlaşma sürecinde Dünya’da büyük felaketler yaşanacağını iddia ederken, bazıları İncil’de bahsedilen “SON”un geldiğini iddia ediyor. Örneğin Elenin’in Dünya ile Güneş arasından geçeceği 3 günlük süreyi, İncil’deki 3 günlük karanlık süreciyle bağdaştıranlar var.

En yakın geçiş olarak belirtilen 16 Ekim 2011 tarihi, Maya Takvimi’nin aslında 21 Aralık 2012’de değil, 28 Ekim 2011’de sonlandığını iddia eden Dr Carl Johan Callemann’ın verdiği tarihe yakın olduğu, 28 Ekim civarında ilginç gezegen dizilimleri olacağı için, olay bu tarih çakışması yönüyle de çok konuşulur hale gelmiş durumda.

Öte yandan NASA uzmanları ve bazı astronomlar Elenin’in bu yakın geçişinin Dünya’da felaketleri tetiklemeyeceği, çünkü küçük bir gökcismi olduğu görüşünde…

Kişisel kanımca bu yakın geçiş, önümüzdeki yaklaşık bir yıllık süreçte dünyevi olayları oldukça hareketlendirecek. Elenin’in yörüngesinde Dünya’ya en yakın geçişi, ülkeleri ve liderlerini kıran kırana rekabete yönlendiren, güç dayatılmasını öne çıkaran, kazanma hırsını arttıran ve gözü hiçbir şeyi görmeyecek denli yenilmezlik hissi getiren, kazanmak için her türlü yolu deneyen, manipülatif, istediklerine üstü örtülü yollarla ulaşmaya çalışan, her zamankinden daha fazla riskçi ve agresif bir profil çizeceği süreçte olduğumuzu gösterebilir. Uluslararası ilişkiler gerginleşebilir, savaş havası estirecek durumlar yaşanabilir, askeri operasyonlar hız kazanabilir, şiddet ve teröre yönelik eylemler artabilir. Bu bağlamda 2011 yılı Eylül, Ekim, Kasım ayları özellikle dikkat çekiyor. Ama sadece bu tarihlerde değil, takip eden bir yıllık süreçte de bu etkiler devrede olacak.

Pek tabii ki Elenin’in geçişini fiziksel anlamda kastedilen ve korkuyla karşılanan “Dünya’nın Sonu” alameti olarak görmüyorum. Ama her şeyin dönüşüm geçirdiği bu anlamlı “geçiş” döneminde insanlığın dünyadaki hayata ve ilişkilerine daha farklı bir bakış açısı kazanması, farkındalık ve bilinç seviyesinin yükselmesi için gerekli olan “dönüşümü” hızlandırıcı katalizörlerden biri olacağını, mevcut dünya bakışımızın değişmesinin zamanının geldiğini işaret eden bir rol üstlendiğini hissediyorum. Aşağıda okuyacağınız keşif anı astroloji haritasında Satürn’ün Terazi burcuna ve haritanın 12. evine yerleşimi, bilinçaltına yerleşen korku faktörünün ötesinde, aslında bu kuyruklu yıldızın gizli misyonunun insanlığın bilinçaltını yapılandırmak, adaletli düzeni kurma ve insan ilişkilerini dengeleme düşüncesini insanlığın bilinçaltına yerleştirmek olduğunu düşündürüyor.

http://www.onerdoser.com/Y57_1_elenin.html

Yazının orjinali çok detaylı, ilgisini çekenler yukarıdaki adresten bakabilir. Öner Bey, ciddiye aldığım saygıdeğer bir astrolog olduğu için zaman zaman böylesi ilginç saptamalarını ben de sayfamdan paylaşıyorum.

Vee her zamanki gibi yumuşak geçişler diliyorum 🙂

Astro parodi

Koç: Ben ben ben, bu harika, süperr oyun, beeeeeennnnnnn, her şeyim, bi tekim. Biriciğimmm

Boğa: Beniiimmm, bu şahane, çok keyifliii  çok estetiiikkk, seviyoruummm, aşığım bennn, dünyayım beennn.  Zevkim nerde ben orda.

İkizler: Bu detaylar, aman tanrııım, hepsini tek tek ben görüyorum, ben biliyoruuumm, ben düzenliyorum… Değil mi?! Ne dedin duyamadım?

Yengeç: Yavaş, biraz yavaş, tadını çıkar biraz. Başkaları da olabilir buralarda, tehlikeye dikkat, güvenli alanlar, ailemmm, ülkem, canım benimmm

Aslan: Ehhh… Evet başkaları da var! Ne olmuş yani? Ben hepsinden iyiyim, bu diyarların kralıyımmm. En güçlüsü benim. Neler çekiyorum sizleri yönetmek için!

Başak: Dur bakalım, bi test edeyim! Gerçekten kral mısın şimdi anlarız. Seni gidi seniiii, samimi değilsiniz siizzz, yavşaklaaaaaaar. Bi dakka bi çağrı alıyorum, test teeessst.

Terazi: Olsun fark etmez, ne olursan ol gel, seviliyorummmm, ohh çok dostum var beniimmm. Kim demiş? Ne demişş? Hayatım sana hediye olsuunnn.

Akrep: Yooo herkesi değil, sadece beni sev. Bir sen bir ben varız zaten. Seni yutmadan doyamaamm. Öldürürüm ya seni ya kendimiii. Bir olalım gel hadiii.

Yay: Savulun ben geldim, istersem giderim! Her şey bana bağlı, şans benden yana. Öyle severim ki köle ederim, ruhun duymaz şekerim. Ben varken aç kalamazsın,  hatta ölemezsin bilesin.

Oğlak: Deli deli akma, durul biraz. Sorumluluklar var! Ciddi ol, öğren biraz. Dünyada neler var, hele  evrende saymakla bitmez. Ahh dağlar, ovalar, serin sular. Ben neyim ki?! Nerdeyim? Nerden geldim? Hani Bunun ilk sahibi?

Kova: İnsanlar şöyle olmalı, dünya böyle olmalı. Geniş ol, bencil olma! Basitlik yapma! Ezilme, ezdirme, üzülme!Paylaşalım, gelecek güzel günler içiiinnn, hadi gel çalışalım. Ben mi?! Hangi ben?

Balık: O şey bildiğiniz gibi değil. Gerçeklerden daha canlı, daha iyi hayaller. Biz böyle ışık ışık dalgalarız, evrenden ötesine akarız. Senin olmam kayganım. Bir gözüm de açıktır düş  görürken, sakın hakkımı yemeyesin, biçerim, pullarım keskin.

Astro parodi, sen neymişsin be abi! :)))

sa