Gün aydın Frekanslarrrr

Güneşli bi İstanbul sabahına uyanan tüm frekanslarımmm, gün aydın olsun, neşeniz bol, ışığınız parlak olsun. Kendimi çok seviyorumm, cümle alem bilsin. Siz de kendinizi tam ve istisnasız olarak seviyo musunuz, çünkü ben sizleri öyle seviyorum.

Her hafta cumartesi saat 16′da Tuva Sanat-Taksimde BAK oynuyoruz. Oynamak için önceden hiç bi bilgiye, hazırlığa gerek yoktur. Onbir yaş ve üzeri tüm oyunseverler davetlidir. Oyununuz gelirse koşarak gelin (dikkat edin ayağınızı burkmayın)

Ayrıca, en az 8 katılımcı toplayabildiğiniz her yere gelip BAK oyunu modere etmeye hazırım. Bu şehirlerarası bile olabilir. Buradan duyurmuş olayım. (moderasyonla ilgili ücret filan aldığım yok, aklınıza gelirse diye söylüyorum). Bu oyun hakikaten ilginç 🙂

Oyun hakkında bilgilenmek için tıklayınız.

Castaneda uygulama BAK’ı

Bilindiği gibi, CC serisinde onlarca kavram, yüzlerce olay ve öykü örgüsü içinde anlamlandırılıyor. Kısaca Toltec bilgeliği de denilebilen ancak aramızda Carlos Castaneda izdeşliği olarak gördüğümüz bu konuları okuduk, günlük hayatımızda karşılıklarını bulmaya çabaladık uzun süredir. Bizi buna iten şey hiç bi mecburiyet değildi, yalnızca öğretinin yüreğimizi derinden etkilemesi, bam telimizi titretişi, aşıkçasına bir coşku hissediyor oluşumuzdu.

Bu yıl CC öğretisini daha da geniş bir açıdan yaşamak için yeni bir uygulamaya başlıyoruz. İlgilenenlerin bildiği Birleşik Alan Kullanımı (BAK) oyunumuzda, CC kavram ve öykülerine dair sorular yönlendireceğimiz özel BAK toplantıları yapacağız. Onbeş günde bir Cumartesi 16.da Tuva sanat’ta gerçekleşecek oyunlarımız, tüm CC izdeşlerine açık olup, katılmak için gerekli tek şey, onu gerçekten anlama isteğimiz ve çocuk saflığı ile bezenmiş merakımız olmalıdır. Bilmiyoruz deyince akan sular durur. Bunu defalarca gözlemledik.

sevgi ve selamlarımla

sa

Not. Sorularınız için iletişim: Tuva Sanat Berrin Yılmaz : 532 485 9862
Fatih Irmak : 535 560 0014

Zaman kipleri

Dün ya da önceki gün bi ara, ya da rüyada aklıma bi düşünce geldi, fakat ipi yumağa saramadan kaçıp gitmişti. Sanki şimdi onu hatırlıyorum. Düşünce şuydu: “Kullandığımız zaman kiplerinden geniş ve gelecek zamanı kaldırmalıyız”.

Gerçekten bi tuhaf işler bunlar. GENİŞ ve GELECEK zaman kayboluyorsa biz şimdiki zamanda ama GEÇMİŞİ de hatırlar biçimde kalacağız. Geçmişi hatırlamanın sebebi ise sonsuzluk denizinde kaybolmamızı engelleyen geçici bi kement gibi sanki. Belimize bağlayıp sallamışız kendimizi boşluğa :)))
Geçmiş, zaten şu an hep yeniden yaratılır, yani pek de bağlayıcı değil.

Bunları ben mi düşünüyorum yoksa şu an bulunduğum frekansın yayını mı bu?

“Eyvahhhh!”

Eyvah ya! Neden biliyo musun, işin berbat yanı belimize bağladığımız o kement de uyduruk zaten, onu da kendimizi sağlama almak için başka bi -boşluktaki-basamağa  bağlamışız ve fakat bunu unutmak durumundayız. İnsanın kendini -bu derece- kandırmasına  dayanan varlığı dehşete düşürücü. O sebeple hemen unutalım derim.

Yine de gülebiliyorum, öyleyse varım! İnsan bu kadar mı yaşamayı sever yaw!

Şu an bedenim yorgun velakin ben yaşamak istiyorum, öyleyse beslenmeyi sürdürmem lazım. (öyleyse gidip biraz yiyecek içecek, hava ve tabi izlenim toplayayım) Çiçek toplayım der gibi oldu :)))

Önceki gün yaptığımız BAK oyununda en öncelikli aklımda kalan şunlar: Yeni doğan çocuk her şeyi yukardan seyrediyormuş, kendini tanrı gibi hissetiğinii söyledi. Sonra EYLEM (fiil) geldi ve onun yerine oturdu. Bi süre sonra kendinin tanrı olduğunu açıkladı. “Sen mi tanrısın, tanrının yerinde misin?”diye sorduğumda buna karar veremedi! İSİMler ise onun dibindeydi ve onu kızdırmaktan zevk alıyordu, çok eğleniyordu. Sonra EYLEM, bi ara tuvalete gideceğinde yerini başkasına özellikle İSİMlere kaptırmamak için yerine geçici bişey atadı, ve o neydi dersiniz? Bi NAR :))) Varın çıkın bu işin içinden 🙂

Yer değiştirmek gerçekten de ilham verici. Birdenbire Dilbilgisi dersine ilgim arttı! Onu bambaşka bi gözle görmeye başladım 🙂

**

Bilinmeyene ilgimiz, insanın varlığını ve hayatı sürdürmeye devam ettireceğine bi karine oluşundandır muhtemelen. Her insana göre de değişebilir, örneğin ben şaşırmaktan hoşlanan biriyim ve beni daha önce bilmediğim bişeyle karşılaşmak şaşırtır. Bu durumda kendi adıma şöyle diyebilirim (şu an, genel bi bağlama olmasın); bilinmeyeni, beni şaşırtma potansiyeli sebebiyle seviyorum 🙂

**

Kapsadığın şey -belli bir seviyeye kadar- insanı pek meraklandırmaz. Sebebi ise gayet basit ANDA yaşamıyoruz! Böylece bi kez gördüğümüz ya da bildiğimiz şeyi kayda alıp onun değişmeyeceğini varsayıyoruz. Oysa her an yeniden bakabilme erki olsaydı bizde, kapsadığımızı da iddia edemeyecektik herhalde.

**

Demek yankı her şeyden alınabiliyomuş, bunun için özel bişeye bağlanmak gerekmiyormuş diye geldi bana, yeter ki boş alan oluşabilsinmiş!

Bilinç Nedir?

Bilinç farkındalıktır, ama daha özlü, saflaştırılmış biçimde (söyleyecek olursak), bilinç sizin varoluşunuz, mevcudiyetinizdir.  Bu, Şimdi ânında olmaktan biraz farklıdır. Gerçi çok benzerdir, onlar kuzen gibidirler, ama o sizin mevcudiyetinizdir. Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

Bilinciniz, duyusal, zihinsel ve sezgisel farkındalığınızdır. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve şimdi tek tek her birinize soracağım soru şu: Ne kadar mevcutsunuz? Ne kadar mevcutsunuz? Anda ne kadar gerçeksiniz? Ne kadar bilinçlisiniz?

Ben şimdi sizden, müzik olmadan, kelimeler olmadan, herhangi bir şey olmadan, ve şu vantilatör olmadan  kendi mevcudiyetinizi hissetmenizi, kendi mevcudiyetinizin farkında olmanızı isteyeceğim. Ve bunu yapmadan önce, beyninizden çıkın. Zihin yok. Beyin yok.

Sadece derin bir nefes alın…

Şu anda mevcudiyetiniz nedir? Başka bir yerlerde değil, hemen burada. Mevcudiyetiniz nedir?

Bazılarınız şimdi bu konuda zihinsel olmaya başladı. Bu şekilde eğitildiniz. İnsanlık şu anda bu şekilde, herşey zihinselleşiyor, yanıtı düşünmeye çalışıyorsunuz. İşe yaramayacaktır. Bazılarınız diyor ki, “En ufak bir fikrim yok.” Bu herhalde en iyi yanıt, çünkü en azından kendinizi ona açıyorsunuz.

Mevcudiyetiniz nedir? Bedeninde misin, sevgilim? Hayır. Hayır, değilsin. Zihninde misin? Bir dereceye kadar, evet. Tümüyle mevcut musun, Melek? Hayır. Hayır, ve bu pekâladır. En azından farkındasın, gördün mü? Ve onun yalınlığı ve güzelliği de budur işte.

Mevcut musunuz? Mevcudiyetiniz nedir? Duyularınız, fiziksel duyularınız yoluyla, hatta zihninizle farkında olmaya başladığınızda, zihin, “Ben mevcut muyum?” demeye başlar, ve sonra sezginiz aracılığıyla nihayet kendinizi daha mevcut hissetmeye başlarsınız. Çevrenizi daha fazla hissetmeye başlarsınız. Kendi mevcudiyetinizin daha çok farkında olacaksınız.

Ve mevcut olanı, burada olanı farkettiğiniz an, mevcut olmayanı anlamaya başlarsınız. Neyi geri tuttuğunuzu anlayacaksınız. İşte o zaman, sevgilim, bu tür farkındalıkları aşan saf bilinç haline erişirsiniz. O, Ben’im farkındalığı olur. Ben’im farkındalığı, ve “Ben mevcudum ve önemi olan tek şey bu. Ben o Ben’im, her bir kısım, her bir parça, Bilinç Bedeni, her veçhe, her düşünce, her his. Ben tümüyle farkındayım. Ben o Ben’im” gerçeği haline gelir.

Şimdi, benim sevgili dostlarım, siz şu anda bu döngünün içindesiniz. Bu evrimin içindesiniz. Bu bir sonraki evredesiniz. Ben burada durmuş bundan söz ediyor olayım ya da olmayayım, bu nasıl olsa olacaktı. Ama bunu tartışmakla, siz bunun bilincinde olmaya erişirsiniz. Farkındalığa erişirsiniz. Zihninizi bir derece tatmin eder; zihninizin bir başka parçasının ise kafası büsbütün karışır. Ama en azından şimdi anlıyorsunuz, “Bana olan bu.” Daha mevcut, daha bilinçli, daha farkında hale geliyorsunuz.

Bu önemli bir gerçek. Neden? Çünkü az önce de söyledim, Dünya üzerinde şu anda herşey enerji. Herşey enerji çatışmasıyla ilgili, ve bu, ışığa karşı karanlığı, negatife karşı pozitifi, enerji savaşlarını da kapsıyor. Bunun o son büyük savaşa benzediğini de söyleyebilirsiniz.

**

“En ufak bir fikrim yok.” yanıtı bizim BAK (Birleşik Alan Kullanımı) uygulamalarımız için gereken tek ritüeldir, katılanlar hatırlayacaklar: “Bilmiyorum Konumu“

Yukarıdaki yazıda tarif edilemeyeni tarif etmek için kendini paralayan Adamus frekans kardeşimize teşekkürler.