The Big Bang Theory

The Big Bang Theory Dizisini neden seviyorum?

Roller çok güzell seçilmiş ve tabi komedi olması hedeflendiği için çok güzel abartılarak, karikatürize edilmişler.

Bi tane kuramcı fizikçi bilim adamı var. Hemen yanına bi de deneysel fizikçi konulmuş. Bunların karşısına iki mühendis konularak, olay nasıl işliyor gösterilmeye çalışılmış.

Tabi hemen karşı dairede bilimle hiç alakasız ama çok güzel ve empatisi gelişmiş bir sıradan (kesinlikle sıradan değil çünkü kızın empatisi fevkalade gelişkin)insan tiplemesi yerleştirilmesi harika bi kurgulama.

Bunların güncel hayatları, anneleri (evet özellikle anneleri çok dikkat çekici),  ilişkilerinin gelişim yönleri, harikulade.

Ekşi Sözlükten seçmeler:
genel olarak 3 ana karakter, 2 de yardimci karakterden olusmakta dizi.
leonard hofstadter: dizide penny adli hatuna yanik bas karakterlerimizden biri. gercek hayata ve duygulara diger karakterlere gore daha uyumlu gorunuyor. celiski icinde yasiyor gidiyor garibim, bir taraftan ruhundaki “geek” lige ihanet edemiyor, ote taraftan da normal bir yasam ve iliski icin can atiyor.

sheldon ross (edit: sheldon cooper olacak. aychovskynin belirttigi uzere o sirada olasilik calistigimdan boyle bir dil kaymasi oldu galiba): leonardin ev arkadasi. bence en komik karakter. ama dikkat edilirse, her ne kadar leonard’a arkadas ve yoldas olarak gonulden bagli da olsa duygularini aldirmis biri olarak gorunuyor. arkadasin empati yetenegi yok diyebiliriz, o yuzden insanlarla iletisimi cok ama cok sorunlu. ama en komik tarafi da bu, en beklenmedik tepkiler bu adamdan geliyor. bence empati yoksunu karakterini en iyi ozetleyen olaylardan birisi soyle bir konusmada ozetlenebilir:
-would not i love your child if he did not know how to calculate area below the curve by using integration?
-i wouldn’t
lakin, en “muhtac” karakterdir ayni zamanda, cocuk gibidir.

penny: leo-sheldon ikilisinin yeni kapi komsusu. aptal sarisin tiplemelerinden biri. nerdlerle zaman gecirmekten hoslaniyor gibi.

rajesh koothrappali: diger favori karakterim, hindistanli fizikci. arada cok bomba espriler yapiyor, ama bunleri gormek icin penny’nin olmadigi sahneleri beklemek zorundasiniz , zira arkadas hatunlarin yaninda kilitleniyor ve konusamiyor. oyle kekeleme falan degil, bildiginiz “system shutdown” moduna giriveriyor, o hali bile yarilmak icin yeterli

howard wolowitz: ukala nerd. myspace, blog, eksisozluk gibi alemlerde pek populer olsa da, gercek hayatta aradigini bulamamis bir adam. penny’nin uyuz oldugu tek karakter. aslinda dizinin guzel bir rengi

genel olarak diziye tekrar bakarsak, gerek karakterleri, gerek esprileri ile cok guzel bir dizi. espriler ruhunuzda biraz “geek”lik varsa hosunuza gidecektir. bazi esprileri anlamak icin hakikaten temel konularda bilgi sahibi olmaniz lazim: leonardin sicim teorisi ile dalga gectigi, sheldonun savundugu sahneler gibi. superman gondermeleri havada ucusuyor
(muhalif sirin, 05.11.2007 20:31 ~ 20.10.2009 21:27)
dizi 4 nerd/geek dahi ama tam olgunlaşmamış(leonard hariç,kendisi bir geçiş formu) arkadaşın başlarına gelen olaylardan ibaret ,tabi karşılarına taşınan penny den sonra ki hayatları.(ki bu kızı izledikçe de izleysiniz geliyor hem çok seksi hem çok sevimli)işin ilginci ise 4 dahi dizi karakterinin yanına koyulacak 5. bayan ve sarışın karakterin mutlaka aptal olması gerektiğini/bekleneceğini zanneden bizlere güzel bir tokat atıyor.öncelikle penny aptal değil sadece sizin benim gibi normal ve birazcık cahil,göreceli olarak tabi.lakin pratikliği ve insan ilişkilerindeki başarısıyla bizim 4lüyü sosyal hayata adapte etmeye çalışıyor,zorla/güzellikle/ikna ederek/tehdit ederek vs. ve bizim 4 lünün(abazalığı tavan yapmış ama hala annesiyle yaşayan yahudi karakterimiz hariç) hepsininden de hakkından geldiğini söylemeliyiz.

bir ek bilgide sheldon karakterinin anlattıklarını dinleyerek genel kültürünüzü arttırabilirsiniz.

(cnnbs, 30.06.2008 08:11 ~ 08:30)

espriler beklediğimin aksine zeka pırıltılı, bazı bölümlerde yere yatıran cinsten. özellikle sezonun ikinci yarısında sheldon cooper karakteri diziyi alıp taşımış resmen. kişisel tahminim şu ki asıl tutması beklenen karakter howard karakteriydi lakin başarılı olamayınca ve sheldon da izleyicilerden iyi dönütler alınca ikinci yarıda sheldon a ağırlık verildi. iyi de edildi bence. özellikle sheldon ve penny nin posta kutularının önünde karşılaştığı iki sahne de harika olmuş. biri, dokuzuncu bölümde penny nin “it was a joke” sözünden sonra sheldon ın gülüşü. diğeri de sezon finalinde sheldon ın penny e çince bagırdığı sahne.

(teletabi, 11.07.2008 02:18

Yurttaş Bilim Adamı

..

Çoğu insan, bilimde bir düşüncenin sahibinin arka planına ya da onun bu fikirleri açıklamasına yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini şaşırtıcı bulmaktadır. Dinlersiniz, eğer denemeye değer bir şey, denenebilir bir şey gibi geliyorsa size, o farklı demektir. Ve eğer daha önce gözlenmiş bir şeyle açık olarak çelişmiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere değer. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediğinin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediğinin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldiği yer de herhangi bir farklılık yaratmaz. Gerçek kaynak bilinmeden kalır; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratıcı imajinasyon (muhayyile) olarak adlandırıyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji olduğudur.

İnsanların bilimde imajinasyon olduğuna inanmaması şaşırtıcıdır. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farklı olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. İmajinasyon yapmaya çalışmadaki büyük zorluk şunlardan kaynaklanır; daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir şeydir.

Şimdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlış olabilir. Bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Eğer dikkatli biçimde kontrol edilmişse, bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Niçin fizikçiler yasaları sürekli değiştiriyorlar. Yanıt öncelikle şudur ki, yasalar gözlemler değildir, îkincisi, deneyler her zaman doğru değildir. Yasalar tahmin edilmişlerdir, ekstrapole edilmişlerdir. Onlar sadece şimdiye kadar süzgeçten geçmiş olan iyi tahminlerdir. Ancak şimdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanılan süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa şimdi süzgeçte kalarak yakalanabilir. Yasalar tahminlerdir ve bilinmeyene ekstrapole edilmişlerdir. Ne olacağını bilmiyorsanız, bir tahminde bulunursunuz.

Her bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçların her ifadesi, detayları dışta bırakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir şey tüm ayrıntılarıyla ifade edilemez.

Oyunun esası, bir spesifik kural yapmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmediğine bakmaktır. Buradaki spesifik tahmin, bütün durumlarda kütlenin asla değişmeyeceği yönündeydi. Heyecan verici bir olasılık! Bu durumun  olmadığının anlaşılmasının zararı yoktur. Çünkü o sadece kesin olmayan bir şeydi ve kesinsiz olmanın zararı yoktur. Bir konuda  hiçbir şey söylememektense, emin olmadan bir şeyler söylemek daha iyidir.

Gerçek şu ki, bilimde söylediğimiz şeylerin hepsi, varılan sonuçların tümü kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardır. Onlar gelecekte neler olacağı hakkındaki tahminlerdir ve siz ne olacağım bilemezsiniz. Çünkü çok sayıda eksiksiz deney yapmadınız.

Bu nedenle bilimciler, şüphe ve kesinsizlikle iş görmeye alışıktırlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir. Şüphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin çok büyük bir değer taşıdığına ve bilimin ötesinde de genişletilmesi gerektiğine inanıyorum, inanıyorum ki, daha önce çözülememiş herhangi bir problemi çözmek için, kapıyı bilinmeyene aralık bırakmak zorundasınız. Tam olarak doğru biçimde kestiremediğiniz olasılığa fırsat vermek zorundasınız. Aksi takdirde, eğer zihninizi önceden hazırlarsanız, problemi çözemeyebilirsiniz.

Bir bilimci size problemin cevabını bilmediğini söylediğinde, o bilgisiz bir insandır. Nasıl çalışacağı hakkında bir sezişi olduğunu söylediğinde o konu hakkında kesinsiz durumdadır. Nasıl çalışacağı konusunda tam emin olduğunda ve size “onun çalışma tarzı budur sanıyorum” dediğinde hala bir miktar şüphe içerisindedir, işte bilgisizlik ve şüphe arasında yaptığımız bu ayırım, gelişme yaratmak için paha biçilmez bir öneme sahiptir. Çünkü biz şüphe duyuyoruz ve o zaman yeni düşünceler için yeni doğrultularda araştırmalar öneriyoruz. Bilimin gelişme hızı, yaptığınız gözlemlerin çokluğu değildir. Çok daha önemlisi, test etmek üzere yeni şeyler yaratmadaki başarınızdır.

Eğer yeni bir yöne bakma arzusu duymamış ya da bu bakışı başaramamış olsaydık, eğer hiç şüphe duymamış ya da bilgisizliği kabul etmemiş olsaydık, yeni fıkirlere sahip olamayacaktık. Hiçbir şey kontrol etmeye değer olmayacaktı. Çünkü biz gerçeğin ne olduğunu zaten biliyor olacaktık. Bu nedenle, bizim bu gün bilimsel bilgi olarak adlandırdığımız şey, kesinliğin değişik düzeylerdeki ifadelerinden oluşan bir kümedir. Bunlardan bazıları pak fazla emin olunmayan şeylerdir. Bazıları ise hemen hemen emin olunacak türdendir. Ama bunların hiç biri mutlak olarak kesin değildir Bilimciler buna alışıktır. biz biliyoruz ki, yaşayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur. Bazı insanlar, “bilmeksizin nasıl yaşayabilirsin?” diyor. Onların ne demek istediklerim bilmiyorum. Ben daima bilmeksizin yaşıyorum. Bu kolay bir Şeydir. Neyi bilmek istediğimi nasıl bilebilirsiniz?

Şüphe konusundaki bu özgürlük, bilimde (ve ben İnanıyorum ki diğer alanlarda da) önemli bir konudur. Bu bir mücadeleden doğdu. Bu mücadele, şüphe duymaya, emin olmamaya imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin önemini ihmalkarlık ederek unutmamızı ve şüphe için özgürlüğün terk edilmesini istemiyorum. Hoşnutluk verici bir bilgisizlik felsefesinin büyük değerini ve böyle bir felsefenin mümkün kıldığı ilerlemeyi (ilerleme düşünce özgürlüğünün meyvesidir) bilen bir bilimci olarak sorumluluk hissediyorum.

Bu özgürlüğün değerini açıklamak ve şüphenin korkulacak bir şey olmadığını, tam tersine insanlık için yeni bir potansiyelin olanağı olarak hoşnutlukla karşılanması gerektiğini öğretmek için kendimde bir sorumluluk hissediyorum. Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir. Ben bu özgürlüğü gelecek kuşaklar için talep etmek istiyorum.

Richard P Feynman

Yurttaş Bilim Adamının Düşünceleri

“Her şeyin Anlamı” kitabındaki “Bilimin Kesinsizliği” konferansından

Yazınnınn bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

Bilim bir yöntemdir.

“Kanıt” sözcüğü çoğunlukla bir şeyin mantıksal ve olgusal gösterimini tartışmasız, yani mutlak olarak gösterir. Göreli bir kanıt aslında hiç de kanıt değildir.
Bu nedenle bilimsel yasaları doğrulayabileceğimizi ama onları kanıtlayamayacağımızı söylüyorum. Bir yasayı, onun işlediği geniş bir alan bulduğumuzu göstererek doğrularız ama daha sonra onun hiç işlemediği bazı alanları keşfedebiliriz.

David Bohm

Şeriatı (yasalar) kapsayan daha yüksek makamlara geçmenin zamanı geldi geçiyor?…

Aynaya bakın, aynaya bakın, aynaya bakın

Taraf olmak-1

Bazı katı gerçekçiler, şu yazıp çizdiğimiz, konuştuğumuz her şeye gülüp geçiyor, bazen de bunların dünyayı sevmemenin belirtisi olarak görüyorlar. Örneğin annem herhalde böyle düşünüyor. Gözüyle görmediği ya da sonucunu şıp diye almadığı bi şey onun ilgi alanına girmiyor. Öyle midir gerçekten, dünyayı sevmiyor muyuz biz?

Durup gerçekten de düşünmek lazım 🙂
Öyleyse bile bunu itiraf eden bir tek kişiye rastladım bugüne kadar. O da sevgi kelimesini kullanmadı, dedi ki; “bana ne dünyadan ve insanlardan, hiç ilgimi çekmiyor, bi sorumluluğum yok onlara karşı!”  Zeka ve hayal gücünü düşündüğümde bu sözü kanımı dondurdu o an. Üstelik bu dahinin, bu cümleyi son derece olağan bi şekilde söylediği ellili yaşlarına gelene kadar, onu dünyaya kazanmak için kimbilir ne çok fırsat geçmişti elimize ama kullanamadık! Şimdi iş işten geçtikten sonra onu “sorumsuzlukla” suçlamak ne kadar kolay!

Caudwell’in pekala ispatladığı gibi, büyünün yerini alan bilim; Ken Wilber’in “insan bilinci” araştırmasında  %50 lik bir çoğunlukla gücü elinde bulunduruyor. Eşitliğin yerlerini değiştirirsek, Büyü hala %50 ile iş başında! Hiç böyle düşünmüş müydünüz?
Evet azıcık abartıyorum kelimeleri,  bu noktaya dikkat çekmenin şu an için başka türlü yolunu bulamadım!

Büyü ile Bilim’in en göze çarpan ortak noktası, bu işle uğraşanların yani büyücü ya da bilimcinin NİYETleri… Gerçekte sonuçlarına katlanacağımız şey, yapılan büyü ya da icat değil, onun aracılığı ile sürüklendiğimiz Niyet!

İşte bu sebeple gerçekçilerin adını dahi duymak istemedikleri “gizemcilik” ya da “metafizik” alanda en yaygın ortak söylem; “bu dünyanın bir seçim yeri olduğu” dur. Neyi seçeceğiz peki? Niyetimizi tabi ki.
İnsan niyetini biliyormu ki onu seçebilmiş olsun?

Tabi ilk açmaz bu, bildiğinde doğru mu biliyor yoksa kendini kendine saklamış mı oluyor? Naden saklasın ki diyebiliriz, belki de dünyada yapılan iyi/kötü reklam kampanyasının etkisiyledir, bilemiyorum. “Bilinçli saklama” niyetin gereği pek tabiidir bence ama bilinçsiz saklama herhalde reklam etkisiyle olabilir.

Bütün bunlar şimdi nerden aklıma geldi bilmiyorum ama aslında niyetim “tarafsızlık” kavramına göz atmaktı! 🙂

Küçükken biraz da aşağılayarak sanırım; “ortadan kamyonlar gider” diyorduk. Yani tarafsızlıktan anladığımız şey (tarafsızlığın asıl anlamı değil)üstü örtülü de olsa kınanıyordu. Ayrıca şöyle bir deyim de var: “taraf olmayan bertaraf olur!” Demek ki bizi taraf olmaya zorluyorlar, olmazsak yok olacağımızı söyleyerek bizi açıkça uyarıyorlar.

Söz konusu “taraf”lar da neyin nesi diyen varsa, kısaca onun; (eskimekte olan)dünyanın varlığını sağlayan dualite, yani kutuplar olduğunu söyleyeceğim.

Peki bir yandan taraf olmayanın bertaraf olacağı sopası gösterilirken diğer yandan bu dünyanın amacının bizatihi taraf seçmek olduğunu söylemek ne anlama geliyor?

-devam edeceğiz herhalde-

Richard Feynman

Al Seckel’den Richard Feynman

Kavgacı fizikçi

Richard Feynman Cornell Üniversitesinde hocalık yaparken ondan Buffalo’daki aeronotik laboratuarında haftada bir kurs vermesi istendi. Bir gece Buffalo yolculuğunu biraz ilginçleştirmek için bir bara uğramaya karar verdi. Feynman Alibi Room adlı bu barı sevdi ve oraya sık sık uğramaya başladı. (Alibi, bir suç işlendiği sırada sanığın suç mahallinden başka bir yerde olduğunu iddia etmesi veya bunun kanıtı demektir.)

Bir gece lavaboda bir sarhoşa rastladı. İçeri girince sarhoş patladı: “Tipini beğenmedim, ona bir tane çakıcam.” Feynman tersledi: “Çekil
yolumdan…” Sarhoş aniden Feynman’ın suratına doğru bir yumruk çıkardı ve daha ne olduğunu anlayamadan Feynman eşit şiddette karşılık verdi. Sarhoş afalladı ve lavabodan geri geri çıkıp gitti. Ancak Feynman’ın sorunları burada bitmemişti. İnatla barda kaldı ve Coke’unu içmeye devam etti.

Daha sonra Kıvırcık (sarhoş) ve çetesi Feynman’a yaklaştı. Kavga etmek istediler, fakat Feynman hala inat ediyordu ve yerinden kalkmadı. Grup
uzaklaştı. Derken Kıvırcık’ın öfkesi yine alevlendi ancak Feynman ilerde bir kavganın durmakta olduğunu hissetti. Şans eseri bara başka bir adam geldi ve Kıvırcık’ı Feynman’a takdim etmeye başladı, hemen arkasından da Feynman çabucak sıvıştı.

Richard Feynman: Fizikçi, davulcu, kasa açıcısı ve kavgacı.

Feynman’ın sağlık durumu

II. Cihan Harbi sırasında Los Alamos’ta bomba üzerinde çalıştığı için Richard Feynman’ın askerliği ertelenmişti. Fakat savaştan sonra hükümet onun sağlık muayenesinden geçmesini istedi. Feynman prosedürlerin çoğundan geçti: Göz, kulak vs. Ancak sırada en nefret ettiği düşmanlarından biri vardı: Psikiyatr. Psikiyatr kızgın Feynman’la 25 dakika konuştuktan sonra başka bir meslektaşını çağırdı. Konuşurlarken Feynman psikiyatrın sorularına doğrudan cevap vermedi, geniş ve genellikle saçma sapan cevaplar verdi. Diğer psikiyatrın onunla konuşması bitince Feynman dosyasını görevli subaya teslim etti. Görevli subay Feynman’ın dosyasını geri aldığında dosya üzerinde büyük kırmızı harflerle Devamını oku “Richard Feynman” →