Bilimde yeni düşüncelerin kabulü

Bilimde yeni düşüncelerin kabulü, tahmin edilebilir, dört aşamalı bir sıra takip eder. Birinci aşamada septikler (şüpheciler), bu yeni düşünce Bilim Yasaları’nı ihlal ettiğinden, düşüncenin olanaksız olduğunu güvenle ilan ederler. Bu aşama, düşüncenin geleneksel bilgeliğe ne kadar meydan okuduğuna bağlı olarak yıllarca, hatta yüzyıllarca sürebilir.
İkinci aşamada septikler, istemeye istemeye de olsa, düşüncenin mümkün olabileceğini; ancak çok fazla ilginç olmadığını ve iddia edilen etkilerinin aşırı zayıf olduğunu itiraf ederler.
Üçüncü aşama, egemen düşüncenin, bu düşüncenin sadece önemli olduğunu değil, aynı zamanda etkilerinin önceden düşünülen duruma göre daha güçlü ve yayılmış olduğunu fark etmesiyle başlar.
Dördüncü aşama, önceden bu yeni düşünceyi reddeden kişilerin, aynı düşünceyi ilk kendilerinin düşündüklerini ileri sürmeleriyle tamamlanır. Nihayet, kimse bu yeni düşüncenin bir zamanlar tehlikeli bir aykırı düşünce olduğunu hatırlamaz.
Bilinmeyen Gücümüz Dr. Dean I. Radin

İşte dördüncü aşamadaki unutma çengeli olmasaydı, çevremizdeki beğenmediğimiz ya da beğendiğimiz insanların ya da görüşlerin artık bizde aktif olmayan -ama hala bütünlüğümüze dahil- majör enerji kalıplarını kullanan enkarnosyanlarımız olduğunu tanıyabilecektik.

*

Bir şeyi ya da kişiyi muhabbetle ya da tam tersi nefret ve kızgınlıkla düşünürseniz, dikkatinizi hep o konuya verirseniz, bir süre sonra o şey/kişi olursunuz. Olan şey böyle görünür ancak aslında olan; o kişinin majör enerji kalıbını giyinmiş olursunuz.
Değişik coğrafya ve zamanlarda farklı isimler alan ve bizim kültürde “mürid/mürşid” ilişkisi olarak isimlendirilen kavram, yukarıdaki gibi işleyen bir fizik olaydır aslında. Üstelik bu işlemin gerçekleşmesi zaman-mekan kısıtına da tabi değildir! Her şey bilincin, nonlokalite (mekansız) pozisyonunda olup bitmektedir.

Deepak Chopra’nın nonlokaliteyi anlattığı kısa videoyu görmek isterseniz tıklayınız.

Neye inanacağınızı seçin!

Güzel bir sunum –tıklayınız-, en azından 20 dakikamı yararlı bir şey yaptığıma dair bir hisle tüketmiş/kazanmış oldum (Herkes gibi benim de zamanım en kıymetli şeyim).
Aslında tam ve açık şekilde ifade edilmiş olmasa da konuşmanın sonlarında ortaya çıkan koku (sunumu yapanın sözcükle ifade etmediği ancak tezini oturttuğu esas), inanmanın bir seçim işi olduğudur.

Nasıl yani diyebilirsiniz 🙂
Çok basit aslında; dış gerçeklikler (dış rüya), iç gerçekliklerin(iç rüya) vücut bulmuş – hem de her türlü madde yoğunluğunda (bunların sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmadığını artık biliyoruz, bu sonsuz bir spekturum ) vücut bulmuş olduğunu bildiğimize göre, inandığımız şeyin uygun bir süre (öznel ne nesnel olanların gerçekleşme süreleri farklıdır doğal olarak) içinde görünür(!) olması kaçınılmazdır.
O halde bizim özgür irade dediğimiz şey; neye inanacağımızın seçimidir basitçe.
Bu prosesin insan tarihi boyunca yöntemleri ve uygulamalarını seyredip duruyoruz.
Aslında olay tam olarak inanma da değil, inanmadığınızı düşündüğünüz şeylerdir de! Bu her zaman iki yönü kesen bıçaktır. Sihir(!), dikkatinizi neyin üzerinde tuttuğunuzdur. Dikkatinizi verdiğiniz şey, su vererek büyüttüğünüz her şey gibi büyür gelişir, sanaldan gerçeğe doğru ilerler ilerler ilerler. Bir de bakmışsınız görüyorsunuz!

Süper, şeker bir konudur bu (Hepsi tam tekmil Urban Shaman konseptinde bulunabilir.) 🙂

Bu Özette (Her Şeyin Teorisi adlı kitaptan) görüleceği üzere yapılan saha araştırmaları Bilimsel dalganın, Dünyadaki nüfusu inandırma gücünü tek başına %50 oranında ele geçirdiğini bulgulamış. Yani bunun artık geri dönüşü yok ama değişmeyecek anlamına da gelmiyor. Bence artık bu noktadan sonra ilerleme yanlızca Entegratif ve holistik düzeyde olabilir.
Çok heyecanlı 🙂
İnsan Bilinci Projesi: Tıklayınız

Şiir-Flozofi-Bilim

Fonda adını sanını bilmediğim bi dünya müziği var ve ben onu -her nasılsa- şekil olarak görüyor gibiyim. Hatta bi an kendimi onun -notaların- üzerine binmiş de gidiyormuşken yakaladım, ve onu öyle fark ettim. Etmeseydim beni kaçırıyordu hınzır şey 🙂
Günaydın frekanssllaaarrrr

Gerçek bi şiir her kişiye dokunur ve bir an için bile olsa aydırır. Gerçek bi filozofi yalnızca belli düzeyde kişilere dokunur, onların da çok azını aydırır. Yani gerçek şiir her zaman önde ve kıymetlidir. O sebeple herkes şair olmaya çabalar ancak sersemler filozof olur:)))

Gerçek şiir az bulunduğu gibi gerçek filozofi de çok çok az bulunur, bu hususu da unutmayalım. Kelimeleri cümleleri anlaman gerekmediği halde nerdeyse her okuyana aynı hissi geçirebilen bi büyüdür şiir bana göre.

Eski şairler oldu reklam söz yazarı, eski büyücüler oldu bilim insanı ,eski filozoflarrrr bilmem… bilmem onlar kayboldular dinazorlar misali. Zaman kalp zamanıymış öyle diyorlar, kalp anlarmış, kafaya gerek kalmadı artık tıpkı başsız üretilen sanayi tavukları gibi. Sahi o tavukların kalbi var değil mi?

Eski folozofları şimdi ne olduklarını buldummm heyyyoooooooo Onlar da senaryo yazarı oldular tabi. Filmler-diziler yazıyorlar.

Filozofi daha ziyade eril, şiir ise dişil bir işlem diyebiliriz belki. Şiir şimdinin yanılmaz doğrusudur ve neden öyle olduğunu bilmez. Denklemler bilinmez sadece sonuç vardır; 8/2 ))) Denklemleri filozofi bilir, sonuçları da şimdiye ait olmaz çoğu kez, o filozofun zamanının sonucu olur.

İyi şair felsefeyi iyi bilir mi?

Ben iyi şairin felsefeyi iyi bildiğine katılmıyorum, zaten felsefe bilinmez, yapılır, başka bi şey yapamadığından yapılır (yoksa akıl harcı değil), yani bu durumda, eğer o bi folozof olsaydı şair olamazdı! Fakat belki de şunu demek istiyorsun, bazı iyi şiirlerin felsefi değeri de vardır. Evet doğru ama bu aktarıcının-şairin filozofluğundan değil onun aktardığı şimdiye ait müziiğin felsefi içeriğe denk gelmiş olmasındandır (muhtemelen).

*

Deneyimin hası, sonra gelenin çıtası. sa

The Xfiles’dan bugüne

Batılı bakış, Xfiles’dan sanctuary/Torcwood/heroes gibi yerlere geldi. Nedir peki bu fark, gözlemlemiş olan var mı?

  • Tuğrul Erdem Doğru evren-insan, insan-evren. Gittikçe merak edilecek şeyler azalıyor.

    ya da merak edilmeyi hakeden konuları yeni kavrıyoruz. Bu yüzden şimdi bu dizilerde temeli insan doğasıyla evreni açıklama telaşesi

  • Sibel Atasoy The X-Files, 93 yılında başlıyor ve sloganı: I Want To Believe 🙂 Santctuary’ninise sloganı bence:”İnandım ve her birinizi ayrı ayrı korumak istiyorum” ve Torchwood ise “inandım ama onlardan sizi korumak istiyorum” :))) 20 yılda süreç yine iki karşıt yolda ilerlemiş.
    Tuğrul Erdem Doğru soruyu anlamadım öyleyse diyeyim o zaman. Yine kademeli geçiş söz konusu.
  • Sibel Atasoy sizin söylediğiniz de doğruydu zaten
    Tuğrul Erdem Doğru ama karşıt bir yolda ilerleme diyemeyiz.
    Gülen Dizdar Doğulu bakış nerelere varmış acaba, bu kadar zaman içinde ? Doğu zaten bunları biliyordu.Çok derin ve kadim bilgiler güneşin doğduğu yerden yayıldı.Batı zaman içinde bireyselleşti, bunları kavramaya başladı.Doğu ise güruhlaştı , bilgiden uzaklaştı .Batının bilinçli din istismarı ve bu güruhlaşma doğuyu bilgiden uzaklaştırdı.Şu anda doğu ve batı iki karşıt yolda ierlemekte, batı insan evrendir görüşünü yeni yeni anlarken , doğu bildiğini de unutmuş durumda …Yazık….

    Tuğrul Erdem Doğru ben bu üç dizinin sloganını kıyasladığımda iki karşıt yol.görüş yerine A noktasından b noktasına yürüyerek bisikletle arabayla ve uçakla
    Sibel Atasoy Xfiles, insan dışı zeki varlıkları doğaüstü şeyleri bilime karşı savunuyordu, savunmaktaki amacı kendisi buna inanmak ve biliimin onayını da almak istiyordu. Aradan geçen 20 yılda bilim bu duruma onay verdi. Bu kez de insanlar yine iki taraflı görüşlerini sürdürdüler; Sancuary, insan dışı zeki varlıkları arayıp bulalım ve onları korumaya alalım derken Torcwood, onları bulalım ve insanları korumak için onları yok edelim, düzeni koruyalım diyor. Fringe ise onları bulalım sonra ne yapacağımıza durumun gerektirdiği şekilde bakarız diyor. Çeşitli teklifler var yani önümüzde 🙂
  • İlkay Yılmaz Bu noktaya ben damıtma işlemi dedim.Genlerden sadece insana ait olanı çıkaralım.Dünya varolalı beri,olmuş olan varlıklar ve kurdukları medeniyet izlerini yok edelim,o varlıklara ait özellikleri silelim genlerinden saf ırk yaratalım.Oysa saf ırk yok ki!!!Onlar olmasaydı insan olmazdı.Ben bahsettiğiniz dizilerde bunları gördüm.Zamanda ileri/geri hareket edenler genlerimize oya gibi kimlikleriniişlemişler.Çok uçuk gelebilir ama bence böyle.Torchwood’un ilerleyen bölümlerinde de göreceksiniz,onlarda da ‘merhamet’ kavramı gelişiyor.Ayrıca,Torchwood da Jack, Sanctuary de dr. Helen gibi ölümsüz!!! Dönüp kendilerine yardım mı ediyorlar ? Dünya da devasa bir laburatuar gibi:))) (yardımdan kastım: ilerde ters giden şeyler için bu zamana dönüp değiştirmek)
  • Murat Babacan x-files zamanından kalan “onlarla yaşamayı öğrenelim” mesajı veren bir iki dizi var: star trek tng ve babylon 5.. 2si de insanlığın galakside ilk adımlarını, ittifaklar kurmasını, koonize olmasını anlatıyor.. babylon 5 daha kayda değer, sloganı ‘galaktik insan’la aynı: “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”.. tabi bu diziler sanki global bütünü galaksiye yansıtmış gibiler bir yandan.. “yukarıdaki aşağıdaki gibidir” diyor da olabilirler ayrıca.. ana fikir şu olabilir bu durumda: global durumla yüzleşirsek ve bir arada yaşamayı öğrenirsek galaktik medeniyetlerle de geçinebiliriz..
    Sibel Atasoy Dikkate değer bir çıkarım, teşekkür ederim.

İyilik ve bütünlük

Ruhun gelişiminin amacı, ahlaksal bir kusursuzluk durumundan çok, tamamlanmış bir bütünlük halidir. Dr Jung, iyiliğin, bütünlüğün yerini alabilecek bişey olmadığının farkına varmıştır.

Akıl ve bilim, insanlığın en yüksek güçlerini küçümserler.

**

Öyle bi 1500 yıl geçirdik ki, son olsun, düşmanıma bile olmasın! Önce kilise zulmü, sonra bilim yönteminin akıllara zarar yorumu ve ondan beter bağnazlığı ile, gören gözlerimize perde indirdiler. Tarihte bir çok yakın zaman aliminin mana ile ilgili çalışmaları hepimizden gizlendi. Örneğin Einstein’ın son 20 yılında ne yaptığı gizlidir! Dr. Gustav Jung’un tüm insanlığın iç dünyasını taradığı adeta o muhteşem gözleriyle çekmeyi başardığı rongenimiz saklıdır. Ailesi sırf bilim bağnazlarından korktukları için (sanırım) basılmasına izin vermez. Ama bütün bunların sonu geldi, kutlu günlere ulaştık artık.
Kafamızı kuma gömmeyeceğiz. Zaman bizden yana. Alemin ve kendimizin muhteşemliğine aydık.

Bilim yöntemine karşı olduğum gibi bir izlenim ortaya çıkmasın, ben onun hayranıyım. Benim sözüm kraldan çok kralcı olup, haddini aşan bağnaz uygulamalara karşıdır. Bu insanlar büyük bilim adamlarının isimlerinin ardına saklanarak, birçok yeni fikir- yeni algıların doğabileceği fidanlıkları tarumar eden cahillerdir.

  • Turan Erdal Aldoux Huxley “yeni cesur dünyasi” kitabinda en büyük tehlikenin herseyi serbest birakmak oldugunu ima etmisti. Karsit tezi George Orwell 1984 kitabinda söylemistir, bazi güclerin bizleri kontrol ettiklerini savunmustur. Tarih Orwell’den Huxley’e dogru ilerliyor. Ikisi de tehlikeli…

    Sibel Atasoy Tehlike yerine saplanıp kalmaktır oyun içinde. Bu korkulardan kurtulma zamanıdır

    Turan Erdal Ben de söylediklerine katiliyorum. Korkulan sey sürekli kendi kendini yenilemektir. Bu cok enerji istyior.

    Sibel Atasoy Boşuna mı enerji tasarrufundan söz ettik yıllardır

    Turan Erdal Hayir, hayir, bunu sana söylemeddim. Sen iyiki de varsin. Bize önderlik ediyorsun. Kendi kendini yenilemeyi tüm toplumdan beklemenin pek anlami olmadigini ima etmistim.

    Sibel Atasoy Estağfurullah, benim işimyanlızca kendimi eğitmek. Bu eylemimin ayrılmaz parçasıolarak kendi deneyimlerimi paylaşıyorum çünkü bu yolla hem yer boşaltıyor hem de kendi frekansımdan insanları-varlıkları arıyorum ve buluyorum da.

    Turan Erdal Cok haklisin. Ama bu bahsettigimiz sey o kadar bir iki kelime ile anlatilacak sey degil ki insanar hemen ikna olsunlar. Onlari kendilerine cekmek icin anlayacaklari basit bir kac kural anlatmak yetiyor.

    Turan Erdal Sibel, umarim sen daha cok paylasirsin. Senden cok faydalaniyorum.

    Sibel Atasoy Doğrudur ancak bu benim işim değil, kimseyi ikna etmeye ihtiyaç duymuyorum. Evrelerin gerçekliğini gözlerimle gördüm. Kimin ne evresinde olduğunu bilemeyeceğimden onları ikna etmek, eğitmek haddim değil. Sözlerimin tek hedefi var: kendim 🙂

    Turan Erdal Biliyorum, söylediklerinden de senin gibi düsünmek isteyenler ancak yararlanirlar. Digerleri ne yaparlar? Hani armut pis agzima düs meselesi. Onlar da kendilerine recete sunanlarin pesinden giderler. Fark budur iste…

    Sibel Atasoy Bu da doğru fakat bu da evre 🙂 Evrende yanlış olmaz.Yukarıdaki bildirimimde bahsettiğim zulüm bile yanlış diye yorumlanamaz, sadece tespittir. Neden dersen, ihtiyaç duyulmayan bi yola girilemez. Yasak işareti olduğundan değil o girişi görmez gözün! hahahahahahaha çok tatlı bi sistem
  • Turan Erdal Dogru, bugünün dogrulari bile yarinin yanlislari olacaktir, cünkü bugün iyi diye gördügümüz seylerin sonuclarini kestiremiyoruz. Görüslerimiz sürekli sinirlidir. Bizi yarinin insanlari degerlendireceklerdir ve onlari da onlardan sonra gelenler. Bu böyle gider, devam eder.
  • Sibel Atasoy Söylenebilecek her şey doğru ancak eksik olur demiştim biçok kez, hala aynı fikireyim.
  • İlaveten, bilimci ve dinci diye genellemeler yaparak bunları birbiriyle kıyaslamaktan da titizlikle sakınmak lazım çünkü  kmseye yarar sağlamaz. Yobazlık, kimsenin, hiç bi kurumun ve dahi hiç bi zaman diliminin tekelinde değil!
    Din kelime anlamıyla yaşam tarzı demekmiş. Kurumsallaşmış dinler ise, güç kullanma peşindedirler velakin birçok insan yine de öğretilerin içinde pırıl pırıl parlayan özü çekip almayı başarmışlardır çünkü evreleri buna müsaittir. Herkes müstehakını bulur, hangi yoldan giderse gitsin.