Legion ve diğerleri

Legion, bu yılın en ilginçlerinden biri fakat izlemek için sağlam olmak lazım, psikolojik anlamda sarsıcı ve yorucu. Pek çok bilgiyi bir araya getirmişler, gerçi yapım olarak bana biraz ucuz geldi ama kurgu az rastlanır ilginçlikte. Bu arada Laniakea’nın bir sahnesini hatta bikaç sahnesini ödünç almışlar gibi. İkinci bölümde CC’nin özetleme disiplinini işliyor.

Dördüncü ve özellikle beşinci bölümde bütünüyle, bizim urban shaman konseptinde işlediğimiz Garden Tiki kavramını görselleştiriyor.

*

Aramızda Casus Var –Burn After Reading

Bu filmi herhalde 2008 de izlemiş ve beğenmiştim fakat bikaç gün önce kuzenin ısrarı ile yeniden seyredince harika bir yapım olduğuna karar verdim hatta keşke bu senaryoyu ben yazabilseydim diye imrendim.

Film, Alkolik olduğu gerekçesiyle CIA’deki işinden kovulan analist ajan Ozzie Cox’un büyük hayal kırıklığı ile giriştiği anılarını yazmasıyla tam bir kara komediye dönüşmesini anlatıyor. Yönetmen bize, kişiler olarak, saygın olması gereken kurumlar olarak çok yüzlü yaşamlarımızı, kendini yüceltme eylemlerini ve tüm bunların çerçevesinde kapitalist rüyanın sistem eleştirisini hem çok sert hem de çok yumuşak diyebileceğim -isim koymakta zorlanıyorum- bir biçimde anlatıyor.

Oyuncu kadrosu da bir alem! Çok zengin çok: Brad Pitt ,  George Clooney ,  John Malkovich ,  Tilda Swinton ,  J.K. Simmons

Israrla öneririm.

*

Devamını oku “Legion ve diğerleri” →

Feud ve Haftanın diğerleri

The Sea of Trees

Sonsuzluk Ormanı diye çevrilmiş. Japonların intihar etmek için kullandıkları uçsuz bucaksız bir orman. İlginç bir film. Ünlü oyuncular, ölüm, yaşam evlilik üzerine ilginç bir kurgu. Sakin ama derin bir film.

Orman hayat gibi; nefes kesici bir güzelliği var ve bir o kadar da tuzaklarla dolu. yolunu kaybettiğin de oluyor ve bunun için tıpkı benim küçükten beri yaptığım gibi geçtiğin yollara işaret bırakman lazım (ben pirinç tanesi yerine sürekli yazdım, kaybolmamak için, yolu geri dönebilmek için).
Cennete çıkan merdiven de cabası!
*
SS-GG
Her şey, 14 kasım 1941’de, almanya’nın britanya savaşı’nı kazanmasından 14 ay sonra, londra’da başlar…
Hitler işgali esnasında geçen 5 bölümlük mini ingiliz polisiye dizisi. İlk bölümü merak ettiriyor.
Ülkenin işgal altında olması insanı boğuyor biraz, Allah kimseye göstermesin.
*
Nefes kesen bir başlangıç yaptı Feud dizisi, bu kadar ünlüyü bir filmde bile toplu olarak görmek nadirken bir dizide bir araya gelmişler. Bence kadınlar bu diziye bayılacak 🙂

Moonlight -Ay ışığı

Yeni bir dizi başladı; Big Little Lies. İlk bölümünü izledim ve beğendim, bunları “yeni nesil diziler” olarak adlandırıyorum. This is us dizisini andırıyor. Çok kaliteli bir yapım. Başta nicole Kidman olmak üzere bir çok ünlü rol alıyor. Hırslı anneler, iki arada kalan çocuklar, zarif bir mekan, arka plan. tam psikoloji dersi. Madeline’in dediği gibi “nazeketimizle öldürürüz!”
Hakikaten de birini öldürmüşler, ilk bölümde kimliğini öğrenemedik ama oldukça vahşi bir cürüm olmuş. Bu arada yedi yaşında bir kız aynı yaşta bir oğlanın boğazını sıktığını iddia ediyor. Boynunda morartılar var. Oğlan ben yapmadım diyor. Anneler ve taraflar suçlama ve savunmaya girişiyorlar.
Çok mucuk görüntülerin ardında hastalıklı bir şiddet var, ama kim onlar?
*
Moonlight filmini izliyordum da, daha ilk sahneden dikkatimi çekti; Kavgaya, sataşmaya, itilip kakılmaya, küfüre ve kabalığa aynı şekilde cevap vermeyen biri EZİK midir? Ezikliğin kanunu ne zaman ve kim tarafından yazıldı?
Bunun ingilizcede kavramsal karşılığı looser olarak biliyrum. Yani kaybeden! Peki neyi kaybediyorsun?
Efelik taslamayı, lider sayılmayı filan mı acaba?
Yaşayabilmek için mi gerekiyor yoksa?
Belki sadece içe dönüklüktür. Duyarlılıktır belki? Pasiflik mi bu gözü korkutan şey? Yoksa sessizliğin ardındaki güç mü hissedilir de korkulur ondan?
Filmi bitirdikten sonra:
Tam da tahmin ettiğim gibi bir süreç gelişti, spoiller olmasın izlemeyenler için fakat ben Chiran’ın kendi gibi olmak isteyen ve bu sebeple sürüye katılmayan çok cesur bir çocuk ve genç olduğunu anladım. Onun aksine Kev, kendi olmadığını ve yaşamak için aslında hiç de desteklemediği bir tavrı ve arkadaşları kabullendiğini itiraf etti. En azından henüz iş işten geçmeden, henüz otuzunu devirmeden bunu anlayıp yolunu çizdi.
Gördüğüm kadarıyla Moonlight, Oscar yarışında Arrival’ın rakibi olabilecek bir film. Hem de tipik zenci filmlerinin ezberini bozduran bir hikaye.
Veee büyük ödülü de aldın.
Arrival’ı anlayamamış olsanız da, Moonlight’ı anlamanızla huzur bulacağız. Teşekkürler Akademy
not: Bu filmde pek güzel bir kapak açıklama da vardı: çocuğa ibne de denmişti, manasını bilmiyor ve soruyor, cevabı veren yardımcı erkek oyuncu oscarını alan M.Ali şöyle cevapladı: “eşcinsellerin kalbini kırmak için kullanılan bir kelime!”

Yeni Ahit ve Arrival

Bu haftanın ilki Le Tout Nouveau Testament filmi Yeni Ahit olarak çevrilmiş.

Eğlenceli, modern bir gerçeklik tanımı. Zevkle izledim
Sen de insanların müziğini duyabiliyor musun? Onların her birinin titreştirdikleri melodiyi tanıyabiliyor musun?

*

Apple Tree Yard Season  Dizisinin iki bölümünü dün akşam izledim. Duygusal gerilim türü diyebileceğimiz kaliteli bir iş olmuş. Kadın duyguları, cinsiyet ayrımcılığını konu alıyor, gerçekten izlenesi bir kurgu. Oyuncular ve çekim çok iyi. dizinin devamını seyredebilecek miyim bilmiyorum çünkü gerilimin hiç bir türü üzerimde iyi etki bırakmıyor fakat merak da var! Bilirsiniz işte 🙂

*

Oscar adaylarından şimdilik üçüncüyü izledim ve Arrival benim nezdimde de gerçekten oscar adayı. İki saatlik seyir süresince aklıma hep Contact filmi geldi, tabi onun daha gelişmiş bir modeli olması kaçınılmaz.. Ama bu işleri hep mavi gözlüler mi yapacak???
Hiç kıskanmıyorum iyi ki yapıyorlar tabi. Ne demek istediğimi biliyoruz 🙂
Kısaca Uzaylılarla teması bu kez sapir-whorf hipotezi, çok boyutluluk ve dolanıklık prensipleri çerçevesinde anlatmış yönetmen. Çok naturel, abartısız, savaşsız, korku yüklemeden güzelce tane tane anlatmış. Ayrıca filmin Ted Chiang’ın stories of your life and others kitabından uyarlandığını bilmiyordum. Neyse ki yakınlarda Türkçesi yayınlanmış az önce siparişini verdim. Filmi kitabı okuduktan sonra daha iyi yorumlamayı umuyorum. Şimdiden oscar yolunda şansı bol, bol olsun zaten.

küçük bir not: Uzaylının verdiği hediyeyi yazdığı/ibraz ettiği garip duman-hologram tarzı görseli geçen perşembe gecesi uyanık rüyada görmüş, izah etmenin yolunu bulamamıştım!

Devamını oku “Yeni Ahit ve Arrival” →

The OA efsane bir dizi olmaya aday

Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım.
Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı?
Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn…
Bütün günüm Alejandro ile geçti, öğleye kadar kitabını (Psiko-Büyü) okudum, öğleden sonra El Topo ve Holly Mauntain filmlerini izledim, bugünlük bu kadar, yarın kısmetse yakın tarihe gelirim, sanırım son filmi La danza de la realidad…
Not: Özellikle kuzey ay düğümü Boğa olan kovaların tanışması gereken bir şahsiyet
Önceki 2 filminden sonra oldukça yakın tarihli, 2013 yılında yönettiği La Danza de la realidad filmi ile bilinçaltından, rüyalardan bu gerçekliğe anlaşılabilir şeyler getirebilmeyi başarıyor Alejandro. Kendisinin akrep güney düğümü iki saatlik filmin her karesinde seçilebiliyor. Çarpıcı sahneler var. kendi küçüklüğüne dair bir çeşit biyografik film de denilebilir ama bana göre tam bir psiko drama, psiko büyü performansı olarak işlev görüyor. Ben beğendim
*
The OA efsane bir dizi olmaya aday görünüyor.
TOA dizisinin ilk sezonunu bitirdim, toplam 8 bölüm. Ne kadar yavaştan almaya çalışsam da her şey gibi o da bitti. Bir gutup olarak başka bir boyuta -bilinçli olarak- gitmenin öyküsünü Castaneda’dan sonra en iyi anlatan kurgu bence bu dizi.
Westworld büyük ve ilginç bir yapım olmasına karşın 13th floor filminin modern bir tekrarını andırdığı için üzerimde büyük bir etki bırakmadı fakat TOA türünün bence İncepton gibi ilk görsel örneği -zaten ikisi de Castaneda’nın başlattığı fikri görselleştiren kurgular- olarak sarsıcı bir etki yaratıyor. İnception filminden çıktığımda 4 saat ayağım yere basmamıştı! Bu dizide de oldukça sarsıntılı geceler geçirdim.
Ezber bozan bir tanecik yetişkin olması bile tüm gidişatı değiştirip dönüştürüyor. Bu hikayede öğretmenin kilit bir rolü var. OA onu görmeye ilk gittiğindeki sahneyi hatırlıyor musunuz? Kadın nasıl da ezberindeki öğretmen repliğini söyleyen bir roldeydi, gözünü bile kırpmıyordu! OA gülümseyerek ona dokundu ve gizli dille numarayı kesmesini söyledi(söylediği böyle değildiama enerjisi buydu) ve öğretmen anında silkindi ve robot kimliğinden çıktı… ve bir daha da dönemedi. tüm kurgu boyunca gurubun kısmen biz izleyiciler tarafından bile müsamaha görmesi bu yiğit kadın-öğretmen sayesinde oldu. Bu da yetmedi, 50.000 dolarlık çekini gözünü kırpmadan yoldan çıkmış genç üyeyi geri almakta kullandı! hangimiz bunu yapabilirdik? Böylece tam zamanı gelidiğinde beş kişi olabilmeyi mümkün kıldı. Seyrederken hep içimden Allah razı olsun senden yiğit kadın diye hislerle dolup taştım. O kadın olmasa o çocuklar gurubun disiplinle bir araya gelmesini sağlayamazdı. düşünsene olabildiğince garip bi işe kalkışmışsın ama yanında öğretmenin de var, nasıl bir güven gelir çocuğa.
 Castaneda’ya kitaplarını film yapmak için Hollywood büyük paralar öneriyormuş ama O Don Juan’ı Anthony Quinn’in oynamasını istemediği için kabul edemediğini söylemiş. Bunlar bizzat Alejandro ile bir otel odasında konuşulmuş. Castaneda Alejandro’ya birlikte film yapma önerisinde bulunmuş. Heyecanla proje yapmaya başlamışlar, tam o sırada Castaneda’nın karnına ağrılar girmiş ve ishal olmuş, Alejandro’nun da karaciğerine ve sağ bacağına şiddetli ağrılar saplanmış.Acıyla odanın ortasında yerlerde süründüklerini söylüyor. Alejandro bir taksi çağırıp Castaneda’yı oteline bırakmış. Kendisine de sonrasında büyücü-şifacı Pachita tarafından karaciğer ameliyatı yapılmış. Üç gün yataktan çıkamamış ve kalktığında Castaneda’yı aramış ancak gittiğini öğrenmiş. Onu bir daha görmemiş, hayat bizi ayırdı diyor.
Sonuç olarak Castaneda’ya filmini seyretmek nasip olmadı. Bence TOA’yı izlese beğenebilirdi. Hem Anthony Quinn de yok :)))
Sibel Atasoy
https://blog.sonsuz.us/what-remains-ile-hafta-basi/