The Big Bang Theory

The Big Bang Theory Dizisini neden seviyorum?

Roller çok güzell seçilmiş ve tabi komedi olması hedeflendiği için çok güzel abartılarak, karikatürize edilmişler.

Bi tane kuramcı fizikçi bilim adamı var. Hemen yanına bi de deneysel fizikçi konulmuş. Bunların karşısına iki mühendis konularak, olay nasıl işliyor gösterilmeye çalışılmış.

Tabi hemen karşı dairede bilimle hiç alakasız ama çok güzel ve empatisi gelişmiş bir sıradan (kesinlikle sıradan değil çünkü kızın empatisi fevkalade gelişkin)insan tiplemesi yerleştirilmesi harika bi kurgulama.

Bunların güncel hayatları, anneleri (evet özellikle anneleri çok dikkat çekici),  ilişkilerinin gelişim yönleri, harikulade.

Ekşi Sözlükten seçmeler:
genel olarak 3 ana karakter, 2 de yardimci karakterden olusmakta dizi.
leonard hofstadter: dizide penny adli hatuna yanik bas karakterlerimizden biri. gercek hayata ve duygulara diger karakterlere gore daha uyumlu gorunuyor. celiski icinde yasiyor gidiyor garibim, bir taraftan ruhundaki “geek” lige ihanet edemiyor, ote taraftan da normal bir yasam ve iliski icin can atiyor.

sheldon ross (edit: sheldon cooper olacak. aychovskynin belirttigi uzere o sirada olasilik calistigimdan boyle bir dil kaymasi oldu galiba): leonardin ev arkadasi. bence en komik karakter. ama dikkat edilirse, her ne kadar leonard’a arkadas ve yoldas olarak gonulden bagli da olsa duygularini aldirmis biri olarak gorunuyor. arkadasin empati yetenegi yok diyebiliriz, o yuzden insanlarla iletisimi cok ama cok sorunlu. ama en komik tarafi da bu, en beklenmedik tepkiler bu adamdan geliyor. bence empati yoksunu karakterini en iyi ozetleyen olaylardan birisi soyle bir konusmada ozetlenebilir:
-would not i love your child if he did not know how to calculate area below the curve by using integration?
-i wouldn’t
lakin, en “muhtac” karakterdir ayni zamanda, cocuk gibidir.

penny: leo-sheldon ikilisinin yeni kapi komsusu. aptal sarisin tiplemelerinden biri. nerdlerle zaman gecirmekten hoslaniyor gibi.

rajesh koothrappali: diger favori karakterim, hindistanli fizikci. arada cok bomba espriler yapiyor, ama bunleri gormek icin penny’nin olmadigi sahneleri beklemek zorundasiniz , zira arkadas hatunlarin yaninda kilitleniyor ve konusamiyor. oyle kekeleme falan degil, bildiginiz “system shutdown” moduna giriveriyor, o hali bile yarilmak icin yeterli

howard wolowitz: ukala nerd. myspace, blog, eksisozluk gibi alemlerde pek populer olsa da, gercek hayatta aradigini bulamamis bir adam. penny’nin uyuz oldugu tek karakter. aslinda dizinin guzel bir rengi

genel olarak diziye tekrar bakarsak, gerek karakterleri, gerek esprileri ile cok guzel bir dizi. espriler ruhunuzda biraz “geek”lik varsa hosunuza gidecektir. bazi esprileri anlamak icin hakikaten temel konularda bilgi sahibi olmaniz lazim: leonardin sicim teorisi ile dalga gectigi, sheldonun savundugu sahneler gibi. superman gondermeleri havada ucusuyor
(muhalif sirin, 05.11.2007 20:31 ~ 20.10.2009 21:27)
dizi 4 nerd/geek dahi ama tam olgunlaşmamış(leonard hariç,kendisi bir geçiş formu) arkadaşın başlarına gelen olaylardan ibaret ,tabi karşılarına taşınan penny den sonra ki hayatları.(ki bu kızı izledikçe de izleysiniz geliyor hem çok seksi hem çok sevimli)işin ilginci ise 4 dahi dizi karakterinin yanına koyulacak 5. bayan ve sarışın karakterin mutlaka aptal olması gerektiğini/bekleneceğini zanneden bizlere güzel bir tokat atıyor.öncelikle penny aptal değil sadece sizin benim gibi normal ve birazcık cahil,göreceli olarak tabi.lakin pratikliği ve insan ilişkilerindeki başarısıyla bizim 4lüyü sosyal hayata adapte etmeye çalışıyor,zorla/güzellikle/ikna ederek/tehdit ederek vs. ve bizim 4 lünün(abazalığı tavan yapmış ama hala annesiyle yaşayan yahudi karakterimiz hariç) hepsininden de hakkından geldiğini söylemeliyiz.

bir ek bilgide sheldon karakterinin anlattıklarını dinleyerek genel kültürünüzü arttırabilirsiniz.

(cnnbs, 30.06.2008 08:11 ~ 08:30)

espriler beklediğimin aksine zeka pırıltılı, bazı bölümlerde yere yatıran cinsten. özellikle sezonun ikinci yarısında sheldon cooper karakteri diziyi alıp taşımış resmen. kişisel tahminim şu ki asıl tutması beklenen karakter howard karakteriydi lakin başarılı olamayınca ve sheldon da izleyicilerden iyi dönütler alınca ikinci yarıda sheldon a ağırlık verildi. iyi de edildi bence. özellikle sheldon ve penny nin posta kutularının önünde karşılaştığı iki sahne de harika olmuş. biri, dokuzuncu bölümde penny nin “it was a joke” sözünden sonra sheldon ın gülüşü. diğeri de sezon finalinde sheldon ın penny e çince bagırdığı sahne.

(teletabi, 11.07.2008 02:18

Dönüşüm-değişim zamanı

Borsaların, bankaların, diktatörlüklerin ve her konudaki sahteliğin yıkılma vakti geldi. Gezegensel temizlenme süreci. Yapacak bişey yok.

**

Sizin olduğunu düşünerek bir sorunu üstlendiğinizde, onunla güreştiğinizde, ve en sonunda yeni bir anlayışa ya da yeni bir farkındalığa geldiğinizde, bunun kitle bilinci üzerinde, dünyanın geri kalanı üzerinde parlak bir etkisi olur.

**

İsteseydiniz şu anda yediğinizin yarısıyla idare edebilirdiniz. (Bu kadar yemek) zorunda değilsiniz.  Yarısıyla yaşabilirdiniz. Bu, kilo vermekle ilgili değildir; bedeninizi uyumlamakla ilgilidir. Onun artık o miktarlara ihtiyacı yok. Aslına bakarsanız, bazı günler fazla yediğinizde sanki ağrı sızı yaptığını farkettiniz mi? Çünkü bedeniniz daha duyarlı hale geliyor.

**

TİTREŞİMLERLE 3 BOYUTLU NESNELERİ OLUŞTURUP VARMIŞÇASINA DOKUNABİLMEK…İnanılmaz ama Japon bilimadamları bunu başardı. Bilgisayar ekranında tasarlanan nesneyi ultrasonik ses dalgaları üzerinde oluşturuyorlar. Elinizi uzatıp dokunmak istediğinizde şaşırıyorsunuz, sanki görünmez şekilde nesne orada.

Ses aslında dalgalardan oluşur. Bu dalgaların genlikleri ve frekansı vardır. Ses arka arkaya gelen titreşimleri taşır…

**

Kandan değil frekanstan kardeşiz.

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabildim.

**

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik,

Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.

Sersemliği yüzünden bilgisizlerin,

Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.”

**

Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

**

Bir kişi için dünyaca ünlü ol, Kendini tamamlanmış (tatmin olmuş) hissetmen için gerekli olanın hepsi bu. Tek bir tanık yeter de artar!

**

Hedeflerden kurtul. Hedefler genelde zihinseldir ve eski deneyimlere dayanırlar, üstelik her zaman da çok, çok kısıtlayıcıdırlar.

**

Bu dünyaya, insanlara bağımlı bir bebek olarak geliyorsun. Güruhun kolektif zihnine olan bağımlılığı bırakmak çok, çok zordur. Sen sadece eski dünyayla yeni dünya arasında gidip geliyorsun. Yeni dünya “Bedenine güven, hislere güven”der.” Eski dünya ise “Bana en iyi hisleri şu senaryo sağlayacak” der. Seçim Sizin!

Eski dünya sizi kandırmak için Secret‘i kullanabilir 🙂

**

Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir.

Yazının bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

**

Kısaca gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

**

Sürekli büyüme içindeysek yani olgunlaşma içindeysek ve bunu yaparken kendimizi ve çevremizdekileri kasmadan, sevinçli heyecanlı bi oyun olarak yaşayabiliyorsak bu süreci, ne mutlu bizlere 🙂

Yurttaş Bilim Adamı

..

Çoğu insan, bilimde bir düşüncenin sahibinin arka planına ya da onun bu fikirleri açıklamasına yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini şaşırtıcı bulmaktadır. Dinlersiniz, eğer denemeye değer bir şey, denenebilir bir şey gibi geliyorsa size, o farklı demektir. Ve eğer daha önce gözlenmiş bir şeyle açık olarak çelişmiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere değer. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediğinin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediğinin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldiği yer de herhangi bir farklılık yaratmaz. Gerçek kaynak bilinmeden kalır; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratıcı imajinasyon (muhayyile) olarak adlandırıyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji olduğudur.

İnsanların bilimde imajinasyon olduğuna inanmaması şaşırtıcıdır. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farklı olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. İmajinasyon yapmaya çalışmadaki büyük zorluk şunlardan kaynaklanır; daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir şeydir.

Şimdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlış olabilir. Bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Eğer dikkatli biçimde kontrol edilmişse, bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Niçin fizikçiler yasaları sürekli değiştiriyorlar. Yanıt öncelikle şudur ki, yasalar gözlemler değildir, îkincisi, deneyler her zaman doğru değildir. Yasalar tahmin edilmişlerdir, ekstrapole edilmişlerdir. Onlar sadece şimdiye kadar süzgeçten geçmiş olan iyi tahminlerdir. Ancak şimdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanılan süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa şimdi süzgeçte kalarak yakalanabilir. Yasalar tahminlerdir ve bilinmeyene ekstrapole edilmişlerdir. Ne olacağını bilmiyorsanız, bir tahminde bulunursunuz.

Her bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçların her ifadesi, detayları dışta bırakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir şey tüm ayrıntılarıyla ifade edilemez.

Oyunun esası, bir spesifik kural yapmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmediğine bakmaktır. Buradaki spesifik tahmin, bütün durumlarda kütlenin asla değişmeyeceği yönündeydi. Heyecan verici bir olasılık! Bu durumun  olmadığının anlaşılmasının zararı yoktur. Çünkü o sadece kesin olmayan bir şeydi ve kesinsiz olmanın zararı yoktur. Bir konuda  hiçbir şey söylememektense, emin olmadan bir şeyler söylemek daha iyidir.

Gerçek şu ki, bilimde söylediğimiz şeylerin hepsi, varılan sonuçların tümü kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardır. Onlar gelecekte neler olacağı hakkındaki tahminlerdir ve siz ne olacağım bilemezsiniz. Çünkü çok sayıda eksiksiz deney yapmadınız.

Bu nedenle bilimciler, şüphe ve kesinsizlikle iş görmeye alışıktırlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir. Şüphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin çok büyük bir değer taşıdığına ve bilimin ötesinde de genişletilmesi gerektiğine inanıyorum, inanıyorum ki, daha önce çözülememiş herhangi bir problemi çözmek için, kapıyı bilinmeyene aralık bırakmak zorundasınız. Tam olarak doğru biçimde kestiremediğiniz olasılığa fırsat vermek zorundasınız. Aksi takdirde, eğer zihninizi önceden hazırlarsanız, problemi çözemeyebilirsiniz.

Bir bilimci size problemin cevabını bilmediğini söylediğinde, o bilgisiz bir insandır. Nasıl çalışacağı hakkında bir sezişi olduğunu söylediğinde o konu hakkında kesinsiz durumdadır. Nasıl çalışacağı konusunda tam emin olduğunda ve size “onun çalışma tarzı budur sanıyorum” dediğinde hala bir miktar şüphe içerisindedir, işte bilgisizlik ve şüphe arasında yaptığımız bu ayırım, gelişme yaratmak için paha biçilmez bir öneme sahiptir. Çünkü biz şüphe duyuyoruz ve o zaman yeni düşünceler için yeni doğrultularda araştırmalar öneriyoruz. Bilimin gelişme hızı, yaptığınız gözlemlerin çokluğu değildir. Çok daha önemlisi, test etmek üzere yeni şeyler yaratmadaki başarınızdır.

Eğer yeni bir yöne bakma arzusu duymamış ya da bu bakışı başaramamış olsaydık, eğer hiç şüphe duymamış ya da bilgisizliği kabul etmemiş olsaydık, yeni fıkirlere sahip olamayacaktık. Hiçbir şey kontrol etmeye değer olmayacaktı. Çünkü biz gerçeğin ne olduğunu zaten biliyor olacaktık. Bu nedenle, bizim bu gün bilimsel bilgi olarak adlandırdığımız şey, kesinliğin değişik düzeylerdeki ifadelerinden oluşan bir kümedir. Bunlardan bazıları pak fazla emin olunmayan şeylerdir. Bazıları ise hemen hemen emin olunacak türdendir. Ama bunların hiç biri mutlak olarak kesin değildir Bilimciler buna alışıktır. biz biliyoruz ki, yaşayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur. Bazı insanlar, “bilmeksizin nasıl yaşayabilirsin?” diyor. Onların ne demek istediklerim bilmiyorum. Ben daima bilmeksizin yaşıyorum. Bu kolay bir Şeydir. Neyi bilmek istediğimi nasıl bilebilirsiniz?

Şüphe konusundaki bu özgürlük, bilimde (ve ben İnanıyorum ki diğer alanlarda da) önemli bir konudur. Bu bir mücadeleden doğdu. Bu mücadele, şüphe duymaya, emin olmamaya imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin önemini ihmalkarlık ederek unutmamızı ve şüphe için özgürlüğün terk edilmesini istemiyorum. Hoşnutluk verici bir bilgisizlik felsefesinin büyük değerini ve böyle bir felsefenin mümkün kıldığı ilerlemeyi (ilerleme düşünce özgürlüğünün meyvesidir) bilen bir bilimci olarak sorumluluk hissediyorum.

Bu özgürlüğün değerini açıklamak ve şüphenin korkulacak bir şey olmadığını, tam tersine insanlık için yeni bir potansiyelin olanağı olarak hoşnutlukla karşılanması gerektiğini öğretmek için kendimde bir sorumluluk hissediyorum. Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir. Ben bu özgürlüğü gelecek kuşaklar için talep etmek istiyorum.

Richard P Feynman

Yurttaş Bilim Adamının Düşünceleri

“Her şeyin Anlamı” kitabındaki “Bilimin Kesinsizliği” konferansından

Yazınnınn bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

Farkındalık Türleri

Kendinizin daha çok farkına vardıkça… Ben bunları tanımlayacağım. Bunlar, hiçbir şekilde, taşa yazılmış (ille de böyledir denen) şeyler değil, ama farkındalığın farklı düzeyleri vardır ve hepsi de bilince bağlanır. Hepsi de yaşantınızın şu anında önemlidir.

Duyusal farkındalıklar vardır. Bunlar, sahip olduğunuz o insani beş duyu yoluyla gelir, ve bunlar koku ve dokunma, kulaklarınızdan giren müziği duymak, esintiyi hissetmek gibi şeylerdir, hatta bir dereceye kadar kalp atışının duyusal algısı, sıcaklık, elbette, hareket eden bedeniniz. Bunların hepsi duyusal farkındalıklardır.

Diyeceğim ki, genelde insanlar, genel olarak, çevrelerindeki duyusal farkındalıkların yüzde 98’inden habersizler. Şeylere dikkatlerini vermeyi ve vermemeyi öğrendiler. Biz (az önce) bazı deneyimler yaşarken, (dışarda) motorsikletler geçiyordu. Ve siz bunları duymazdan gelmeyi öğrendiniz. Burada, salonda görsel olarak meydana gelen şeyler vardı, ve siz bunları görmezden gelmeyi öğrendiniz, ki bu iyidir, yoksa şaşkına dönerdiniz. Dikkatinizi vermemede o kadar iyi bir hale geldiniz ki, sanki kendinizin dışına çıktınız.

Duyusal farkındalıklar bilincin önemli bir parçasıdır. Renk ve dokunma ve koku algılayabilmek, hem çok kolay hem de yapması keyiflidir, ayrıca kendinize böyle bir armağan vermek de güzel bir şeydir. Duyusal farkındalığa geri gelmek sadece arada bir durmayı ve buradaki salonda bir sineğin dolandığını gözlemlemeyi talep eder. Ama o sinek gelip de yüzünüze konmadığı sürece onu genelde farketmeyeceksiniz bile, ve onu görmezsiniz. Oysa o etrafta uçuyordur. Onu öldürmeyin, bu, Kuthumi’ydi. (kahkahalar) Ve… (sineğe vurur) ah, üzgünüm. Bir sonraki yaşamda geri gelecek. (yoğun kahkahalar)

Zihinsel farkındalık, zihin farkındalığı vardır. Çoğunuz zihninizden geçenlerden söz etmedi bile, oysa çok şey geçiyordu. Oradan geçen bir dolu çöp vardı. Onun bir çoğuna dikkati vermemeyi öğrendiniz, ama zihinsel çöple ilgili komik olan, onun dönüp dolaşıp geri gelmesidir. Sadece gidiverip de… eh, bir yere gider, ama geri gelme eğilimindedir.

Şimdiye kadar sorduğunuz her soru, bir yanıt alana kadar hâlâ orada süzülür durur. Evet ya, bu çok fazladır. Belki de bu kadar çok lanet soru sormaktan vazgeçmelisiniz. (kahkahalar) Ve beyninizden geçirdiğiniz çözülmemiş problemler gibi şeyler bile geri gelecektir. Onlar da sorular gibidir. Çözülmemişlerdir, ve bir şey ararlar.

Yani bütün bunlar olmakta. Bazılarınız güzellikler, genişleme gibi şeylerin farkında oldunuz. Bunların çoğu… bu düşünce farkındalığıdır.

Şimdi, birçoğunuz düşünceleriniz hakkında düşünmekten hoşlanmıyorsunuz. Onlara odaklanmaktan hoşlanmıyorsunuz, çünkü bu sadece gelip geçen bir çöp ve moloz yığınıdır. Kendi düşüncelerinizi alıp, bunları psişik anteninizle – yani dışsal hisleri ve şeyleri alma becerinizle – birleştirerek ilginç bir şey yapıyorsunuz, hepsini biraraya getiriyor, kendinize ait olduğunu varsayıyor ve bunu sonra (kafanızdan) geçirme eğiliminde oluyorsunuz. Ve bu o kadar bunaltıcı ki, sonra onu kapatmaya çalışıyor, ama kapatmıyorsunuz. O akmaya devam ediyor, ve siz bir ikileme düşüyorsunuz. Berbat hale geliyorsunuz. Herşeyi bir kargaşaya çeviriyorsunuz. Herşey bir sorun ve karmaşa oluyor, ve sonra ne tarafa döneceğinizi bilemiyorsunuz. O zaman da bu güzel gezegeni terk etmeyi düşünüyorsunuz. Bunu tekrar bir sonraki yaşamda denemeyi düşünüyorsunuz. Kaç kez söylediniz bunu? “Bunu bir sonraki hayatımda deneyeceğim.”

Bu o yaşam. Biz bundan bu yaşamda geçeceğiz. Artık geri gelmek yok. Evet. Evet. (alkış)

Yani zihinsel farkındalık var, ve sonra nihayet sizin daha ezoterik, ruhsal diyeceğiniz sezgi var, biliş var. Ben burada sezgi kelimesini kullanacağım (tahtaya yazar), sezgi farkındalığı. Şimdi, bu aslında sürekli, sürekli içinizde bağlantı ve iletişim kuran bir şeydir. Hepiniz çok sezgisel varlıklarsınız. Ancak, zihnin onun üstüne çıkmasına izin veriyorsunuz, ve sonra da kuşkularınızın onu başka bir yerlere itmesine izin veriyorsunuz. Ama şu anki sezgi aslında Çarşamba günü gazetelerde ortaya çıkacak şeylerin hislerini getiriyor.

Diyorsunuz ki, “Midem bir garip. İşteki sorunlarım yüzünden olmalı.” Hayır. Sizler sezgisel varlıklarsınız. Dünya’da hareket eden ve dönüşen şeyleri alıyorsunuz. Harika bir koku, mmm. İçinde yaşadığınız şehirlerdeki insanların korkularını alıyorsunuz. Bu salondan geçen, hep sizden büyülenen, dünyaya bağlı hortlakları algılıyorsunuz, ama zihinsel işlemleriniz bunları değiştiriyor, farklı bir alana yerleştiriyor, kendinizden kuşku duymanıza neden oluyor, onun için de sezgisel farkındalığa dayanarak algılamanıza gerçekten izin vermiyorsunuz.

O zaten orada. Biz sezgiyle ilgili, bilişle ilgili sınıflar almak zorunda değiliz. Bu konuda neden sınıflar yapmak istemedimi biliyor musunuz? Çünkü o zaman bu konuda zihinsel olurdunuz. O zaten orada. O sizsiniz. O zaten iş başında. Bu gerçekten onun orada olduğuna güvenmekle, her neyse sizin çöpünüz olmadığına güvenmekle, ve geldiği zaman özellikle de zihnin onu ele geçirmeye çalıştığına güvenmekle ilgili.

Bunlar şu anda birlikte çalıştığınız farklı farkındalık türleri. Bunlar en açık, en aşikâr olanları, çünkü hemen gözünüzün önündeler. Ayağınıza bir tekme atacak olsam, bunu farkedersiniz. Bunlar en verimli olanlar. Hep oluyorlar. Sizi çılgına çeviriyorlar. Bunlar en doğalları, en eğlencelileri ve en kolayları, ama (aynı zamanda da) yolunuzdan itmeye kalktıklarınız.

Az önce size, “Bilinciniz nerede?” diye sorduğumda, bu gerçekten iyi bir sorudur. Bu gerçekten iyi bir sorudur. Bazılarınız diyor ki, “Burada.” Peki, ama gerçekten burada bilinçli misiniz? İddia ediyorum ki bilincinizin büyük bir bölümü dışarlarda bir yerlerde, başka alemlerde. Onu dışarlarda siz tuttunuz. Onu burada olmaktan alıkoydunuz. Birçok şekilde ondan kaçınıyorsunuz. Bir yere sakladınız, ve nerede olduğunu da gerçekten bilmiyorsunuz.

Ve ben, “Bilinç nedir?” sorusunu sorduğumda, bana zihinsel bir yanıt veriyorsunuz. “Farkındalık” diyorsunuz. Tamam, ama gerçekten, bu ne anlama geliyor? Bilinç nedir? Bilinç nedir?

**

Bazı arkadaşlarım, sık sık kullandığım “koku almak”, “bilmek”, öylece bilivermek konularını açmamı daha detaylı anlatmamı istiyorlardı. Aslında bunlar binlerce onbinlerce yazımda kendilerini açık ettiler 🙂
Yine de bakın semavi(!) kişiler de tarif etmeye çalışıyor, onu anladınız mı? Zihninizle değil de pratiğini nasıl yaptığınızı bildiniz mi şimdi?

Teşekkürler Adamus, çabaların hepimizinki kadar övülesi. İyi ki varsın frekans kardeşim.

Not: 3F‘ye dikkat gösteriniz; Frekans/Farkındalık/Fizik

His Dark Materials trilogy- Philip Pullman

Bitmesin bitmesin diye içimden mızıldanırken yine de Witch’s dreem dün bitti. Böylece yanımda getirdiğim ikinci kitaba başladım; American Gods… Bir yandan okuyup bir yandan da eyvah bu kitap ne kadar kalın olsa da bana yetmeyecek bu seyahatin sonuna kadar diyordum.
Diyordum ki, salıncağımın yanından geçmekte olan onyedi yaşındaki arkadaşım Adam Sinan aniden durdu ve bana eğer istersem bir kitap daha doğrusu bi üçleme önerebileceğini söyledi. İngilizce mi ama dedim, evet dedi. Hımmm bi bakayım o zaman dedim biraz ümitsizce (ve bunu belli etmemeyi umarak). Adam otuz saniye içinde kitapları bulup getirdi.

His Dark Materials trilogy- Philip Pullman
Hemen ilk kitaba başladım, Northern Lights. İlk on sayfaya geldiğimde şaşkınlık içindeydim, kırk sayfaya varınca artık dayanamadım, bu bir tesadüf olmaktan öteydi. Hemen yazarını araştırdım ve fantastik dalında birbaşka dahi ile daha (Neil Gaiman’dan sonra) tanışmakta olduğumu anldım.  Zaten okuduğum ilk kırk sayfa bunun kanıtı olmuştu bana. Müthiş bir konu, harika sade bir anlatım. Yine birçok sembolle karşı karşıyayız. İşin ilginci Witch’s dream ile venezuella büyü dünyasına dahil olmuştum boyluboyunca, bu kez İngiltere fantastik büyü dünyasına konuk oluyorum.

Sanırım zaman içinde söyleyecek çok şey çıkacaktır. Ama en güzeli şu an artık kitabım biterse korkusundan kurtulmuş durumdayım 🙂 Ve en ilginci içimden geçeni, beklediğimden çok daha müthiş bir serüvenle taçlandıran Adam’ın telepatik olarak beni anlamış olması 🙂

*

Hani şu 3.boyut ve perde olayını bilirsiniz. Perde iner ve oyun başlar! Çünkü öncenizi, sonranızı, amacınızı unutursunuz ve yeni piyesin bir rolü olursunuz. Oyunda/rolünüzde başarılı olmak ve perde yeniden kalkmadan önce seyircilerden yüklü bir alkış almayı umut edersiniz. Aslında oyunla ilgili pek çok kişi, senaristi, yapımcısı, yöneteni, teknik ekip diğer oyuncular, seyirciler vs hepsi aynı beklenti içindedirler ve başarının herkesin kendi payına düşeni iyi yapmasıyla gelebilecek bölünemez bir bütün olduğunu da biliyorlardır.
Güzel, perde olayını tiyatro ile özdeşleştirince açık biçimde anlıyoruz. Yine de… Eh işte yine de bu “unutma” olayından çok şikayetçi olanlar var, çaresini arayanlar (fallar, kehanetler, mistik mıstık pek çok yolla) var, demek ki tiyatro örneği tam içe sinmemiş diyorum. İşte bu yıllar önce okuduğum trilojide öylesine güzel biçimde sunulmuştu ki; “neden bilmeden yapmak, yaşamak zorundayız” sorunsalı, herkes benim gözlerimle okuyabilsin isterdim. Hiç de felsefi bi yanı yok ya da her şey kadar var, aslında her şey fizik! Şimdi söylesem aa bu çok basit canım aşikar dersiniz 🙂
Yine de söyleyeceğim, kendim için, bi daha unutmayayım diye. çünkü ne olacağını, ne yapmanız gerektiğine dair kesin bilişiniz olduğunda o şey anında minik bi atom altı parçacığı gibi şekil değiştiriveriyor. Yani geçmiş olsun oluyor. Senaryonun bunca anlık olarak update edilebilmesi size de benim gibi, gücümüz hakkında fikir veriyor mu?