Etiket: fizik
Zihnin Kilidini Açmak -1
İlerleyen yıllarda yavaş yavaş başka bir şey daha ögrendim; evrenin büyük sırlarını anlamak için telepatik olmaya ya da insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yoktu. Yalnızca açık, kararlı ve meraklı bir zihne sahip olmak yeterliydi.
Duygular hiçbir şekilde his değildir. Onlar vücuttan kaynaklanan, bizi tehlikeden uzak tutmak ve bize yararı olabilecek şeylere doğru yönlendirmek için evrimleşen hayatta kalma mekanizmalarıdır. (mapping the mind)
Görünümle öz aynı şey olsalardı bilime ihtiyaç kalmazdı (İngiliz deyimi)
Fredkin Paradoksu
“benzer ozelliklerdeki iki alternatiften birini secmek ne kadar zorlasirsa, seciminiz o kadar onemsiz olur.
hemen ornekleyelim; varsayalim onumuzde iki elma var, her yonden aynilar fakat birinde kucuk bir curuk var. secim cok kolay ve hizli olur ve saglam olani aliriz.
fakat elmalarin ikisi de sapasaglam, sulu, kutur kutur ise birini secmemiz daha uzun surecektir, ancak secimimiz de pek onemli olmayacaktir.
bu hemen hemen benzer tum secimler icin boyledir. “yapilacak bir suru is var once hangisinden baslasam” diye dusunuyorsaniz, ve iclerinden birisi belirgin bir sekilde one cikmiyorsa, biri otekinden daha onemli degil demektir.
burada (minsky 1985, the society of mind) fredkin, boyle secimlerle vakit harcamayin, rasgele ya da belirleyeceginiz standart bir metodla birini secip yola devam edin demek istemistir.” Ekşi sözlük
Bildiğim kadarıyla bu şahıs “evreni bir bilgisayar yönetiyor” olabilir demiş olan fizikçi Edward Fredkin dir.
Beğendiğimiz en önemli bilimkurguların da esin kaynağı olmaktadır kendisi, şu an 80 yaşında. Bildiğiniz gibi fizik matematik ancak çok erken yaşlarda atak yapılabilen dallar, yani artık bu amcamdan yeni bi şeyler gelmiyordur ama hayal dünyasına açtığı alan muazzam olmuş
89 yılındaki “Evren, Dev Bir Bilgisayar Tarafından mı Yönetiliyor?” Başlıklı makalesine de bakmak isteyebilirsiniz:
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2005_haberleri/haber7.htm
Sarkaç etkisi
Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içermiş!
İşte fizikteki sarkaç etkisini apaçık anlatan bi atasözü.
Hayatınıza bakın, bu mekanizmanın işleyişi ile tıka basa dolu olduğunu görürsünüz.
Bunu anlayabiliyoruz. Evet. Peki bundan sonra yeniden doğanlara yine aynen geçerli olacak mı? Yoksa farklı ivmelerimiz mi var?
-
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ayran gaz yapabilir,çok tuzlu ya da tuzsuz da olabilir.Yoğunluğu da farklı olabilir..kıvamı tutturuncaya dek farklı ivmelerimiz olacak, derim ben.
-
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Öğrenilmiş çaresizliğe işaret eden bir atasözü aslında.Eskiden öğrenilmiş bir bilgi bile yeniden ,yeni bakış açısı ya da yeni paradigma ile gözden geçirildiğinde çok farklı açılımlara neden olabileceği için çaresizlik de ortadan kalkıyor gibi.YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ben çaresizlik olarak düşünmedim açıkcası.Adım adım gitmek çağrışımı yaptı ben de.Sanırım ‘vah zavallı ben’ yapay duygusuna takılmadığım için.YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benim tam olarak oturtamadığım şu: Sarkaç modeli fizik kanunu olarak illa ki işler. O halde salınırken çok uçlara gitmemek karşıtını da düşüren bi edim olur, yani ortalarda salınmak ki buna tanrılık konumlanma diyebiliriz. Velakin bi edim coşkun taşkın kişiliklere uygun değil gibi görünüyor? Halbuki coşkun-taşkın kişiler bu hayatın da tadı tuzu, heyecanılar değil mi? Galiba herkes kendi evresini yaşamaya devam ediyor böylece çeşitlilik korunuyor. Neysem o’yum harikayım durumuna varıyoruz sonuçta:)
-
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü fizik kanunlarını yaşadığımız dünya ya göre ele alırsak ‘ortada olmak tanrılık ‘konumu olur.Yerçekimi kanunları da fizik kurallarıdır,ya bizde ki gibi yoğun olmayan evrenlerde ki kanunlar? Bildiğimiz kurallarla çıkarsadıklarımız…ya henüz bilmediklerimiz? 🙂
-
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Dualitenin sıfırlandığı yerlerde oyun olmaz; çünkü hareket olmaz, bizim bildiğimiz cinsten hareket. Sanırım yeniden doğanlar için eskiden olan mekanizmalar yine işler ama kalıcı değil, sabitlik yerini salınıma bırakıyor.
- YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ’bizim bidiğimiz cinsten hareket olmaz’ tamamen katılıyorum,bilmediklerimizden kastettşğm de buydu.Kişisel deneyinlerimle;çok kısa anlarda olsa farklı gerçeklikleri görüyorum.Şimdilik- belki- uçup gidiyor.Belki beynimin geniş görüşü ayarlanıyor bilmiyorum..yaşayıp bakacağız:)
- YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sarkaca bir koala rahatlığı ve rehaveti içinde tutundum . Bir andan bir ana , sarkaçla salınırken anın fotoğrafını çekiyorum . Saniye saniye bir kare . Rüzgar tüylerimi okşuyor , hava haziran havası sıcak ve nemli ,şimdiki gibi . mutluyum . Kendiliğinden .. Uykumda var sanki 🙂 An eskisindan daha da geniş bir kavram benim için ..
Evet evet kesinlikle bi şey kıpırdıyordu!
Önce deli deli güldüm, sonra deli deli ağladım bugün. İkisi için de sebep yoktu.
Diyelim ki kalp masajı yaptım.
Başka bir uygarlıkta belki bu edimlere ağlamak ya da gülmek yerine kalp masajı denirdi. Kim bilebilir ki?!
Olay deşifre etmekle ilgili. Bütün olaylar gelip deşifrasyona dayanıyor.
Diyelim ki karşınızda biri var. O hareket eden bir şeydir. Onun hareketlerini siz deşifre ediyorsunuz. Neye göre? Tabii ki kendi şifre çözücü kodunuza göre. Ve ona diyorsun ki örneğin; “üzülme bu kadar, ağlama!” Belki o sana hayretle bakıyor. Çünkü sen de hareket ettin. Ve onun şifre çözücüsü de senin hareketini deşifre etti ve örneğin sana dedi ki; “sen niye böyle bencilsin?!”
Evet dışarda bişeyler oluyor; ama sen onun “o şey” olduğunu belirliyorsun.
Fizikçilerin dediği gibi; bir şey kıpırdıyordu!
İşte varoluş için söylenebilecek tek şey bu. Bulunduğumuz koddan söylenebilecek son şey. Gerisini bilmek mümkün değil.
Hareketten kastım yalnızca gözle görülen değil. Atomların, elektronların, kuantların bitmeyen dansından söz ediyorum. Evet kesin olan bi şey varsa o da budur; ortada bir kıpırtı var!
Bugün yine Nazan’ı dinledim, 3-5 tur attı CDsi.
“Aynı taşa takılan, aynı duvara tosluyor!” diyor. Çok hoş. Sanırım gülme krizleri o zaman baş gösterdi :)))
Varsayalım ki bir bilgisayar oyunu oynayacaksın, hatta bunun yapılacak nerdeyse tek iş olduğu bir yerde olduğumuzu varsayalım.
Oyun kiralamak için bir dükkana giriyorsun. Nasıl bir oyun alırsın?
Oynamaktan bıktığın bir oyunu alır mısın?! Hiç sanmam. En azından ben almam. Eğer bir oyundan henüz bıkmışsam, yeni ve hiç oynamadığım bir oyun alırım. Tabii ki o oyunun birçok seviyesi vardır içinde. Bu beni epeyce oyalayacaktır. Önce keşfedeceğim, her seviyeyi geçmeye başladığımda sevineceğim, kendimle gurur duyacağım ve her dibine kadar gelip zaman yetmediği için geçemediğim level’in başında hayıflanacağım! Sonunda oyunu başından sonuna kadar çuvallamadan oynar hale geleceğim, bir süre de bunun keyfini çıkaracağım. Her oyun sonunda “tebrikler kazandınız!” diyecek rengarenk havai fişek patlamaları arasında, ben güleceğim kahkahalarla. Ve sonunda o da oynamaktan bıktığım ve bir daha adını anmak istemediğim oyunlar listesine girecek.
Evet bir şeyler kıpırdıyor! Teşekkür ederim.
Benim hiç tanışmadığım bir oyunu oynayan kişiye garip garip bakacağım; ne biçim kıpırdıyo bu diyeceğim. Hatta belki de şu elimdekini bitirince onu alayım diye ismini soracağım o oyunun. Onu oynayan da bana tuhaf tuhaf bakacak “isim mi? o ne?!” diyecek belki. Bilemiyorum.
Dükkandaki oyunlar hiç bitmeyecektir. Onlar sürekli geliştiriliyor. Her gün daha komplike (kapsayıcı) oluyorlar.
İşte o oyunlardan birini almışsın, koltuğa oturmuşsun Neo gibi. Hooppp… Matrixin içindesin. Havalara bakarak yürüyorsun, ıslığın dudaklarında. Birden ayağına bi taş takılıyo ve burun üstü duvara tosluyorsun! Hah işte bu taş Nazan ablanın taşı! Böbrek taşı gibi mübarek. Bu oyunu kim oynarsa o taşa takılıyo. Oyunun sonlarına yaklaşmış olanlar için sürpriz olmuyo gerçi. Onlar taşı hatırlıyor üzerinden zıplıyorlar.
Evet evet kesinlikle bi şey kıpırdıyordu!
19/10/2005 ·Günlükten
Anasının Karnından Dizisi