Güneş Tutulması ve Yeni Ay

4 Ocak 2011’de yine birden fazla gökyüzü olayına sahne olacak.

1) Parçalı Güneş tutulması. yılın ilk parçalı tutulması gerçekleşecek. Kuzey Avrupa’dan başlayıp Asya’ya kadar olan bir bölgede izlenebilecek. Türkiye de bu bölgenin içinde tabi. Tutulmanın başlangıcı Ankara için 09:13 olarak belirtiliyor (İstanbul’u bulamadım sanırım 10-15 dk. önce civarında) maximum örtünme 10:44 ve bitiş ise 12:20 olacak. Bu parçalı bir tutulma olacak, yani maximumda dahi güneşin bir kısmı gözükecek, İstanbulda güneşin takriben % 60’ı örtünecek, onun için çıplak göz ile bakmamak gerekiyor, ya bu iş için özel bir filtre kullanın yada dürbünle bir yere yansıtarak gözlemleyin.
Bu yıl güneş tutulmaları açısından olağanüstü bir yıl olacak, 4 defa farklı parçalı tutulma izlenebilecek.

2) Yeni Ay. Bilindiği gibi yeni ay yeni oluşumlara açık bir evredir.

Sevgiler & Selamlar,
Aki

Güneşin altında yeni bir şey yok.

Söylenecek yeni bir söz olmadığını kabul etmek insana zor geliyor. Sebebi nihilistik bir duygu yaratması olabilir, bilmiyorum. Yirmi seneyi aşkındır her şeyin bir tekrardan ibaret olduğunu görmeye başladım. Önce dünyasal sonra ülkesel sonra çevremdeki insanları ve en sonunda (ve nihayet) kendi tekrarlarımı gördüm.

İnsan bunu gördükten sonra yirmi sene daha yaşarsa ne olur? Cevabı bende var.

Ya otuz kırk yıl daha yaşarsam ne olacak? İnsan bunu düşünmek bile istemiyor.

Sahibi olduğunu düşündüğünüz bilgiler için böbürlenmeye gerek yok, hepsi daha önce söylenmişti. Benim gibi Amerikayı yeniden keşfetmiş de olabilirsiniz, ne olmuş? Her an tekrar keşfediyor da olabilirsiniz, ne olmuş?

Zaten insan dediğin, aynı güneşin altında aynı koridorlarda dolaşıp duruyor. Şanslı olanlar kendine has bir üslup edinerek yeknesaklıktan kaçınmaya çabalıyor (şekil 1 A). Fakat sonuç fark etmez, her şekilde fark etmez.

Evirin, çevirin, kesin, dökün, bükün, bağlayın, üfürün fark etmez.

Şunu anlıyorum ki, bu dünyada edinilebilecek tek değerli şey, yüreği titreten şeydir. Hangi yoldan, hangi sebeple olduğu hangi sonuca götüreceği tamamen fasarya.

Tüm sebep ve sonuçlardan azade yürek çırpıntısı! Son sözüm budur J

**

Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleri imiş:

“Her şey boş, bomboş, bomboş!” diyor Vaiz.

Ne kazancı var insanın
Güneşin altında harcadığı onca emekten?

Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,
Ama dünya sonsuza dek kalır.

Güneş doğar, güneş batar,
Hep doğduğu yere koşar.

Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek
Hep aynı yolu izler.

Bütün ırmaklar denize akar,
Yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.

Her şey yorucu,
Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor,
Kulak işitmekle dolmuyor.

Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.

Güneşi Yutan

Güneşe tapmıştı insanın atası, bildiğimiz geçmişte

Ya öncesi?  Nerden çıktı bu güneş diye merak etti mi birisi?

Öylesine salıvereyim gitsin kendimi diyordum nicedir

Aydınlıkta insan olmak kolay, karanlıkta ölçmeli insanlığı

Meydan okumak için kendine değer miydi güneş kusmaya?

Gün kır gece kır, ceviz gibi sert olsun kabuğun

İçinde beyninin kıvrımları, bilmeceye kurmacaya

Hadi buyrun ben kimim neciyim oynamaya

 

Çok yoruldum çok! Hanidir niyetliyim kustuğumu yutmaya

Hakikaten biri çıkıp da döşedi mi güneşten öncesini?

İçim dışıma çıkmış, ters yüz edilmiş elbiseler gibi

Sıkıntı sıkıntı sıkıntı… Nelere kadir bu can sıkıntısı!

Güneşim sıcak kalbim, nasıl da ayrı düştük seninle

Sen orada tepede nazlı nazlı süzülürken, aydınlık için

Az şükretmedik yaratana,  karanlığın hatırına

Ah evet sırf karanlığın hatırına.

 

Bir gün uyandım da baktım zifir karanlık etraf

Elektrik yok, ay yok yıldızlar yok

E işte şimdi insan ol bakalım dedim kendime

Ağlayacaktım nerdeyse, elimde küçük mavı valizim

Yol yok ışık yok, kalakaldım yarı bitmiş otobanın kıyısında

Hadi insan ol, hadi insan ol sıkıysa!

Fısıldadı cevizin içinden; foton kuşağı bu mu ola?

Sanmam, üşümüyorum hiç, sıcağım, belki korkuyorum biraz.

Üzgünüm üstelik, insan olamayacağım bir daha

 

Ağladım ağladım tam da öğreniyorken insan olmayı

Hak mı bu şimdi? Neredesin ey güneş, nerdesin aydınlık?

Tam geri dönecektim, karanlıkta geri neresi bilinirmiş gibi!

Birden oldu herşey, sıcak sıcaktım ben, evet sıcaktım

Yanıyordu içim, ağzımdan boğazımdan taa göbeğime değin

İzi vardı bişeyin, kuyruklu yıldız yutmuş gibi hissettim

Gözlerimi karanlıktan çektim uğraşa didine,

Özür diledim geri çekilirken, belki bırakmazdı istemese

Eğilip baktım kendim olması gereken yere

Güneş  güneş güneş! İnanılması zor bişey evet biliyorum

 

Gözümü aldı, bu kadar yakından bakınca

Aldı oncacık iki şeyimi, g-öremiyordum artık

Su su su, yanıyorum biraz su… Dokundular bana

Serin bir su gibi geldi dokunuşları, hissettim ki yalnız değilim

Hep korkmuştum halbuki yalnız kalmaktan

Bunun içindi evvelce güneşi kusmuş olmam!

Devir değişti deniyordu epeydir, şimdi anlıyorum

Karanlığın ve aydınlığın ötesinde, güneşi yutan.

 

Sa

03.04.09 – Fethiye

 

http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/gosteryarisma.asp?prm=0,7607236&resim=15777

Güneş’e

“Güneşimiz de hareket eder. Çoğu yakın yıldızın ortalama hareketine göre güneş, yaklaşık olarak saniyede 16.5 km bir hızla, veya başka bir deyişle, 50 ışık yılı mesafeyi bir milyon yılda kat eder. Güneşin yörüngesi galaksi düzlemine göre 25 derece eğiktir. Güneş yaklaşık 230 ışık yılı bir genlikle her 33 milyon yılda bir, galaksi düzlemi içinden geçerek salınım yapar. Güneşin yerel yıldız çevresine göre hareketiyle, galaksi merkezi etrafındaki hareketini birbiriyle karıştırmamak gerekir. Çünkü güneş te dahil tüm güneş civarı galaksi çevresinde bir turunu 250 milyon yılda tamamlar.”

Dün gece aniden güneşin kendi etrafında dönüp dönmediğini merak ettim.

İstanbul Üniv.den Sn Selçuk Bilir (onu Google buldu, bu arada teşekkürlerimi ileteyim) şöyle cevapladı bu sorumu:

Evet, Güneşimiz de her gökcismi gibi kendi etrafında dönüyor. Unutmamamız gereken şey güneş katı bir cisim değildir. Bu yüzden güneşin ekvatoru üzerindeki dönme hızı yaklaşık 27 gün iken, kutuplara doğru dönme hızı 35 güne çıkmaktadır. Bu hızları güneş üzerinde görülen güneş lekelerinden anlıyoruz.

Gök cisimleri gibi insanlar da iki çeşit hareket yapıyorlar: Birincisi kendi çevrelerinde dönüyorlar ki bu egoyu oluşturuyor (etrafa saçılıp dağılmasını önlüyor). İkincisi ise cazibe merkezi etrafında dönüş yörüngesi oluyor. İnsan için Cazibe merkezi ne olabilir? Buna amaç diyebiliriz belki. Her insanın cazibe merkezi farklı mıdır? Yoksa kısaca karşı cins midir? Ya da Tanrı mıdır? Tanımlanamayan bi şeyin cazibe merkezi olabilmesi mümkün müdür?

-Günlükten- 08.11.2005

Az önce tesadüfen rastladığım bu eski günlük yazısı bana geçenlerde gördüğüm vizyonu hatırlattı, hani alacakaranlıkta görülen şeylerden biriydi:

“Sonra hemen tekrar o bölgeye girdim, bu kez Avrupa şehirlerinde (istanbulda da bazı yerlerde rastlanan) eski zamana ait ama şu an gayet yeni duran, bitişik nizam kaliteli görünen bir apartmanın kapısından biri dönerek çıkıyordu. Fakat bu çıkışı anlatmaya dilim yetmez! Kişi hem kendi etrafında dönüyor hem de apartmanın içiyle sokak kapısının dışı arasında dairesel ve çok hızlı bir dönüş yapıyordu. Yani aynı anda hem içerde hem de dışarda oluyordu, derken tamamiyle dışarda oldu, onun annem olduğunu gördüğüm anda, o birden spor bir kasket giyen genç bir delikanlı oldu ve caddenin kenarında kaldırımın yanında durdu, sanki otobüs bekler gibiydi, başını hiç kaldırıp bakmadı bu sebeple kime benzediğini göremedim.”

Bu kişi her kimse, içeri yerine dışarda karar kılmış. Belki rüya tekniği ile bakmalıyım bu vizyona.  Yere bakması ve böylesine garip ama tanınmış (gök cisimleri gibi) bir hareket yapması onun bir rüya gören beden olduğunu düşündürüyor bana. Bi şey sezer gibiyim ama adını koyamadım, ya da koymasam belki daha iyidir. Dağınıklık da lazım.

Pueblo Yerlileri -5

Konu Başı için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1114

Pueblo Yerlilerinin,  dinleriyle ilgili konulara girmemelerine karşın, Amerikalılarla ilişkilerini anlatmaya can attıklarını gözlemledim. Ochwiay Biano bana, “Amerikalılar bizi neden rahat bırakmıyorlar? Neden danslarımızı yasaklıyorlar, çocuklarımıza dinimizi öğretmek istediğimizde neden zorluk çıkarıyorlar?” Uzunca bir süre sustuktan sonra,  “Amerikalılar dinimizi yok etmek istiyorlar. Yaptıklarımızı yalnız kendimiz için yapmıyoruz ki, Amerikalılar için de yapıyoruz. Evet, tüm dünya için yapıyoruz. Herkesin yararına bu” diye ekledi.

Heyecanından dinlerinin çok önemli bir öğesine değindiğini anladım ve bu nedenle ona, “yaptıklarınızın tüm dünyaya yararı olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordum. Büyük bir coşkuyla, “kuşkusuz öyle! Biz bunları yapmasak dünyanın hali ne olur?” diye yanıtladı ve güneşi gösterdi. “Biz dünyanın çatısında yaşayan insanlarız ve Baba Güneş’in oğullarıyız. Dinimizle, babamızın her gün gökyüzünde hareket etmesine yardım ediyoruz. Bunu yalnızca kendimiz için değil, bütün dünya için yapıyoruz. Ayinlerimizden vazgeçsek, on yıl içerisinde güneş doğmamaya başlar ve sonsuza dek gece olur” dedi.

Bu sözlerinden, bir Yerli’nin huzurunun ve onurunun neye bağlı olduğunu anladım. Güneşin oğluydu ve tüm yaşamı koruyan babasının her gün doğup batmasına yardımcı olduğu için evrendeki yaşamı anlam kazanıyordu. Bu düşünceyle, bizim mantığımızın biçimlendirdiği kendimizi haklı çıkarmalarımızı karşılaştırırsak, yaşamımızın ne denli kısır olduğunu anlarız. Sırf kıskançlığımız yüzünden Yerli’nin saflığına gülüyoruz ve kendimizi çok zeki sanıyoruz. Zaten bunu yapmasak ne denli ruh zenginliğinden uzak olduğumuzu anlar ve bunu kaldıramayız. Bilgi bizi zenginleştirmiyor, tersine, doğduğumuzda kendimizi içinde bulduğumuz mitler dünyasından giderek uzaklaştırıyor.

Bir anlığına Avrupalı mantığından kendimizi soyutlayabilir, kendimizi bir yüzü kıtanın kırlarına, öbür yüzü de Pasifik Okyanusuna bakan dağın temiz havasına kaptırabilirsek, Pueblo Yerlilerinin bakış açısını sezinlemeye başlayabiliriz. Ama bunu başarabilmemiz için, dünya bilincimizi bir yana bırakmamız ve onun yerine, ardında ne tür bir dünya olduğunu bilmediğimiz, uçsuz bucaksız gibi görünen bir ufku koyabilmemiz gerekir.

Tanrının ezip geçen gücüne karşı geçerli yanıtlar bulabilmek ve Tanrı için bile önemli olan birşeyleri geri verebilmek insanı gururlandırır; çünkü bunu yapmak insanı metafizik öğenin yüceliğine yükseltir. Kuşkusuz bir Pueblo Yerlisi kıskanılacak huzurunu, bu bilinçsiz bir varsayım da olsa, “Tanrı ve biz” kavramına borçludur. Böyle bir insan, kelimenin tam anlamıyla, doğru yolda olan bir insandır.

C.G.Jung- Anılar, Düşler, Düşünceler 

kitabından özetleyen Sibel Atasoy

Beylerbeyi, 27.02.2009