Dikkat Dağıtıcılık

Dünyada pek çok insan dikkatini sanal iletişime akıtırken, dünyanın fizik maddeleri üzerindeki “gerçeksin sen gerçek kal” baskısı azalmış oluyor ve belki bazı yeni düzenlemeler için bu bir fırsattır. Kimbilir
Geri döndüğünüzde bir bakmışsınız rüya/nesnel gerçeklik değişmiş 🙂
Dikkat dağıtıcılık çok temel bir gerçeklik değişimi enstrümanıdır.

*

“Her yer AVM, çalışmak isteyen yok” diyenlere cevaben:

Köle gibi çalışılan binlerce yıl geçiren insanın biraz yorulmuş olması doğaldır ancak bir zaman sonra (hatta hemen yakında-dünya çapındaki depresyon illetinin sebebi bulunduğunda) yoğun çalışmanın insan doğası üzerine binen kaotik baskıyı fark etmemek için alınmış bir önlem olduğu ve insanın bu ezici basıncı karşılayabilecek bilinci henüz edinemedikleri ortaya çıkacak. sabırlı olun

*

Esneklik yumuşaklık değildir. Yumuşaklık, sorun çıkmasın eğilimiyle hareket eder, kavgadan hoşlanmaz ve tabi bu isteğini/eğilimini birçok kez hoşuna gitmeyen şeyler yapmak ya da yerlerde bulunmakla öder fakat eğilimini sürdürebildiği için dışardan göründüğü gibi “ezilen” değildir onun hisleri, memnundur . Diğer yandan esneklik, bununla hemen hiç bağdaşmaz; esneklik, her yerin, her kişinin, her durumun doğru olduğunu bilmektir! Bilir çünkü esnek olduğundan yerinden kolayca kalkar 360 derece hareket edebilir. İşte bu sebeple esneklik ustalara atfedilen bir özelliktir.
Esneklik öğretilebilir, tarif edilebilir bir şey değil. Onu elde edebilmek için önce “Kesin inançlı” oluyorsun, sonra kesin inançlılarla oyunu sürdürebilmenin çarelerini arıyorsun. Bütün bu uğraşların bir yerinde birden tılsım devreye giriyor ve bir bakmışsın ki her şey mükemmel!

Not: Yerinden kolayca kalkmak nedir? Halen kullanmakta olduğun majör enerji kalıbının farkında olarak, istediğin zaman onun içinden çıkıp başka bir majör enerji kalıbını deneyimlemek, sonra tercih ettiğin bir majör enerji kalıbına dönebilmektir. (Bu kavramı “groklama” olarak adlandırmak mümkün, bu konuyu biz urban shaman 3. seviyede açıklamaya ve deneyimlemeye çalışıyoruz)

Kutsallık ve Taraftarlık

“Taraftarlık” hiç bir insanın hak etmediği ayrımcı ve köleleştirici bir konumdur.
İnsanın kendine verilmiş muhteşem kabiliyetleri ve özgür iradesini hiçe saymak ve zaman içinde bütün bu hediyelerin dumura uğratılması anlamına gelir.
Her birey hayatı boyunca yapabileceğinin en iyisini ya da ona yakınını yapıyor zaten. Ruhsal, blinçsel ya da daha sübtil arayışlar, katı gerçeklikten doymuşlukla ilgilidir, ihtiyaçlarımız bizleri niyetimiz doğrultusunda yönetiyor, bunu unutmayalım. Eğer unutursak, kibirli bir elit tabaka oluşuyor, sanki daha sübtil, ruhani şeylerle ya da belli bir partiyle ya da futbol takımıyla ilgilenmek kutsalmış ve onlar bunu yapabiliyorlarmış gibi! Herhangi bi şeyin kutsallığa itilmesi facialar yaratmıştır insanlık tarihinde, yaşam zaten tüm dokusuyla her şeyiyle kutsaldır. Bu kelimeye dikkat etmeliyiz.
Kutsallık kelimesinin vehametinden ancak onu herşeye yüklemekle kurtulunabilinir.

Taraftarlık ayrımcılıktır, her yeni an kendine uygun bir taraf olmak özgürleşmek, sunulan nimeti son kerte kullanabilmek anlamına gelir.

Zaman, yaptıklarımızla yapmadıklarımız arasında uzanır.

Zaman, yaptıklarımızla yapmadıklarımız arasında uzanır.

Eğer cümleye dikkatle bakarsanız bazıları için zaman olmadığını ama çoğunluğumuz için zaman metaforunun gayet ciddi şekilde var olduğunu görebiliriz. Şimdi bu önermenin(aniden geldi) gerekçelerini anla(t)maya çalışacağım.

Yaptıklarımız; deneyimlerimiz anlamında kullandığım bir edim. Sonuçları ya da sebepleri dikkate almaksızın yapıp ettiklerimizin tümü. Dikkat ederseniz “geçmiş zamanı” imliyor.

Yapmadıklarımız ise, zihnimize bir yolla erişmiş isteklerimizi gösteriyor, bunlar henüz yapılmamışlar. Şimdi belki siz bunun da gelecek zamanı imlediğini düşündünüz. Fakat hayır ben yapmadıklarımızın da geçmiş zamanda olduklarını söylüyorum. Nedeni açık değil mi? İstek ya da niyetlilik hali geldiği anda uygulamaya konulmamış ve onlar için beyinde bir kutucuk açılmış üstüne “henüz yapılmayanlar” yazılmış! İşte bu işlem, günümüz insanının tamamıyla geçmişte yaşadığının ispatıdır. Fakat o bunu kabullenmektense, henüz yapmadıklarını “gelecek” isminde metaforik bir vagona yükler. Böylece zaman olgusunu var eder. Farkında olmadığı ise geçmiş ve gelecek arasında bir şimdinin olmadığıdır!

Zaman icad edilerek şu an öldürülmüştür.

Peki böyle geçmişte yaşayanlar güruhu haline nasıl getirildik?

Sanırım yazının icadı bu işlemi ya başlattı ya da en büyük destekleyeni oldu. Her ne kadar bu fikre gözlemlerim neticesinde varmış olsam da güneşin altında yeni bi şey söyleyemiyoruz. Bu anlam Claude Levi-Strauss’un tanımıyla iyice açığa çıkıyor: “… yazılı iletişimin birincil işlevi köleliği kolaylaştırmaktır.”

Bu tür kayıtlar aracılığı ile, şehrin hükümdarları birden fazla yaşam sürdüler: Bir kez hayattayken sonrasında ise anıtlar ve yazıtlarda, kaydedilmiş olaylar yoluyla insanların zihinlerinde taklit edilecek modeller, tehlike karşısında uyarıcılar ve başarıya teşvik edici unsurlar olarak başka bir zamanda tekrar tekrar yaşıyorlar. Aslında kaydedilmiş yaşam sık sık yaşanan yaşamdan daha önemli olmaya başladı!

Yazılı iletişime ve iyileştirmeye inanmayan bilgeler de var. Onlar her ne oluyorsa şu an oluyor’un bilincinde idiler. Fakat onların öğrencileri yine de yazdılar, ünlü öğretiler, tek tanrılı dinler hep böyle var oldu.  Öğretinin birinci elden aktarıcıları bu duruma memnunlar mı bulundukları yerde bilmiyorum. Sanırım kişisel kaygılar ve önemlilik hisseden biriyse memnundur, değilse çok çok üzülüyorlardır! Bu konuyu Richard Bach iki kitabında köklüce ele almıştı, bilirsiniz; ilki Mavi tüy-Gönülsüz Mesih ve diğeri BİR.

Az önce terastan dışarı doğru sabaha bakarken fark ettim de; buralarda hiç kurt yok ya da bir panter veya dağ aslanı yok, çevremiz köpekler ve kedilerle dolu! Metaforik olarak değerlendirecek olursak şehirler doğallığını kaybederek evcilleşmiş, köleliği çağdaşlık kılıfıyla gizlenmiş, içi nevrozlar kaynaşan insanlarla dolu.

Bu sebepledir ki “ölmeden önce yapacağınız yüz-lerce şey” isimli kitaplar yazılıp best seller olmaktadır. Henüz yapmadıklarınız tuzağınız oldu ey insanlar. Yunus ne diyor; fakılık oldu sana fak!

Kutsal üçlünün sonu geldi. Kulak verin bana, üçü oldu BİR!

sa