Kozmik aile Mishule

Uygurlar gibi MU’ya doğrudan bağlı görünen yani ilk Lemuryan kolonilerden olan MAYA uygarlığı 2012 de sona eren takvimleri sebebiyle dünyada ve ülkemizde aniden popüler hale geldi. Bu konuda çeşitli vesilelerle kitaplar yazıldı çeviriler yapıldı, bu hizmetlerden ziyadesiyle memnunuz.
Fotoğrafların ilki Kutsal Maya İnancı kitabından alıntı. Sonuncusu ise her zaman gündeme getirdiğim Lemurya’nın simgesi TAU’nun Maya kültündeki iz düşümü. Bu da Kayıp Kıta MU’nun Kutsal sembolleri kitabından alıntıdır.
Yapısı itibariyle heyecanlı bir fantastik-Bilimkurgu olan Laniakea romanı, içinden Lemurya bilgeliğinin uzantısı Huna Bilgisini geçiriyor. Laniakea’yı tüm internet kitapçılarından veya D%R’lardan edinebilirsiniz.

Lemurya (MU) Neden battı?

MU araştırmacısı Churchward, kıtanın batış nedenleri hakkında diyor ki: “MU medeniyeti asla dogmatik değildi. Buna rağmen son zamanlarda sanki dogmatik bir bağnazlıkla realiteler dondurulmuş ve putlaştırılmıştır. Böylece o güzel realiteler, yerlerini hurafelere ve batıl inançlara terk etmiş ve dejenerasyon başlamıştır.”
Bir evrim ne kadar geniş kapsamlı, kütlesel ve sonucu ne kadar büyük olursa, ondan önce gelen dejenerasyon devresi de o nisbette ağır ve tahammülü güç bir görünüm arzeder.
*
Uygurlar ve MAYA’lar gibi doğrudan Lemurya kolonisi olan bir diğer ırk da Nagalar ya da Naginilerdir. Son derece güzel insan simalarına sahip yılan ırkından bu varlıklar, göklerde uçabilirler ve engin bilgelikleriyle ün yapmışlardır. Yer altında mağara yollar yapanlar da onlar olabilir. Fotoğraflardaki Büyük Nagalar Gölü üzerindeki lotusların üzerinde aniden BELİRİRler. Yoksa bu SERAP mı?!
MU-Tarih öncesi Evrensel Uygarlık
Face sayfamızı beğenmek isteyebilirsiniz: https://www.facebook.com/Laniakeakitap/

Laniakea okurken bunu derinden hissettim…

5 Haziran Pazar Saat 16:00’da Sibel Sibel Atasoy‘un yepyeni kitabı LANİAKEA’nın da imza günü

LANİAKEA’yı ara ara paylaşacağım, çünkü herkesin okumasını öyle çok istiyorum ki 🙏
Barışçıl şimdimizi=geleceğimizi düşlüyorum ve bunun için kodların şimdiden zihnimize, kalbimize yerleşmesini arzuluyorum.

Urban Shaman’da da gördüğümüz KALA prensibi gibi, yani LİMİT YOK, HER ŞEY BİRBİRİYLE BAĞLANTILI, HERŞEY MÜMKÜN, AYRILIK FAYDALI BİR YANILSAMADIR.
Birimizin ürettiği yepyeni, saf, barışçıl düşünce ve eylem, bağlantıda olduğumuz için herşeyi -herkesi etkiler.

Sevgiyle hep birlikte şifalanalım

Aloha 🙋🏻🌸💕🍃🐾🌳

Ebru Dündar – 30.05.2016

”Her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçı”
Laniakea okurken bunu derinden hissettim.
teşekkürler Sevgili Sibel Atasoy <3
”Siz de takdir edersiniz ki aradan çok zaman geçti,psikoloji genç bir bilim dalı olduğu için o zamanlar doktorlar Freud ‘un yani pirlerinin tarzından ayrılmazlardı.İletişim çağında artık bilim dalları birbiriyle daha yakın ilişkideler,kuantum tekniklerinden yararlanmaya istekliler ve yöntemler gelişiyor.Her dalda bu böyle tabi,örneğin DNA’ yı ele alalım,hatırlayın o günlerde DNA’nın %5 ini teşkil eden şifreler çözülmüştü ve kalan %95 ine çöp deniyordu,çünkü o alan boşmuş!Gülümsedi ”Bir de şimdi sorun ne diyecekler?Rüyalar artık durağan beynin ürettiği zaman harcamaya değmeyen işe yaramaz veriler olarak değil,sübjektif gerçekliğin doğrultusunda geçmişin hatıraları,geleceğin öngörüleri,us kontrolüne açık geçit,ruhsal rehberlerden mesaj olarak kabul ediliyor.Dünya görüntüsü tamamıyla sembollerden oluşuyor,öyle ki her şey sembol ve semboller de gerçeklik.Bu nedenle bütün gündüz hayatımız sembolik ve rüyalar da gerçek.Bazen sembollerin şu dillere destan zaman yolculuğunu mümkün kılan uzay-zaman araçları olduğunu düşünmeden edemiyorum.”Diye bitirdi Şebnem Hanım,sanki söyleyecek daha çok şey kalmış gibiydi.
Anayurt Lemurya – Laniakea

Ezgi Sezgi – 30.05.2016

*

Bu kitap demeyeceğim, bu kutlu Laniakea, içine girip de deneyimleri gerçekten ve yürekten yaşamayı arzulattıran, türlü gerçeklikleriyle içine çeken muhteşem bir “beyaz delik” adeta … &#x1f60a;&#x2764;&#xfe0f;&#x1f490;

Fahri Yavuzer -28.04.2016

MU’dan Yayılan Bilgelik

Mu Uygarligini tanimamizi saglayan ilk arastirmaci, Ingiliz Albay James Churchward’dir. J.Churchward Mu ile ilgili ilk arastirmalarina Hindistan’da bulundugu sirada baslamis ve elli yili askin bir zaman içerisinde tüm dünyayi dolasarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmistir. Aslinda pek çok kutsal kitapta ve pek çok kültürün mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kitanin yer aldigina, bu kitanin üzerinde on binlerce yil hüküm süren ileri bir uygarligin yesermis olduguna ve bu uygarligin yozlasarak yok olduguna dair atiflar yer almaktaydi. Örnegin, Hintlilerin’Ramayana Destani’nda, Maya Kutsal metinlerinde ve Misir’in Ölüler Kitabi’nda kismen ya da açikça Mu Uygarligindan söz edilmektedir. Fakat Mu Uygarligini dini ve mitolojik kimliginden siyirip, konuyu bilimsel bir temele oturtan ilk kisi J. Churchward’dir.
Hindistan’da görevli bulundugu sirada bir tapinaga konuk olan J. Churchward Batik Mu Uygarligi hakkinda ilk bilgilerini bu tapinaktaki arsivlerden edinir. Naga-Maya dili denilen, çesitli sekillerden, sembollerden olusan çok eski ve ölü bir dilde yazilmis olan bu tabletler Mu kutsal metinlerinden kopya edilmistir. Naga-Maya dili Hindistan’daki arkaik sanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint dilinden daha eskidir. J.Churchward Naga-Maya dilini bilen basrahipten bu ölü dili 2 yillik bir çalisma sonunda ögrenir. Ve rahibin de yardimiyla bu tabletlerde yazilanlari çözer. Burada yazilanlara göre, bu yazilar 15.000 yil önce yazilmis olup Hindistan’a Mu’nun bilim rahipleri dedikleri ‘Naakaller’ tarafindan getirilmis tabletlerdir. J.Churchward bundan sonra Güney Pasifik adalarina, Orta Asya’ya, Misir’a, Sibirya’ya, Birmanya’ya, Avustralya’ya, Orta Amerika gibi daha birçok yerlere giderek Mu’nun varligina iliskin pek çok kanit elde eder.

Uygurlar öğretiye (MU), Mayalar gibi ilk elden ulaşmış oldukları için şu an bu lisanın uzantısı sayılan Hawaice ve Japonya içinde anlam ve yapı açısından Türkçe benzerliği olan birçok kelime var.

Not: LeMUrya’dan Hawaii’ye intikal eden Huna felsefesi ve bilgeliği Laniakea kitabımızda ele alının ana konu olup, üçlemenin devamında uygulamaların daha detaylı işlenişine şahit olacağız.

Yeni Dünya’nın Penceresi

Sibel Atasoy’un “Laniakea” adını verdiği yeni romanı; Cinius Yayınları’ndan çıktı. Kitabın en önemli özelliklerinden biri geleceğe yönelik yeni bir Dünya’nın penceresini aralarken, gerek anlatım dili, gerek olay dinamikleriyle geniş bir yaş yelpazesindeki okuyucuya sesleniyor olması.

Alan W.Watts’ın; Aslında ‘dünyaya gelmek’ değil yaptığımız, dünyadan çıkmak: Tıpkı yaprakların ağaçtan çıkması gibi. Okyanus nasıl ‘dalgalanırsa’, evren de ‘insanlanır’, sözüyle giriş yaparak, insanın dünya yolculuğu için belirişine farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını yeniden vurgulamış olan Atasoy’un “Laniakea”sı; Anayurt Lemurya adını verdiği fantastik-bilimkurgu üçlemesinin ilk kitabı.

Özellikle belirtmek gerekir ki; bu kitap kesinlikle sadece bir fantastik-bilimkurgu değil, geçmişi ve geleceği birleştiren bilimsel bir öngörü.

Sıradan bir gün nasıl sıra dışı bir maceraya dönüşür?

“Genç bir çift bir motosikletle dağda kamp yapmaya giderler. Karanlık çökmeden çadırlarını kurmaya çalışırken birden kadın ortadan kaybolur. Erkek de ertesi gün bir çoban tarafından bir ağacın içinde ölü bulunur. Adeta kısmen ağaçla bütünleşmiş gibidir. Neyse ki kimliklerini belirlemeye imkan verecek bazı materyaller kaybolmamıştır da kişilerin ailelerine bilgi verilir ve soruşturma için hızlı bir başlangıç imkanı bulunur. Meydana gelen olay öylesine sıra dışı ve mantığa aykırıdır ki, yetkililerce derhal yüksek seviyeli ulusal güvenlik kapsamına alınır ve istihbarat elemanlarınca bir dizi soruşturma başlatılır. Hikayenin gelişim evrelerinde, okuyucu kendini kahramanımız Serap’la birlikte, bir çok farklı zaman ve boyutta gezinirken bulur.”

laniakea

Laniakea
Sibel Atasoy
Cinius Yayınları
308 Syf.

Bir yazarın kitaplarına baktığınızda, hayatın içinde durduğu yeri de görebiliyorsanız, yazar yazının hakkını vermiş demektir. Sibel Atasoy da her romanında olduğu gibi bu gerçeği bir kez daha, hatta daha güçlü kanıtlıyor.

Aynı biçimde; insanların zihin ötesini kaleme almak gerçek bir ustalıktır. Yazar, farkındalık penceresinden bakıldığında, gerçek olanı, efsanevi bir masal tadında anlatıyor bu yapıtında.

Dünya’nın hızla değiştiği, kadim uygarlıkların önemli izlerinin birer birer su yüzüne çıktığı günümüzde, artık hiçbir şey eskiden olduğu gibi ‘öğretilmiş, kabul görmüş’ bilgi kirliliklerine pabuç bırakmayacak kadar uyanış halinde.

İnsanın içinde var olan ve en küçük zerresine kadar  (DNA, atomlar, kılcal damarlar deyin isterseniz) doğadan şifrelenmiş kodları içeren “Yeniden yapılanma, yeniden doğuş, geniş ve kapsayıcı farkındalık” bir bir su yüzüne çıkmakta.

Artık eski defterler sadece bir hologramın figürleri olarak tebessüm ettiriyor Urban Şaman’lara… Rüyaların sadece bir gece fantezisi olmadığı da adeta bilimsel olarak kanıtlanıyor.

Hepimiz, büyük ve ilahi bir gücün zerresi olmanın bilincine varırken; zerrenin ne kadar büyük ve ilahi bir hakikati içerdiğini de bilir hale geliyoruz.

Yazarın kendi ağzından, kitabın açılımını şöyle özetleyebiliriz;

“Bileşik sistemin bütünlükçü bir özelliği olan kuantum dolanıklık kavramının üzerine yapılandırılan roman, paralel dünyaların varlığına dair çok boyutlu bir anlatı çabası olup, yeni bir Dünyaya geçişin bütünsel şifasını amaçlamaktadır. Kitabın son fasikülü ise (anlatıcı tarafından gri sayfalar olarak tanımlanan bölüm) okuyucuyu bu serüvenden, evlerindeki güncel ve standart konumlarına sağlıcakla dönebilmelerini sağlamak adına, sevip saydıkları bilim, felsefe insanlarının beyanlarından oluşan bir manifesto sunar. Dikkatli bir okuyucu aslında bu kitapta sunulan ve şimdi fantastik gelen tüm bu olay örgüsünün dünyanın kaçınılmaz kaderi olarak bilim, felsefe ve teoloji tarafından öngörülmekte olduğunu fark edebilir.”

İşte bazen bir yazar tüm bunları evimizin içine kadar taşımaya aracı oluyor.

Keyifli okumalar.

http://www.kayiprihtim.org/portal/2016/05/25/laniakeada-bilincten-oteye-yolculuk/