Tavuk Fırlatıcısı

TÜYLER UÇUŞACAK!

Günün birinde, Internet’te, Federal Havacılık İdaresi’nin (FHİ) tüm yeni uçak motoru tasarımlarının geçmesini zorunlu kıldığı tuhaf bir test hakkında absürd bir öykü okuduğunuzu düşünün. Buna göre bir top aracılığıyla motorlara tavuklar fırlatılacaktır.

Böyle çılgınca bir Öykünün gerçek olmasının imkansız olduğunu bilseniz bile biraz araştırırsınız. Bu öykünün Internet üzerinde bir süredir dolaşmakta olduğu ortadadır. Sonunda hayal kırıklığı içinde araştırmaktan vazgeçer ve bu hikayenin palavra olduğuna kanaat getirirsiniz.

Ertesi akşam, televizyonun karşısına geçmiş zap yaparken, inanılmaz bir şekilde, bambaşka bir gerekçeyle, bir uçağın motoruna fırlatılan tavukları görüyorsunuz. Böyle bir şeyin gerçekten yapıldığını kanıtlayan bir görüntü kaydı.

Eh, hayat böyle tuhaf rastlantılarla dolu işte. Bu olay benim başıma geldi. Böylesine akıl almaz bir meselenin iki gün üst üste karşınıza çıkma olasılığı nedir ki?

Bu noktaya nasıl geldiğime dair girizgahı okuduktan sonra eminim ki Tavuk Fırlatıcısı işini merak ediyorsunuzdur.
Anlatmaya başlıyorum o halde…

Hiç yolda arabanızla giderken ön camınıza şanssız bir kuş tosladı mı?

Pat!
Devamını oku “Tavuk Fırlatıcısı” →

Michael Malloy

TARİHİN EN TUHAF CİNAYET PLANI

Muhtemelen Michael Malloy’un ismini daha önce hiç duymamışsınızdır. Fazla önemli biri sayılmazdı. New York’ta, Bronx’ta yaşayan altmış yaşında işsiz bir itfaiyeciydi. Amerika’ya İrlanda’dan göç etmişti ama bunun anlatacağım öyküyle pek bir ilgisi yok. Bu adam hakkında bilmeniz gereken tek şey alkolik olduğudur. Bir kadeh içki için yapmayacağı şey yoktu. İşin aslına bakarsanız, Malloy’un başına dert açan da bu içki sorunu oldu. Kendisi, Amerikan tarihindeki en tuhaf cinayetlerden birine kurban gitti.

Şimdi saatlerimizi 1933 yılının Ocak ayına ayarlayalım ve Anthony ‘Tony’ Marino adlı bir adamın yasadışı içki sattığı mekanını ziyaret edelim. New York’a yolunuz düşerse eskiden bu içki dükkanının bulunduğu yeri mutlaka ziyaret edin. 3804, Üçüncü Cadde. Kime sorarsanız sorun buranın bir çöplük olduğunu söyleyecektir. Pis ve rutubetli olduğunu söylemem kafanızda canlandırmanız için yeterli olacaktır.

Yasadışı içki ticareti üzerindeki rekabetin en şiddetli olduğu dönemdi ve Marino ‘nün acele nakit paraya ihtiyacı vardı. Müşterisi olan, Francis ‘Frank’ Pasqua adlı, vaktinin çoğunu kendisini alkolle mumyalamaya adamış bir cenaze kaldırıcısı ile birlikte maddi sorunlarına mükemmel bir çözüm buldular. Herhangi biri adına hayat sigortası yaptırıp sonra da zavallı adamdan kurtulacaklardı.

Dükkanın arka tarafındaki kırık bir poker masasının kenarına tünemiş iki adam, büyük odaya geçtiler. Gözleri hemen Michael Malloy adlı müşteriye takıldı. Malloy mükemmel bir seçimdi çünkü çok az akrabası ve arkadaşı olan bir ayyaştı. Kimse yokluğunu hissetmezdi.
Devamını oku “Michael Malloy” →

Zihnin Kilidini Açmak -1

İlerleyen yıllarda yavaş yavaş başka bir şey daha ögrendim; evrenin büyük sırlarını anlamak için telepatik olmaya ya da insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yoktu. Yalnızca açık, kararlı ve meraklı bir zihne sahip olmak yeterliydi.

Duygular hiçbir şekilde his değildir. Onlar vücuttan kaynaklanan, bizi tehlikeden uzak tutmak ve bize yararı olabilecek şeylere doğru yönlendirmek için evrimleşen hayatta kalma mekanizmalarıdır. (mapping the mind)

Görünümle öz aynı şey olsalardı bilime ihtiyaç kalmazdı (İngiliz deyimi)

Beynimizin kestirmeyi tercih etmesinden dolayı ortaya çıkan yanılsamaya paralaks denir, biz buna “gördüğüme inanırım” deriz, çocuklar “aaaa ay dede beni takip ediyor” der!
Galaksiler aşkına gerçeklik gerçek değil mi yoksa 🙂
Örneğin bizim 1 kasım seçimlerinde Araştırma şirketleri neden yanıldı?
Bunun aklıma gelen bi kaç yanıtı var (tabi üstünde düşünüp arttırabilirim muhtemelen):
1. Seçimlerde/sayım sisteminde hile yapılmış olabilir
2. Anket esnasında soru yönlendirilen kişilerin, sol beyni ile sağ beyni tercihleri farklı olanlar çoğalmıştır;dolayısı ile soruya baskın sol beyin cevabını vermiş, oy kullanırken eli sağ beynin talimatına uymuştur (yüksek olasılıktır bu bence)
Rita Carter, kafataslarımızın içinde -olduğunu sandığımız her günkü varlıktan- farklı bir kişiliği;hırs ve benliğe sahip dilsiz bir tutsak taşıyor olabiliriz diyor.
Hatta “bir ben var bende benden içeri” sözü bile çoğu durumda sağ/sol beynin farklı iradeli yapısını gösteriyor olabilir.
Örneğin Ramanchandran hoca (nörolog) bir ayrık beyin hastasına inançlı olup olmadığını sorduğunda, hastasından ateist olduğu yanıtını almış fakat hastanın sağ beyni inançlı olduğunu ifade etmiş!
Yani oy kabininde veya Seçsis’te iş değişebiliyormuş.
Bütün bu sebeplerle araştırma şirketi yöneticilerinin istifası gereksiz olur.
Her birimiz gerçekliği(nesnel) biraz farklı görürüz.
Örneğin Dr. Eagleman şuna işaret ediyor:”Kadınların en az %15 i, onlara fazladan (dördüncü) bir fotoreseptör veren bir mutasyonla doğar, bu da çoğunluğu oluşturan insanlara aynı gibi gözüken iki farklı rengi birbirinden ayırt edebilmelerini sağlar.”
17. Yüzyıl düşünürlerinden G. Leibniz şöyle söylemişti: Beyni bir değirmen kadar büyütüp içinde dolaşabilseydik yine de bilinci bulamazdık.
Bazı filozoflar ve davranışçı psikoloji, bilinci hepten reddetmişler, peki ama Bilinç diye bir şey var mı hakikaten?
M.Kaku, uzay-zaman bilinç kuramı adını verdiği ve nöroloji-biyoloji açıklamalarından faydalandığını söylediği şöyle bir tanımlama yapar: Bilinç, farklı değişkenler içinde, çoklu geribildirim döngülerini kullanarak bir amaca ulaşmayı sağlayan bir dünya modeli yaratma sürecidir.
Üstelik bu aynı anda hem geriye hem de ileriye doğru işleyen bir süreçtir.
Ben bu tanımdaki “dünya modeli” betimlemesini “rüya modeli” şeklinde revize etsem çok büyük bir fark yaratmış olur muyum?
Kuramsal fizikçi M kaku’ya göre, gelişmiş bir mizah anlayışına sahip olmak 3. düzey bilince ve zekaya işaret etmektedir.
Mizahın özü, gelecek için yaptığımız simülasyonların şaşırtıcı yollarla aniden bozulmasında yatmaktadır. Zamanlama ise mizahın kilit ögesidir; eğer esprinin sonu çok hızlı sunulursa beyin geleceği simüle etmeye vakit bulamaz böylece espriyi anlamama olasılığı artar. Eğer son cümle çok geç sunulursa bu kez beyin pek çok farklı gelecek simüle etmek için zaman bulur ve bu sebeple esprinin şaşkınlık yaratma etkisi azalır.
Dedikodu ve oyun da 2.düzey bir bilinç faaliyeti olmakla birlikte 3. düzeyi inşa etmek, köprü ve aktarım yapmakta kullanılır.
Kaku tarafından önerilen dört bilinç düzeyinin kısaca açıklaması şöyledir:
0 düzeyi: Bitkiler ile ilişkilendirilen, beyin yapısı olmayan, sıcaklık ve gün ışığı ile ilişkilendilen ilk düzey.
1. Düzey : Sürüngenlerle ilişkilendirilen, uzay ve beyin sapı aracılığıyla Bilinç akışı sürecidir. İnsanlar için prefrontal korteks ile Talamus arasındaki etkileşimdir. Örneğin çiçeklerin kokuları, rüzgarın dokunuşu gibi
2. Düzey   : Memeli türlere atfedilen, sosyal ilişkiler ve Limbik sistemle alakalı düzey. Özetle biz insanlar için toplumdaki yerimizi bulmak olarak tarif edilebilir. Son yıllarda epey popüler olan Ayna norönların faaliyetleri bu gurupta ele alınıyor.
3. Düzey   : İnsan türüne has, zaman ve prefrontal korteks ile ilişkilendirilen bilinç düzeyi. Bu düzeyi en iyi ifade eden cümle: Geleceği simüle etme faaliyeti diyebiliriz.
Ayrık beyin hastalarıyla uğraşan Dr. Gazzaniga, “Kaosta düzen bulmaya çalışan, her şeyi bir öyküye uyarlamaya ve bir çerçeveye uygun hale getirmeye çalışan sol beyindir. Görülüyor ki , sol beyin hiçbir kanıt bulunmasa da Dünya’nın yapısına ilişkin hipotezler uydurmaya eğilim göstermektedir” sonucuna varmaktadır. İşte bütünlüklü bir benlik algımızın ortaya çıktığı nokta budur. Her ne kadar bilinç birbiriyle yarış halinde ve sıklıkla çatışma içinde olan bir eğilimler yumağı olsa da, sol beyin pürüzsüz ve tek bir BEN hissi sunmak için tutarsızlıkları görmezden gelir ve belirgin boşlukları gizler.
Dünyayı anlamlı kılmak için ne çok çaba gösteriyoruz 🙂
-Devam edecek-

Mizahi o yer!

Mark Twain’in dediği gibi – hayatta bazı şeyler o kadar ciddi ki, tek yapabileceğiniz gülmektir. Bu tür mizah dünyanın bir çok şekilde yanılsama olduğu kavrayışından geliyor. Eski’den bir Yeni doğurmaya çalışan bilincimiz ve bütün bu olaylara tanıklık eden gözlemcimiz arasında bir yerlerde eğlenceli bir yer var. Bu yolda eğlenceli yeri bulmak; daha farklı gerçeklik oyunları aramak isteyenlerimiz için galiba olmazsa olmaz bir mutabakat.

Don Juan bunu bize sık sık hatırlatırdı Castaneda kanalı ile. Dün gece CnbcE’de “süper kahramanlar” hakkında uzun bir biyografi izledim. Çizgi kahramanların tarihçesini ve bu öykülerin insanlar üzerindeki psikolojik, toplum üzerindeki sosyolojik etkilerini açmaya çalışıyorlardı. Programı pek incelemeden dağınık bir gözle seyrederken aklıma neler neler geldi 🙂

Şamanlar, objektif dünyanın, görmenin yalnızca bir yolu olduğunu epey erken keşfettiler. Her şeyin AYRI olduğuna dair iddia son derece güçlü ve faydalıydı.
Objektif dünya hakkındaki ikincil önerme ise her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğuna dair farz olmuştu, ki bu da ilki kadar hoş ve faydalı bir yanılsamaydı. Böylece filmi evirip çevirip yeniden seyretme imkanı oluşuyordu ve tabi ayrılığın getirdiği yarışma duygusu bilinen her şeyi kaçınılmaz biçimde uhdesine almıştı.Ki hala durum büyük ölçüde böyledir ancak şimdi çok boyutlu gerçekliklerin henüz fikir olarak hazırlandığı dönemde bu (faydası sona ermekte olan) yanılsamaların nasıl düzeltileceğine dair pek çok yöntem önümüze sürülmekte.

Galiba benim bir sorunum var! Daha yeni mi anlıyorsun diyebilirsiniz, evet genellikle en son ben duyarım!

Mesele şu ki, ben Gerçek ve Kurgu ayrımı yapamıyorum, tüm kurguları gerçek gibisine yaşıyorum, bu küçükten beri böyledir. Rüyalarımda kendisini apaçık gösterir, gerçeğe en aykırı görünen fact’ler dahi bana son derece sıradan gelir. Belki bu sebeple rüyada uyanmak denen kavrama ulaşamadım. Eğer bi şeyi garipseyebilseydim “bu bi rüya olmalı” hissi gelebilecekti. Oysa bir çok harika arkadaşım var ki, Gerçeği ve Kurgu’yu fevkalade güzel ve ayrı ayrı takip edebiliyorlar. Peki ben neden böyleyim? Eminim psikoloji sahasında bu sapmanın bi ismi vardır, neyse ki uzun bi ömrü kabul edilmiş, üzerinde anlaşmaya varılmış dünya oyunu/rüyasından kopmadan yaşayabildim.

Kurgu ve Gerçek arasında bir fark göremiyor oluşum, kuantum dinamiği dahil bazı çetrefil görünen konuları durumları kolayca anlayabilmemi sağlıyor sanırım, bu da sorun gibi görünenin ödülü olabilir. Bana on yıl önce “Oyun Kuramını” da yazdıran da bu olsa gerek 🙂

Dürüst olabilir miyim?

Şimdi aşağıda sunacağım kısa alıntıya bir göz atmanızı rica ediyorum. Bu metnin içine sığmış insanlık olgusunu -eğer ilginizi çekerse- konuşmak istiyorum. Neler oluyor?
*
ADAMUS: … Beni yaşamlar arasında takip ediyorlar, evet ve o sendin, geçmişte Gizem Okullarında, bana Kont derdin: Kont St Germain.

Yüzüme öyle derdin ama diğerleriyle arkamdan konuşurken şöyle derdin “Evet, ona Kont diyorum çünkü gideceği bir gezi ya da seyahate çıkacağı günleri sayıyorum”.

(Ç.N: İngilizce Kont ve saymak fiili aynı (count) kelimedir.)

KERRI: Beni tamamen yanlış anlıyorsun. (kahkahalar)

ADAMUS: Oh hayır, tatlım. Ohhhh hayır! Hayıırrr! Ama harika zaman geçiriyoruz. Ve kısmen… Dürüst olabilir miyim?

(Dürüst olabilir miyim diye üç kez sorar ve evet cevabı aldıktan sonra durumu söyler)

ADAMUS: Güzel. İnanılmaz bir gücün, inanılmaz bir ışığın var ama hepsi karışmış ve bulanmış, durumda. Hepsi… Mofo bunun için iyi bir kelime mi? Hepsi karmakarışık durumda .

*

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü beni yönet-bana ne yapacağımı söyle sendromu—sonra da şikayet ediyim….izdeşçilik-takipçilik kolay gelir ..dışarıda güç-otorite arama-

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü gölgeme bakmaya -ona hayran olmaya ya da nefret etmeye devam ediyim..yeter ki sorumluluk alınmasın..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ölçme-kıyas yapabilmek için dışarıda tutma..- imajını kapsayamama ve dışlama -yansıtma-

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aklıma şu geldi acaba dışarıda birine kendimizi ciddiye almak mı neden oluyor?? boşluk korkusu gibi??
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bir yandan yüzüne kont dermiş yani onu böylesi bi isimle onurlandırırmış ama bir an önce gitmesi için de gün sayarmış fakat bunu ancak onun arkasından söyleyebilirmiş! Burada olan bence kendine güvensizliğin yarattığı bariz kıskançlık 🙂 öte yandan kıskançlık duygusunu ise kont ve count benzerliği ardına gizleyen zekaya sahip olduğunu kendisine ispat etmek istiyor böylece kendine güvensizliği mizah ardına saklayarak kendini değerli bulabiliyor. Çok ince bir ayar çekilmiş galiba… Onu böylesi müşgül duruma düşürenler utansın hahahahaha

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Elbette bütün korkular kendisine doğrulttuğu yaydan çıkmış oklar gibi gibi… mükemmeliyetçilik de dahi korkudan, boşlukta kalma korkusundan kaynaklanabilir.. yargısız dürüstlük de herkese lütuf değil tabii; gücün ve ışığın içindeki kaosu görebilmek.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yargısız dürüstlük sahteliği bırakmakla mümkün bu da pek kolay bir şey dğil tabii…herkese de lütüf değil doğru.sahteliği de işaret ediliyor..
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bu işleri yaşamlar boyu kotaran Kerri, ne yaptığını biliyorsa sorun değil. Bilmiyorsa ölümü dost alsa iyi olur
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Yaaa evet sahtelik işte; her tür korku sahtelik üretiyor zaten.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bulanıklık eski mükemmelliğinden-bütünlüğünden- ayrılmak yeniye geçerken bırakamayışlar olması???

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Jung amcamızın bahsettiği psişeini içeri-dışarı hareketleiyrle bütünleşmeyi söylemime baz alarak anladığımı ifade etmeye çalışayım.Son kertede dişil-eril ve özle bütünleşmeye gelindiğinde içeri çekilp bütünleşiyorsun..Ama bu yeni bütün halinle deneyime çıktığında-dünyaya geri döndüğünde hodri meydanla karşılaşan insan o bütünlüğüne karşı olan bir sürü şeye maruz kalıyor…ve yeniden korkup-sahteleşme- durumuna düşüp-bütünleştiğini unutup- ışığını bulanıklaştırıyor.bu zamanda geri yürüme-yükselişin keyfini çıkaramama- ya da geçmişine korkuyla bakıp kül edememe ile eş anlamlı olarak ışığın bulanıklaşması ve yapabileceklerini yapmama halinde oluyor ki..adamus bu durumu fark ettirmeye çalışıp tahrik ediyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü korku tekrar devreye girip tam olmadığın ısöyleyerek çağlar boyu yaptığı işlevini bu aşama da yerine bir başka bir biiçimde yerine getiriyor.eksiksin diyen bir başka kılıkta …..o nedenle KENDİNE GÜVEN-KENDİNİ SEV üzerinde duruluyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü psişenin ilerleyen sarmalını her aşama bütünleşmesi yeni bir ego benlik oluşturarak ölmek istemiyor-sanal ölüm korkusu-her bütünleşmeden sonra oluşan sanal benliğe ait..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kendine güven, kendini sev.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü psişe her bütünleşmede bir sistemle yapılanıp bu defakinde sistemsiz bütünlşemeyi deneyimlerken bilinmeyen korkusuyla karşı karşıya kalıyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu çok meydan okuyucu ve bulanıklaştıran da bu..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü haytta kalma-survival- tohum korkunun aşılması -bilinmeyenden korkmamak için kendine -yaşama güven ve nefes almak gerek benim anladığım bu

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu aşamada dşarıda guru-melek – vs arayarak bu korkudan kaçmak sözkonusu olabiliyor ya da meczup olarak tasavvufta sözü edilen sahte peygamberlikler …

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü spiritüel benlik oluşturup buna takılmak ta bir başka versiyon…

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü biraz ileri gitmiş olabilirm ama sıçramamız için lütfen cüretkar olalım hep beraber diye….kimseye şahsi değil söylediklerim ..sonsuz saygıyla..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sohbet aynası kırılmaz; sadece yansıtır. Yolcuyum ve cürretkar.


Not: Burada 35 kişi aynı isim altında YEN’den DOĞAnlar kimliği altında cevaplar aramaktadır.