Gizemli bir içgörüye ulaşmak, büyük ölçüde önceden belirlenemezdir ve tıpkı aşık olmak gibi kaprisli ve keyfi, bu yüzden de çılgındır
Etiket: mümkünlerin oyunu
Mümkünlerin oyunu.
Bu mümkünlerin oyunu.
Başka şeyler, kişiler ya da olaylar potansiyeli şüphesiz vardı ancak diğer olasılıklar kullanılmadı. Kullanılmayan olasılıklar üzerine neden enerji yükleyelim ki!
Che sera sera…
Olacak olan olur ve olur ve oldu. Dalga çöktü ve parçacık oldu. G-örünür oldu.
OLAN her ne ise mümkün olan tek şeydir ve o anın mükemmelidir. Yarışı kazanan olasılık!
O halde onu sevgi ve minnetle kucaklayalım.
Bize dinginlik getirecek tek davranış şekli de bu olabilir.
Olan üzerinde fikir yürütebilir, kendi üzerimizde ya da çevre sandıklarımızın üzerindeki etkilerini dikkatle gözlemleyebiliriz. Olan, belki hoşuma gitmez ya da gider. Belki kendimizi kutlar belki de pişman oluruz. Bütün bu irdeleme, farkındalığı arttırma idmanıdır zaten.
Benim hatırlatmak istediğim şey, OLAN’ın olmayabileceği zannı üzerine enerji harcamanın beyhudeliği.
Olamayan, yani yarışı kaybetmiş sayısız olasılıklar üzerine gündüz düşlerine yatmak, bizi günden güne güçsüz düşürür. AN’ı kucaklayamamış olasılıklar, enerji kesenizden hazır yerler.
Bırakın onları ölsünler. Bir’e karışsınlar, sükunet bulsunlar.
Bilgisayar programı yazmış olanlar bilir, en basit bir program komutunda bile sayısız ve iç içe döşenmiş if döngüleri (öyleyse/değilse) bulunur. Programcı bazen loop (döngü) paketine çıkış şifresi koymayı unutur (Benim dikkatsizlikle koymadığım zamanlar olmuştu.) Bu durumda program sonsuza kadar döner durur. Bilgisayarı kapatmadan o döngüden kurtuluş olmaz!
Ölüm dediğimiz de bilgisayarı kapatmak gibi mecburi bi işlem olabilir. Önce kapatır sonra açar ve yazdığınız programın döngü kısmına bir çıkış kaydı ilave edersiniz. Böylece en azından artık o konuyla ilgili bir daha sonsuz döngüye mahkum olmayacaksınız, ölmek zorunda (bilgisayarı kapatmak) kalmayacaksınız.
Yeniden doğmak istemeyecek olsanız bi zararı yok ölmenin diyeceğim.
Kendi adıma ben o programı döngüde bırakamam, düzeltmeden asla bırakamam. Ben bıraksam o beni bırakmaz!!!
2005.Yılı günlükten
Anasının Karnından Dizisi
Mümkün Varlıklar
Önce Arabi’nin bu muhteşem beyanını okuyalım sonra sorularımızı sıralayalım, bakalım ne cevaplar alacağız 🙂
..
Allah o “mümkün varlıklara”, imkanları ve kabul istidatları nispetinde varolmalarını (tekvin) emredince, o varlıklar Onu görmek için süratle koştular.
Mümkün varlık, varoluş haline geçince, nurla boyandı. Böylece adem, yokluk, yok oldu. Mümkün varlık iki gözünü birden açtı ve katıksız iyilik, saf güzellik gördü. Fakat ne olduğunu bilemedi, anlayamadı
Mümkün varlık, nur ile boyanınca, sol tarafa yöneldi ve baktı; ve adem’i yokluğu gördü; onu tahkik etti, inceledi. Yokluğun kendinden çıktığını görünce, “Bu da ne?” dedi.
Bunun üzerine sağ taraftan nur ona şöyle dedi: “İşte, o sensin! Eğer sen kendin nur olsaydın, gölge diye bişey olmazdı; baksana, ben nurum ve gölgeyi gideriyorum. Senin üzerinde bulunduğun nura gelince, zatında bana teveccüh edip yönelmenden dolayı, sende o nur gözükmektedir; bu da senin Ben olmadığını bilmen için böyledir.
Oysa Ben, gölgesi olmayan bir nur’um; sen ise imkan dahilinde olman için, gölgeyle karışmış bir nursun. Buna göre, şimdi eğer sen kendini Bana mensup sayarsan, Ben seni kabul ederim; yok eğer sen kendini “adem”e, yokluğa mensup sayarsan, o seni kabul eder.
Dolayısıyla şimdi sen vücudla adem, varlıkla yokluk, hayırla şer arasındasın. Eğer sen gölgenden yüz çevirirsen, imkan dahilinde olmandan yüz çevirmiş olursun; imkan dahilinde olmaktan yüz çevirdiğin zaman da, Beni bilemezsin.
Öyleyse sen Bana, seni kendi gölgenden büsbütün yok edecek bir bakışla bakma; yoksa o zaman sen, Ben olduğunu iddia edersin ve böylece bilgisizlik içine düşersin. Aynı şekilde, gölgene de, seni Benden büsbütün yok edecek tarzda bakma, yoksa o tarz bakış sana sağırlık getirir. O zaman da seni niçin yarattığımı bilemezsin.
Öyleyse, kimi zaman öyle ol, kimi zaman böyle ol! Allah senin için iki gözü, ancak birisiyle Beni müşahade edesin, diğeriyle de kendi gölgeni göresin diye yaratmıştır.
İbn Arabi
1. Mümkün varlıklar nedir kimdir nerededir?
2. Mümkün Varlığın sol tarafa yönelmesi ne anlama geliyor?
3. Gölge nedir? Gölgenin varlık sebebi nedir? Nicelikleri neye göre belirlenir? (somuttan soyuta nasıl geçer bu soruların cevapları?)
4. Bilinmesi arzu edilen “ben” kimdir nedir?
5. Söz konusu Ben’in neden gölgesi yoktur?
6. Bilgisizlik içine düşmek nedir?
7.Sağırlık nedir?
8. “Kimi zaman öyle kimi zaman böyle ol” mak nedir?
Şimdiden teşekkür ediyorum
Tecelliler İlmi
Allah o “mümkün varlıklara”, imkanları ve kabul istidatları nispetinde varolmalarını (tekvin) emredince, o varlıklar Onu görmek için süratle koştular.
Mümkün varlık, varoluş haline geçince, nurla boyandı. Böylece adem, yokluk, yok oldu. Mümkün varlık iki gözünü birden açtı ve katıksız iyilik, saf güzellik gördü. Fakat ne olduğunu bilemedi, anlayamadı
Mümkün varlık, nur ile boyanınca, sol tarafa yöneldi ve baktı; ve adem’i yokluğu gördü; onu tahkik etti, inceledi. Yokluğun kendinden çıktığını görünce, “Bu da ne?” dedi.
Bunun üzerine sağ taraftan nur ona şöyle dedi: “İşte, o sensin! Eğer sen kendin nur olsaydın, gölge diye bişey olmazdı; baksana, ben nurum ve gölgeyi gideriyorum. Senin üzerinde bulunduğun nura gelince, zatında bana teveccüh edip yönelmenden dolayı, sende o nur gözükmektedir; bu da senin Ben olmadığını bilmen için böyledir.
Oysa Ben, gölgesi olmayan bir nur’um; sen ise imkan dahilinde olman için, gölgeyle karışmış bir nursun. Buna göre, şimdi eğer sen kendini Bana mensup sayarsan, Ben seni kabul ederim; yok eğer sen kendini “adem”e, yokluğa mensup sayarsan, o seni kabul eder.
Dolayısıyla şimdi sen vücudla adem, varlıkla yokluk, hayırla şer arasındasın. Eğer sen gölgenden yüz çevirirsen, imkan dahilinde olmandan yüz çevirmiş olursun; imkan dahilinde olmaktan yüz çevirdiğin zaman da, Beni bilemezsin.
Öyleyse sen Bana, seni kendi gölgenden büsbütün yok edecek bir bakışla bakma; yoksa o zaman sen, Ben olduğunu iddia edersin ve böylece bilgisizlik içine düşersin. Aynı şekilde, gölgene de, seni Benden büsbütün yok edecek tarzda bakma, yoksa o tarz bakış sana sağırlık getirir. O zaman da seni niçin yarattığımı bilemezsin.
Öyleyse, kimi zaman öyle ol, kimi zaman böyle ol! Allah senin için iki gözü, ancak birisiyle Beni müşahade edesin, diğeriyle de kendi gölgeni göresin diye yaratmıştır.
İbn Arabi
İmkan dahilinde olmak nedir?
2005 yılında günlüğüme yazdığım “mümkünlerin oyunu” başlıklı yazıyı hatırlattı bu bana, göz atmakta yarar var dedim:
Bu mümkünlerin oyunu.
Başka şeyler, kişiler ya da olaylar potansiyeli şüphesiz vardı ancak diğer olasılıklar kullanılmadı. Kullanılmayan olasılıklar üzerine neden enerji yükleyelim ki!
Che sera sera…
Olacak olan olur ve olur ve oldu. Dalga çöktü ve parçacık oldu. G-örünür oldu.
OLAN her ne ise mümkün olan tek şeydir ve o anın mükemmelidir. Yarışı kazanan olasılık!
O halde onu sevgi ve minnetle kucaklayalım.
Bize dinginlik getirecek tek davranış şekli de bu olabilir.
Olan üzerinde fikir yürütebilir, kendi üzerimizde ya da çevre sandıklarımızın üzerindeki etkilerini dikkatle gözlemleyebiliriz. Olan, belki hoşuma gitmez ya da gider. Belki kendimizi kutlar belki de pişman oluruz. Bütün bu irdeleme, farkındalığı arttırma idmanıdır zaten.
Benim hatırlatmak istediğim şey, OLAN’ın olmayabileceği zannı üzerine enerji harcamanın beyhudeliği.
Olamayan, yani yarışı kaybetmiş sayısız olasılıklar üzerine gündüz düşlerine yatmak, bizi günden güne güçsüz düşürür. AN’ı kucaklayamamış olasılıklar, enerji kesenizden hazır yerler.
Bırakın onları ölsünler. Bir’e karışsınlar, sükunet bulsunlar.
Bilgisayar programı yazmış olanlar bilir, en basit bir program komutunda bile sayısız ve iç içe döşenmiş if döngüleri (öyleyse/değilse) bulunur. Programcı bazen loop (döngü) paketine çıkış şifresi koymayı unutur (Benim dikkatsizlikle koymadığım zamanlar olmuştu.) Bu durumda program sonsuza kadar döner durur. Bilgisayarı kapatmadan o döngüden kurtuluş olmaz!
Ölüm dediğimiz de bilgisayarı kapatmak gibi mecburi bi işlem olabilir. Önce kapatır sonra açar ve yazdığınız programın döngü kısmına bir çıkış kaydı ilave edersiniz. Böylece en azından artık o konuyla ilgili bir daha sonsuz döngüye mahkum olmayacaksınız, ölmek zorunda (bilgisayarı kapatmak) kalmayacaksınız.
Yeniden doğmak istemeyecek olsanız bi zararı yok ölmenin diyeceğim.
Kendi adıma ben o programı döngüde bırakamam, düzeltmeden asla bırakamam. Ben bıraksam o beni bırakmaz!!!
<
p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>Evet, Nedir o halde “imkan dahilinde olmak”?
Nobel Tıp Ödülü sahibi f.Jacob’un “mümkünlerin Oyunu” kitabında şöyle deniyor:
“Ancak bu yüzyılın başlarında, genlerin ve mutasyonların özellikleriyle bağdaşmadığı belli olduktan sonradır ki, edinilmiş vasıfların kalıtsallığı görüşü kesin olarak terk edildi.
Ondan bu yana öğretici varsayımı doğrulama amacıyla girişilen ve özenle hazırlanıp, dikkatle uygulanan her deney, onun yanlışlığını göstermiştir. Modern biyolojiye göre, çevreden gelen talimatları doğrudan doğruya, yani doğal ayıklanmanın dönemeçlerinden(!) geçmeksizin, DNA’nın içine kaydetmeye imkan verecek her hangi bir moleküler mekanizma yoktur. Böyle bir mekanizmanın kuramsal olarak imkansız olmasından değildir bu. Sadece varolmaması yüzündendir.”
Peki ama nedir o halde “imkan dahilinde olmak”?
