Levitation/ Sihir/işlev

Levitation’ı hatırlayınca yeniden gözden geçireyim dedim ve önüme bu video çıktı. Eminim seveceksiniz 🙂 En ilgimi çeken ikili disk boşluğa konulduğunda aynen kuşlar gibi hızla birbirleriyle çarpışmadan yol alıyorlar!

Manyetik alanlar bize sihir gibi görünüyor doğrusu

http://www.youtube.com/watch?v=GHK4b_HPrvU&feature=share

**

“alın verin, ekonomiye can verin” yerine “öğren, üret; kendi kendine yet”

Kendine yetmek, bizatihi kişiye ait en can alıcı kabiliyet olmalı tabi kişilerden de uluslara, oradan da tüm dünyaya sirayet eder. Kendine yetmek; öz Türkçe anlamıyla “kendine varmak”, kendine ulaşmak” anlamını da taşır.

**

En rahat, en kolay ve en güzel yaptığın şey senin işlevindir. İş değil doğal aşktır o 🙂
İşlevini zaman yitirmeden belirle, konuları ve senin niyetin her zaman değişebilir. Sıkılmaya fırsat bulamazsın. İşleyen demir de ışıldar. Yanakların al al, gözlerin ışık ışık olur. Bir kilometreden farkederim seni ve derim ki : işte işlevini severek yapan biri!

**

“Geyikleri kesmeye değil yanımıza katmaya çalışıyoruz” diyor Ersin frekansımız.

**

Alemin tek kuralı var: Özgür irade
Saygılı olmak gerek.
Sevgisi olana saygı ne gerek?
Ben de öyle sanırdım velakin değilmiş!
Saygı; sevginin genişlemesi, içe–dışa sirayet etmesiyimiş. Kendiliğin gelişmesi, başka kendilerine gelişme imkanı tanınmasıymış.
Yeterinceyi, mükemmel zamanlamayı, kendiliğindenliği görüp bilmekmiş.
Görüp de söylememeyi başarmakmış.
Zorla güzellik olmazmış.
Sormadan cevaplanmaz, istenmeden verilmeye çalışılmazmış.
Binbir hali tanımakmış saygı.

Kader (yeniden)

Kader üzerine eskiden çok düşünmüş ve yazmıştım fakat şimdi onları bulmakla vakit kaybetmeyeceğim. Belki şimdi daha kısa yoldan bi ifadesini bulmuşumdur, denemeden bilinmez 🙂
Kader, insanlara has bir kavram; çünkü lineer zaman dışından bakıp görmeyii gerektirir. İnsan bunu nasıl yapar, yapabilir?Bu birinci soru)
İnsan denilen doğduğu andan beri aldığı kararların toplamıdır. Bu kararlardan bir tanesi bile şu an iptal edilse, gelecek ve geçmiş çizgisi değişir. Bu durumda neden kaderin değişmez olduğu söylenir?
Buyrun size 65000 pesoluk bir soru 🙂

  • Aysun Ell iptal ettiğimiz kararlar da kadere dahil değil mi 🙂
  • Sibel Atasoy İptal edince aynı anda dahil oluverir
  • Aysun Ell madem değişmiyor, tüm iptal edilmeler de hesap edilmiştir demek istemiştim 🙂

    Sibel Atasoy Değişmediği söylenir dedim, daha bunun mekanizmasını bulmuş değiliz. 🙂 Neden?

  • Elvan Emekli Sistem koyucunun kader kastı ile birimin anladığı aynı olamayabiliyor.Matrix revolutions da Neo bu konuda bir buhran geçiriyordu diye hatırlıyorum..
  • Sibel Atasoy Peki Matrixin kahini buhran geçirdi mi?
  • Turan Erdal Kader aslinda oyun dışından oyuna müdahale edildiğini zannetmektedir.
  • Elvan Emekli Lineer zamandan nasıl çıkılır Turan bey ?
  • Harun U kader herkesin geçmesi gerektiği olduğu sınavlar bütünüdür

    Sibel Atasoy sınav derseniz derde dönüşür 🙂
  • Ayça M Belki de; dünyevi doğum ve ölüm zamanı bireysel seçimin ötesinde daha karmaşık bir kurgu dahilinde belirlenmiştir. Arada kalan yaşam döngüsü ise seçimlik hatta adeta açık büfe usulü süregelmektedir. İstediğinizi istediğiniz kadar alırsınız tabağınıza 🙂
  • Elvan E Sonuçlarını göğüsleyebilirseniz istediğiniz şey olabilirsiniz..
  • Sibel Atasoy Ayçacığım, çok doğu en azından doğum sonrası, çünkü ondan öncesine dair sadece fikir yürütebiliriz, gerçek bilgiden yoksunuz. bu hayatta istediklerimizi tabağımıza alıyoruz, evet ancak bunun farkında olmayan çok büyük bir çoğunluk var. Esas farkındalık burada yapılan çalışmalardır, yani tabağına aldıklarını bilmen bile yetmez nerdeyse, bilerek alma ya doğru evrilmemizi özendiren bi rüzgar var sanki. Burada üç aşama var kabaca: 1. tabağındakileri sen seçtin 2. bunu hangi araçlar hangi motivasyonlarla yaptın 3.şimdi artık bilerek seçebilir misin?
  • Ayça M Yanlış hatırlamıyorsam Dean Hamer’ın şöyle bir sözü vardı: ” İstediğiniz herşey olamazsınız, ama sizin için mümkün olan herşeyi olabilirsiniz”. Bu sözün üzerinde çokça düşünmüştüm. Mümkün olanın tespiti belki de Elvan hanımın da dediği gibi (görünen, ya da ön görülebilen) sonuçların göğüslenmesi cesaretiyle de açıklanabilir. Gerçi Hamer uzmanlığı gereği konuyu genlere bağlamış olmalı ya neyse 🙂

  • Sade Basit

    Lineer zaman dışından görebilmek için bir hayli çalışma yapmak gerektiği düşüncesindeyim..ben bir hayli yapmıştım ve hala yapmaktayım… bilinç altı ve bilincin örtüşmesinden önce gerçek özgür seçim pek mümkün değil gibi görünüyor. Ama bir kez köfte çakıldı mı -mekanizma anlaşıldı mı- işler daha zevkli hale gelebilir.Artık körlüklerini ayıklarken ahçı vahçı olmazsın en azından…Şimdi ben kaderin bir kararlar toplamı olduğu önermesine katılarak yanıtlıyorumV.erilen bu kararların özgür verilmediğinin anlaşılması için bir ayıklama çalışması yapmak bunun çeşitli yolları var–ya da bir biçimde bunu anlamak lazım-benim bilmediğim yollar da olabilirAma öncelikle bunu anlamayı istemek de gerek herhalde…. . Bu anlaşılmazsa v-hem gözü bağlı karar verilip,seçilip- bunlar seçtiğimiz unutuluyor.satr ın dediği gibi biz seçer ve unuturuz.Özgürlüğe mahkumuz. ve adı kader olur.Kararı verdiren -motive eden şeylerin farkındalığıyla körleme yinelemelerden çıkılıp özgür seçimler yapılabilir.Kabaca böyle…detayı ise çok..benim deneyimlerime göre yanıtım…
    Sibel Atasoy ben de genleri ve ona bağladığım arkaplan yetilerini bir değişken olarak alma taraflısıyım. Velakin bunlarr “niyetlilik”taşımıyor, onu koyacak olan insanın kendi iradesi
  • Ayça M eğer seçimimizi biz yapmazsak görevi paradigmamız devralıyor. paradigmamız da bize ait elbette ama içinde yer alan dinamiklerin tamamı bizim tecrübelerimiz üzerine inşa edilmiş değil. bu sebeple belki de öncelikli olarak şu seçimi yapmak gerekiyordur: hayatta mı kalacağım hayatın kendisi mi olacağım. Ya da hayata rağmen mi akacağım hayatla birlikte mi?
  • Enver K bende kisa katkida bulunayim,hepsi teselli urunu [kabullenmek] iyisi,kotusu,guzeli cirkini,zengini fakiri, olusum;herkez kendi olusumundan mutlu olmanin yolarindan biri.

    Harun U Matrix den kader anlayışı 🙂 “Ram-Kendra:Every program that is created must have a purpose. If it does not, it is deleted.” amacı biten ölür 🙂

  • Elvan E Dua ,niyet ve seçimin birbirinden farkı ne?
  • Sibel A: Dua, dilektir. Niyet, bilmediğimiz, bazen gözucuyla etkilerini fark edebildiğimiz bi şeydir. Seçim, bilinçli varlıkların ışın kılıcıdır.
  • Elvan E Seçimden bahsedebilmek için birden fazla olasılık olmalıdır. Bu olasılığın hangisinin bizim için iyi olduğunu bilerek seçmemiz durumunda bu bir biliş olurdu zaten.Sonuçlarını bilmediğimiz ama umarak seçtiğimiz olasılığın mümkün bütün sonuçlarına katlanabilme becerisine bilinçli seçim diyorsunuz?
  • Sibel Atasoy Önemli olan seçimi yapmaktır, seçtiğin şey zaten tam da ihtiyacın olan durumları sana getirir. İhtiyacın değilse onu seçmezdin velakin bazen kazayla bi dağınıklık anında ihtiyacın olmayan bi şeyi seçmiş olduğunu düşünürsün fakat bunların çektiği olayları öyle bir hızla geçersin ki yeniden seçim anına geri dönersin. Yani “yollardan hangisi doğruysa onu seçeyim, bunu yapacak gücüm var, lütfen hangi yol doğru bana söyle” diye allaha ya da bi arkadaşımıza, hocamıza yalvardığımız durumlar olmuştur. Ve buna sonraları çok gülmüşümdür. Doğru ya da yanlış yol olmadığını anladıktan sonra tabi  : ) Bilinçli seçim ise, seçtiklerini yaşadığını bilmek demektir ve istemediğin durumdan yeni bir seçimle çıkabileceğinden emin olmaktır. Ya da o durumdan çıkmak için vermek gereken kararı hangi sebeple ertelediğini bilmek ve buna rıza göstermektir.
  • Elvan E Demekki seçtiğimiz olasılığın istemediğimiz sonuçları olabiliyor,bunu belirleyen ne?

    Sibel Atasoy Değişime direnen kendimiz tabi. O öyle bi katı yerleşir ki, vinç getirsen zırnık oynamaz (vinç=öğreti,tavsiye), ancak şiddetli olay rüzgarları yani eylem eylem yine eylem! Sonrasında muhasebe, aralarda ve daima gözlem gözlem gözlem )

  • Elvan E Bir seçim yapıyoruz ama bunun hangi olaylar örgüsünde nihai noktaya erişebileceğini bilemiyoruz. Seçim yaptığımızda sebep sonuç veya olayların nasıl örüleceğini belirleyen ne?

    Sibel Atasoy Bütünlüğünüzün ihtiyacı

  • Elvan E Seçmediğimiz ve farkında olmadığımız birde ihtiyaçlar çıktı… Nasıl bir akıldır ki bu hem seçmediğim şeyleri bana yaşatıyor, hem de ihtiyacı olduğunu bilmeyecek kadar şuursuz?
  • Ayça M insan aklını kullanmak üzere yaratıldı. ama biz aklımız tarafından yönetilen varlıklar hâline geldik. Bütün sorunmumuz bu.. Başlar ayak oldu :))
  • Harun U Yunus Süresi 100.ayet: ‘‘ Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır.’’ biraz yaşar nuri gibi cevap vericem dayanamadım..yağdığından biliyorum..birinci elden test ettim..dogmatik değil.
  • Sibel Atasoy

    Evet, insanlar neden istediğim olmuyo derler, bunu çok düşündüm (çünkü benmkiler hep olmuş), iki sebep buldum hahahahaha fazlası da olur da hele bunları bi öğütelim. Birincisi, insanların istediklerinin çoğu “azmettirilmş” isteklerdir. Yani kişisel bütünlüğün ihtiyacı ile ilgisizdir, dışardan empoze yalancı istekler.Bütünlüğüüz bunlarıdikkate almaz ve o isteğin oluşması için ışın kılıcını kınından sıyırmaz! İkincisi, insanların istediklerinin çoğu da olur, fakat onlar bunu istediklerini çoktan unutuş başka başka isteklere odaklanmışlardır ve gerçekleşen isteklerini fark etmedikleri gibi bbunu br de bu da nerden çıktı, çok şanssızım, ya da adaletsiz dünya şekinde yorumlarlar. Oysa isteklerin sonuca ulaşıp ulaşmadığı dikkatle gözlemlenmeli ve olduğunda teşekkürü yapılmalıdır. Teşekkür önemlidir; çünkü herşeyle olan bağlantınızı temiiz tutar, değilse yıllarca teizlenmemiş soba boruları gibi püf püf aksırır!
  • Harun U bilinc suur vs olabilirr..tamamen aklıyla yaşayamaz insan..yaşaması mümkün değil…aklı insanın ara ara girebildiği kutsal alanı olarak görüyorum..akıl cevherdir..kurtarıcıdır..insanın kendi mesihidir ama aklına tapan da apayrı bi bataklığa düşer.
  • Sibel Atasoy istekler kısmına kayınca (kaderden) eski matrak yazıyı hatırladı: https://blog.sonsuz.us/?p=905
  • Elvan E Empoze edilenleri giyen Ego olsa gerek diye düşünüyorum..Belki seçimleri aklımız yapıyor sanırken onları da egomuz yapıyordur.Ama aklımızın yaptığını düşünürsek bile o da neye ihtiyacı olduğunu bilemediği olaylar yaşıyor..
  • Sibel Atasoy Kendimiz sandığımız şeybütünüyle egodur zaten.
  • Elvan E Buraya kader bahsinden geldik.. Seçim ve çekim yasası Belirsizlik ilkesine dayalı “.Bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez” diyor. Bu belirsizlik neyle ilintili?

    Sibel Atasoy Işıktan yavaş olduğumuzla ilintili buluyorum

  • Ayça M antika bir radyoyu kullanmanın iki biçimi vardır. Bunlardan ilki; onu doğru frekansa ayarlayarak radyo yayınından istifade etmektir. Yani üretildiği amaçla kullanmaktır. İkincisi ise, bir rafa kaldırarak süs, aksesuar olarak kullanmaktır. Akıl için de durum farklı değil 🙂
  • Hürriyet K Kaderden maksat, belki de olayların peşi sıra gelişinin sabitliği değildir. Kaderden maksat belki de, hangi yoldan gidersen git aynı yere çıkacağını bilmektir. Ve belki…. bu dahi değişmiştir artık…Belki de kader artık, bugün lafın gelişi söylenen, insanlık tarihinin özetlenmesi gereken en yüklü sözcüğüdür.
  • Elvan E Belki de kader belirsizlik ilkesidir? veya değiştirilemez doğa koşullarıdır?Yaz mevsimi ile Kışın yerini değiştirebildiğimiz de Kader de yok diyebiliriz belki???
  • Sibel Atasoy Değişmiyo mu zaten, ben kaç yıldır mevsimlerin kaybolmaya yüz tuttuğunu gözlemliyorum.
  • Elvan E Ölüm olgusu meselâ.. eskimeye mahkum bir bedende yaşam sürüşümüz…:))
  • Sibel Atasoy Aldığın kararları unuttuğun ölçüde var olabilen b olgu da diyebiliriz kadere
  • Elvan E Cevaplanamayan sorular yine açıkta kalıyor..
  • Sibel Atasoy Elvan Hnm her yaptığımız tespit gerçeğimiz haline geliyor. Zaten dünyanın gerçeği olarak gördüğümüz şeyler de tüm insanların ortak mutabakatla kesinleştirdiği şeyler. En iyisi, sözleşmelerinizi yakaladıkça fesh etmeniz ve şimdiyi boşaltmanızdır. Bunun başka çaresini bulamadım ben.
  • Elvan EHaklsınız.Bütün resmi göremedikten sonra kuantum felsefesinin en büyük faydası ; kişinin yaradılışı itibarı ile var olan potansiyelini kullanacak hale gelebilmesidir.Çünki Ayça hanımın da akıl konusunda bahsettiği gibi var olanı kullanamamak durumu var.Kişisel sınırların bilinebilmesi açısından çok önemli…
  • Harun U Kaderi satranç oyunu gibi görebiliriz.Kuralları yaratıcı koyar..kimini şah kimini kale kimi er yapar.hepsi özünde taştır.Ama kuralların dışına da çıkamazlar. Taşların birbirine üstünlüğü tamamen görecedir.Ama eski yaşamlardan gelen birikimle ama sadece tek şansla taş olarak tahtaya gelir.. Bu deneyde kendisi için en doğru olanları seçer uygular ve sonunda bir başka taş tarafından yutulur..Aslında o taşta gene kendisidir.Görevi bitmiştir.Başka taşa dönüşmüştür ya da başka bir oyuna gitmiştir ya da tekrar bu oyunu baştan sona izleyeceği yerde bekleyecektir.Peygamber dedikleri insanlar ise bu oyundan çıkabilmiş ve bu döngüyü kırmış özel taşlardır.Bakın derler, bu küpten böyle çıkabilirsiniz, deneyin ve görün.Tanrısız yaşam hilesiz oyun bitirmeye kalkmak gibidir.Hileleri görevli insanlar verir..Er ya da geç bu satranç tahtası da yok olacaktır.Buna da kıyamet denir.Ve şu sözle herşeyin özünü verebiliriz.Bizler ruhu arayan bedenler değil bedeni deneyimleyen ruhlarız..Öldüğümde yok olmayacağıma uyuduğumda uyanacağımı bildiğim kadar eminim..Kader uyandığında kötü bir rüyaydı mı demek yoksa güzeldi aslında demek için mi yapılmış bunu zaman gösterecek.
  • Harun U okumamıştım ama benzer şeyi anlatmışız.frekans kardeşliği 🙂
  • Sibel Atasoy Bu güzel sohbet için teşekkürler,aydınlatıcı ve canlandırıcı oldu.

Özgür İradeyi Gördüm

Özgür iradeyi gördüm dün gece
şahsen görmediğim bir film yıldızı gibi
rollerinden soyunmuş, çırılçıplak
önceleri bunu bir iltifat gibi algılamışım
oysa düpedüz mecburiyettenmiş, yanılmışım.

Baktığım yerden basit bir mekanizma gibi
insanlar ve onların oyunları.
Bir buzdolabı tamircisi gibi baktım
bütün parçalar, şekiller tanıdık ve
sıradandı
birbirlerine önceliksiz!
hiç biri adına seçim yapamazdım
taraf değildim ben
sadece baktım ve bekledim
milyar kere milyar sene bile beklerdim
taa ki
içlerinden biri seçim yapana kadar

sa-24.01.05

Bugün içimi açmak istiyorum
açıp yatağın üzerine sermeliyim
mis gibi yeni çarşaf kokusu
ohhhhh…
bahar parıltısı bu
minik ışıltılar var üzerinde
pırlantalar, elmaslar işlenmiş
bir kaftan gibi
Sizden hoşnutum
hizmetinizden hoşnutum

Bu güzel desenleri nasıl yaptınız
bu yumuşaklığı nasıl kazandınız?
beni her gün şaşırtıyorsunuz siz!

Sizinle karşılaşmak hiç bu denli hoş olmamıştı
bu güne kadar
hiç böylesine teslim etmediniz kendinizi
yoğunlaşmış ışık! Erimiş altın gibi
sizi seviyorum

sa-10.05.05

İnsanın tembelliği

Bi sözün hangi şartlarda söylendiğine bakmaksızın onu yargılamayı kendime uygun bulmuyorum. Çünkü bana göre herşey doğrudur velakin eksik olmak durumundadır. Bunu bilmek yetmez yaşamak gerekir tabi 🙂 İcad ettiğimiz tüm tanımlamalar,  o icad/gereklilik anının bi fotoğrafıdır sadece, onu başka anlar için kullanmak imkansızdır!

Örneğin “bi Türk dünyaya bedeldir” sözünü alıp başka anlar ve durumlar için kullanmaya çalışmak, bi siyasi ya da ekonomik modeli alıp başka bi zaman ve mekana giydirmeye çalışmak gerçekten beyhudedir.

Herhangi bi anın ihtiyacından doğmuş bir “uygulama” ve bunun “çıkarımı”nı, başka ve gerekmeyen durumlar için tekrar tekrar kullanmaya çalışmak insanoğlunun bi tembelliği galiba.

T.E: Yani her yeni zaman kendine göre yeni bir teori üretmeli mi diyorsun?

SA: Şüphesiz. Ve bunun gerçekten TAM bi şey olması için; önceki kanunları kapsıyor olmasına karşılık yepyeni bi şey söylüyor olması gerekir. Bu kolay bişey değildir, işte bu sebeple galiba insanlar kolaycılığa kaçar ve çocuk yapmakla geçiştirir! Sentezden daha kolaydır kaosun yardımını almak :))))

Eski yazılarımdan birinde ele almıştık bu konuyu ve şakayla karışık şöyle demiştik: “sentez yapamıyorsanız bari çocuk yapın! Belki onlardan biri sentez yapmayı becerebilir”

**

Hayat, bireysel özgür irade prensibine göre kurgulandı. Bunu henüz kullanmayan varlıklar için ise “kaos” oluşturuldu. Neden derseniz amaç mümkün olduğu kadar çeşitlenmekti. Eğer çeşitlenme için kendi iradesini kullanmak istemeyen/beceremeyen olursa onları harekete geçirecek mekanizmadır kaos. Zannedildiği gibi düzenin düşmanı değildir o, en has dostu ve yardımcısıdır.

**

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada! Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su! (Tıklayınız)

Bizim nerdeyse her konuşmamız, rüyalarımız,hayallerimiz, iç konuşmalarımız… Bunların hepsi geçmişe yolculuktur. Biz ışıktan yavaş varlıklar normal olarak geçmişte yaşıyoruz. Bazılarımız iyiden iyiye geçmişte yaşıyor:)))

Hep geçmişte yaşıyor olmamıza rağmen bu geçmişte değişiklik yapabildiğimize delalet etmiyor, bu büyük bir niyetlilik ve dirayet, sabırlı ve periyodik bi çaba gerektirir. Eh bu olmayınca geleceğimiz de kabak gibi bellidir, falcılara epey iş çıkar! Geçmişte yaşamak ve onu aynen tekrar tekrar etmek bizi ve geleceğimizi olduğu yere çakar! Buna Toltec jargonunda “kişisel tarihin sabitlenmesi” de denir.

Kişisel tarihin sabitlenmesi bizi yerimize mıhlıyor bu sebeple tercih etmiyoruz. Ama geçmişe onu değiştirebilecek seferler yapabilir ve kişisel tarihi giderek boşaltırsak, hem şu anımız hem de geleceğimiz yeni açılımlar yapar. Bu öylesi bi aşamaya gelir ki, gelecek ve geçmiş bile kaybolabilir, böylece özgürleşebiliriz 🙂 Bu hatıraların unutulması anlamına gelmez öylesine bi hastalık ismi veriliyor. Amaçlanan duygusal depoların boşaltılması. Bizi hafifletecek olan sadece bu.

**

“Kibir, bir yandan bizde iyi olan her şeyin özüdür, öte yandan çürümüş herşeyin özü. Kibrin çürümüş yanından kurtulmak ustalıklı bir taktir gerektirir.”CC

**

Parçalamak ne için?

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu.

Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki?

Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK!

Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba?

Peki “Kızgınlıkla” yok etmek isteyen neden kızmış olabilir?

**

Özgürlük nedir biliyo musun (bu yaşa geldim, öğrendiğim ve hala bu fikirde olduğum şey); bi seçim yaptığında seçmediğini kesin biçimde öldürmektir. Eğer seçmediğin olasılık hala aklında kalırsa, tüm hücrelerini gizli gizli değil alanen zehirler ve hızla ölüm yolcusu olursun.

not: Kesin biçimde öldürmek ise yakmak ile mümkün gibi görünüyor. Hani denir ya “gemileri yaktım”! Yani geri dönüş ümidini ortadan kaldırdım anlamındadır bu.

**

İnziva sedece geçici bir süre için sessizlik ve doğanın natural (artı eksi yük taşımayan doğallığı) ile arınmak, bi banyo yapmak gibidir. Hiç bi şekilde bilinci geliştirme potansiyeline sahip değil.

Özgür iradenin kısıtlılığını kabul etmiyorum. Külli irade denen şey, her an her nefeste seninle birliktedir, oysa insan kendi tarihi bilgilerini esas almaya çalışıyor, her an her nefeste güncelleme yapılabileceğini unutuyor ve bu durumda onunkine kısıtlı irade değil, kendi önceki bireysel çabalarına fazla bağlılık gösteren bi düşkünlük diyebilirim. Yani kısıtlılığı yaratan bizatihi o insanın kendi ise, cüzi ya da külli irade diye bi ayrımdan bahsetmek anlamsız değil mi?

Örneğin gençliğimde, çok büyük bir şirketin genel müdürü bana şöyle demişti: “Muhasebenin bana verdiği tarihi bilgiler benim bu şirketi iyi yönetebilecek kararları almama yeterli olmuyor. Bana öyle bir yöntem bul ki, her an şimdi ve geleceğe yönelik daha isabetli kararlar alabileyim” ve bulduğum yöntemi uygulama konusunda nerdeyse açık çek vermişti 🙂 Yukardaki tesbitime ne kadar uyumlu olduğunu şu anda hatırladığım için bu anıyı paylaştım..

**

Teslimiyet demek, insanın kendisi hakkındaki tüm endişe ve hesaplarını terk etmesi demektir. O uğraşarak gerçekleştirilemez, kendi gerçek doğanızı idrak ettiğinizde kendiliğinden olur. Sözlü teslimiyet, hatta ona duygu da eşlik ettiğinde bile pek az değer taşır ve bir gerilim altında yıkılıverir. En fazla o bir özlemi gösterir, fiili bi gerçeği değil. (Maharaj)

**

Teslimiyetin aslında özgürlüğe ulaştırdığını tatmış olanlar bilir. Halbuki bu iki kelime ne kadar da birbirine zıt görünüyor değil mi? Yıllar önce bunun bir vizyonunu görmüştüm, çok etkilenmiştim ama nerdeyse sekiz yıl sonra ancak ne anlama geldiğine aydım.

**

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.(BKÖ)

Kadınlar neden kendileri olamazlar?
Kendileri olabilecek denli küçük değiller bence. X kromozomu geçe geçe tüm dünya tarihini içeriyorlar ve bunu bilmek de olası değil. Bir zaman bi şiirde galiba, hala bir havva bir de adem olduğunu iddia etmiştim 🙂
Gelelim işin oyun kısmına, siz eğer oyunun kurgusunu bilirseniz o oyunu oynamaktan zevk alır mısınız?
Hatta işi en basitine bir kadına ve bir erkeğe indirgeyelim yine; bir erkek neden deliler gibi aşık olup, zarla zorla birlikte olmayı başardığı kadını kısa süre sonra ikinci plana (ya da daha gerilere) atar? Bu çocuk doğasıdır işte, oyuncak tapılacak kadar istenir ilk aşamada ama ertesi gün modası geçer. Merak arzusu tatmin olur o obje için 🙂 Böylece başka objeler peşine düşer ve oyun da böylece sürüp gitmeyi başarır.
Oyunun dişi kısmı, keşfedildikçe yeni bölümler doğurur, böylece yine nerdeyse ilk hali gibi bilinmeyen kalmayı başarır.