Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade

Sık sık inananların ruhun varlığı kabul edilmeden özgür iradenin varlığı olanaksızdır savıyla karşılaşmaktayız. Bu savı temellendirmek için de, maddi dünyada her olayın bir nedeni vardır, rastlantısal hiçbir olay yoktur, olaylar zincirleme olarak birbirini belirlerler, dolayısıyla, duygu ve düşüncelerimiz beynimizdeki elektriksel ve kimyasal olayların sonucundan ibaretse, özgür irade olanaksızdır argümanı kullanılmaktadır.

Önce, tarih boyunca sonu gelmez tartışmalar yaratan şu rastlantı sorunsalını irdeleyelim. Rastlantı nedir? Elimdeki İngilizce sözlüğün coincidence maddesi, rastlantıyı, şans (chance) sözcüğüne gönderme yaparak açıklıyor: olayların şans eseri ortaya çıkması… Chance sözcüğüne baktığımızda ise, olayların görülebilecek ya da anlaşılabilecek herhangi bir neden olmaksızın ortaya çıkması olarak tanımlandığını görüyoruz… Metin yazarı da, birazdan savunacağım, rastlantı olarak değerlendirilen her olayların gerçekte nedenlerinin olduğu inancını paylaştığından olsa gerek, altını çizdiğim sözcükleri tanımda kullanmış.

Bu noktada, rastlantı sözcüğüne ait temel iki anlamsal ayrımdan söz etmek istiyorum. Bizim rastlantı diye adlandırdığımız olay, görülebilecek ya da anlaşılabilecek olmayan bir nedenden ötürü ortaya çıkmış olabilir. Bizim mevcut algı ve bilgi yeteneğimizi aşan -belki de bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz- bir nedenden dolayı ortaya çıkan bu olayı rastlantı olarak nitelediğimizde epistemik (bizim bilişimize özgü) rastlantıdan söz ediyoruz. Oysa, olayın gerçekte hiçbir neden olmaksızın ortaya çıkması durumunda, bu ontik (varlığa özgü) bir rastlantı olacaktır. Aşağıda, evrende ontik rastlantının olmadığını, olsa bile bunun özgür irade konusuyla bir bağlantısı olmadığını savunacağım.

Devamını oku “Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade” →

Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir

Aloha arkadaşlar, Pluto, “Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir” dermiş.
Aslında her şeyin bir “enerji kalıbı” olduğunu biliyoruz, hatta enerji kalıbı kombinasyonları. Enerji-kalıbının salıverilmesini bir anlamda onun ölümü olarak görebiliriz çünkü dikkat ile beslenemediğinde dağılıp zeki enerji (bütünsel) tarafından emilecektir. Ve yerine tamamen yeni bir enerji-kalıbı oluşturmak gerekecektir. Peki ya dönüştürebilseydik? Bir enerji-kalıbını dönüştürmek ne anlama gelir?

*

Şamanın herkesin gördüğü dünyadan farklı gerçeklere nüfuz edebilmesi onları diğer şifacılardan ayırır. Bir şamanın iyileştirme teknikleri ihtiyaca göre şekillenir ve çok zengindir, bizzat tüm insanlık tarihinin birikmiş deneyimlerine dayanan bir sanattır.

“Testi kırılmadan çocuk dövülmeli” diyenler olabilir tabi 🙂 Oysa özgür irade kanunu, bizim gezegenin tek kuralı, bu sebeple çocuk(!)ların bu konudaki arzu ve talepleri dikkate alınmadan iş yapılmaz, yapılırsa bu KU’nun otoriter stille yönetilmesi anlamına gelir ve bu da sert, garip,sakar ve spastik hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olur.(bilmem sizlere öznel ve nesnel gerçekliğinizle ilgili bir şeyler hatırlatıyor mu?)

7.Prensip PONO bize doğruluğun ölçüsünün etkinliğinde olduğunu söyler. Yaptığımız şey kendimizde ve/veya bütünde bir yarar sağlamış mıdır? Şamanların mistiklerden ayrılan yanı da budur, bizler faydayı tam olarak şimdi ve burada bulmaya çabalarız. Tüm gerçekliklerde şifalandırma işlevlerimiz, şimdiye hizmet eder. Bu temel amaç doğrultusunda esnekliğin gücünü keşfederiz. Dalganın sırtında sörf yaparken belli olur bilgeliğimiz. Aloha

Demiurgos’u bile seversiniz, az bekleyin :)

Demiurgos’un biçimlendirdiği dünya gerçekten de robotlar içindi, tıpkı Matrix gibi ve İsa’nın son anında tanrısına seslendiği gibi: “baba onları affet çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!”
Sistem hem ajanlarını hem de Neo’yu programa dahil etmiştir, her şey mükemmelen planlanmış, dahiyane.
İşte Kahramanın sonsuz yolculuğu bu sayede tekrar edip duracaktır. Bazıları gerçekten Demiurgos’un programından çıkıp kendi gerçekliklerini yapılandırmaya başlayan mimarlar olur, sonsuz paralel evrenler. Özgür irade’nin getirisidir bu ancak.

-Demiurgos, eski ahit’in sahte tanrısı gücünü bizleri cahil bırakmaya adamıştır. Hatta bu amaca hizmet etmeleri için incil’in melekler ve şeytanlar olarak adlandırdığı ve archonlar olarak bilinen varlıkları yaratmıştır. Yapmıştır çünkü insanlık gerçeği öğrenecek olursa o’nu bir kenara atıp asıl yazgısını aramaya başlayacaktır ki, bu da boşluk’tan ayrılıp tek gerçek tanrı ile yeniden birleşmektir. (Empathy / Adam Fawer)
Fawer haklıdır, onu özellikle Olasılıksızla çok sevmiştik. 🙂

Demiurgosla ilgili şu güzel özete göz atabilirsiniz, tıklayınız lütfen

Güneşli bir pazarda MANAnız bol, anlayışınız derin olsun frekanslar. Aloha

BAŞARIyı nasıl tanımlarsınız?

Bu görüş (başkasının çizgisini bölerek ondan üstün gelmektense kendi çizgini uzatmak) ilkine nazaran daha akıllıca ve barışçıl görünmekle birlikte hala kıyas ve ayrılıkçılık gütmekte, başarıyı tıpkı ilk çözümdeki gibi daha büyük ve daha ileri ile ölçmektedir. Oysa üçüncü bir çözüm, herkesin BİRliğe kendi eşsiz yani asla birbirleriyle mukayese edilemeyecek katkısını sunuyor olmasının başarı olarak kabul edilmesi görülebilir. Tabi böyle bir çözüm yayılmacı ve harcamacı bir kültürde nasıl gelişip serpilir onu bilmiyorum fakat imkansız değil üstelik geliştirilmeye de tamamiyle açık.

Şimdi bizim yapacağımız kendimizi iyi izlemek, BAŞARI hissini kıyas yolu ile yaptığımızı fark ettiğimiz anlarda kendimize anlayışla gülümsemek olmalı. Örneğin çocuğumuzun not ortalaması sınıf birincisi olsun diye çabalarken diğer yandan her gün bir diğerinden daha yüksek ve sivri dikilen gökdeleni eleştirirken kendimizi yakalayıp, çelişkilerimize gülümseyebilmek.
Başarı tanımlamamız kesinlikle değişiyor, bu kaçınılmaz yeni enerji nehrinin sunduğu fırsattır, onunla uyum içinde akabilmek için zihnimizi ikna edeceğiz ve bunu oyun gibi yapacağız, eza ve cefayla değil, bence böyle 

Kendimizi daha önceki kendimizle kıyas yoluyla başarı tanımı da bir başka yöntemdi. Bu bile bir gereksinim değil bence, bir başka kabul. Benim kendime önerim, insanın bu dünyaya gelip ilk nefesini alışından son nefesini verişine kadar yaptığı yegane şeyin bütüne katkı sunmak olduğu ve bunu hangi yöntemle yaptığının da yalnızca kendi özgür iradesi ve yetenekleri uyarınca olduğudur. Yani kıyas gerektirmeyen bir başarı bu, sadece dünyada bulunmakla kendiliğinden oluşan bi şey.

Bu yöntem bilinmez bi şey değildir ancak zaman içinde “o zaman insanlar tembelleşir hiç bir şey yapmazlar” karşı görüşü ile reddedilmiştir ve ben de buna çok gülerim. Sanki hiç bir şey yapmamak mümkünmüş gibi bir varsayımdan yola çıkar bu karşıt görüş :))))  Hiç bir şey yapmamaya, konuşmamaya kendini güdüleyerek bir ömür boyu didinen bir yogi bile bi şey yapmış olur ve böylece bütüne kendi en iyi katkısını sunar.

Başarı’yı gübre örneği ile eşleştirmek mümkün. Tohumları ekmişsiniz (doğmak üzere olan insanlar) sonra toprağın yeterli olamayabileceğinden şüphe etmişsiniz! ve onu gübre ile güçlendirmek istiyorsunuz. O gübre ister doğal isterse kimyasal olsun, içeriğine yüklediğiniz kimyasal niteliklerle (başarıya atanan tanım) tohumdan yüksek verim(!) almak istiyor  daha iyiyi ve güzeli hasat etmek için gereksiz bi gayretkeşlik! hahahahahaha O japon bi amca vardı gübresiz ürün yetiştiren ve bunun kitabını yazan, hatırlarsınız .

Yaşamda bilimsel veya spiritüel, yani madde ve mana anlamında gösterilen tüm çaba yalnızca “her şeyin mümkün olabileceğine” zihnimizi ikna edebilmek için. Bu olabildiğinde sonrası için plan yapmak gerekmez  Neyin planını yapacaksınız ki, tüm mümkünlüğün içinde size gereken sadece bir minik kıvılcım, minicik bi istek

Plan her birimizin katılımıyla oluşan, bütününü göremesek de olduğunu bilip ikna olduğumuz bi şeydir. Kişisel olarak hala özgür iradelerimizle isteğimizin, coşkumuzun izini süreceğiz.

Keşfetmenin hazzı ve büyük tablonun emsalsiz katkı sunan bir parçası olmanın zevki…
Yaşamaya değer .

On yıl Öncesinden bir Vizyon

On yıl kadar önce yurt dışında olduğum bir süreçte beni çok etkileyen bir vizyon görmüştüm. Çok boyutlu bi anlamı olduğunu hissetmiştim, bazılarını o zaman anlamıştım, şimdi bazı anlamlarını daha anlayabildim sanıyorum.
Vizyon şöyleydi:
iki ucunda destek çengeli olan sanki metale benzeyen ince bir çubuğun üzerinde boşlukta çırılçıplak yatıyorum. İnanılmaz bir huzur, ancak tanrısal diyebileceğim bir saflık ve rahatlıkla yatıyorum. Bir süre bunun tadını çıkarıyorum. Sonra aklıma şu geliyor, “acaba ben bu çubuk üzerinde esir miyim, bi mahkumluk mu bu” diye. Bu düşünce gelince durumu test etmem gerekiyor, çubuğun üzerinden kalkmaya yelteniyorum, kolayca kalkıyorum ve o alttan ve üstten iki kıskaçlı çubuğu da dışardan görerek çevrede boşlukta biraz dolaşıyorum ve anlıyorum ki kesinlikle beni esir eden bişey söz konusu değil. Rahatlıyorum, e öyleyse madem bu rahatlıktan kendimi neden mahrum edeyim diyerek yeniden çubuk yatağa uzanıyorum. vizyonun bundan sonrasında devreye bir şeyler giriyordu onu şu an tam anımsayamadım, bi yerlerde yazılıdır arasam bulabilirim belki.
Bu çubuğun üst ucu tam başımın altına alt ucu da kuyruk sokumuma dayanıyordu. Şimdi anlıyorum ki bu omurgadır. ve Omurgalı bir varlık olmak ile olmamak arasında tercih yapmak zaten özgür irade kuralına göre her zaman mümkündür. Tabi bunun bir çok alt anlamları da var, aklıma gelen henüz gelmeyen, ancak her vizyon ve her rüyanın bir kişisel manası bir de bütünü ilgilendiren yönü olduğundan bu vizyonu on yıl sonra da olsa paylaşmaya karar verdim 🙂 Hayırlısı olsun