Heterarşi düzendir

“Biyoloji’nin eski paradigması ekosistemde denge ve evrimde ‘şans ve gerekliliğin’ rolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Yeni paradigma da ise, evrim ve hayatta kalma etkileşim halindeki bir çeşitlilik, devinim, uyum, açıklık ve sürekliliğin bir fonksiyonudur. Ekosistemler karmaşık bir karşılıklı nedensellik yoluyla evrimleşirler” (Schwarts ve Ogilvy, 1979, s. 42)

Modern toplumun birçok alanını kesitleyen ve dünyayı yeni bir gözlükle anlamamız gerektiğini savlayan pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar (aynı ölçüde de modern ötesi, yapısalcı ötesi, endüstriyel ötesi, kapitalizm ötesi, görgücülük ötesi paradigmalar) aşağıdaki nitelikleri gösterir (Schwarts ve Ogilvy, 1979):

1. Gerçek karmaşıktır. Değişkenlik, çeşitlilik ve karşılıklı etkileşim bütün sistem ve olguların doğal özelliğidir…”her sistem kendine özgü özellikler geliştirir” (Lincoln, 1989, s. 69).

2. Heterarşi düzendir. Sistemler, hiyerarşik ve piramitsel değil, aksine önceden kestirilemez karşılıklı sınırlılık, etkileşim ve hareketlerle belirlenen heterarşik düzenlerdir.

3. Evren holografiktir. Evren, bileşenlerinin ayrıştırılıp tekrar tersi bir süreçle yerlerine yerleştirildiği şeklinde mekanik bir biçimde anlaşılamaz. Herşey birbiri ile ilintilidir, her parça bütünün bilgisini taşır.

4. Gelecek ve yön belirsizdir. Olasılıklar bilinebilir, ancak kesin sonuçlar kestirilemez; “…geleceğin muğlaklığı doğanın koşuludur” (Lincoln, 1989, s. 71).

5. Ilişkiler doğrusal (lineer) değildir ve karşılıklı nedensellik vardır. A B’ye neden olmak yerine belki A ve B karşılıklı etkileşerek birlikte evrimleşir ve değişirler.

6. Değişim morfogenetiktir. Düzen düzensizlikten doğabilir. Sistemler, niceliksel olmaktan ziyade niteliksel değişime yol açacak şekilde çeşitli, açık, karmaşık, karşılıklı nedensel ve belirsizdir (Lincoln, 1989, s. 71).

7. Gözlemci belli bir perspektife sahip katılımcıdır. Gözlemci gözlenenden soyutlamış ve mesafeli değildir. Nesnellik diye birşey yoktur, fakat perspektif vardır. “Perspektif belli bir açı ve mesafeden bir görüş demektir. Nereden baktığımız ne gördüğümüzü de etkiler. Tek başına hiç bir disiplin bütüncül bir resim veremez. Resmin bütünü çoklu perspektifler yoluyla elde edilen bir imgedir” (Lincoln, 1989, s. 72).

Pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi projeler tek bir “Doğru’nun” olmadığını iddia eder. Dahası, “büyük söylemler, büyük kuramlar ve tek “Dogru’ya” dayalı egemenci perspektif yerini özne merkezli çoğulcu bir yönelime terketmektedir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Benzer şekilde, modernist tez tarafından kutsanan hiyerarşik, tekli toplumsal düzen modernizm ötesi proje tarafından reddedilmektedir. Şöyle ki, “toplumlar belli inanç ve değerlerin egemenliği etrafında düzenlenmiş sistemler değildir, farklılık ve zıtlıklar daha belirleyicidir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Epitemoloji anlamında, pozitivist, akılcı ve modernist görüşler bilginin keşfedildiği ve ortaya çıkarıldığını öngören “esasici” (essentialist) bir bilgi tanımını savunurken, pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar bilginin keşfedilmek yerine yorumlandığını, ortaya çıkarılmak yerine oluşturulduğunu (constructed) varsayar (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 313).

Yükselen paradigma bilimin nesnel bilgi üretme süreci olmadığını, bilimsel sürecin dünyanın göreliliğini temel alan bir süreç olduğunu vurgular. Sosyal olgular, sosyal davranışı belirleyen genellenebilir yasalar türetmek yoluyla değil, bir durumun kendine özgü boyutlarının ayrıştırılması ile anlaşılabilir. “Bilimin bir amacı olarak açıklama, üzerinde çalışma yapılan olgunun kendisi, ve durumlar arasında benzerlikler ve farklılıkların anlaşılması ile sınırlıdır. Ölçme ve araştırma desenleri sistematik analizi amaçlarken genellemelerle ilgilenmek yerine bir olayın daha iyi anlaşılmasını sağlamakla yetinir. “Sonuçları genelleyebilmek için, yükselen paradigmanın ilkeleri ile çalışan bir araştırmacı katı kurallar kullanmaksızın durumdam duruma geçer” (Putnam, 1983, s. 41).

Pozİtİvİsm Ötesİ Paradİgmatİk DönüŞüm ve EĞİtİm Yönetİmİnde Kuram ve Uygulamada Yenİ YaklaŞimlar

Dr. Hasan Şimşek

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Türk Piramitleri

   …

Bilindiği kadarıyla Mısır uygarlığından çok önceleri mükemmel birşekilde ilk insan mumyalayanlar Altay Türkleridir. Bugün SaklıPiramitlerin bulunduğu bölge ise Mu kıtası araştırmalarıyla ünlü ve naacaltabletlerini okuyan araştırmacı James Churchward’ın verdiği bilgilere veçizdiği haritaya göre “Büyük Uygur İmparatorluğu”bölgesidir. “Çin efsaneleri Uygurların 17.000 yıl önce uygarlıklarının zirvesinde olduklarını anlatır. 

Bu Piramitler “Büyük Uygur Türkİmparatorluğu” zamanında yapılmış piramitlerdir. Yıpranmışlıklarıdikkate alınırsa, yapım tarihleri M.Ö. 5000 – 15.000 tarihleriarasında olduğu söylenebilir. Çünkü bu zaman aralığı Büyük Uygur Türkimparatorluğunun medeniyetinin parlak dönemleridir. Bu bölge Uygur-Türk Bölgesidir ve piramitlerin tahmini yaşı uyarınca(Piramitlerin incelenmesine izin verilmediği için sadece tahminlerdebulunulabiliyor) Türkler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Yine bu Piramitlerin içerisinde Proto-Türk yazılarının olduğu tahmin edilmektedir.

Çinlilerin kendi atalarına ait olmayan bu eserleridünyadan gizlemeye çalışmalarını da onların bakış açılarına göre anlayabiliyoruz. Sonuçta insanlık tarihinin yeniden yazılmasıgerekebilir. Bu durumda birçok gerçek değişecektir ve haliyle yerleşikotoriteler bu değişikliği istememektedir. Çinli yetkililer “Turfan”da bulunan mumyalar üzerine bazı açıklamalar yapmakla yetinmişlerdir. Bu açıklamalarda ise şu bilgiler veriliyor: “Turfan mumyaları eski Mısırmumyalarından çok farklı ve teknik olarak Mısır mumyalarından daha mükemmeldir.” Daha sonra Mısır mumyaları ile karşılaştırmalar yapılmış ve Turfan mumyalarının üstünlüğü bilimsel olarak ta ispat edilmiştir. Eldekibirçok veriye dayanarak bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki”Mumya kültürü Türkler tarafından ilk olarak kullanılmış vegeliştirilmiştir. Mısır uygarlığını geri planda bu kültür açısındanbesleyen bir alt yapının olmadığı bilinmektedir. Mumyalama kültürünü vetekniğini bulan ve geliştiren Türklerin bu kültürü Mısır halkına öğretmişolması muhtemeldir. Aynı şekilde Piramit bilgileri deMısırlılara Türkler tarafından öğretilmiş olabilir. 

·                Urumçi mumyaları ise başlı başına birer şaheserdir. Öyle ki urumçi debulunan ve “Lolan” adı verilen M.Ö. 2000 yılına ait olduğu hesapedilen bir bayan mumyası çok dikkat çekmektedir. Bu mumya 4000yaşındadır ve iç organları bile çıkartılmamıştır ve Mısırmumyalarından çok daha iyi durumdadır. Bazı mumyaların üzerinde iseameliyat izleri bulunmaktadır. At kılı ile dikiş atılmıştır. Bubilinen en eski tıbbi operasyondur.

·                Ön-Türk araştırmacısı olan Kazım Mirşan’ın araştırmalarına göreÖn-Türkler tarafından OT-OG olarak isimlendirilen Mısır’a M.Ö. 3000yıllarında Anadolu’dan  Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir.Araştırmacı Bilim Adamı Kazım Mirşan’ın diğer çalışmaları ise şöyledir: Anlamı çözülemeyen 184 mısır hiyeroglif yazısını Ön-Türkçe olarak okumuş ve çözümlemiştir. Bu ilginç bir tespittir. Hiyerogliflerle Ön-Türk dili iç içedir. Kazım Mirşan yaptığıaraştırmalar sonucunda şunları ileri sürmektedir:

·                Yazı, Türkler tarafından M.Ö. 16.000 yılında icat edildi. Anadolu’da da ÖnTürkçe yazıtlar bulunmaktadır. Latin, Yunan, Fenike ve Kiril alfabeleri ÖnTürkçe’den oluşmuştur. Roma’nın küllerinden kurulduğu medeniyet olanEtrüskler Türk’tür. (Etrüskçe yazıtlar ilk defa 2004 senesinde KazımMirşan tarafından çözümlenmiştir.) Romalılardan önce İtalya Yarımadası’ndayaşayan Etrüsklerin konuştuğu dil olan Etrüskçe, Türkçe kökenlidir.İskandinavya dahil, tüm Avrupa’da 5000’den fazla Türkçe yazıtbulunmaktadır. 

 ·                Mısır’daki eşteşlerinden 2000 yıl daha eski ve iki kat dahabüyük olan ve şu anda yasaklanmış bölgede bulunan piramitler Türklertarafından yapılmıştır. Kazım Mirşan ve HalukTarcan tarafından ortaya çıkarılan yeni bir tez, Türk Tarihi’nin M.Ö.16.000’li yıllara dayandığını söylemektedir. Bu teze göre yazıyıTürkler bulmuştur. Tüm dünya alfabelerinin kökeni Türk alfabesidir. Ayrıcabilinen ilk Türk devleti olan Hun İmparatorluğu’nun ilk Türk devletiolmadığı, ilk Türk devletinin Bir Oy Bil olduğugörüşündedirler. Ardından At Oy Bil, Türükbil- (karşılığı: Göktürk) gelir. 

 ·                Türk tarihinin çok eskilere dayanması gerektiğini gösteren en büyük delilise; Orhun Yazıtlarıdır. Çünkü Orhun Yazıtları’ndakullanılan dil ve noktalama işaretleri bu dilin en gelişmiş haliolduğu sonucuna götürmektedir. Böyle bir dilin oluşabilmesi için en az 3000 yıl geriye gidilmesi gerekir. Bugün Çin sınırları içerisinde 300metre boyunda piramitler bulunduğu ve bu piramitlerin Mısır’dan çok önce inşa edildiği tespit edilmiştir. Mısır’ın dip kültüründe de Türkler olduğu iddia edilmektedir. 

·                Norveç, İsveç, Portekiz veFransa’daki mağaralardaki yazıların Türk damgaları (harfleri) ileokunduğunda anlamlaştığı ileri sürülmektedir. İskitlerin yaniSakalar’ın Türk kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Etrüskler,Truvalılar, Sümerler, Hititler ve Friglerin dip kültüründe Türkuygarlığı olduğu görüşü de ileri sürülmektedir. Bu kavimler Türkolmasa bile dip kültüründe Türk etkisi vardır. Japon ve Çinmedeniyetinin de dip kültüründe M.Ö. 4000 yıllarında Orta Asya’dan Çin’eve Japonya’ya göçen Türklerin olduğu kabul edilmiştir. 

·                Türkler Anadolu’ya 1071’de değil, M.Ö. 7000’li yıllarda gelmişlerdir. Çevresi denizle çevrili Anadolu’yu sürekli besleyen Türk göçleri buraya sıkışmışlar ve Türk varlığını tesis etmişlerdir. Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinde karşılarında aynı dili konuşan pek çok Türk grubu ile karşılaşmışlardır. M.Ö. 10.000 yıllarında ılıman iklim ve büyük göllerin olduğu anlaşılan Orta Asya’nın kuruması ve çölleşmesiyle Türk gruplarının çevreülkelere yayıldığı ve diğer kültürlere etki yaptıkları ileri sürülmektedir. Bering Boğazı’ndan geçerek Kızılderili ve Güney Amerika kültürlerinin diplerinde de Türk etkileşimi olduğu ileri sürülmektedir. 

(Kazım Mirşan, Vikipedi Türkiye)

Gerçekten ilginç iddialar, bir kısmını daha önceden de duymuştum, örneğin Çin’deki piramitlerin varlığını, yazının Türkler tarafından icad edilmiş olabileceğini vs. Fakat yukarıdaki alıntıda bundan daha fazlası da var.

Bütün bu önermeler doğruysa birden çok çok mu sevineceğim? Milliyetçilik damarlarım mı kabaracak?

Hiç sanmıyorum, evet ufak bir rahatlama yaşayabilirim sebebi ise; sürekli kökleri tırpanlanarak daha dün doğmuş gibi bilgisiz, cahil ve barbar olduğuna inandırılmış ve böylece aşağılık kompleksine sardırılmış halkımın doğasına dönmesi beni rahatlatır. Doğası neyse ben ona RAZIyım.

Not. Ayrıca yukarıdaki bilgiler Sümer kayıtlarıyla ters düşmüyor. Annunakiler konusu hala gizemini korumaya devam ediyor bence.

Not: Antik Mısır ilginizi çekiyorsa, bu konudaki gezi notlarımın adresi: https://blog.sonsuz.us/?p=80