Onurlandırın

Yeni yılda ve bundan sonraki hemen her yılınızda onurlandırın…

Nedir onurlandırmak?

Eleştirmenin tersi olarak, yine onun gibi sözle, yazıyla, mimikleriniz ve yaşamınızla onurlandırın.
Seçiminizi yapmak için geç kalmış olmayın.

Eleştiri ve onurlandırma, her ikisi de seçimdir. Eleştiriyi seçerseniz Yeni dünya’da eleştireceğiniz pek çok şeyle birlikte yaşamınıza devam edersiniz. Çünkü sizinle birlikte gelmeleri için onları işaretlediniz, onlara enerji vermeyi seçtiniz.

Onurlandırmayı seçerseniz, Yeni Dünya’da onlardan bir çoğu ile bezeli bir yaşamınız olur. Kendinizi onurlandırabileceğiniz yaratımlar yapın, başka şeyleri onurlandırırken kendinizi de ihmal etmeyin, çünkü bunu hakediyorsunuz. Sevinç yolunuzu aydınlatsın, kahkahalarınız birbirine karışsın ve evrende bizi seyredenlerin kulağına kadar giden harikulade bir armoni olsun.

Eğer kendinizi gözlemleyecek, güvenilir bir yoldaş gurubuna sahip değilseniz, evinize, işinize kendinizi gözetlemek için gizli bir kamera koyun. Boş vakitlerinizde kendi kayıtlarınızı izleyin. Ne söylediğinize ve ne yapmakta olduğunuza dikkat edin.
Çevrenizde fiziken neler olup bittiğine çok dikkat edin, duvarlar, yollar, makinalar, kanalizasyon boruları, elektrik kabloları, arabalar, kuşlar, şarkılar, çiçekler, ağaçlar, reklamlar, diziler, filimler, aile üyeleriniz, komşularınız, patronunuz, ev  sahibiniz, kiracınız, iş arkadaşınız, hepsi ama hepsi sizin için dile geldiler! Ve tabi bunların en başında siz dile geldiniz, o sebeple kendinizi kameraya alın diyorum. Kendinize ne tavsiye ettiğinizi başka türlü bilemezsiniz.

Siz ve diğer o şeylerin tümü sizin öğretmeninizdir. Geleceğinizi görmek için falcıya kahine ihtiyacınız yok, hepiniz dile geldiniz zaten, dinlemek yeterli.

Dünya fevkalade işler yapan, yaratımlarıyla çevrelerini sevince boğan insanlarla dolu. Hepsini seyretmeye ömür yetmez, yine de seyretmek, dinlemek ve onurlandırmak için yaşamaya değer.

Seçim ve Alışkanlık

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Danah Zohar- Kuantum Benlik

kitabından özetleyen S.Atasoy

Heroes ve Ursula K. Le Guin

Onları kahraman yapan yetenekleri değil, seçimleri…

Heroes hayranları için yeniden heyecanla beklenen haftalar başladı. Yeni sezonun ilk üç bölümü geride kalırken dikkatimi çeken bazı noktaları paylaşmak istiyorum.

Öncelikle yazar gurubu değişmiş sanırım. Konu daha mistik-yeni çağ felsefesine doğru kayıyor sanki. Bir hevesle Yeni Dünya’yı inşa etmeye çalışıyorlar; fakat acaba dualite çemberinden sağ salim kurtulabilecekler mi?

Lost’un tarzına da bi öykünme seziyorum, yerli yersiz zaman kaymaları ile izleyicinin anlam odaklanmasını yıkmaya çalışıyorlar, malum ne kadar anlaşılmaz ve gizemli olursa insanoğlu için o kadar çekici 🙂

Ve tabi, epey zaman önce farkedip günlüğüme yazdığım gibi, dizinin yazarları Ursula’nın Marifetler kitabını biliyor olmalılar; çünkü gidişat iyice o konsepte kaymaya başladı. Ne kadar güzel bir kitaptır ve ne muhteşem bir yazar, özenmemek mümkün değil doğrusu. Ursula’nın tüm kitaplarını okumuştum zamanında, hatta bazılarını bi kaç kez okudum, o da Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yaratıcısı Douglas Adams gibi yeri doldurulamaz fenomenlerden.

Daha önce bahsetmişimdir, fantastik ya da bilimkurgu tarzında öyle çok okumuşluğum yok (sanıldığı kadar); çünkü gerçekten zor bir saha,  tatminkar ürün bulmak o kadar kolay değil. Benim yukarda  belirttiğim kişilere ilaveten hayran olduğum biri de Hiçi Destanı isimli üçlemenin yaratıcısı Frederik Pohl. İnanılmaz ve bence anlatımı da güzel bir kurgudur, nedense beni çok etkilemişti.

Neyse tekrar Heroes’a dönecek olursak, bu sezon yeni kahramanlar ilave olmuş diziye, çok kalabalıkbir senaryo oluyor ve zaten bölüm süreleri kısa, hepsini her bölüm bulamayacağımız kesin 🙂 Şöyle bir arama yaptırayım dedim, Türkçe bir hayran sitesi buldum, belki ilgilenmek isteyenler olabilir:

http://www.heroes.gen.tr/

Bence 2008 yılına yakışır bir dizi, merak ettiğim ise (doğal olarak) dizinin yazarlarının gerçekten YENİ bişey bulup bulamıyacakları?

Ayrıca ne zaman dizide bir Türk göreceğiz? Japon, Hintli, Meksikalı, her renkten Amerikalı var. Yazarlara tez elden siparişim olsun bu.

Not: Seçimler konusu için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=769

Nereye gidiyoruz zaman erirken?

Karışık şeyler, zihni bulandıran

çekiştirdikçe elinde uzar

dilinde ekşimsi bir tat

Nedir bütün bu olanlar?

 

Nereye gidiyoruz, zaman erirken

çikolatalı dondurma tadıyla

Geniş, çok geniş delikler

dün gece düştüm içeri birinden!

 

Pek manalıydı, yavaşlatılmış

uzun bir öpüşme duygusu

karışırken geniş zamana

topladı birden kendini

 

Liflerinin arasında kalakaldım

hızlandırılmış güne merhaba!

yine çırpılacağım yine

muzlu süt kıvamında!

 

SA

 

22.10.03

**

Kaybederken kazandıran

müsabakalar, bayramlar

seçmediğimi öldüren bir düzen bu

Dünyasal olanın türküsü

 

Seçim yapamazken, pausta bekleten

Ne yok eden, ne var eden

Sonunda verince kararı

bir ölü, bir yeni doğan

 

Üflerim canı, kuvvetli bir

üflemedir beklediği

Hücrelerine yaradılışın özü dolar

hem de dikelir ayağa kalkar.

 

Sonra veririm geriye

Kara toprağın bağrına eskiyi

Artık tercih etmediğimi

Her atığın bir sahibi vardır diye.

 

Her gün, her an yaparım ben bunu

Her seçim tanrılık bir iş

Asla yanlış yapamayacağın

İnatla doğruya doğru!

 

SA

 

29.10.03

 

**

 

Simetriktir insanoğlu

İki ucundan katlasan

bazı minik çıkıntılar kalır

Gerisi havayla cıva!

 

SA

31.10.03

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>

 

 

 

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>

 

 

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”> 

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>