Neye inanacağınızı seçin!

Güzel bir sunum –tıklayınız-, en azından 20 dakikamı yararlı bir şey yaptığıma dair bir hisle tüketmiş/kazanmış oldum (Herkes gibi benim de zamanım en kıymetli şeyim).
Aslında tam ve açık şekilde ifade edilmiş olmasa da konuşmanın sonlarında ortaya çıkan koku (sunumu yapanın sözcükle ifade etmediği ancak tezini oturttuğu esas), inanmanın bir seçim işi olduğudur.

Nasıl yani diyebilirsiniz 🙂
Çok basit aslında; dış gerçeklikler (dış rüya), iç gerçekliklerin(iç rüya) vücut bulmuş – hem de her türlü madde yoğunluğunda (bunların sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmadığını artık biliyoruz, bu sonsuz bir spekturum ) vücut bulmuş olduğunu bildiğimize göre, inandığımız şeyin uygun bir süre (öznel ne nesnel olanların gerçekleşme süreleri farklıdır doğal olarak) içinde görünür(!) olması kaçınılmazdır.
O halde bizim özgür irade dediğimiz şey; neye inanacağımızın seçimidir basitçe.
Bu prosesin insan tarihi boyunca yöntemleri ve uygulamalarını seyredip duruyoruz.
Aslında olay tam olarak inanma da değil, inanmadığınızı düşündüğünüz şeylerdir de! Bu her zaman iki yönü kesen bıçaktır. Sihir(!), dikkatinizi neyin üzerinde tuttuğunuzdur. Dikkatinizi verdiğiniz şey, su vererek büyüttüğünüz her şey gibi büyür gelişir, sanaldan gerçeğe doğru ilerler ilerler ilerler. Bir de bakmışsınız görüyorsunuz!

Süper, şeker bir konudur bu (Hepsi tam tekmil Urban Shaman konseptinde bulunabilir.) 🙂

Bu Özette (Her Şeyin Teorisi adlı kitaptan) görüleceği üzere yapılan saha araştırmaları Bilimsel dalganın, Dünyadaki nüfusu inandırma gücünü tek başına %50 oranında ele geçirdiğini bulgulamış. Yani bunun artık geri dönüşü yok ama değişmeyecek anlamına da gelmiyor. Bence artık bu noktadan sonra ilerleme yanlızca Entegratif ve holistik düzeyde olabilir.
Çok heyecanlı 🙂
İnsan Bilinci Projesi: Tıklayınız

Sen Kokladın Ben Topladım

En azından doğum sonrasında,-çünkü ondan öncesine dair sadece fikir yürütebiliriz, gerçek bilgiden yoksunuz- bu hayatta istediklerimizi tabağımıza alıyoruz, evet ancak bunun farkında olmayan çok büyük bir çoğunluk var. “Sen Kokladın Ben Topladım” diyor Molla Nasreddin. Esas farkındalık burada yapılan çalışmalardır, yani tabağına aldıklarını bilmen bile yetmez nerdeyse, bilerek almaya doğru evrilmemizi özendiren bi rüzgar var sanki. Burada üç aşama var kabaca: 1. tabağındakileri sen seçtin 2. bunu hangi araçlar hangi motivasyonlarla yaptın 3.şimdi artık bilerek seçebilir misin?

Önemli olan seçimi yapmaktır, seçtiğin şey zaten tam da ihtiyacın olan durumları sana getirir. İhtiyacın değilse onu seçmezdin velakin bazen kazayla bi dağınıklık anında ihtiyacın olmayan bi şeyi seçmiş olduğunu düşünürsün fakat bunların çektiği olayları öyle bir hızla geçersin ki yeniden seçim anına geri dönersin. Yani “yollardan hangisi doğruysa onu seçeyim, bunu yapacak gücüm var, lütfen hangi yol doğru bana söyle” diye allaha ya da bi arkadaşımıza, hocamıza yalvardığımız durumlar olmuştur. Ve buna sonraları çok gülmüşümdür. Doğru ya da yanlış yol olmadığını anladıktan sonra tabi : ) Bilinçli seçim ise, seçtiklerini yaşadığını bilmek demektir ve istemediğin durumdan yeni bir seçimle çıkabileceğinden emin olmaktır. Ya da o durumdan çıkmak için vermek gereken kararı hangi sebeple ertelediğini bilmek ve buna rıza göstermektir.

İnsanlar neden istediğim olmuyo derler, bunu çok düşündüm (çünkü benimkiler hemen hep olmuş), iki sebep buldum, fazlası da olur da hele bunları bi öğütelim. Birincisi, insanların istediklerinin çoğu “azmettirilmş” isteklerdir. Yani kişisel bütünlüğün ihtiyacı ile ilgisizdir, dışardan empoze yalancı istekler. Bütünlüğümüz bunları dikkate almaz ve o isteğin oluşması için ışın kılıcını (keskin karar) kınından sıyırmaz! İkincisi, insanların istediklerinin çoğu da olur, fakat onlar bunu istediklerini çoktan unutmuş başka başka isteklere odaklanmışlardır ve gerçekleşen isteklerini fark etmedikleri gibi bunu bir de bu da nerden çıktı, çok şanssızım, ya da adaletsiz dünya şekinde yorumlarlar. Oysa isteklerin sonuca ulaşıp ulaşmadığı dikkatle gözlemlenmeli ve olduğunda teşekkürü yapılmalıdır. Teşekkür önemlidir, hem çevremize hem de bu seçimleri yapabilmiş olan kendimize, kısaca bütünlüğümüze teşekkür; çünkü herşeyle olan bağlantınızı temiz tutar, değilse yıllarca teizlenmemiş soba boruları gibi püf püf aksırır!

Her yaptığımız tespit(yargı) gerçeğimiz haline geliyor. Zaten dünyanın gerçeği olarak gördüğümüz şeyler de tüm insanların ortak mutabakatla kes-k-inleştirdiği şeyler. En iyisi, sözleşmelerinizi yakaladıkça fesh etmeniz ve şimdiyi boşaltmanızdır. Bunun başka çaresini bulamadım ben.

Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Yüzen gezen gerçeklikler

“Otur evlat! Bir gün gelecek, bu güneş bizi bu çardağın altında çok arayacak ama, biz o zaman yunus balıklarının karnında bulunacağız. Elin değmişken kafayı çek! Kanın kaynarken gönül kadehini ahu gözli gelinlerin aşk şarabiyle doldur.” (Kızıl Kadırga)

**

Don Juan görme olarak kast ettiği şeyin dünyayı herhangi bir yorum katmadan kavramak olduğunu düşünüyor; saf mükemmel bir algı. Büyücülük bu amaç için aracıdır. Dünyanın size her zaman öğretilen kesinliğinin terk edilmesi için dünyanın yeni bir açıklamasının öğrenilmesi gerekir, ancak o zaman eski ve yeniyi birlikte tutabilirsiniz. Ondan sonra hiçbir açıklamanın kesin olmadığı göreceksiniz. Şaşkınlığı terk edeceksiniz; gerçek şaşkınlık dünyayı yorumlamadan görmektir. CC

**

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır! (D.Zohar)

O seçimi bize yaptıranın kader olduğunu söyleyebilir miyiz peki? Bence hayır. O son seçim daha önceki trilyonlarca seçimimizin oluşturduğu ve adına “ben” dediğimiz hayali ama hem de gerçek olanın yapabileceği tek seçimdi!

**

Şu ana kadar yaptığımız tüm seçimler geleceğimizi nerdeyse belirginleştirmiş olurlar (falcılar medyumlar bu sayede iş yapabiliyor), geleceğin değiştirilebilmesi tek şartla mümkün olur; şu an, alışık olmadığınız, beklenmeyen, radikal bir karar vermelisiniz. Böyle yapabilirseniz falcılar yeni bi meslek aramak durumunda kalacaktır.

**

Olasılık dalgası görünümündeki bir mütevazı elektron, bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” denir.

Kapsayan, kapsadığı alana gönderdiği dokungaçları bilir. Kapsanan ise bunu bilmez.

Tesadüf ve mucize bilgileri böyle oluşur.

Bir insan mucize/tesadüfle karşılaştığında, onun, kapsamadığı alandan gelmiş olduğunu kabul etmelidir. Reddetmek işe yaramaz. İnanmak işe yaramaz.

Reddettiğinde yerinde sayar, inandığında yutulur.

Bildiğinde kapsamaya hazır olur.

Yutmak ve yutulmak oyun gereğidir. (Bir Kadını Öldürmek-Oyun Kuramı)

**

Bilim bi kesinlik değil bi yöntemdir diye boşa söylemiyoruz. Daha iyisi bulunana kadar en iyi yöntem. Neden? Çünkü her şey gibi handikapları var, farklılıklar ve azınlıklar, genelleştirme kurbanı olur , bu biiir. Gerçeklik gözleyen etkisine tabidir bu ikiiii 🙂

Belki bu sebeple fizikçiler en geniş bakabilen, en alçakgönüllü bilimcilerdir (benim gözlemim)

**

Gerçekler gül gibidir, sadece kısa bir an için güzelliğin doruğuna erişirler. sa
Bu kadar geçici olmaları yine de kıymetlerini düşürmez değil mi? Biz onu elden geldiğince uzatırız bi yolla; parfümü ile, reçeli ile, fotoğrafları ve bilimum resimleri ile hayatımızın tümüne yaymaya çalışırız 🙂
Aslında dünyadaki hemen herşey gibi çiçekler de bize tüm oluşu özetlemek için her an canla başla uğraş veriyor. Bahçesi olan ve onun bakımıyla uğraşırken zevkten kendini kaybeden isanlara gıpta ile bakıyorum. Onlar bir anlamda çobanlar gibi ulvi bir iş yapıyorlar. Bizim gibi (sanatçılar, filozoflar, vs) gerçekliği saklama ve yayma gayreti içinde değiller, hatta belki bu iş onlara gülünç geliyor olabilir. Mevsimler ve gerçekler birbiri peşisıra gelip geçiyor onların önünden. Sadece çok kısa bi an parlamaları için diplerini çapalıyor, gübreliyor, ilaçlıyor ve hepsinden öte her an onlara dokunuyor ve sevgilerini paylaşıyorlar.

Çantada keklik değiliz!

Yarın gelip oyumuzu isteyeceklere duyurulur!

Bu liste kamuya açık bir mekanda ne istediğini bilen, önceden taraf olmayan, sorumluluk sahibi vatandaşlar tarafından oluşturulmaktadır.

“Türkiyede bir tane okuma yazma bilmeyen kadın kalmayacak” sözünü kim veriyor? Verse de söz yetmez, bunu nasıl yapacaklarının plan programını gösterip bizi ikna etsinler. Kafamız az çok basıyor, anlayabiiliriz. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Milltvekili, bakan, baskanlarin yakin, uzak aile fertlerinden hic birinin devletten gelir & ihale, yuksek meblaglarda para kazancaklari islerde olmamalarini istiyorum. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Siyasiler tarafından verilen her türlü söz indimde değerini kaybetmiştir.Beni ikna edecek şey, kendi siyasi yapılanmaları içinde ne kadar kadına yer verdikleri, kendilerinin eşleri ve çocuklarının özgürlüklükleri konusunda nasıl bir tutum edindikleridir. Partilerinde ve evlerinde uygulamadıkları eşitlik ve özgürlüğü benim için sağlayacaklarına inanmam zor. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Kadınalar ve çocuklar için herşey baştan yapılandırılmalı. En önemlisi şiddeti durdurmak elbette. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Taraf değiliz, isteklerimizin iyi anlaşıldığını ve onların gerçekleştirilmesi için samimi ve akılcı planlar yapıldığını görmek, hissetmek istiyoruz.  Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Kadınlar için Kadın Evleri kurulsun. Buralarda  kadınlık annelik dişilik ile ilgili korkularin kilitleri kırılsın.Kadınlara rüyalarının dilini çözecekleri sezgilerini bileyletecek çalışmalar yapılsın. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Eğitimde seçmeli ders olarak Yaratıcı Drama Eğitimi verilsin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Öğetmenlerin zihinleri ve kitapların içi yenilensin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Dans dersleri her yerde olsun.Oyumuzu isteyelere duyurulur.

**

Sınavlar kalksın,projeler gelsin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Geri kalmışlıktan bile öte, ilkellik sınırında %10 seçim barajının tez elden en azından yarıya düşürülmesini istiyorum. Elinde fırsat varken bu demokrasi ayıbını düzeltmeyenler oy istemeye hiç gelmesin yanıma.

**

İş yaşamında, ofis ortamında kadının tacizini (sözlü veya fiziksel) engelleyecek güvenlik sistemleri, kamera v.b zorunlu hale getirilmeli… Ve yasal olarak tacizin ıspatı kabul edilip cezalandırılmalı.. Sağlıklı ve özgür bir iş yaşamı için…

**

Anadolunun tüm doğal kaynaklarının, genel dengeyi bozacak şekilde baltalanması, HESler, hormonlu ve GDO lu yiiyecekler, yiyecek ithal eden ülke konumuna düşürülmemiz son derece kaygı verici. Bu konularda incelikli çözümler üretilmesini istiyoruz.

**

Çocukların rahat dolaşabileceği ve bisiklete binebileceğimiz düzenli yollar ve yeşil ortamları  istiyorum. Çocuklu kadınlar için mahallelerde özel eğitim ve bilgi alabilecekleri ve toplanabilecekleri küçük mekanların düzenlenmesini istiyorum.

**

Ülkemizde “aç mezarı yok” şeklinde bir atasözü var, bu anadolunun maddi ve manevi zenginliğinin getirisiydi. Ancak son on yıllarda bir çok bahanelerle, hayvancılık ve ziraat neredeyse can çeker duruma düşürüldü. Biz on onbeş milyonluk Avrupa ülkesi değiliz, yetmiş milyon insanın beslenmesi ile ilgili gelecekte büyük krizler oluşabilir. Gelecek yönetimler bu büyük problemi hangi plan ve programlarla aşmayı düşünüyor? Yoksa bu genç nüfus açlıkla terbiye edilip başka yaşlı-ülkelerin savaş eri, hasta bakıcısı mı yapılacak.Bu konuda bizi ikna edecek uygulama planı nedir?

**

Çocuklar hepimizin anlayışı, feodal yapılanmadan önce özellikle kabile yaşamlarında geçerli bir durum. Halen Afrikanın ve güney amerikanın bazı bölgelerinde, Küba’da bu uygulamalar devam ediyor. AB deki bazı gelişmiş ülkeler de bu eski uygulamaları daha modern şekilde uygulayan sosyal devlet modelleri sunuyor. Çocukların toplumun garantisi ve sorumluluğu altına almak birçok problemin halledilmesinde önemli rol oynar kanısındayım. 0-6 yaş çocuğun eğitimi hem kişisel hem toplumsal ve evrensel anlamda hayati öneme sahiptir. Bu eğitimin tüm ülkede ücretsiz olarak sağlanması hususunda yönetime talip olanların plan ve programları nelerdir?

**

Çocuk, toplumun göz bebeğidir, yarınlar için umuttur (değilse yapmamalıdır) bu sebeple onun güvenilir, şefkatli ve bilinçli ortamlarda yetişmesini istiyoruz. Bu durumda anne baba eğitimi, daha çocuk doğmadan önce başlamalıdır. Kendimize benzettiğimiz çocuklar bu dünya için gerçekten YENİ olmazlar. Çocuk, aile ve ana baba eğittimine bu bilinçle yaklaşabilecek ne gibi çözüm önerileriniz ve planlarınız var? Bunları duymak muhakeme etmek ve karara varmak istiyorum. 

**

Savaş uçağı yerine… yazılım kodlarına sahip olmadığımız savaş uçaklarına para vermek yerine… aynı para ile Anadolunun tam ortasına kocaman bir barış ormanı kursak?… arsa bedava… devletin. para… milletin. emek herkesin… Anadolu çölleşmekten çıkar zannımca. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

Anne ve baba adaylarının ya da olmuş olanların, maddi- manevi özgür hale getirmek.Günümüzde ağırlaşan faturaları ödeyebilmek,başlarını sokabilecekleri evlerinin kiralarını ödeye bilmeleri için çalışıyorlar üstelik çok ağır şartlar ve mesai saatlerinde.Mesai saatleri vardiyalı olmalı,böylece hem ebeveynler yorulmaz hem daha çok iş gücü olur.Böylece çocuklarıyla geçirecekleri saatler külfet olmaz,kendilerine de vakit ayırabilirler.Tüm çalışma alanları vardiyalı olmalı,böylece ana sınıfı,yani okul öncesi öğretmenler de 8/10 yerine ı bıkkınlık duymadan işlerini yapabilirler.

**

Okul eğitim sistemi tamamen değişmeli.Yaşadığı Ülke Yönetimine güvenmeli insanlar. Telefonla konuşma ücreti 3 lira gözüken bir telefon faturasına bi dolu vergi listesi koyup 14 lira ödüyorsa kullanıcı; ” neler oluyor” diye soruyorsa ve göz göre göre bunları ödemeye zorlanıyorsa bu Demokrasi olabilir mi? Böyle bir sisteme güvenebilir mi? Üniversiteyi bitirdiği halde işsizler ordusu hala mevcutsa! Bizi duymalılar.Mevcut sistem insana hizmet etmiyor.Güvensiz, mutsuz insanlar ne kadar doğru çocuk yetiştirebilir? Oyumuzu iisteyenlere duyurulur.

**

Halk eğitim merkezlerinde ücretsiz permakültür kursu açılsın , uygulamalar yapılsın.özellikle köylerde bu kursun yılda 2 kez verilmesini öneririm.doğayı hırpalamadan uyum içinde ve tam verimle birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerek artık.kadim bilgiler unutturuldu,tohumlar bozuldu.bu verimli topraklara hiç yakışmıyor halimiz.oyumu isteyene duyurulur.

**

Her nerede yaşıyor olursak olalım, hangi doğa olayıyla (deprem, tsunami, yanardağ patlaması, seller, fırtına, kasırga, hortum, kuraklık vs) karşılaşma ihtimali olursa olsun ve hangi yaşta olursak olalım doğada hayatta kalmayı, yaşamı sürdürebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ne yenir, ne yenmez, ateş nasıl yakılır, nasıl barınak yapılır, ne nasıl yetiştirilir, doğadaki diğer varlıklarla barış içinde nasıl olunur vs.. böyle bir öğrenim süreci bizi doğaya yeniden yaklaştırırken belki de doğal yaşama konusunda, böyle bir durum açığa çıkmadan da hayatımızı bu yönde yeniden organize etmemize yardımcı olabilir..

Bunun icin ana okullarindan baslayarak , doga bahce ,hayvan lar dersleri uygulamali olarak butun egitim kurumlarinda zorunlu ders olarak eklenmeli.Tabiki bunlar icin okullarin bahceleri olmali olmasi olanakli olamayanlarin belediyeler tarafindan ya bahce tehsis edilmeli veya okullari bahcesi olabilecek yerlere tasimali.Butun egitim kurum larininin her semestre UC hafta olmak uzere ogrencileri doga icinde pratik ve teorik olarak kamplara goturmek. Oyumuzu isteyenlere duyurulur..

**

Ayırım yapmadan insanın, insanca yaşamasını istiyorum.Sırası geldiğinde hepimiz ENGELLİ ADAYIYIZ diyoruz.Maalesef sözde.onlara acıyarak bakmanın onları üzdüğünü düşünüyor muyuz?Sosyalleşmeleri gelecekleri için ne yapıyoruz?Nereye nasıl gidecekler.Ben kaldırıma zor çıkıyorum.Onların gidebileceği sinema ve tiyatro vs bu kolaylıklardüşünülmüş mü? Otobüs ve minibüse binmek inmek canbazlık.Engelli olmak için bu vasıtalara binmek yeterli.Sağlık hizmetleri yaşamlarını nasıl sürdürecekleri ayrı ve üzerinde durulacak bir konu. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

Eleştiriye tahammülü olan yönetimler istiyorum. Eleştiriyi duyabilen, bizleri memleketini önemsiyor ve kendini de iyiye doğru yapılandırıyor demektir. Çok seslilik ve azınlık fikirlerin korunması için daha çok özgürlük, tam demokrasi istiyorum.

Sivil toplum örgütlerinin yaygınlaşmasına ihtiyacımız var.Sosyal farkındalık gruplarının işlerliğini artırmalıyız ve yönetimlerin bu yapılanmaları kucakladığını görmeliyiz. Böylece kendimizi daha rahat ve anlaşılabilir şekilde ifade etmeyi öğreneceğiz.

**

Ben sanat eğitiminin önemli derslerden olmasını ve memur(?) öğretmenlere değil de gerçekten bildiklerini paylaşmaktan zevk alan öğretmenlere şans tanınan bir eğitim öğretim sistemi talep ediyorum.

sanat eğitimi konusundaki beklentim; bir sanat eseri nasıl yorumlanır sorusunun genel hatlarıyla cevabı, gelmiş geçmiş büyük sanatçıların ve akımların ele alınması, öğrencilerin bireysel görüşlerinin çözümlenmesi, periyodik tiyatro, sinema, sergi ziyaretleri gibi etkinlikler düzenlenmesi vb. şeklinde.

**

Bildiğini paylaşmayı seven ve bunları paylaşacağı ortamı arayan insanları bir araya getirebilecek mekanlar oluşturma şartı var.Okul dediğimiz şimdiki betonarme yarı kapalı hapishaneleriiz çocukları büyüklerin hayatından uzak tutmak ve belli bir alanda kısıtlamak için mevcut yapılardır diye düşünüyorum.

Herbirimizin özgünlüğü ve biricikliği dahilinde yaratıcılığın özgürce ifade bulduğu herşeyin sanat olduğu düşüncesinde biri olarak, yaratıcılığı açığa çıkaran uygulamalara ihtiyaç var kanaatindeyim.. bu bağlamda aileden başlayarak bebeklikten itibaren sorgulayıcı olmaya izin veren, aynı zamanda bireylerin kendilerini “yapıcı” (ortak iyiliği dikkate alan) olarak ifade etmelerini mümkün kılan sorumluluk duygusunu geliştiren ortamlar yaratmaya ihtiyaç var. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

TBMM’de n az %50 oranında kadın milletvekili istiyoruz. Son 2007 seçimlerinin ortaya koyduğu tabloya göre, kadın milletvekili sayısı 50, oranı ise %9… Daha önceki genel seçimlerde TBMM’deki kadın milletvekillerimizin oranı %0,6 ile %4,6 arasında değişti. Bu nasıl bir aczdir anlamakta zorluk çekiyorum. Türkiyede yetişmiiş, sorumlu duyarlı kadın yok mu yani? Ayrıca Belediye başkanı seçimlerinde de %50 ninüzerinde kadın görmek istiyorum. Madem evinizi, çocuğunuzu(geleceğiniz) teslim ediyorsunuz neden beldenizi şehrinizi teslim edemeyeceksiniz?

**

Bir kişi hayatı boyunca 2 (iki) seferden çok milletin vekili olmamalı. Milletin temsilciliği meslek haline getirilemez. Bu bir bayrak yarışı gibi olmalıdır. Seçmek gibi seçilmek de onur ve görevdir. Milletvekillerine yalnızca görev yaptıkları süre için (kendi meslek ve işlerini memleket görevi için geçici süre bırakmak zorunda kaldıkları gerekçesiyle) maaş ödenmelidir. Buna rağmen hizmeti için ücret talep etmeyeni de zorlayamayız. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

TAM demokraside, her birey zaten kendini özgürce ifade etme hakkına sahiptir, öyleyse milletvekillerine sağlanan dokunulmazlık kanunun mahiyeti nedir, gerekli midir. Ben dokunulmazlıkların kalkmasını istiyorum çünkü bu kutsal makam (milletin temsilciliği) adaletten kaçanların mekanı haline geliyor.

**

Yurttaşlık dersleri içerik değiştirilerek ve öncelik sırasında ön sıraya alınarak gençlerin hak ve sorumluluklarını öğrenmelerinde, anayasal haklar, demokrasi bilinci ve bir topluluğun diğerlerine eşit değerli bir üyesi olma konularını adım adım öğreten bir program olmalı. ” insan olmak” adlı interaktif workshoplar yapılmalı. Pratik ve uygulamalı olarak bu anlamdaki aile, ülke, insanlık, doğa ve dünya konusundaki sorumluluklarımız konusu çocukların da düşünce üretmelerine imkan veren yaratıcı biçimde ele alınmalı. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Ekonomik yardım gibi yapılan (böyle gösterilen) para bağışlarının ülkemizi bağladığını, girdisinden çok çıktısı olduğunu artık görmeliyiz.Dünya bankasının işlenmeyen tarım alanları için verdiği paranın emperyalist emeller taşıdığı, toprağımızda yetiştireceğimiz ürünler dış kaynaklı kota sınırlamalarını dayattığı hepimizce aşikar olmalıdır artık.Karbon kredisi sistemi de kapitalist kazanç olmayınca verilmiyor.Yani biz doğamızı özgün haliyle koruduğumuzda bu kredi yok.Ne zaman ithal ve yurtiçi kapitalist yatırımcılar para kazanabileceklerini görüyorlar o zaman kredi alınabiliyor. Bu gerçeği görüp ülkemize yatırım yapılıyor diye sevinmeden önce arka planda olanlara etkin denetleme yapabilecek örgütlülükleri ve yetkileri almalıyız halk olarak.Hakkımızı korumalı sahip çıkmalıyız

**

Artıkk “izm” ler korkusu olmadan kendini ifade edişe destek veren, özgür iradeyi destekleyen, evrendeki tüm varliklara saygılı söylemleri, edimleri ve programları önerenler çıksın piyasaya

**

İnsana, hayvana, Doğaya, çevreye değer vermeyen, katleden, itlaf eden, söylemleri iel eylemleri tutmayan, hukuktan şaşan siyasetçiye, partiye, derneğe OY YOK. Oy verdirmek de YOK . Şiddet istemeyen ama şiddeti umursamayan sırıtarak veya ahlayıp vahlayarak geçip gidene OY YOK. Oy verdirmek de YOK .Ötekileştirerek Barıştan bahseden, düşmanlaştırarak Barıştan bahsedene OY YOK. Oy verdirmek de YOK .Bu bir vatandaş çığlığıdır, vatandaşını hiçe sayan, koyun sayan siyasete OY YOK, deniz bitti.

**

Sorumluluk bilinci ile yürütülmeyen çabalar, sonuçta kontrolsüz bir gücün ortaya çıkmasına sebep oluyor. Dünyanın bugünkü durumuna bakıldığında, bilimin ve bilim yapmanın nihai amacını yeniden tanımlamak gerekiyor. Çünkü ortada insan hayatını gözetmeyen, hak ve adaleti tesis etmek için kullanılmayan ve insanlığın geleceğini tehdit eden bir bilim ve teknoloji gücü var.  İnsanlık âlemi, bu içine düştüğü durumu daha üstün bir bilgi sistemi ile gözden geçirmeli (revizyon) ve kendine yeni bir konum (koordinat) belirlemelidir.

**

TV yayıncılığında bilgi ve kültür düzeyi, toplum ortalamasının birazcık bile olsa üzerinde olabilmelidir diye düşünüyorum; çünkü ucuz ediniilen kolaycı ve tek yönlü iletişim aracı olma hasebiyle insanlar üzerinde dehşetli bir etkisi var. Oysa yaklaşık otuz senedir yayın kalitesi her yıl daha çok düşüyor, öyle ki nerdeyse toplumun en düşük kültür düzeyine hitap eder şekle bürünüyor. Bu hassas duruma çare olacak teklif ve projeler bekliyorum.

**

Her konuda geçici çözümler yerine, uzun vadeli kalıcı ve yapıcı çözümlerin hertürlü menfaatin önünde ülkemizi düşünerek alınmasından yanayım.

**

Türkiye yeniden kendine yeten bir Türkiye olsun.

**

http://www.facebook.com/home.php?sk=group_194142017283604&ap=1#!/home.php?sk=group_194142017283604&view=doc&id=194166657281140