Sonsuzu Anlamak

sonsuz1

Evrende, sonsuz sayıda odası olan bir oteliniz var. Bir gün sonsuz sayıda müşteriye sahip bir tur otelinize geliyor. Ve müşterilerine yer vermenizi istiyor. İşiniz kolay. Diyorsunuz ki,” 1. müşteri birinci odaya, 2. müşteri ikinci odaya. Bu şekilde sırayla yerleşebilirsiniz.” Müşteriler yerleşmeye başlıyorlar. Buraya kadar herşey normal. Ama o sırada, sonsuz müşteriye sahip bir tur daha geliyor. Bu yeni gelen müşterileri nasıl yerleştirirsiniz. Boş odam yok diyemiyorsunuz, çünkü sonsuz odalı bir oteliniz var. Hadi bu grubu bir şekilde yerleştirdiniz diyelim. Her birinde sonsuz sayıda müşteri olan, sonsuz sayıda tur geliyor. Ve bunlarıda yerleştirmeniz isteniyor.

Bu sorunu çözebiliyorsanız, sonsuzu anlıyorsunuz demektir.

Sonsuzluktaki Tanrı

Bir gün karşınıza bir cin çıkar ve dile benden ne dilersen der. Tek dilek hakkın olduğunu söyler. Fakat siz birden fazla dilek istediğiniz için cin’e ilk dileğinizi söylersiniz. “5 dileğim gerçekleşsin.” Oysa bu bir meta dilektir. Cin sizin meta dileğinizi yerine getirmeye yetkili olmadığını bunu tanrıya sorması gerektiğini söyler. Tanrıyla konuşup konuşamayacağını sorarsınız cin’e. Direk olarak konuşamam der ve bekleyin lütfen deyip;

1 saniyede meta cine (yani kendisinden bir üst yetkili cine) sizin dilek hakkınızı sorar,
Meta cin, metameta cine 0.5 saniyede, Metameta cin de metametameta cine 0.25 saniyede sorarak ve bu şekilde 2 saniyede soru tanrıya ulaşır.

2 saniyede cevabın gelmesi sürer, toplam 4 saniye sonra meta dileğiniz kabul edilmiştir.
Bu sefer merak edersiniz ve tanrının ne olduğunu sorarsınız cin’e ve şöyle açıklar:
“Benim veya herhangi bir meta^x cin in tanrısı, kendinden üstte kalan sonsuzluktur.” der. “Herhangi bir noktada bulunan cin için tanrıya olan uzaklığımız aynıdır ama gördüğünüz gibi O’nunla iletişim kurabiliyoruz bu şekilde. Ve 4 saniye içinde cevabı alabiliyoruz tanrıdan. Tanrı sabit bir nokta değildir, bu sonsuzluğun kendisidir.”

Ufuktaki Enerji Etkileşimi-5.ci ders

Gerçek zihnin, yaşam boyu sürmüş bi uyuşukluktan uyanarak ortaya çıkıyor.
“Sonsuzuk seni eline geçiriyor”  diye devam etti Don Juan, “bunu sana göstermek için kullandığı yolların başka hiç bir nedeni, amacı ya da değeri olamaz. Ancak senin yapman gereken, sonsuzluğun saldırıları için hazırlıklı olman. Muazzam büyüklükteki bi darbe için sürekli hazır tutmalısın kendini. Bu, büyücülerin aklı başında, sağduyulu biçimde sonsunsuzlukla yüz yüze gelme yoludur.”

Bu olayın ardından Castaneda çok huzursuzluk duyar ancak her zamanki gibi kendini işlere gömerek bu tasadan kurtulmaya bakar. Bi gece yine yazdıklarıyla meşgulken aniden bir hal içine girer, bunun bi bayılma, ya da psikolojik bi nöbet olduğunu sanır ancak az sonra gözlerinin önüne muazzam bir narçiçeği leke gelir ve sonra okuyabildiği sözcükler halinde patlar. Çok hızlı devinmekte olduğundan bi çok detay aradan kaçar Castaneda için. Bu yaşadıklarının heyecanı içinde merakla Don Juan’a koşar her zamanki gibi ve olanları anlattığında;

“Sonsuzluk ilk kez üzerine böyle çöküyor. Yııldırım çarpması gibiydi, melekelerini tümüyle ele geçirdi. İmgelerinin süratine gelince, onu ayarlamayı kendin öğrenmek zorundasın. Bazı büyücüler için bu yaşam boyu süren bir iştir. Ama şimdiden sonra enerji sana bi sinema perdesine yansıtılıyormuş gibi görünecek. Yansıtmayı anlayıp anlamaman başka bir konu. Doğru yorumu yapabilmek için deneyime gereksinmen var. Tavsiyem, çakingen davranmayıp hemen başlaman. Enerjiyi duvardan oku! Gerçek zihnin ortaya çıkıyor; bunun yabancı donanım olan zihninle hiçbir ilişkisi yok. Bırak gerçek zihnin hızı ayarlasın kendi kendini yeme.”

“İnsan enerjiyi bir metin gibi okuyabilir mi?” diye üsteler Castaneda bu ona besbelli bunaltıcı gelmiştir.

“Metni okusan harfi herfine tekrarlayabilirdin onu. Bununla birlikte, bi sonsuzluk okuyucusu olmak yerine bi sonsuzluk izleyicisi olmaya çalışsaydın, bu kez de izlediklerinin hiçbirini betimleyemeyecek ve tanık olduklarını kelimelere dökmekten aciz olduğun için anlamsız sözler saçmalayacaktın. İşitmeye çalışsan da ayn ışey olacaktı. Bu sana özgü bişey elbette. Zaten seçimi sonsuzluk yapar. Savaşçı-gezgin rıza gösterir sadece. Ama her şeyden önce, onu tanımlayamıyorsun diye olayın seni bunaltmasına izin verme. Dilimizin söz diziminin ötesinde bi olay bu.”

 

Sonsuzluk, ulaşılmaz olmak ve Rüzgar

Sonsuzluğa göre bir savaşçı için tek zahmete değer girişim özgürlüktür. Başka her türlü girişim aldatıcıdır. Her şeyi bir saat içinde feshedebilir misin?

*

Büyücüler insanlara boşlukta hayranlık duymazlar. Onlarla konuşur, onları tanırlar. Başvuru noktaları saptarlar. Kıyaslama yaparlar. Senin yaptığın biraz çocukça. Uzaktan hayranlık besliyorsun (Castanedanın bilişsellik profösörü Lorca’ya duyduğu hayranlığı kast ediyor). Kadınlardan korkan adamın başına gelenlere çok benziyor bu. En sonunda er bezleri korkusuna üstün gelir ve kendine ilk merhaba diyen kadına tapınmaya başlar.

*

Büyücülerin öncülü, bi şeyi içeri almak için, onu koyacak bi alan bulunması gerektiğidir. Günlük yaşamın ayrıntıları ile tepeden tırnağa doluysan, yeni hiçbi şey için yer yoktur. O yer oluşturulmalı.  Ne demek istediğimi anlıyor musun? Eski çağların büyücüler, yaşamını “özetlemenin” o alanı oluşturduğuna inanırlardı. ÖZETLEME bunu gerçekten yapıyor ve çok daha fazlasını da elbette.

*

“Dünyasını sıkıp onun biçimini değiştirmediği için ulaşılmaz olur kişi. Hafifçe dokunuverir ona, gereksindiği sürede kalır orada, sonrabir iz filan bırakmadan tez ayrılır oradan.” CC

*

“Dünya giz dolu bir yerdir, özellikle alacakaranlıkta.” Çenesinin hareketiyle rüzgarı imledi Don Juan “Bizim peşimizden gelebilir bu. Bizi bitkin düşürebilir, hatta öldürebilir de .Günün bu saatineo yalnızca bi rüzgar olmaz, bu saatte yalnız erk olur. Oun rüzgarın içinde saklanan, fırıldak gibi dönen bir sarmal, bi bulut bi duman ya da bi yüze benzediğini  söyler DJ, belirli bir doğrultuda ilerler, ya yuvarlanıyormuşçasına ya da döne döne ilerler. Bi avcının doğru biçimde hareket edebilmesi için bütün bunları bilmesi gerek.”

Sekiz dal parçası koparıp yere o dalların altına kendini saklar ve sessizcce durabilirsen, rüzgar en çok yirmi dakika içinde kesilir. İnanmıyorsanız deneyin 🙂

 

Özgürlük-Sonsuzluk

Rüzgar için neden pek çok kişi “özgürlük” anlamını uygun bulur?
Bana göre rüzgar çok belirgin bir düzenin esiridir, alçak basınç -yüksek basınç arasında helak olan havadır. Basınç ise havanın ısınmasına bağlıdır. Yani  Rüzgar, güneş enerjisinin dönüşmüş bir biçimidir denebilir.
Acaba rüzgarın hangi yönü insanlara özgürlüğü anımsatıyor?

*

Mutlak Kesinlik, hayatın durması anlamına gelirdi ve bu da sonsuzluktur bi anlamda. Sonsuzluğu bu kadar kafaya takan insanoğlu gerçekten mutlak kesinlik aradığını biliyor mu? Ya da sonsuzluktan başka bir beklentisi mi var? Ne bekler sonsuzluğa gönül vermiş insan? Mesele yoksa sadece bedenin-ya da BEN’in- ölmemesi midir?

  • Aşkın Vezir Sanıyorum en çok 35 yaşta sabitlenmiş bir sonsuz beden,sonsuzluğa gönül verenlerin olmasa bile,sonsuzluğu dileyenlerin hatırı sayılır çoğunluğuna yeterli olurdu…

    sonsuzluğa gönül vermiş insan ölmemeyi değil tersine ölmeyi diler..Ben ve bedenin olmadığı an olmalı sonsuzluk..Elimizdeki eldivenlerle ne kadar dokunabilir ki suya…ve nasıl hissedebilir ki onu…

  • Sibel Atasoy Acaba bu gerçek simyacılar, değişimin sonsuzluğunu mu arıyorlardı?

     

    Turan Erdal Mutlak kesinligi ben herhangi bir anda fotograf cekmeye benzetirim.

     

    Aşkın Vezir Öyle olmalı diye düşünmekteyim..Hatta öyle ki değişimin sonsuzluğu dediğimizin de bir son olması ironisi ile birlikte..Nasıl bir sarmaldır hep yenilendiğini hissettiğimiz..Ve aslında sabit..Hepsi sadece bir an,sonsuz tek bir an…

     

    Sibel Atasoy Finans jargonunda buna bilanço da diyebiliriz. Fakat bu da pek mutlak kesinlik sayılmaz, o resme bakanların her birinin her bakış anında başka şeyler ortaya çıkıp bazı şeyler yok olacaktır

     

    Sibel Atasoy pan-enteistik görüşün açıklamaları çok sınırlı google türkçe aramalarında,sanki o yöne biraz dikkat göstermek gerekirmiş gib igeliyor bana, en azından sonsuzluğu anlamak için

     

    Turan Erdal Kanimca simyacilar herseyin özünü ariyorlardi. Özden yola cikarak herseyi degistirme yetisine sahip olmayi amacliyorlardi.

     

    Aşkın Vezir Her şeyin özünü değiştiren ve bilinen,görünen “o” yapan öz’ü aramak…ne kadar tanıdık…

     

    Sibel Atasoy Kendini aramayı çağrıştırıyor bana

     

    Turan Erdal Simyacilar herseyi altina cevirmek istiyorlardi. Neden altin olsun ki? Altin cok degerli oldugu icindi galiba. En cok degerli olan seylerin arasinda kendimiz de variz, maddeyi altina degistirirken ayni zamanda kendi de degisiyor.

     

    Sibel Atasoy Aynı zamanda altın yaratıcılıkla, gümüş ise tutarlılık ve sabırla ilişkilendirilmiş.

    Aşkın Vezir Bu durumda yine Pan-enteist yaklaşıma gelmekteyiz..Neden ve sonuç’a dair öz’ün birliğine.Sonsuz neden&sonuç ilişkisinde simyacının varacağı yer kendini bulmak dışında ne olabilirdi ki…Herşeyin altına çevrilebilir olduğu bir an’da altın istenilen olmaktan çıkacaktı..YA sonra…