Ruhsal Dünyaya Uyanış -2

Önceki paylaşım, 1.blm için tıklayınız

Bazı Aborjin kabilelerinde DADİRRİ denilen bir varoluş hali vardır; bunu DERİN DİNLEME olarak tercüme edebiliriz. Yaşlıbiraborjini olan Miriam Rose dadirriyi, hepimizin içinde uzanan derin kaynakla bağlantı kurmamızı sağlayan özel birnitelik olarak tanımlar. Kurulan bu bağlantı, dadirri ya da sessiz, sakin, dingin bir farkındalık halini gerektirir.

Dadirri, barış ve huzur getirerek, uyum ve ahenk yaratarak, denge oluşturarak, nerede hastalık varsa orada sağlığı yeniden tesis eder.

Bu videodan bizzat kendisinin sesinden dinleyebilirsiniz, tıklayınız

Aborjinin sesini dinlerken ne hissettiniz (ingilizce bilin ya da bilmeyin önemli değil)?

*

Okyanusun ruhu Kanaloa; “büyük barış” anlamına geliyor ve o ALOHA’dır yani sevgi.

*

Doğa mistisizmi dahilinde DOĞA ile yani hayat-veren güçle doğrudan, kişi-ötesi bir bağlantı kurarız ve bu bağlantı ne tür bir yöntemle olursa olsun onun ruhunun canlı olduğunu hiç bir şüphe olmaksızın anlarız. Vizyonerler onu içkin ve dost bir varoluş şeklinde hissetmişlerdir.  Özgün mistikler, bu muazzam tecrübenin uzay-zaman sürekliliği boyunca günümüze uzanan deneyimlerini fark etmemiz için boşluğa basamaklar döşemişlerdir.

Bizler bilinçli farkındalığımızı genişletmemize imkan veren bir donanımla genetik olarak programlanmış durumdayız. Bu programın nasıl aktive edileceği ile ilgili pek çok şamanik bilgiyi öğreniyor, uyguluyoruz. Böylelikle doğa üzerinde egemenlik ve kontrol kurmaya çalışan batılı zihnimizi dayanak almaktansa doğamızdaki özgün zihnimiz ve yüreğimizle aynı çizgide, daha uyumlu şekilde yaşamış oluruz.
Devamını oku “Ruhsal Dünyaya Uyanış -2” →

Her Şey Rüya Görür

Sadece geceleri değil, 24 saat içsel rüya görmekteyiz. Bunu gerçek anlamda kavrayabilsek, muhtemelen problemler problem olmaktan çıkacaktır, ona göre algılamaya çalışalım bu cümleyi.

Belki inanması zor ancak rüya tüm zamanlarda var ve biz zaman zaman onları dinleriz, onlara ayarlanırız. Bu uyum, biz yetişkin ve çocukları şiirler, romanlar, hayali gezintiler için cesaretlendirir.

Pasif rüyacılar onları akışına bırakır ve rüyalarla birlikte akarlar.

Aktif rüyacılar ise yaratıcı fantezilerle bir bedel olmaksızın hayalperestliğe geçerler. Bu olaylar hep Kahiki’de (orta dünya) geçer ve 7 prensibin mantığı ile çalışırlar.

Gündüz düşleri , ikinci dikkat seyahatlerinin bir çeşidinden bahsediliyor. Şimdiye kadar yazılmış hikayeler, romanlar,şiirler vb gündüz düşlerinin sonuçları olarak ortaya çıkmıştır.

Pasif rüyacılar , rüyalarını birine anlatmak, paylaşmak , bundan bişey çıkartmak kaygısı duymadan rüyalarla akarak yaşarlar. Bunları bir formata dökenler mesela bu gündüz düşlerini şiir , roman yapanlar aktif rüyacıdırlar.

Gündüz düşü, bir hayale dalıp gitmektir diye tanımlayabilriiz. Mevcut ortamını fikrini ve duygusunu kaybetmeden ( ki kaybedenler de olabilir), hayali belirlemeye çalışmadan içine dalınır. O dalınan yerden yani o sıradaki seyahatten bir takım şeyleri hatırlayıp geri getirilebilinir ya da hiç bişey hatırlanmayabilir.

Sadece insanların değil canlı-cansız tüme varlıkların, her şeyin 24 saat rüya gördüğüne dair varsayımla işe başlıyoruz.

Belirgin bir objeye, onun gördüğü rüyayı bilmek niyetiyle dikkatimizi odakladığımızı ve bu rüyaya uyumlandığımızı farzedelim. Dikkatimizi o objeden çekene kadar ondan zihnimize her ne geliyorsa ona uyumlanalım. Bu işlem, kendi rüyalarımızı değiştirme işlemi kadar şifalandırıcıdır. Hatta neticeleri derhal görülür ve neticeleri bizleri şaşırtır.

Bunun bir uygulaması olarak bir kişinin ya da objenin başını (üst tarafını) sağ üstüne odaklanın ve onun şu andaki rüyasına uyumlanmaya niyet edip boşlukta , ümitsiz-beklentisiz olarak bekleyin. (beklentisizce beklemek, bir beklentiye girerek beklemekten daha yararlı). Bir süre içinde zihnimizde bazı şeyler belirecektir. Burada da tıpkı bir rüya değiştirmede yaptığımız gibi 3 yoldan birini uygulayabiliriz.

Bu durum ,o kişinin haberi olmadan yapılan bir şey ve bu özgür iradeye saygısızlık olmaz mı sorusu akla geliyor. Buna cevaben; burada kişinin özel alanına girmek, onu rahatsız etmek sözkonusu değildir. Siz onun rüyasına uyumlanıyorsunuz ve onun KU’suna başka yaratıcı seçimler sunuyorsunuz. Bunları kullanmak ya da reddetmek yine o kişinin KU’sunun kararıdır. Yani bu bir hipnoz ya da bir büyü değil, sadece daha iyi bir alternatifi o rüya içine koyunca, KU çalışma sistemi gereği mantıklı ve zevkli olan ya da en az acılı olan yöntemi alır, bunu gerçek kabul eder ve kullanır. Bunu, kişiyi kötü duruma düşürmek amacıyla kullanamazsın çünkü KU bunu zaten kabul etmez, çünkü o ana kadar verilmiş kararların ve denemelerin en iyisini alır. KU, daha iyi olasılığı kendi yaşamasa bile, biz hayalimizde daha iyi olasılığı canlandırıp yaşanmış gibi sunarsak, KU bunu kendi deneyimi zannedip alabiliyor.

Bu aslında inanılmaz bir şifa tekniğidir. Buradaki anahtar kelimeler niyet, odaklanma, dinleme- uyumlanma ve beklemedir.

Devamını oku “Her Şey Rüya Görür” →

Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı

https://www.youtube.com/watch?list=PLQsKUZpf5dzDol5yfN-2A7PBMR7GzqmRU&v=3cIuqt2yKds
On şarkı yaklaşık 45 dakika sürüyor bu videoda. Ben dinlerken çok bariz bir gevşeme, neşelenme, umursamazlık, beklentisizlik gibi hisler duydum. Ayrıca daha ilk parçanın sonundan başlayarak çevremde, evimin binamın çevresinde su damlası gibi nötr bir baloncuk oluştu ve genişledi. Sanki sadece beni değil çevremdeki alanı da nötrleyen bir etkisi olduğunu hissettim.
Eğer böyleyse bu videoyu dinlediğimiz her bir kişinin olduğu yerde armonik/huzur dolu bir adacık oluşuyor ve buna giren çıkan tüm insanlar -ne olduğunu bilmeseler bile- bu nötürlenmeden nasiplerini alıyorlar demektir. Çok hoş. Aloha
*

Devamını oku “Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı” →

Garden Tiki ziyaretinde sürpriz

Dün gece uyumadan önce birkaç gündür görüşemediğimiz en içten dostumla(güç hayvanım) buluşup hasret giderdik. Sonra kimin teklifiydi bilmiyorum benim Garden Tiki’ye (Kahikideki bahçem) gittik. Orada büyük bir sürprizle karşılaştık (aklımda fikimde yoktu), sevgili Paramahamsa Nithyananda bahçemizi ziyarete gelmişti. Bunun nasıl bir mutluluk olduğunu anlatamam. Onu elimizden geldiği şekilde ağırladık hatta yine epeydir ziyaret etmediğim ELF yerleşkesine gittik birlikte. Her gidişimde bambaşka oluyor onların yerleri, çok yaratıcı ve espritüel insanlar doğrusu. Bize yine o tuhaf ışık lokumlarından ikram ettiler. Bu kez herkes havada süzülüyordu, yerçekiminden sıkılıp onu kaldırmışlar bir süre sanırım. Harikaydı. Sonra üstat Nithyananda ve can dostumla birlikte okyanusun üzerinde gezindik ve nedense ani bir kararla Lemurya batığına gitmeye karar verdik. Okyanusun dibine doğru uzunca yol aldıktan sonra bizi yunuslar karşıladı. O derinlikte bunu beklemediğim için çok şaşırdım ve aynı anda inanılmaz bir ayma anı yaşadım, yunusların Lemuryan ruhlar olduğuna dair bir hatırlamaydı bu ve daha önce hiç böyle bir şey duyup okumamıştım. Uzun bir vizyon olduğu için şimdi hepsini yazamıyorum ama uykuya geçtikten sonra sabahaçok yakın son derece canlı bir rüya gördüm. Bu da beni son derece şaşırttı, şimdilik onu anlatmayacağım 🙂 Aloha
İkinci seviye urban shaman eğitimi alan pireşamanlar, kendi garden tikilerine gidiyorlar mıdır acaba diye merak ettim?
Not: Üstat Nithyananda’nın tüm bedeni gözle fark edilmeyen yeşilimsi bir sis tabakasıyla çevrili ve bu inanılmaz bir lezzette, onu tatmana izin veriyor çünkü tükenmez bir kaynağı var sanırım. Bal gibi ama pek de tanımlanamaz bir madde bu. Ondan akan şifadır diye çıkarsıyorum. Bunu normal hayatımda (mutabakat rüyası) da bir kez yaşamıştım, hiç beklenmeyecek biri aynı yeşilimsi sis mantosunu giyiyordu.
İkinci not: ELFler benim garden tiki’de kiracı olarak oturuyorlar, yani ilk gittiğimde onları orada buldum, ilginç bi şatoydu o zaman. Bana burada kalmaya devam etmek istediklerini söyleyip izin istediler. Bu benim için bir şerefti doğrusu. Çok bağımsız, ilginç insanlar 🙂
Garden Tiki Nedir: Hawaii bilgeliği Huna geleneğinden bir terim olup, hayal ederek yarattığımız, çeşitli amaçlar için rüya bedenleri ile gidebildiğimiz kahiki (orta dünya) içinde bir yerdir. Orada merak ettiğiniz her şeyi sorabilir, normal hayatta bir araya gelemeyeceğiniz kişi ve olaylarla birebir görüşüp, karşılaşabilirsiniz. Bahçe, içsel dünyamızın tutarlı bir kısmıdır çünkü PO’nun yakın bölgelerinde bulunduğu için daha tanıdıktır.

Satranç ve Ruh

satranc-siyah-beyaz

Satrançta insan zekası şartlı refleks veya alışkanlıkla açıklanmayacak bir özellik gösterir: yaratıcılık. Büyük satranççıların, çok satranç oynamak sonucu, bir çeşit otomatizm kazandığı ileri sürülmüştür. Büyük satranççı değişik satranç pozisyonlarına şartlanmıştır ve fazla düşünmeden en uygun hamleyi bulur; bir diğer deyişle oynadığı yüzlerce oyunun izleri belleğinde kalmakta ve o bir kompüter gibi belleğine baş vurarak en uygun hamleyi bulmaktadır. Gerçi satrançta pratik yapman önemi yadsınamaz, ancak unutmamak gerekir ki, satrancı çok oynayan herkes büyük satranççı olamamaktadır; nitekim bir insan çok konuşmakla hatip, çok şiir okumakla şair, çok keman çalmakla besteci de olamaz. Büyük satranççı için satranç teorisi ve geçmiş oyunlarda kazanılmış deneyimler elbette gereklidir; fakat bunlar yetmez Bir mucide de çalıştığı alandaki teorik bilgiler gereklidir, bir bestecinin elbette teorik müzik bilgisi olmalıdır, ancak bu teorik bilgiler “yaratıcılık” yolunu açmaz. Büyük satranççının hamlelerinde icada, keşfe, resim, heykel, ve beste yapışa, şiir, roman vb. yazışa benzeyen bir yaratıcılık vardır. Bütün yaratıcılarda ortak olan yön, geniş bir hayal gücü sayesinde gizli kalmış olanakları bulup çıkartmak ve bu yolla dünyayı değiştirmektir. Bir bilim adamının bir laboratuarı ve yeteneği bulunur, yapacağı keşif büyük ölçüde bu iki öğeye bağlıdır. Benzer olarak satranççının önünde pozisyon ve ruhunda yetenek vardır; en iyi hamleyi (veya satrancın şiiri denilen hamleyi) başlıca bu iki faktör belirleyecektir. Diğer faktörler, örneğin katılımla kazanılmış kişilik, duygular, tecrübe ve çevre de tabii rol oynar. Fakat bilim ve sanat alanında da görüldüğü gibi, büyük satranççılar diğer faktörler kendilerine karşı olduğu zaman bile, özel yetenekleri sayesinde turnuvaları kazanabilir.

Curielerin kötü laboratuarlarla, Bethooven’in kulakları ile savaştığı gibi, gerçek satranççılar da bir kere oyuna başladılar mı hiçbir şeyden etkilenmezler. Tabii gürültü hariç. Tüm dünyada satranç turnuvaları büyük bir sessizlik içinde yapılır. Seyirci turnuva salonuna alınmaz ve oyunları, binanın dışına asılmış büyük manyetik panolardan izler. Satrançta yenilginin tek sorumlusu oyuncunun kendisidir; kazandığında tek kahraman kendisi olduğu gibi. Satranç tek kişilerin yönettiği ordular arasında bir savaştır. Oyunun başında her iki tarafta eşit şansa sahiptir ve elinin altındaki kuvvetin başkomutanı durumundadır. Karşı tarafın yapması olası pek çok hamle vardır, fakat gerçek savaşta olduğu gibi her olasılığı değil, en olası olasılığı düşünerek hareket etmek gerekir. Çünkü zaten bütün olasılıkların sayısı düşünemeyeceğiniz kadar büyüktür.
Devamını oku “Satranç ve Ruh” →