MU’dan Yayılan Bilgelik

Mu Uygarligini tanimamizi saglayan ilk arastirmaci, Ingiliz Albay James Churchward’dir. J.Churchward Mu ile ilgili ilk arastirmalarina Hindistan’da bulundugu sirada baslamis ve elli yili askin bir zaman içerisinde tüm dünyayi dolasarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmistir. Aslinda pek çok kutsal kitapta ve pek çok kültürün mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kitanin yer aldigina, bu kitanin üzerinde on binlerce yil hüküm süren ileri bir uygarligin yesermis olduguna ve bu uygarligin yozlasarak yok olduguna dair atiflar yer almaktaydi. Örnegin, Hintlilerin’Ramayana Destani’nda, Maya Kutsal metinlerinde ve Misir’in Ölüler Kitabi’nda kismen ya da açikça Mu Uygarligindan söz edilmektedir. Fakat Mu Uygarligini dini ve mitolojik kimliginden siyirip, konuyu bilimsel bir temele oturtan ilk kisi J. Churchward’dir.
Hindistan’da görevli bulundugu sirada bir tapinaga konuk olan J. Churchward Batik Mu Uygarligi hakkinda ilk bilgilerini bu tapinaktaki arsivlerden edinir. Naga-Maya dili denilen, çesitli sekillerden, sembollerden olusan çok eski ve ölü bir dilde yazilmis olan bu tabletler Mu kutsal metinlerinden kopya edilmistir. Naga-Maya dili Hindistan’daki arkaik sanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint dilinden daha eskidir. J.Churchward Naga-Maya dilini bilen basrahipten bu ölü dili 2 yillik bir çalisma sonunda ögrenir. Ve rahibin de yardimiyla bu tabletlerde yazilanlari çözer. Burada yazilanlara göre, bu yazilar 15.000 yil önce yazilmis olup Hindistan’a Mu’nun bilim rahipleri dedikleri ‘Naakaller’ tarafindan getirilmis tabletlerdir. J.Churchward bundan sonra Güney Pasifik adalarina, Orta Asya’ya, Misir’a, Sibirya’ya, Birmanya’ya, Avustralya’ya, Orta Amerika gibi daha birçok yerlere giderek Mu’nun varligina iliskin pek çok kanit elde eder.

Uygurlar öğretiye (MU), Mayalar gibi ilk elden ulaşmış oldukları için şu an bu lisanın uzantısı sayılan Hawaice ve Japonya içinde anlam ve yapı açısından Türkçe benzerliği olan birçok kelime var.

Not: LeMUrya’dan Hawaii’ye intikal eden Huna felsefesi ve bilgeliği Laniakea kitabımızda ele alının ana konu olup, üçlemenin devamında uygulamaların daha detaylı işlenişine şahit olacağız.

Laniakea İsmi Nereden Geliyor?

The Laniakea Supercluster (Hawaiian: Laniakea “immeasurable heaven”; lani for heaven + akea for immeasurable or spacious) is the galaxy supercluster that is home to the Milky Way, the Solar System and theEarth. It consists of three regions, which were previously designated as separate superclusters:

The name Laniakea was suggested by Nawa‘a Napoleon, an associate professor of Hawaiian Language and chair of the Department of Languages, Linguistics, and Literature at Kapiolani Community College, a part of the University of Hawaii system. … The name honors Polynesian navigators who used knowledge of the heavens to voyage across the immensity of the Pacific Ocean.

https://en.wikiquote.org/wiki/Laniakea_Supercluster

Uluslararası bir araştırma grubu, Samanyolu’nun da bir parçası olduğu süperkümenin haritasını çıkardı. Süperkümeye Laniakea adı verildi. Hawaii Üniversitesi’nde çalışan ve Hawaii dili uzmanı olan Nawa’a Napoleon tarafından önerilen bu isim, Hawaii dilinde “cennet” anlamına gelen “lani” ve “sonsuz” anlamına gelen “akea” kelimelerinden türetilmiş. Doç. Dr. Napoleon, bu ismi önerirken, astronomi bilgilerini kullanarak Büyük Okyanus’ta seyahat eden Polinezyalılardan esinlenmiş. Yaklaşık 100.000 gökada içeren Laniakea’nın çapının 500 milyon ışık yılı (ışığın beş yüz milyon yılda katettiği mesafe) kadar olduğu ve içerdiği kütlenin ise Güneş’in kütlesinin yaklaşık 1017 (yüz milyon kere milyar) katı olduğu belirtiliyor. Araştırmanın sonuçları Nature’da yayımlandı. – See more at: http://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/dunyanin-yeni-adresi-laniakea#sthash.xnFsKW1D.dpuf

Yeni Dünya’nın Penceresi

Sibel Atasoy’un “Laniakea” adını verdiği yeni romanı; Cinius Yayınları’ndan çıktı. Kitabın en önemli özelliklerinden biri geleceğe yönelik yeni bir Dünya’nın penceresini aralarken, gerek anlatım dili, gerek olay dinamikleriyle geniş bir yaş yelpazesindeki okuyucuya sesleniyor olması.

Alan W.Watts’ın; Aslında ‘dünyaya gelmek’ değil yaptığımız, dünyadan çıkmak: Tıpkı yaprakların ağaçtan çıkması gibi. Okyanus nasıl ‘dalgalanırsa’, evren de ‘insanlanır’, sözüyle giriş yaparak, insanın dünya yolculuğu için belirişine farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını yeniden vurgulamış olan Atasoy’un “Laniakea”sı; Anayurt Lemurya adını verdiği fantastik-bilimkurgu üçlemesinin ilk kitabı.

Özellikle belirtmek gerekir ki; bu kitap kesinlikle sadece bir fantastik-bilimkurgu değil, geçmişi ve geleceği birleştiren bilimsel bir öngörü.

Sıradan bir gün nasıl sıra dışı bir maceraya dönüşür?

“Genç bir çift bir motosikletle dağda kamp yapmaya giderler. Karanlık çökmeden çadırlarını kurmaya çalışırken birden kadın ortadan kaybolur. Erkek de ertesi gün bir çoban tarafından bir ağacın içinde ölü bulunur. Adeta kısmen ağaçla bütünleşmiş gibidir. Neyse ki kimliklerini belirlemeye imkan verecek bazı materyaller kaybolmamıştır da kişilerin ailelerine bilgi verilir ve soruşturma için hızlı bir başlangıç imkanı bulunur. Meydana gelen olay öylesine sıra dışı ve mantığa aykırıdır ki, yetkililerce derhal yüksek seviyeli ulusal güvenlik kapsamına alınır ve istihbarat elemanlarınca bir dizi soruşturma başlatılır. Hikayenin gelişim evrelerinde, okuyucu kendini kahramanımız Serap’la birlikte, bir çok farklı zaman ve boyutta gezinirken bulur.”

laniakea

Laniakea
Sibel Atasoy
Cinius Yayınları
308 Syf.

Bir yazarın kitaplarına baktığınızda, hayatın içinde durduğu yeri de görebiliyorsanız, yazar yazının hakkını vermiş demektir. Sibel Atasoy da her romanında olduğu gibi bu gerçeği bir kez daha, hatta daha güçlü kanıtlıyor.

Aynı biçimde; insanların zihin ötesini kaleme almak gerçek bir ustalıktır. Yazar, farkındalık penceresinden bakıldığında, gerçek olanı, efsanevi bir masal tadında anlatıyor bu yapıtında.

Dünya’nın hızla değiştiği, kadim uygarlıkların önemli izlerinin birer birer su yüzüne çıktığı günümüzde, artık hiçbir şey eskiden olduğu gibi ‘öğretilmiş, kabul görmüş’ bilgi kirliliklerine pabuç bırakmayacak kadar uyanış halinde.

İnsanın içinde var olan ve en küçük zerresine kadar  (DNA, atomlar, kılcal damarlar deyin isterseniz) doğadan şifrelenmiş kodları içeren “Yeniden yapılanma, yeniden doğuş, geniş ve kapsayıcı farkındalık” bir bir su yüzüne çıkmakta.

Artık eski defterler sadece bir hologramın figürleri olarak tebessüm ettiriyor Urban Şaman’lara… Rüyaların sadece bir gece fantezisi olmadığı da adeta bilimsel olarak kanıtlanıyor.

Hepimiz, büyük ve ilahi bir gücün zerresi olmanın bilincine varırken; zerrenin ne kadar büyük ve ilahi bir hakikati içerdiğini de bilir hale geliyoruz.

Yazarın kendi ağzından, kitabın açılımını şöyle özetleyebiliriz;

“Bileşik sistemin bütünlükçü bir özelliği olan kuantum dolanıklık kavramının üzerine yapılandırılan roman, paralel dünyaların varlığına dair çok boyutlu bir anlatı çabası olup, yeni bir Dünyaya geçişin bütünsel şifasını amaçlamaktadır. Kitabın son fasikülü ise (anlatıcı tarafından gri sayfalar olarak tanımlanan bölüm) okuyucuyu bu serüvenden, evlerindeki güncel ve standart konumlarına sağlıcakla dönebilmelerini sağlamak adına, sevip saydıkları bilim, felsefe insanlarının beyanlarından oluşan bir manifesto sunar. Dikkatli bir okuyucu aslında bu kitapta sunulan ve şimdi fantastik gelen tüm bu olay örgüsünün dünyanın kaçınılmaz kaderi olarak bilim, felsefe ve teoloji tarafından öngörülmekte olduğunu fark edebilir.”

İşte bazen bir yazar tüm bunları evimizin içine kadar taşımaya aracı oluyor.

Keyifli okumalar.

http://www.kayiprihtim.org/portal/2016/05/25/laniakeada-bilincten-oteye-yolculuk/

Zihin ötesine yolculuk

Radikal Kitap’tan….

Sibel Atasoy’un yeni romanı ‘Laniakea’nın daha ilk sayfalarında fantastik olduğu kadar hayalinizdeki bir gerçekliğin kapısından içeri adımınızı atıyorsunuz…

20.05.2016 00:45

FERYAL ÇEVİKÖZ

Sıradan bir gün nasıl sıradışı bir maceraya dönüşür?

Genç bir çift motosikletle dağda kamp yapmaya gider. Karanlık çökmeden çadırlarını kurmaya çalışırken birden kadın ortadan kaybolur. Erkek de ertesi gün bir çoban tarafından bir ağacın içinde ölü bulunur. Adeta kısmen ağaçla bütünleşmiş gibidir. Meydana gelen olay öylesine sıradışı ve mantığa aykırıdır ki yetkililerce derhal yüksek seviyeli ulusal güvenlik kapsamına alınır ve istihbarat elemanlarınca bir dizi soruşturma başlatılır. Hikâyenin gelişim evrelerinde, okuyucu kendini kahramanımız Serap’la birlikte, birçok farklı zaman ve boyutta gezinirken bulur.

Alan W. Watts’ın “Aslında ‘dünyaya gelmek’ değil yaptığımız, dünyadan çıkmak: Tıpkı yaprakların ağaçtan çıkması gibi. Okyanus nasıl dalgalanırsa evren de insanlanır” sözüyle giriş yaparak, insanın dünya yolculuğu için belirişine farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını yeniden vurgulayan Sibel Atasoy’un ‘Laniakea’sı; Anayurt Lemurya adını verdiği fantastik bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı.

Romanın daha ilk sayfalarında fantastik olduğu kadar hayalinizdeki bir gerçekliğin kapısından da içeri adımınızı atıyorsunuz. Özellikle belirtmek gerekir ki bu roman kesinlikle sadece bir fantastik bilim kurgu değil, geçmişi ve geleceği birleştiren bilimsel bir öngörü. Bir yazarın kitaplarına baktığınızda, hayatın içinde durduğu yeri de görebiliyorsanız, yazar yazının hakkını vermiş demektir. Sibel Atasoy da her romanında olduğu gibi bu gerçeği bir kez daha, hatta daha güçlü kanıtlıyor. Aynı biçimde, insanların zihin ötesini kaleme almak gerçek bir ustalıktır. Yazar farkındalık penceresinden bakıldığında, gerçek olanı efsanevi bir masal tadında anlatıyor.

Dünyanın hızla değiştiği, kadim uygarlıkların önemli izlerinin birer birer su yüzüne çıktığı günümüzde, artık hiçbir şey eskiden olduğu gibi ‘öğretilmiş, kabul görmüş’ bilgi kirliliklerine pabuç bırakmayacak kadar uyanış halinde.

İnsanın içinde var olan ve en küçük zerresine kadar (DNA ya da atomlar deyin isterseniz) doğadan şifrelenmiş kodları içeren yeniden yapılanma, yeniden doğuş, geniş ve kapsayıcı farkındalık bir bir su yüzüne çıkmakta… Artık eski defterler sadece bir hologramın figürleri olarak tebessüm ettiriyor Urban Şaman’lara… Rüyaların sadece bir gece fantezisi olmadığı da adeta kanıtlanıyor… Hepimiz, büyük ve ilahi bir gücün zerresi olmanın bilincine varırken zerrenin ne kadar büyük ve ilahi bir hakikati içerdiğini de bilir hale geliyoruz. İşte bazen bir yazar, tüm bunları evimizin içine kadar taşımaya aracı oluyor…

Laniakea hakkında
Sibel Atasoy:
Kitabı yazmaya başladığımda dosyanın ismi ‘Boyutlararası Yolculuk’tu fakat bir sabah aniden onu değiştirip ‘İsimsiz Roman’a dönüştürdüm. ‘İsimsiz’le yaklaşık otuz bin kelimelik yol aldığımda, oluşan enerji kendine isim talep etmek adına üzerimde güçlü bir baskı uygulamaya başladı ve adını ‘Laniakea’ olarak değiştirdim. Kitabı yazdığım süreçte güneşimizin bağlı olduğu Samanyolu galaksisinin içinde yer aldığı devasa bir süperküme keşfedildiği haberini okumuştum. Ona verilen isim beni şaşırttı, çünkü ben bu ismi bir yerlerden anımsıyordum. Biraz düşününce Laniakea’nın Huna bilgisinde ‘sonsuz cennet’ anlamında kullanıldığını hatırladım (hatta onun hakkında yazılmış küçük bir özeti de kitabın sonundaki gri sayfalara ekledim), ilginç geldi, gülümsetti ve unuttum gitti. Bana hep böyle olur. Unuttum zannedermişim aslında! Size tüm hayallerin, vizyonların ve yeni diye iddia ettiğimiz her şeyin unutulmuşların çorbasından çıktığını, onun sadece yeni bir bağlanış gerçekleştiren eski olduğunu söylesem nasıl karşılarsınız?

LANIAKEA
Sibel Atasoy
Cinius Yayınları, 2016

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/zihin-otesine-yolculuk-434177

Kitap canlı, benimle konuşuyor!

ilk izlenimler … ”…Yani canlı gibi olmalarını anlayamıyorum!nefes nefeseydi elini yeniden duvara yaslayıp itti,hem parlak hemde saydam görünen duvar ilk seferinde olduğu gibi esnedi. ‘Bu şeyler’, dedi Manawa,eliyle duvarı ve diğer şeyleri işaret ederek ‘Aka ismini verdiğimiz,bütün maddi oluşumların biçimlendiği fiziksel evrenin temel maddesidir,hem fiziksel hemde zihinsel düzeyleri ile düşünce modellerini yansıtan bir ayna gibidir.Eh bizler de hayli esnek bir halkız denebilir,sanırım bu şeyler de biraz bizi yansıtıyor.’ Utanmış bir edayla hafifçe gülümsedi. Laniakea sayfa 59 Laniakea bir kitap değil,fantastik bilim kurgu roman hiç değil.Yani öyle görünüyor olabilir ama canlı, benimle konuşuyor,okurken vizyonlar görüyorum.Böyle bir şey hiç yaşamadım ve çokkkk şaşkınım…

Ezgi Sezgi -12.05.2016