0-6 deyip geçemem!

“Sanki bana bakmaktaydı, zira bir an için onun benim varlığımın bilincine, belki de benim de kendi ölümümün bilincine vardığım şekilde vardığını duyumsadım. Gene tüylerim ürperdi. O böcekle benim aramda o kadar da fark yoktu demek ki. Ölüm, bir gölge gibi, ikimizi de koca bir kayanın ardından kollamaktaydı. Alışık olmadığım bir sevinçle doldu içim. O böcek de ben de birbirimizden farksızdık.. Hiçbirimiz, ötekinden daha üstün değildi. Ölümümüz bizi eşit kılıyordu. İçimi dolduran sevincim, kıvancım öyle çoğaldı ki ağlamaya başladım. Don Juan haklıydı. Her zaman haklı olmuştu o. Başka herkes gibi ben de son kerte gizemli bir dünyada yaşıyordum, son kerte gizemli bir varlıktım ben ama gene de bir böcekten daha önemli değildim…”CC
Son cümlesindeki “gene de birböcekten daha önemli değildim” ifadesi insan olarak içimize işlemiş bir kabulün, böceğin değersizliği kabulünün içsel dönüşümünün ne kadar zor olduğunu açıkça gösteriyor.
0-6 yaş arasındaki tanımlamanın nelere mal olduğunu genç annelere bi kez daha anımsatmama izin verin.

**

Yeni dünya Kendiliği bulmayı gereksiniyor. Kendilik ise açıkça eril ve dişil yanların tam ve eksiksiz olarak her insanda aktif hale geçişiyle başlayan bir süreç. Kendilik devreye girdiğinde, dış unsurlara ihtiyaçtan değil gerçek ilgi ve sevinçten yakınlaşırsınız.

Kendimi onurlandırmak

Kendimi onurlandırmayı öğreniyorum.

Minik güzel çilek,
Seni ısırdım ve aynı anda kokun tadın ve dahi bana vermek istediğin mesaj, şimşek çakması hissiyle bedenime yayıldı.

Seni onurlandırıyorum, bana katmaya layık buluyorum.Ve sen de beni her şekilde onurlandırıyorsun, bilmediğim zamandan beri, bilemeyeceğim zamanlara kadar yapıyorsun. Beni onurlandırışın ve seni onurlandırışım öpüşerek aynı noktaya sığışmaya çalışıyor.
Seni onurlandırabilecek kadar değerli olabildiğim
ve
beni onurlandırmana imkan veren alçak gönüllülüğüm için
kendimi onurlandırıyorum.

Ayrı görmek zorlaşıyor.

Gözlerimi şaşılaştırmamı mı istiyorsun?

Şaşı bak şaşır!

Ayyy şaşırabilmek için mi şaşı baktım bunca yıl?!
Ayyyy ben çok yaşayayım 🙂

Çok çok komiğim. Acaba önümüzdeki günlerde hangi komedyenin programına konuk olsammm?

Gerçeklik Duygusu

Yakında cep telefonlarına ihtiyacımız kalmazsa  şaşırmayacağım; çünkü artık gerçekten aklından kim ya da ne geçerse en geç üç dk içinde önüne geliyor insanın. Mesafeler filan tamamen ortadan kalktı, sanki farklı mekan ve zamanlardaki varlıklarla aynı yerdeymişiz gibi haberleşiyoruz!
Ayrıca eskisinden daha çok hayalet olma durumumuz da var, bazı insanlar ve olaylar için tamamen saf dışı kaldık. Bazen acaba öldüm mü diye şüphelenip mevcut andan ne kadar geriye doğru gidebildiğimi test ediyorum ve bakıyorum ki kopukluk yok, herhalde yaşadığıma hükmediyorum. Akıl sağlığım gayet yerinde, eskisine oranla daha yüksek enerjim ve çalışma kapasitem var. Hafızam bile daha iyi denilebilir. Bi doktor gibi kendimi muayene ediyorum, bi arıza bulamıyorum, bu sevindirici tabi. Buna rağmen gerçeklik duygusunu geçerli tutabilmek bazı anlar eskiye oranla oldukça güç geliyor. Bunu yazarken içimden şöyle geçti; dayanacağım!

**

Üç gün önce sabah tam uykudan uyandığım anda bir erkek sesi şöyle diyordu: “Gaia depresyonda zaten!”
Ses ve kelimeler öylesine açıktı ki, ilk bikaç dakika şaşkın ördekler gibi tavana bakındım. Böyle bir düşüncem ya da bi yerden okuduğum bilgi de yoktu, bu neyin nesi diye kendim taradım bi karşılık bulamadım.

Bu arada, konuyla herhalde ilgisi yoktur ama son haftalarda tanıdığım kadınların çoğunda göze batacak denli bir sinirlilik ve depresyon gözlemliyorum. Mümkün olduğunca hışımlarına uğramamaya da çalışıyorum. Herhalde geçici bir şeydir, güneş patlamaları, bu garip bulutsuz kapalı hava ve dolayısı ile manyetik alanların dalgalanmasına bağlıyorum.

**

Zaman=Sibel.
Ben ise, yani kendiliğim; zamanın, mekanın, iyi ile kötünün dışındayım.
Zaman giderek bana yaklaşmaya başladı ve bundan ziyadesiyle memnunum.
Sunduğum bu kişisel tespit, tüm insanlar için geçerlidir, belki bazıları unutmuş olabilirler ama bir an gelecek topluca anımsayacağız.

**

Rüya kadına benzer; ilk sözü söylediği gibi son sözü de söyler.(DR.Jung’un bi dostuna yazdığı mektuptan)

Dönence

Evreler çok önemli, biz kendi merkezimizde dönenirken herşey de çevremizde sonsuzca döneniyor. Olaylar ve etkiler tekrar tekrar gelir  ve geçerler, belki bu sebeple “ne oldum değil ne olacağım de!” denmiştir. Onların her geçişi farklı bir derinlik algısına sebep oluyorsa insan kendi evrelerini boşa geçirmiyor demektir. sa

**

Her gün bi kere ölür, bir kere de doğarız güneşle ama yılda bir kez bütün bunların farkına varmak için özel bi gün. Doğum günleriniz… İster somut ister soyut, fark etmez.sa

**

Söylenebilecek her şey EKSİK olur (sebebi algının bir anda sadece belli açıyı görebilmesi),TAM bi şey söylenemeyeceği için her şey tam bir saçmalıktır. Tüm bilgilerin ifadesi saçmalıktır. O halde değerli olan tek şey (benim için); kendi deneyimlerini seyredebilmek ve bunu dışarı atacak çeşitli ifade yolları bulabilmekten ibarettir.

Eril ve dişil kabiliyetlerin birarada kullanılması esastır, başka türlü özgürlük ve kendilik kazanmak mümkün görünmüyor.

Ölülere Yedi Vaaz’dan

Ölülere Yedi Vaaz’dan

“Ölüler aradıklarını bulamadıkları Kudüs’ten geri geldiler. Benden içeriye kabul istediler, onlara öğretmemi istediler, ben de onlara öğrettim.
Beni Dinleyin: Hiçlikle başlıyorum. Hiçlik tamlıkla aynı şeydir. Sonsuz halinde tamlık boşlukla aynı şeydir. Hiçlik hem boştur hem tamdır. Hiçlik hakkında pekala başka şeyler de söylenebilir, yani beyaz ya da siyah olduğu, var olduğu ya da var olmadığı. Sonsuz olanın, ebedi ve ezeli olanın niteliği yoktur, çünkü bütün niteliklere sahiptir.”  G.Jung