Lineer Sıkıntılar!

Dünyanın geleceği ne olacak babında düşünenler, bilimsel çıkarımlar yapanlar, medyumlar ve vizyonerler her zaman olmuştur. Herkes işlevi ve merakı yönünde çalışıyor. Bu normal ve güzel bence. Zaten bu tür çıkarımların içinde genel tasvip görenler de gelecek denilen gerçekliklerin netleşmesinin önemli bir etkeni.
Son yıllardaki gözlemlerim sanki mantıklı çıkarımların pek de oluşa yansımadıkları yönünde. Sebebini de bütün bu çabaların lineer sistemle yapılmaya çalışılması olarak görüyorum. Bu da çok doğal, çok boyutluluğu sindirebilmek zaman alacak. İşin doğası bu, geçişler bir süreç meselesi.
Benim şöyle bir görüm var, Dünya gezegeni yaşayan bir varlık olarak beşinci boyut titreşimine geçti. Bu durumda onun üzerinde/içinde yaşayan bilinçli varlıkların yaşayabilecekleri alt düzey titreşim dördüncü boyut olmalı. Bu ne demektir; dördüncü boyut olan zamanı kendilerine katmış olan bir insanlık yaşayabilecek bu gezegende artık. Bunun çok ilginç gelişmelere gebe olduğu aşikar. Bir kere doğarken 3.boyut titreşiminde gerekli şart olan “unutma perdesi” kalkıyor: Çünkü yeni varlıklar için zaman bir değişken değil kendilerine dahil bir boyut. Son yıllarda bunu doğrular biçimde çocuklar ve olaylar sıkça rastlanmaya başladı. Bütün bunlar olurken beşinci boyut varlığı gezegen, kendisi ve mütemmim cüzleri için neler hazırlıyor tahmin etmek için çabalamak lazım, Üç boyutun üzerinde bi şeyleri nasıl tahmin edeceğiz lineer düşünce biçimiyle değil herhalde. Her zaman dediğim gibi atış/saçmalamak serbest 🙂
Öncelikle zamanı bünyeye katmak gerekiyor, bu da şu çocuğunu yaptığı gibi bir şey! yüzündeki ifadeye bakın lütfen!
Ruiz’in dediği gibi: Çok küçük bir çocukken, hiçbir sembole ɑnlɑm veremediğiniz, enformɑsyonun kɑfɑnızı işgɑl etmediği zɑmɑnlɑrı hɑtırlɑmɑyɑ çɑlışın. Vɑrlığını yeniden buluncɑ tıpkı bir çiçeğe, rüzgɑrɑ; tıpkı okyɑnusɑ, güneşe, ışığɑ benzersiniz. Siz tıpkı size benzersiniz. Doğrulɑyɑn, inɑnɑcɑk hiçbir şey yoktur. Burɑdɑ sɑdece olmɑk için bulunuyorsunuz. Hɑyɑttɑn zevk ɑlmɑktɑn, mutlu olmɑktɑn bɑşkɑ ɑmɑcınız yok. Tek olmɑnız gereken, gerçek siz olmɑk. Sɑhici olun. Vɑrlık olun. Mutluluk olun. Sevgi olun. Coşku olun. Kendiniz olun; esɑs mesele bu. Bilgelik bu.

Deneyimler soru-n-larımızın üstesinden gelebilmek için

5 gezegenin aynı anda gerilemeye girişi, eskiden çözemeyip rafa kaldırdığımız sorunları yeniden önümüze getirdi. Fakat güzel haber şu ki bizler eski biz değiliz, her gün yeniden doğduk, hayatı algılayışımızı revize ettik, bol bol özetleme yaptık, fiziksel bedenimizi uygun diyetler ve yepyeni beslenme tarzları ile temizledik, hayatımızı sadeleştirdik, duygusal blokajlarımızı, özetlemeler ve rüya analizleri ile hafiflettik. Yani biz eski biz değiliz, kim korkar hain kurttan! şaka tabi o hain filan değil, O, retronun ısıtıp önümüze koyduğu eski halledilmemiş bitmemiş konuların şu an üstesinden gelebilecek kadar güçlendik. Hadi hayırlı olsun kurtuluşumuz demek geliyor içimden.

Bugün anneler günü ve bir arkadaşım sabahın erken saatinde şöyle kutlama yazmış bana:

“Bu kadar çok kapsayıcı bir anne olarak anneler gününü kutluyorum. Ne kadar çok kişiye annelik ediyorsun.
Ne mutlu sana 🙂
 
Kibele (demeter) arketipinin hakkını veriyorsun. 
Çocuklar gezip geliyor hiç kızmıyorsun 🙂 “
Teşekkür ediyorum, bunları duymak da ödülümün bir parçası olsa gerek. Sevgili annemle az sonra buluşacağım ve elini öperek bu güzel dünyaya beni kazandırdığı, dünyayı da bana kazandırdığı için teşekkür edeceğim. Tüm annelere hediye ettiğim Laniakea romanımı da takdim edeceğim ona, sevincini maviş gözlerinden yakalamak için dikkat kesileceğim. Mucukksssss ve alohaaaaaa

Yönetim şeklinde yıllar önce devrim oldu

İlk gençlik yıllarımızda, resmi -gayrı resmi iş yerlerinde çeşitli kademelerdeki yöneticilerin çoğu, kendileri olmadığında bütün yapının işlemez olacağını büyük aksaklıklar çıkacağını söylerdi, bu doğruydu da kısmen çünkü yapılanmaları bu niyetle kuruyorlardı; insan yetiştirmiyor, bilgilerinin büyük kısmını paylaşmaktan sakınıyolardı. Ben o günlerde bunu onlar adına anlayışla karşılıyordum çünkü korku vardı içlerinde, başkasının kendi yerini alabileceğine dair korku. Bunun sebebini de daha 6 ay çalışmayla fark ettim (bu arada bir yandan da okuyordum) çünkü değişim ve genişleme, boşalarak yeni şeylere yer açma gibi tamamen fizik yasalarından bi haberdiler. Okumuyor, araştırmıyor, daha da beteri aynı seviyede yada diğer seviye çalışanlarla gerçek iletişim kurmuyorlardı. (onlara gençler kasıntı ve bencil gözüyle bakarlardı), böyle görmüşlerdi eskilerden ve böyle devam etmesi gerektiğini sanıyorlardı! Ama olmadı! Çünkü iletişim çağı tusanami gibi üzerimize geliyordu, “ilişki ve paylaşım” tüm işyerleri için başarıda vazgeçilmez statüye yükseliyor,bilgiye erişim sudan ucuz oluyordu,   el üstünde tutulan davranış ve söylem artık şu oluyordu: “ben olmadığımda da he şey tıkır tıkır yürür” ve bunun gerisinde bi gülümsemeyle ekleniyordu “çünkü sistemimi öyle kurdum!” .. İnsanlar bununla gururlanmaya başladığında (ki ben de böyle bir yönetici oldum, çok hızlı yükselttiler beni) iş yerleri profesyonelleşmeye başladı, paylaşılan ve geliştirilen deneyim onların iskeletlerini güçlendirdi ve en azından bazı alanlarda gelişmiş ülkelerle ilişki başladı.

Mantık zaten bunu gerektiriyor; sınırsız bilgi ve deneyim varken, bende olduğunu varsaydıklarımı kıskanmak ve saklamak için hiç bir sebep yok. Onu verdiğinde yer boşalır ve oraya hayal bile edemeyeceğin(?) şeyler dolar. Bilincimizin üç yönüyle ilişkili olmak budur. 

(?) Önceden hayal bile edemeyeceğin şeyler, bilincinin 3 bölümünde uyanık zihnin LONO’dan bağımsız olarak işlenmektedir, dünyanın her yerinde tüm insanların bilinciyle ortak bir devinim içinde, her an alışveriş halindedir. O halde mevcudu saklamak diye bir şey zaten yanılgıdır. Kimse kimseden bir şey saklayamaz 🙂

Kuyular, Teknokratlar ve ben

Şu anda, henüz hakkını kazanmamış olan dünya nedeniyle, eğer ayrı tutulmasaydı ve lineerleştirilmeseydi çok daha fazla anlaşılacak olan, ayrı tutulan ve lineerleştirilen çok şey var. Bundan daha önce söz ettik – gezegendeki en yüksek eğitimi veren üniversiteler ve kolejler tüm araştırmaları kategorilere ayırmaya karar verdiler. Bu uzmanlaşma ve verimlilik için yapıldı, ama bir bedeli var.
Fizik, kimya, biyoloji ve tıbbın hepsine sanki bunlar bağımsız bilimlermiş gibi yaklaşılıyor. Elbette, bunlar birbirleri ile ilişkili, ama eğitim kampüslerinde bunların hepsini bir araya koymak için bir “bütünleştirme binası”nın olduğu yer yok.
Bir şey başka bir şeye yol açar ve keşifler yapılır. Ama bilimin tek bir alanının izole edilmiş özelliklerini araştırdığınız için, çoğu zaman keşifler yalnızca tek bir bilimi zenginleştiriyor. Kimya daha fazla kimyaya götürüyor, vs ve sadece kimyacılar dahiller. Yalnızca diğerlerine bütünleştirilerek çözülebilen bağımsız araştırmaların her birinde asıl bulmacalar var. Ama çoğunlukla bunlar bulmaca olarak kalıyor, çünkü hiç kimse araştırmanın diğer alanlarına, “etrafına bakmıyor”.
Bir dili öğrenmeye çalışsaydınız ve fiil binasına, sonra sıfat departmanına ve en son isim pavyonuna rapor vermek zorunda kalsaydınız, iletişimlerin nasıl olacağını hayal edebiliyor musunuz? Hiç kimse dili konuşamazdı, sadece “bulmaca parçalarının” neyi içerdiği tartışılırdı. Kryon
 
Eskiden beri verdiğim bir örneği -yakınımdakiler hatırlar mutlaka- açıklamış Kryon, derdim ki teknokratlar her biri kendi kuyusunda derinleştikçe derinleşiyor, harika şeyler yapıyorlar velakin artık ne yüzeyle ne de diğer kuyularla hiç ilişkileri kalmıyor kazdıkları deliğin dibinde!
Ve ben kendimi hep şöyle hissetmişimdir (maalesef teknokrat doğmamışım) her kuyunun başına giderim ve orada dibi görünmeyen deliğe bağırırım “heeeyyy orada kimse var mııııı?” şüphesiz ki var, her zaman o deliği kazan harika kişi beni duyar ve başlarız muhabbete. Zaten uzun zamandır kimseyle karşılaşmamış olan teknokratın dili şişmiştir, e ben de iyi dinleyiciyimdir 🙂 ikimiz de yorulana kadar devam ederiz, sonra heyecanımız azalır ve o kazı işine geri döner ben de bir başka kuyunun başına varıp deliğe seslenirimmm “heeeyyy orada kimse var mııııı?” :))))
Hayatım böyle geçti. Tabi kuyulardaki faaliyetlerden anladıklarımı birbiriyle bütünleştirebildiklerimi -kendim anlamak için sözcüklere- dökerim ve gözlerim görsün, kulaklarım duysun diye paylaşırım.

Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır.

Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır. Hawaii atasözü

İster kişisel isterse toplumsal ölçekte olsun terör, negatif ustaların pek mahir ellerinde işte bu sebeple yeşeriyor ve her şey gibi evrilmemize korku ve dehşet yoluyla hizmet ediyor. Açıkçası ben tartışabilmeyi, uzlaşmayı, gerekirse ödün vermeyi (evet ulusça nefret edilen bi sözcük olsa da), yeni nesiller için daha yumuşak yöntemlerin geçerli olmasını diliyorum.

Evrim mekanizması çok vahşi,onu insan olma pozisyonundan değerlendirmek mümkün değil sanki.

Huna bilgisi, Hawaii masalları yoluyla kahramanın sonsuz yolculuğundaki gençlere şunu önerir; önce kendi kabiliyet ve çabanla yolundaki engeli kaldırmaya çalış (1.ci farkındalık düzeyi), olmadı mı? Öyleyse Kızkardeşlerinin sihirli saçlarına(psişik kabiliyetler-2.farkındalık düzeyi) başvur, çoğu kez amacına ulaşırsın ama eğer olmadıysa bu kez büyükannenin bilgeliğine(3.farkındalık düzeyi-içindeki aumakua) başvur.
Bilincimiz bütünsel kullanılabildiğinde mucizeler olağanlaşır.
Bir öğrencisi “Berraklığın tümleyicisi nedir?” diye sorduğunda Bohr “Kesinlik” cevabını vermiş.
Konu gerçeklere geldiğinde, berrak olma adına, işi basite indirgemek ve dolayısıyla kesinlikten ödün vermek zorunludur. Kesin olmak adına, detaycı uzun uzadıya ve belki kafa karıştırıcı bir yaklaşım izlemek, -dolayısıyla da bu kez- berraklıktan ödün vermek zorunludur.