Yine ve her daim OYUN :)

Bir şeye sınır koymak kendine sınır oluyor, bunu zaten biliriz ama uygulamada an be an yaşadıkça hayretim şaşıyor bazen 🙂 Örneğin Canasta oynarken, oyun tarzını sevmediğim, ya da pek küfürbaz saygısız bulduklarımı kara listeye alıyorum, bunun manası sen varol ama birlikte oynamayalım lütfen. Fakat sistem oyun masası açarken oyuncuları seviyelerine göre eşleştiriyor canasta (SKA’nın ünlü oyunu) programında. Şimdi orada eğer kara listeye aldığın bir oyuncu varsa, seni bir türlü bir oyuna dahil edemiyor, hepimiz hazırız ama masa açılmıyor! Herkesin bir nedenle kara listeye aldıkları var. Bekliyoruzzz… bekliyoruzzzz… ve bekliyoruzzz. Yani kara listeye bir anlamda kendimi almış oluyorum.yine de kara listeyi kullanıyorum 🙂

Devamını oku “Yine ve her daim OYUN :)” →

Duvar Sorunsalı

Duvar, perde, paravan gibi olgular hem somut hem de soyut olarak hayatımıza oldukça önemli etkileri olan kavramlar, bu sebeple benim de hep ilgimi çektiler. Atasözlerimiz, masal ve şiirlerimiz de bunların metaforik kullanımlarıyla bir hayli beslenmiştir.

Temelde ayırma ve sınır getirmekle alakalı görünüyor bu bana. Böyle bakınca da varlık alemlerinin göz ardı edilemez bir unsuru olduğu hemen anlaşılıyor. Önce duvarlar/perdeler dikiliyor sonra büyük zahmetlerle yıkılıyor!

Kendim hakkında küçükten beri duvar yıkıcı bir işlev sahibi olduğuma dair saptamalarım var. Ve hatta bunu hiç bilmeyen ama beni yakından tanıyanların da söylediklerine göre elimde bir balyozla dolaşıyor ve hükmü kalmamış duvarları yerle bir ediyormuşum 🙂

Bunlardan en ilgi çekicisi de 3B gerçekliğindeki unutma perdesi denilebilir, çok önemli bir ayıraç doğrusu. Özne sistemini kurmak ve hayali bir çeşitlilik yaratabilmek için muhteşem bir buluş olduğunu söyleyebilirim. Bu perdeyi dikmek kolay olmuş muydu bilmiyorum fakat yıkmanın hiç de kolay olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Duvarın arkasından Nuh’u uyaran Enki’den tutun da, ağlama duvarlarına, korunma setlerine, yargı ve inanç duvarlarına, çin seddine, Berlin duvarı, Hardian duvarı, Vietnam duvarına kadar vs vs… İşte size uzun bir liste:https://tr.wikipedia.org/wiki/Duvarlar_listesi

Bu arada Hücre duvarını ve İSİM ayracını da unutmayalım.Hayat ve ölüm duvarı zaten gidenin geri gelmediği, insanlık tarihinin en büyük muamması! Bence AYNA metaforundan da daha kullanışlı, ne dersiniz?

Düşünsenize bir, eğer hükmü kalmamış duvarlar yıkılamazsa yarın hiç olmuyor, hep ayni günü sonsuzca tekrar ediyorsun, bunun bir filmi vardı hatırlarsanız, Bugün aslında dündü diye, Bill Murray oynamıştı. İnsanın içine fenalık gelir 🙂 Gerçi onun içine aşk meşk serpiştirip işin korkunçluğunu sezdirmiyor yönetmen. Bizim hayatın yönetmeni de aynı taktiği uyguluyor desek abartmış olur muyuz? :)))

 

Ölçülerle aranız nasıl?

Dünya insanı 2014’den…
Küçüklükler ne kadar küçük?
Büyüklükler ne kadar büyük?
http://htwins.net/scale2/lang.html

Hoş karşılaştırmalar 🙂

Gerçi çok boyutlu bir sistemin içinde, zaman ve mekan hesapları üzerinden çıkarım yapmak pek de anlamlı değil. Varlık ve hiçlik ayrıştırılmak istenirse buna direnmez! İnsana böylesi bir yet-k-i verilmiş. Parçalarsın, sonra geri birleştirirsin, bi bakarsın 3 beş parça açıkta kalmış ama sistem hala fevkalade çalışıyor! :))) Çocuklara has merak ve deneyim geliştirme opsiyonudur sistemin bizlere tanıdığı bu özgürlük.

Parçalaya-bütünleye büyür insan; acısı, hüznü, sevinci ve keyfi de hoş bir seda olur 🙂

*

Maddi evren, ölümsüz, sonsuz ve sürekli değişim halindedir. Bununla birlikte, insan aklının evreni kavrayabilmesi, onun bizim için bir gerçeklik haline gelebilmesi için, onu parçalı kavramların diline çevirmek, analiz etmek ve ölçmek gerekir. Evreni gözleyiş tarzımız (gözlenmekte olan şeye müdahale edecek fiziksel süreçler içermediği sürece) onu değiştirmez. Ancak onun bize görünüş tarzı gerçekten de değişebilir. Bizim açımızdan, dünya durgun gözükür. Fakat dünyamızdan uzaklaşmakta olan bir astronot açısından, dünya, yanından hızla fırlayıp geçen bir şey olarak görünür. Çok ince bir espri anlayışına sahip görünen Einstein’ın, bir keresinde şaşkın bir bilet kontrol memuruna, “Oxford bu trene kaçta varıyor?” diye sorduğu söylenir.
Son yıllarda birçok paylaşımda “bakış açısı”nın öneminden bahsedilse de bu kavramın yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum; çünkü bunu gerçekten ANladığımızda, iyi/kötü diye nitelendirdiğimiz şeylerin en az %95 inin sadece bakış açısıyla ilgili olduğunu farkederiz. Kalan yüzde beş de muhtemelen boyutsal bakış açısıdır (niyet) 🙂

Vasat Neden Hakim?

“Kültür endüstrisinin yokluğunda hakim olan otoparkçılık sistemi, yaratıcıyı zorla adam eden, kalıba döken, genel beğeni sopasıyla güden, kariyer beklentisiyle yemleyen bir kötülük düzeneğidir.
Bunun en basit sonuçları; inceliğin katli, hevesin itinayla kırılması, farklılığın ezilmesi, deneyselliğin ilgasıdır.
Şimdi 21.yüzyılın başında, vasatın teknesiyle oluşturulan hakim statüko, ahbap çavuş ortak koalisyonu çatır çatır işliyor. Devlet sansürüne de pek lüzum duyulmuyor. Çünkü vasatın hakimiyeti sistemi tıkır tıkır işliyor. Fark yaratacak, kırılmaya sebep olacak, radikal kopuşun önünü açacak beyinleri, kalemleri, üreticileri baştan törpüleyen sistem iyi işliyor.” Rafet Arslan
Yazının bütünü için Pul Biber dergisinin Haziran sayısından bir tane edinmeniz gerekecek 🙂
*
Bizim kültürde kimse kibri açiktan övmez hatta açıktan açıga yeren ata sozleri, aşıklamalar, şiirler makaleler ve bilimum bağğğzı seyler bulunur. Dolayısı ile hiç birimiz de kendi rolünün içine bilerek isteyerek dahil eder görünmez kibri.
Canım yaa… Belki o da bu dışlanmanin üzüntüsüyle buhrana kapılip cümlemizi işgale yeltenmiştir. Ho’oponopono, vallahi özür diliyorum.
Özgür bir birey olmanin yari yoldaki bi istasyonda trenden inmişliğidir kibir. Özellikle dörduncu boyutin herşeye ozgurluk diye yeri göğü inleten titresimleri arasında ustaca saklanir, pardon ustaca yekten gezinebilir. Çokluktur belki ama çok da yalnizliktir kibir kardesimiz cunku belki bir kez bile hakiki ilişki kuramamıştır. Ho’ponopono, sorumlulugu yüzde yüz alıyorum vallahi. Şu arinma gunleri ramazanda bizi arındır lütfen allahım, onu da aramiza katip dost cadırına oturalım. Aloha

Basit ve mucizevi

Birçok insan hayatının bir evresinde değişiklik ister ve o an ya buna gücü yetmez ya hayaller tamamlanmamıştır, yani zamanı vardır. Bu durumda kişi, mevcut konumundaki yaşamına küser ve her an her cephede sevimsiz şeyler olmaya ve olmaya adeta kendisini her an onaylar biçimde berbat olmaya başlar. kendi kapanına yakalanmak gibi bir şey bu. Oysa insan dileğini, hayalini yapıp unutmalı (o geldiğinde kendini hatırlatır) ve tüm gücünü becerisini yaşam sevincini içinde bulunduğu konuma; evine, işine,çevresine akıtmalıdır, bunun getirisi mucizevidir.

Her gün kahrettiğin bir düzen sana nasıl cevap verir sanıyorsun? Muhtemeldir ki seni onaylar biçimde gelişip gidecektir. Hayalini şu an ve burada gerçekleştirecek gücü bulamadıysan ona şöyle davran (eskiden pehlivanları çayıra salan hakemler gibi): Saldım çayıra, mevlam kayıra!

Ve derhal onu unut ve kendini mevcutlarına çevir onları mutlu etmeye çabala, ta ki YENİ için gücün toparlanana kadar…

*

“Çözümlemeye,bölmeye, şeyler ɑrɑsındɑ kıyɑslɑmɑ yɑpmɑyɑ son verin. Sɑdece evrenin merkezinde olduğunuzu görün, Her şeyi ve her vɑrlığı; Sonsuz bedeninizin bir pɑrçɑsı olɑrɑk kɑbul edin.” Diyor Lao Tzu…
Gezgin şamanın yolundaki ayrılığın; bir amaç uğruna oluşturulmuş keyfi bir şey olduğu ve aslında her şeyin bir olduğu prensibinin iz düşümüdür bu söylem ve tüm coğrafyaların bilgeliğine Lemurya kökünden yansımaktadır. Çok boyutlu düşünmeye çalıştığımızda bu yansımanın çok çok eskiden olmuş bitmiş bir işlem değil halen ve sonsuzca devam etmekte olduğunu çıkarsayabiliriz.