Muhafaza etmekle ilgili

Muhafazakarlık, adı üstünde muhafaza etmekle ilgilidir; mevcutları olduğu haliyle elde tutabilmek çabasıdır. Fakat elde bi çok şey var! Dolayısı ile insanlar farklı şeyleri elde tutmaya çalışırken birbirlerini farklı şey yapmakla suçlayabiliyor 🙂 Ben de nerdeyse her çocuk ve genç gibi, mevcut her şey yıkılsın isterdim çünkü bunların bizi sınırladığını, ayağımızdaki demir balyozlar olduğunu hissederdim. Böyle hissetmemiz de çok normaldi çünkü bir çocuk hele bebek Don Juan’ın deyimiyle nerdeyse nagualdir, yani sonsuzluğun dünyadaki temsilcisidir henüz düzenin limitlerine sıkıştırılamamıştır. Bu çocukluk hissiyatı son derece doğal bir şey ancak yaşı büyüdükçe bunu anılarla besleyip düzen karşıtlığı ve düzensiz yaşamın mümkün olacağına dair inanç geliştirmenin beyhudeliği de ortaya çıkıyor. Her devrim hareketi eski ya da beğenmediği kural ve kanunları değiştirip -çoğu farkında olmadan- yeni düzen kuralları getirmişler ve bu kez kendileri onu muhafaza etmeye çabalarken kendilerini halen anarşist olarak zannetmeye devam etmişler 🙂
Bu bir ikilem gibi görünse de aslında değil. Her zaman söylediğim gibi tüm sistemlerin keyfiliğini bir kez hazmettiğinizde, muhafazakarlık ve devrimciliği nefes alıp vermek gibi çok kısa aralıklarla birlikte deneyimleyebiliriz, ve bunu yapıyoruz da ama çoğu kez bu geçişleri fark edemiyoruz, tıpkı nefes alış verişimizi takip edemediğimiz gibi. İçimizdeki yaratıcı ile iletişim devam ettiği sürece, su akar ve yolunu bulur. Günaydın sevgili frekanslar

Sonsuzluğun Niyeti

Sonsuzluğun niyeti bölümü, -Sonsuzluğun Etkin Yanı kitabının 51 ila 72.sayfaları- şu sözcüklerle biter:
Sonra Don Juan sustu. Uzun ve son derece etkili bir sessizlikti. “Bana ne demek istediğimi anlamadığını söyleme” dedi, “öyle ya da böyle, her birimizin kendine göre bi Vitaminol’u var.”
defalarca okumuş olsan da ağlama hissi gelir, yoğun bir hüzün

*

Castaneda’yi Don Juan’a goturen surecin hikayesi ve buna aracilik eden uc adam fevkalade onemli cunku tum bunlar don juan’a gore sonsuzlugun niyetini aciga vurdugu anlar.  Carlos’ un Sonsuzlugun niyeti tarafindan nasil avlandigini okurken belki kendimizin bilesimlerine de gidebiliriz, ola ki bu gelisimin haritasini kendimizde de yakalayabiliriz.

“Jorge Campos’ un oykusunu kendine tekrar tekrar, defalarca anlat, sonsuz bir zenginlik bulacaksin bu oykunun icinde. Her ayrinti haritanin bir parcasidir. Sonsuzlugun dogasidir bu; kendimizle yuz yuze gelecegimiz o esigi gectigimizde goruruz bunu. Jorge Camposun yapmaktan kacinamadigi tek hareket seni öbür adamla temasa gecirmekti. Bu iki adam bi eksenin iki ucu.o eksen de sensin; bi ucta yalniz kendini dusunen, acimasiz, utanmaz bir cikarci, igrenc ama dayanikli. Obur ucta ise asiri duygusal, acilar icinde bi sanatci, zayif ve savunmasiz. Bu senin yasantinin haritasi olabilirdi; eger baska bir olasilik, sen sonsuzlugun esigini astiginda beliren olasilik cikmasaydi. Beni aradin ve buldun; boylece esigi gecmis oldun. SONSUZLUGUN NIYETI, bana senin gibi bi insani aramami soylemisti. Seni buldum; boylece esigi kendim de gecmis oldum.”

Uzaylıların tek tip olmadığı üzerine…

Önce şu makaleyi okursanız, daha açıklayıcı olacaktır:

http://onedio.com/haber/kanada-savunma-bakani-uzaylilar-var-ve-teknolojimizi-onlara-borcluyuz–232590

*” Farklı ırkların farklı gelecek planları var ve tüm uzaylı ırklarını tek bir tür olarak ele alamayız.”
Biz dünya içindeki farklılıkları bile yok etmeye çalışan/görmezden gelen bir insanlık uygarlığı olduğumuzdan bu cümle beni epeyce güldürdü. Zulu şamanlarının şefi Mutwa’nın türkçeye çevrilmiş çok kıymetli eseri Yıldızların Şarkısı kitabında detaylarıyla anlattığı gibi gerçekten de çok farklı uzaylı tipleri var. Merak edenler okusun ve bu mesele artık bir çeşit gerçek dışı iddia gibi görülmesin dilerim 🙂

Geceleyin gökyüzünde uçan şeyler vardır. Siz onlara ufo dersiniz. Biz Afrikalılar ise, onlara Abahambi￾Abavutayo, yani, ateşten ziyaretçiler deriz. Afrika’da, yüzyıllar ve yüzyıllar boyunca, ufolardan payına düşeni almış, ufolarla ve içindeki yaratıklarla sık teması olmuştur. Yıldızların Şarkısı, aslında Afrika’nın şarkısıdır çünkü, bu geniş kıtanın her yanında, güneş, ay ve tüm yıldızlarla ilgili efsaneler ve irfan bulursunuz. Halkımızın mitolojisi, hatta tarihi bile, yalnızca yıldızların ve gezegenlerin değil, onlara ait zeki varlıkların ve insanlarla nasıl iletişim içinde olduklarının anlatımıyla doludur.

Mutwa gerçekten şahit olduğu, en az dört beş uzaylı yaratıkla karşılaşma , hatta kaçırılma vakası anlatıyor. Kulaktan dolma ve yüzyıllardan bugüne gelen bir çok hikaye de anlatıyor ama, bu bahsettiklerimiz, bilfiil kendi başına gelenler..Bu olaylar gerçekten çok ilginç. Bunları uzun uzun kitapta yazıldığı gibi anlatmak yerine, belki de ilerde bir özet yapabilirim. Bu okuduklarımın ışığında gerçekten şunu anlayabiliyorum ki, Afrika’ya dünya dışı varlıkların çok büyük bir ilgisi var. Neticede büyük ve sakin bir kıta. Belki o sebepledir, bilemiyorum. Ya da başka sebepleri de vardır. Kim bilebilir ki? Zaten Mutwa’da şöyle diyor:

Hayat birçok şekle bürünebilir. Yalnızca bu gezegende hayatın olabildiği şekillere bir bakın. Evren, dev bir olasılıklar ortamıdır ve orada, her şeyin oluş şansı ve hakkı vardır. Dolayısıyla, hayatın nasıl görünmek zorunda olduğu konusunda teori kalıplarımız olmamalı, hayat bizi şaşırtabilir.Benim gibi belirli tabuları yıkmış birinin bile aşamayacağı sınırlar vardır. Dolayısıyla bu yaratıkları o sınırlar dahilinde ele alacağım. Birçok dünya dışı yaratık türü vardır ama önce size bu yaratık türlerinin bazılarıyla ilgili genel şeyler söyleyebilirim. İlki, iyi bilinen ve sütuna benzeyen korkunç yaratık, Muhondoruka’dır. Daha önce belirttiğim gibi görüldüğü yerde şiddetin habercisidir. Tüm Afrika’da bu yaratıktan nefret edilir ve korkulur. İkincisi, Mutende-yanigenge’dir. Bu, daha küçük, gri veya beyaz bir yaratıktır. Büyük bir kafası, tebeşir beyazı bir yüzü vardır. Büyük yeşil gözleri yaratığın başını çevreler ve böylece kafasını hiç çevirmeden omzunun üzerinden size bakabilir. Bu, yine küçük bir yaratık olan üçüncü tür, Muvonjina’dan çok farklıdır. Muhondoruka’nın boyu dört buçuk metreye ulaşabilirken, Mutende￾yanigenge yaklaşık bir metredir ve çok büyük bir kafası olan bir erkek çocuk boyutlarındadır. Aslında neredeyse bir beyazın karikatürüne benzer. Bu yaratık çok çok zayıftır, neredeyse kırılacak gibidir ve çok büyük ellerle, büyük ayaklara sahiptir. Bu isim “Kamçılı Beyaz” anlamına gelir. Çünkü kabile insanları bu yaratığa saldırdıklarında, yaratık kendini yanında taşıdığı kamçı benzeri bir silahla korur. Bu kamçı benzeri silah sizi çok kötü çarpabilir ve en kızgın aslanı bile kaçırır. Çarpılan insan yerde yuvarlanır ve hareket edemez, çaresizce kalakalır. Bu silah genelde yaratığın bedeninde bir kolun bulunması gereken yere montelidir. Bu yaratıkların bir sol kolu yoktur fakat onun yerinde koldan kalan parçaya monte edilmiş halde bu kamçı benzeri silahı taşırlar. Mozambik’teki Makombelerin bu yaratıkları resmettikleri duvar resimlerini görebilirsiniz. Mutende-yanigenge, Bostwana’da “kısa olan” anlamına gelecek şekilde isimlendirilmiştir. Bunlardan bazılarını gördüm. Şeklen oldukça insana benzerler, açık renkli derileri ve sanki büyük pilot gözlükleri takıyormuş izlenimi veren uzun gözleri vardır. Gözleri neredeyse burundan şakağa kadardır ve boynuzumsu kara bir katmanla kaplıdır. Kulakları çok küçüktür ve aşağıdadır. İnsanların kulakları ne kadar yukardaysa, bu yaratığın kulağı da o kadar aşağıda, neredeyse bizde çenenin başladığı noktadadır. Ve çok küçük ağızları vardır. Griye çalan kirli beyaz derileri ve çok güzel alışılmadık elleri vardır. Ellerinde altı uzun parmak vardır. İşaret parmakları ve onun yanındaki parmak garip derecede uzundur. İki başparmakları vardır ama bunlar benim başparmağımın olduğu yerde değildir. Bu yaratık bir şey tuttuğunda ikinci parmak kavrayışta birinciye yardım eder. Başparmakların biri elin ortasındadır ve çok uzundur. Bu yaratığın ayrıca veremliymiş gibi çok zayıf bir vücudu vardır. Bu yaratık bazen bilinmeyen bir sebepten dolayı insanları yakalar, onları kesip açar, inceler ve sonra yeniden bir araya getirir. Bu yaratık ayrıca çocukları da kaçırır. Mutende-yanigenge tarafından kaçırılan insanlar hayatta kalırlar ama bir daha asla eskisi gibi olmazlar. Karakterleri bütünüyle değişir. Bazen eskiden neşeli canlı olan bir insan iyice içine kapanır, fiziksel olarak hasta olmayışına rağmen çok değişir. Muvonjinada aynı derecede garip ama çok farklı bir yaratıktır. Alışılmadık derecede büyük bir kafası vardır ve daima bir tür parlak bir deriyle örtülüdür. Yalnızca gözler ve ağız görünür, ağız bir silindir gibi yuvarlaktır. Gözleri oldukça geniş ve parlaktır. El ve ayaklarında görünür bir parmak yoktur. Kafası kocaman bir balkabağı gibi büyük ve bir karpuz gibi yuvarlaktır. Bütünüyle, genellikle altın renginde bir tür malzemeyle örtülüdür. Yalnızca gözleri görünür. Muvonjina yaratığı insanlara zarar vermez. Aslında o insanlığa bilgi getiren yaratıklardan biridir. Ona tanrıların habercisi gözüyle bakılır. Mitolojimizde tanrıça Nananan’nın hizmetkarlarından biridir. Bir başka dost uzay yaratığı türü de vardır ve o biz insanlara çok benzer. Ona “Sikasa” deriz. Bu yaratık tanrıça Nananan’ın ırkındandır. Kırmızı derili, genellikle koyu siyah saçlı ve bazen hafif yeşile çalan birini düşünün. İlk görüşte yanlışlıkla insan zannedilebilir. Çok dostça ve iyi bir yaratıktır ve benim bronz kolyem bu türden yaratıklarla iletişim kurmak üzere tasarlanmıştır. İnsanlarla evlenmiş bazı Sikasaların varlığı bilinmektedir. Sikasalar çok bilge yaratıklardır. Hangi dili konuşursanız konuşun anlayacağınız bir dil kullanırlar. Eğer İngilizce konuşuyorsanız, bir Sikasa sizinle konuştuğunda zihniniz onun dilini İngilizce olarak anlayacaktır. Onlar her insanla konuşabilirler. Bizi merakla gözlemleyen ve bence kendi bildikleri bir sebeple insanın gelişimini düzenleyen yaratıklar da vardır. Belirtilmek gereken bu faydalı yaratıklardan biri, Nafo adı verilendir. Bu, üzerinde hiçbir öğe (burun, ağız, vb.) olmayan yuvarlak bir kafaya sahiptir. Yaratığın elinde yalnızca üç parmak vardır ve başparmağı yoktur. Bu yaratık insanlarla onlara dokunarak haberleşir. Elleri biraz nemli ve yapışkandır. Yaratığın elleri yapışkan bir madde salgılar. O elini size doğru uzatır ve siz de kendi elinizi onlara doğru uzatmak durumundasınızdır. Sonra avuçlarınız birbirine dokunduğunda iletişim gerçekleşir. Bu garip yaratık, yani Nafo, doğu ve orta Afrika’da ki birçok kabile tarafından çok sevilir. İnsanlara tıbbi bilgiler aktarır. O bize ağaçlarla ve doğadaki tüm sessiz şeylerle nasıl konuşulacağını öğretmiştir. Size çok garip bir şey söyleyeyim: Amerikalı bir bilim adamı olan doktor Jim Hurtak beni ziyaret etti ve bana garip bir şey anlattı. Bana bu Nafo yaratığını görmüş, onun tarafından dokunulmuş ve bundan çok korkmuş beyaz insanların varlığından bahsetti. O insanlar bu yaratığın zararsız olduğunu anlamak durumundadırlar. O yalnızca insanlara bilgi aktarmaya çalışır.

Mutwa, dünyanın başka yerlerine de dünya dışı yaratıkların geldiğini ve bunların da gizlendiğinin ve üzerinin örtüldüğüne dair senaryoların doğru olduğunu düşünüyor. Bu yaratıklar bir şekilde dünyada ki büyük olaylara çekilmektedirler. Nerede çok fazla olumsuz veya olumlu insan etkinliği varsa, bu yaratıklar arılar gibi oraya üşüşüp bakmak isterler.

Vusamazulu Credo Mutwa – Yıldızların Şarkısı

Özetleyen sa

Bildiğini aramak Handikabı

“İnsan sadece aradığını görür; sadece bildiğini arar” demiş Goethe, işte bu sebepledir ki Bir Kadını Öldürmek kitabında oyunların başlangıcı ve bitişi kaza/şans faktörü ile izah edilmiştir.
Kaza ise adını bile duymak istemediğimiz bir şeydir doğal olarak 🙂 Bu insanlık handikabını aşmak için olsa gerek, bizleri geçici sürelerle de olsa birinci dikkat alnımızdan uzaklaştıracak yöntemler geliştirilmiştir, meditasyon, hipnoz, uyku, meditatif madde kullanımı vs gibi. Bu yöntemlerden biri de BAK sistemimizdir ki orada karşımıza cevap olarak çıkan şeyler çoğu kez katılımcıları da mederasyonu yapan beni de hayrete düşürmüştür.
*
Geleceği tahmin etmenin en güzel yolu onu yaratmaktır diyor X-files dizisinde, doğrudur ve fakat eksik çünkü geleceği uyanık bilincimiz LONO ile kontrol edemeyiz. Gelecek; ilk kuralımız İKE gereği iç rüyamızın dışa yansıması ile -sonsuz şimdide-oluşur. İç rüyamızı, bir nevi -bilmediğimiz niyetimiz olarak da tanımlayabiliriz çünkü onu ortaya çıkaran milyarlarca kararımızın/yargımızın bilinmedik bir bileşenidir o ve bu haliyle muhteşemdir, insanın hayal edebileceği en mükemmel sistemdir.
*
İyi bir matematikçi olan hastasının migren ataklarını rahatlatmak için ilaçlardan yararlanan Dr. Sacks süreç hakkında şöyle söylüyor: “Bu hastamın migrenini tedavi ettiğimde, aynı zamanda kendisinin matematikçiliğini de tedavi(!) etmiştim”… Patolojiyle birlikte yaratıcılık da ortadan kaybolmuştu.(Kaplanı uyandırmak-Travmayı İyileştirmek kitabından)
Bizler gerçekten gizemli yaratıklarız, bütünlüğümüzün iç rüyasını bilinçli zihnimizle anlayabilmemiz belki de hiç mümkün olmayacak, neden? Bunu ümitsizlikten değil, bilinmeyenin bilme hızımızdan daha yüksek bir hızda büyümesiyle ilgili fark edişimizden dolayı söylüyorum.

Para nereden gelirse gelsin düşüncesi=savaş

Politikacılara konuşayım. Diğer ülkelerden olan ve müttefik olanların karşısında masada düzenli olarak oturuyorsunuz. Onlar karanlık tarafı finanse ederken size gülümsüyorlar. Neticede, savaş ile kazanılacak para var! Yıllarca bunun yolu bu oldu. Ama bu uzun sürmeyecek. Politikacı, bunu bildiğin ortaya çıktığı zaman, sorumlu tutulacak olan sensin. Bununla ilgili hiç bir şey yapmadın.

Zor kazanılan vergi fonlarınızın çoğu karanlık orduya gidiyor! Ve hükümetinizde bunu bilenler var. Sadece bir kaç sözcükle bununla ilgili ne yapılacağının yanıtını size vereceğim: Uluslararası şeffaf adli muhasebe. Uluslararası şeffaf adli muhasebe! Karanlığın finanse edilmesini temizleme ve savaş çıkarma yeteneklerini yok etme zamanıdır.
Paranın nereden geldiğini bilen ve bununla ilgili hiç bir şey yapmayan lider durumda olanlar için bir uyarım var. Liderliğinizin günleri sayılı. Işık bunu ortaya çıkaracak ve kaybedeceksiniz. Kryon
Ülke yönetimleri için böyleyse kişisel olarak da bundan farklı değil çünkü evvelden beri her bir insanın bir ülke ve onun uyanık bilincinin de kral/kraliçe olduğunu söylerim. O halde kendi iç ülkemize bakıp savaşı finanse eden öğeleri görebilir bunları işlevsiz bırakabiliriz. Tüm sistemler, kurallar ve kanunlar keyfidir, ayrılığa hizmet eder ve ayrılık da bir amaç için organize edilmiştir; göremediğimiz iç rüyamızın dışta belirginleşmesi, bilincin gelişmesi için gerekli bulunmuştur. Bütün bunlar özgür irade prensibinin deneyleridir desem pek de yanılmış olmam. Şu anda önümüzdeki sınav; hem özgür iradeye hem de barışa sahip olup olunamayacağıdır belki.
Günaydın sevgili frekanslar
Aklıma gelmişken;
Sigaranın alkolün yasak olduğu hatta yetişkin olmayanlara satılmadığı, dolaplara saklanıldığı bir dünyada; savaş oyuncaklarının, video oyunlarının, filmlerinin ve kitaplarının alenen çocuklara pazarlanmasını komik buluyorum. Çılgınca egzoz salan arabaların, fabrikaların nöbet derecesinde reklam edilmesini tuhaf buluyorum.
Sonra düşününce bu mantıksızlığın gerekçesini buluyorum; en azından genç yaşlarında sağlıklı ve savaşa arzulu savaş erlerini çoğaltmak! Silah sanayini, ilaç sanayini, inşaat sektörünü ilelebet yaşatmak. Biz bunu gerçekten istiyor muyuz ya?
Çocuklarınızı bu savaş çığırtkanı oyunlardan nasıl koruyabiliyorsunuz? Çok zor işiniz vallahi.