Nasa’nın Haberi üzerine

http://www.mynet.com/haber/dunya/nasadan-beklenen-aciklama-geldi-1933838-1

Doğal olarak içimde şefkatli bir his belirdi 🙂 İnsan her gün ikiziyle karşılaşmıyor, daha da tuhafı geçtiğimiz hafta boyunca, yazdığım kitaptaki ikizlik olasılığı üzerine sancılanmış olmam! Daha daha tuhafı bu soruna çare bulduğum dünkü uykusuz geceden rahatlamış bir sabaha uyanmış olmam :))))
Neyse eşzamanlılık prensibini artık öyle benimsedim ki, bu şaşırma efektlerim aslında sevinç belirtmekten öte bir şey değil. Ve işe bakın ki Fringe’in tekrarlarının da ikiz evrenlerdeki ikiz Olivia’ların birbirine karışma durumu vardı dünkü bölümde. Yeterince ikiz kelimesi kullandım galiba, burada keseyim.
Son sözün ne Sibel?
1400 ışık yılı vız gelir bize 🙂 her şey şimdi ve burada.
Kozmik kafese selamlar

Uyarıların Gereğini Yapmak

Bilinçli bir düşüncenin uzantısı olmasa bile içimizden gelen bazı hisler konuşmaya ya da düşünceye tesir ederek bizi uyarmaya çalışırlar. Bunlar tahmin edeceğiniz gibi KU’nun bizi beladan/acıdan uzak tutmaya çalışan minör enerji kalıplarından gelirler. Bunların hiç olmamasını arzu ederiz çünkü endişe yüklüdürler fakat olurlar (belki trilyonlarca irili ufaklı kayıt var), durdurmak için pek de yapacak bir şey yoktur ancak gereğini yapmak da şarttır. Gereği ise gelen uyarıyı, soyut ya da somut düzlemde nötürlemekle olur. Yani ya uyarının gereğini somut alanda uygulamaya sokacaksınız ya da soyut alanda (kimseye olmaz bana hiç olmaz tarzı, kolayınıza gelen bir cümleyle) bertaraf edeceksiniz. Akla gelenin başa geldiği bu kadar belliyken (İKE prensibi) “gereğini” yapmamak biraz tembellik oluyor 🙂

Bunu oldukça akılda kalıcı bir deneyimimle örnekleyeyim ki bu konuya ilk uyanışım olmuştur. Daha üçüncü hayatımda filandım, sabah işe gitmek üzere arabamla park yerinden çıkıyordum ki tam orta yerde hiç bir uyaran konulmamış koskoca bir çukur var! Oyyyy dedim sakınabildiğime şükrederek ve “bu nasıl sorumsuzluk, biri buraya düşer” dedim ve sabah işlerime yetişmek üzere gaza basıp gittim. O çukura biri düştü; Ben! Hem de daha o akşam işten dönüşümde arabayı park yerine sokarken. Araba aks kırdı! Ben de kafayı kırıp düşündüm tabi :))) Orada ya arabadan inip çukuru belirtecek bir uyaran koymam gerektiğini (somut) ya da “biri buraya düşer” uyarısını hemen havada kapıp kimseye olmaz bana hiç olmaz diye (soyut) nötürlemeliydim. Ve artık şimdi biliyorum ki işte bu sorumluluğu %100 almak olurdu:) Hayat çok komik
Günaydın ve iyi hafta sonları olsun frekanslar

*

İnsanların henüz ihtiyacı olan olgunlaşmamiş isteklerine de kızmayalım, küçümsemeyelim, amin diyelim, çunku tüm ham arzular tükenmeden olgun taleplere sıra gelmeyecektir. Onların ham isteklerini bir an önce yerine getirebilmeleri icin araci olun yardımcı/vasıta olun diyor Swamiji.

Bizim külturümüzün özünde olan da budur zaten, kendi istedigimiz önemsedigimiz şeyi tek dogru olarak dayatıp yardim etmeye çalısmayı reddeder kültürümüz. Yardim, karsınızdakinin ihtiyacı/talebi olan seye araci olmaktir. Bunu acikca anlatan mesellerimiz var. Basit bi konu degil bu, cok önemli buluyorum. Belki siz de fırsat buldugunuzda bu konu ile ilgili hayatinizda bir özetleme/bütünleme yapmak istersiniz.

*

 

Barışılan her seferde bayram olur.

Çok sevdiğim bir dostumla bayram tebrikleşmesi vesilesiyle telefonda konuşuyoruz, dünyanın, insanların ve gelişmelerin verdiği işaretlere değinmeden geçemedik, dedi ki; “çok özledim çanakkale domatesi aldım, tadı yok, benim kaplumbağalar sever deyip onlara verdim yemediler. Kediler de kutu sütü içmiyorlarmış. Büyük marketlerin birinde çalışan yeğenle konuştum, dayı boşver tasalanmayı, bizim biyoloji buna alışıyor, değişim geçiriyoruz dedi ben de ona evet evet boynuzumuz çıkıyor dedim, bak şu haytaya yaw!” Bu minval üzere devam etti konuşmamız. Bari benim de çorbada tuzum olsun diye “kanatlarımız çıkmasını umuyorduk ama boynuza razı mı olacağız ki!” dedim
Gülüştük tabi de, yani… Belirsizlik diz boyu tabi
Günaydınlar sevgili frekanslar.

Bayram için janti bi gözlük ödünç aldım (acaba scrabble janti kelimesini kabul ediyor mu?)
Ne uydurukçuyumdur ama :))))

20150718_125316

 

Kafadanbacaklılar kadar olamadık mı?

Evrim Ağacı’nın bu uzun makalesinden alıntıladığım insan gözüne dair saptamalar ilgimi çekiyor. Denizdeki omurgalı atalarımızdan kalan mirası biz neden kuşlar gibi değiştir-e-medik? Kuşlar kadar keskin görüşe sahip olmamanın bize getirdiği avantaj nedir? Kafadanbacaklıların bu hatasız(!) biyolojisinin onlara kaybettirdiği nedir? Öyle ya bi şey başka bişeye sebep olur, tek yönünü cımbızla çekip alamazsınız ne de olsa.
Biraz üzerinde düşünmek lazım galiba. En azından şu an bana ilginç göründü 🙂

“Göz, yapısı itibariyle, eldeki hücresel malzemelerin en iyi şekilde kullanılarak görsel bilginin beyne aktarılmasını sağlamak amacıyla evrimleşmiştir. Ancak bu evrim sırasında, bazı çok ciddi “karışıklıklar” ve “hatalar” meydana gelmiştir.
Gözde bulunan en ciddi hatalardan biri, omurgalılara ait gözlerde görülmektedir. Aslında bizler de dahil olmak üzere omurgalılar, eğer ki doğaüstü bir şekilde var edilseydik ya da Evrimsel süreç “mükemmel” bir şekilde işleseydi, şu anda olduğundan yüzlerce kat daha iyi görüyor olabilirdik. Ne yazık ki evrimsel süreç sırasında gözden beyne verileri ileten retina tabakası oluşurken, yapısal olarak ters bir bağlantı kurulmuştur. Yani normalde ışığı algılayıp bunu elektrokimyasal sinyallere çevirecek olan hücreler önde, bu sinyalleri beyne iletecek sinirler arkada olması gerekirken; tam tersi şekilde bir yapı evrimleşmiştir. Bu sebeple, ışığa duyarlı hücreler, sinir ağının arkasında yer almak durumunda kalmışlardır. Bu da, göze gelen ışığın öncelikle, anlamsız bir şekilde, sinirlerden oluşan yoğun ağı geçmesini gerektirmektedir ve bu, ışığın şiddetini ve kalitesini ciddi anlamda bozmaktadır.
Hata, bununla da sınırlı değildir: bu sinirler gözün en iç kısmında yer aldığı için, bir noktada gözün “içerisinden” geçerek beyne gitmeleri gerekir ve bunun gerçekleştiği bölgede de bir kör nokta bulunmaktadır.
Halbuki kafadanbacaklılarda (cephalopoda) retina bu şekilde değil, tam tersi ve olması gereken şekildedir; en üstte sensör hücreleri bulunmaktadır, bunların arkasında ise sinirler bulunur. Bu sayede kafadanbacaklıların sinirleri, sensör hücrelerinin “içerisinden” geçerek beyne gitmek zorunda kalmazlar ve bir kör nokta oluşmaz; böylece bu hayvanlarda ışık açısına bağlı körlük oluşmaz. Demek ki evrimsel süreçte bunu sağlamak mümkün olabilmektedir ve imkansız değildir, önünde çevresel bir engel yoktur. İşte omurgalılarda bulunup, kafadanbacaklılarda bulunmayan bu hata sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilmektedir:

Kafadanbacaklıların retinası beynin bir uzantısı olarak evrimleşmemiştir. Omurgalıların evriminde ise retina, beynin bir uzantısı olarak evrimleşmiştir. Kafadanbacaklılarda retina beyinden bağımsız olarak evrimleştiği için, gözün arkasında oluşabilmiştir. 2009 yılında Kröger yaptığı bir çalışmayla Zebrabalıkları gibi küçük gözlere sahip balıklarda ters bağlantının onlara kör olmak pahasına avantaj sağladığını (bu sayede minimum miktarda camsı sıvı kullanılarak daha fazla retinal hücre sığdırmak mümkün olabilmektedir) ispatlamıştır. Bu sayede artık biliyoruz ki, denizlerde yüz milyonlarca yıl önce yaşamış omurgalı atalarımızın bulundukları ortama adapte olabilmek için geliştirdikleri yapı, günümüzde avantaj sağlamamasına rağmen, kökten değiştirmek çok zor olduğu için, “mükemmel” olmasa da iş görebildiği için ve değişmesi için üzerinde evrimsel bir baskı bulunmadığı için omurgalılarda halen korunmaktadır. Yani Evrimsel süreçte kazanılmış bir özellik, genetik sebeplerle yüz milyonlarca yıldır aktarılmaktadır ve balıklar için “başarılı” olan göz, torun türlerde “hata” haline gelmektedir. Bu, başka hiçbir düşünce sistemiyle açıklanamaz ve Evrimsel Biyoloji’nin açıklayıcı gücünü bize bir kere daha gösterir.

Hatta açıklamalar burada da bitmez. Memeliler, sürüngenlerden ayrıldıktan sonra bu “hatalı” göz yapısını neredeyse olduğu gibi korumuşlardır ve göz konusunda pek bir kademe kaydedememişlerdir. Ancak yine sürüngenlerin bir kolu olarak ayrılan kuşlar, aynı hatalı yapıyı pekten isimli bir proteinin üretilebilmesini sağlayarak geliştirmişler ve sensör hücrelerinin önünü kapatan sinirlerin çoğunu yok etmişlerdir. Bu sayede kuşlar, memelilerden çok daha üstün bir görüş gücüne sahiptirler. “
http://www.evrimagaci.org/makale/149

Dikkat Dağıtıcılık

Dünyada pek çok insan dikkatini sanal iletişime akıtırken, dünyanın fizik maddeleri üzerindeki “gerçeksin sen gerçek kal” baskısı azalmış oluyor ve belki bazı yeni düzenlemeler için bu bir fırsattır. Kimbilir
Geri döndüğünüzde bir bakmışsınız rüya/nesnel gerçeklik değişmiş 🙂
Dikkat dağıtıcılık çok temel bir gerçeklik değişimi enstrümanıdır.

*

“Her yer AVM, çalışmak isteyen yok” diyenlere cevaben:

Köle gibi çalışılan binlerce yıl geçiren insanın biraz yorulmuş olması doğaldır ancak bir zaman sonra (hatta hemen yakında-dünya çapındaki depresyon illetinin sebebi bulunduğunda) yoğun çalışmanın insan doğası üzerine binen kaotik baskıyı fark etmemek için alınmış bir önlem olduğu ve insanın bu ezici basıncı karşılayabilecek bilinci henüz edinemedikleri ortaya çıkacak. sabırlı olun

*

Esneklik yumuşaklık değildir. Yumuşaklık, sorun çıkmasın eğilimiyle hareket eder, kavgadan hoşlanmaz ve tabi bu isteğini/eğilimini birçok kez hoşuna gitmeyen şeyler yapmak ya da yerlerde bulunmakla öder fakat eğilimini sürdürebildiği için dışardan göründüğü gibi “ezilen” değildir onun hisleri, memnundur . Diğer yandan esneklik, bununla hemen hiç bağdaşmaz; esneklik, her yerin, her kişinin, her durumun doğru olduğunu bilmektir! Bilir çünkü esnek olduğundan yerinden kolayca kalkar 360 derece hareket edebilir. İşte bu sebeple esneklik ustalara atfedilen bir özelliktir.
Esneklik öğretilebilir, tarif edilebilir bir şey değil. Onu elde edebilmek için önce “Kesin inançlı” oluyorsun, sonra kesin inançlılarla oyunu sürdürebilmenin çarelerini arıyorsun. Bütün bu uğraşların bir yerinde birden tılsım devreye giriyor ve bir bakmışsın ki her şey mükemmel!

Not: Yerinden kolayca kalkmak nedir? Halen kullanmakta olduğun majör enerji kalıbının farkında olarak, istediğin zaman onun içinden çıkıp başka bir majör enerji kalıbını deneyimlemek, sonra tercih ettiğin bir majör enerji kalıbına dönebilmektir. (Bu kavramı “groklama” olarak adlandırmak mümkün, bu konuyu biz urban shaman 3. seviyede açıklamaya ve deneyimlemeye çalışıyoruz)