Her şey Allahtan…

 

Hep biliriz ama yine de her hatirlatildiginda güleriz. Boyle bi kac mesel var ki sadece bunlar bi spritullik klavuzu olur anlasildiginda. Ben hem nur icinde yatsinlar molla Nasreddini hem de bektaşileri çok severim. Doğum günumde ilk paylaştigim onlara sevgim ve saygim olsun, belki lütfederler de olgunluklarinin, bilgeliklerinin ve nüktedanliklarinin bi kismi bana da bulaşır:

Efendim,

Bektaşi kasabada yürüdüğü yerlerde “Her şey Allah’tan, her şey Hak’tan” der gezermiş.Bir gün kasabanın serserilerinden biri, yine böyle mırıldanarak dolaşan Bektaşi’ye sessizce yanaşıp ensesine okkalı bir şaplak indirmiş.Canı yanan Bektaşi, pür-şiddet döner dönmez:

“Niye hiddetlenirsin Baba Erenler, bu tokat Allah’tan geldi, her şey Hak’tan değil miydi?” deyince,“

“Elbet öyledir” demiş Bektaşi, “Her şey Allahtan da hangi pezevenginin elini kullandığına bakıyorum…”

 

 

Çeşitlilik

Çeşitlilikten hoşlandığımı çoğu yerde söylemiş ve yazmışım, demek ki ben oyunlardan hoşnutum. Bu da demektiir ki tanrının kendini bilme çabasından ve yollarından hoşnutum 🙂
BİRlik ve çeşitlilik zaten aynı anda var olabiliyor, en azından gözlemci konumundayken.

Oysa kuantum fiziği bize atom altı parçacığının bazen dalga bazen parçacık konumunda olduğunu, parçacığın iki halinde “aynı andalık” olmadığını,  bunu gözlemcinin belirlediğini söylüyor.

Bize ayrı yollar varmış sanısını veren dünyanın tabi olduğu zaman ve mesafe kuralları 🙂 Rüyalarda bu kurallar ortadan kalkabiliyor ve yine de hala ALAN var. Rüya görülebilen alAN. Demek ki zaman ve mesafeye muhtaç değiliz aslında 🙂 Buna muhtaç olan fizik bedenimiz ve sanırım o da yakında upgrade edilecektir 🙂

Atom altı parçacık için aynı andalık yok, gözleyen için var. Ben öyle sanıyorum.

Güneş bi yansıtıcı mı?

2004 yılında çok canlı ve etkileyici bir vizyon görmüştüm, bi kaç kere çevremdeki arkadaşlarla paylaştım. Vizyonun bi bölümü daha önce hiç duymadığım bişeydi, o sebeple şaşırdım ve fakat pek takılmadım, şöyle ki güneşe gittim, uçarak evet 🙂 Komik değil mi? Ve ne gördüm? Güneş bir yansıtıcıdan ibaretti. Yani ateşi ve ısısı yoktu, başka bişeyi yansıtan dev bi ayna gibiydi. Aslında ben şimdi yanıp kül olacağım, buraya kadarmış diye düşündüğüm an bu ilginç durumla karşılaştım, ölmediğim konusunu irdelemeye fırsat kalmadı çünkü çok uzaklarda müthiş bir nebula gördüm , güzelliği beni çekiyordu, o yöne akarken vizyon bitti. Ben de buşaşırtıcı vizyonla ilgili bi şiirimsi yazdım ve unuttum. Tabi bi şeyi tamamen unutmuyor insan, sadece erişimini ince bi hatta tutup salıvermiş oluyorsunuz. Onu refere eden ilk şeyde adeta alarm çalmış gibi geri dönüyor. Bakalım ne olacak 🙂

Cehalet Onurlandırılıyor.

Swamijinin de ara ara söylediği gibi cehalet onurlandırılıyor. Gençlerin büyük kısmı bilgi edinmeyi demode buluyorlar, genel sosyal mutabakat zaten bunu her şekilde -tv, basın ve üst yönetimlerin vaazları ile- öneriyor. Oysa gençler sanki bunu eskiye başkaldırma duygusuyla yaptıklarını sanıyorlar. Tam bi karmaşa var. Bilgi olmazsa anda yaşamak, akışı alabilmek kolaylaşıyor, tabi bu durumun farkındalar ancak galiba fark edemedikleri bir husus var; akıştan edindikleri izlenimleri şu ana getiremiyorlar çünkü bilinmeyenden bilinene malzeme getirebilmek için lisan zenginliği gerekir. Bu sadece konuşma lisanı değil her konuda lisan. Bilgi, nakil aracı (tercüme) sahibi olmaktır. Paylaşamadığınız izlenimler ne kişisel ne de kitlesel bir faydaya ulaşmıyor, hatta paylaşamamanın ızdırabı insanı fiziken ve mental anlamda patlama tehlikesine sokar. Çoğu insan özellikle gençler bundan bunalmış durumdalar ve gördüğüm kadarıyla faturayı da kendileri gibi sadece izlenimci olmayanlara çıkarmaktalar. Müthiş bi kapasiteleri var ve fakat dünyanın geri kalanı bundan pek yararlanamıyor.

Belki bu yanlış anlamaya bizim jenerasyon sebep oldu, belki de bizler bilginin amaç yapılmasını kınayacağımıza bilgiyi kınadık. Eğer böyle yaptıysak tez elden bunu düzeltmeliyiz, kendimiz bunu açıklığa kavuşturduğumuz anda tüm dünyada bu durum düzelecektir, bunun nasıl çalıştığını biliyoruz hepimiz.

Bilgiyi amaç edinmek değil, bilinmeyenle bilinen arasında köprü kurmak için ARAÇ olarak edinelim. Buna bi itirazım yok-ŞİMDİLİK-.

Merak etmek doğal bir dürtü ancak mantığını ortaya koyarsan bilinmeyenin sen bildikçe azalan bi kütlesi olmadığını ve göstereceğin bu çaba ile bilinmeyeni bilmek ya da ona hakim olmak imkanının asla olmadığını hemen anlarsın  O halde bi insanın kendinden özgürleşmekten başka amacı olamaz. Mantık bunu gerektiriyor fakat her birimizin içinde hangi aslan yatıyo onu bilemiyeceğim. Bilinenle bilinmeyen arasında tercümanlık yapmak için çeşitli dillere vakıf olmalısın, ancak yapacağın bu tercüme bilinmeyeni eritmek için değil, kendini ve başkalarını yani varlığı onurlandırmak, zenginleştirmektir ki bu bile araçtır, kendinden özgürleşmeye götüren bir araç.

Tabi bunlar sadece kendi sınırlı gözlemlerim, belki de yanılıyorumdur.

İyi bir hafta sonu diliyorum sevgili frekanslar..

Parıldama ya da Pırıltı

AŞK, her yerden görülebilen bir ışıktır, boşuna adres öğrenmeye çabalamayın.

Ve eğer  aşk bekleyebileceklerini verseydi, o huşu dolu parıltıyı yaymazdı.

Resim oyunlarımda (ne kadar acemi olduğumu biliyorsunuz) beni en etkileyen glowing denen PARILDAMAyı yapabilmek beni mutlu etmiştir. Bolca Titanyum beyazına bi damlacık sarı ve bi damlacık da turuncu karıştırdığınızda elde ediliyor bu parlaklık, velakin aslının milyon kere düşüğü bi benzeme oluşabiliyor ancak. Oysa gözümüz bunun aslını görebilecek denli şahane bi teknoloji sunmuş bize, öyle ki o parlaklığı her gördüğünüz yerde göğsünüz derin bir şükran hissiyle doluyor, bu öylesine hayranlık uyandırıyor ki, oracıkta kendinizi ona bütünüyle sunma hissiyle dolup taşıyorsunuz 🙂

*

AŞKa varınca kanadı kim arar. Yunus