Kutlama Zamanı

Artık, karşılıklı tartışmak zorunda değilsiniz. Bütün yapmanız gereken şey derin bir nefes almak ve bilmede-bilişte olmak. Ve oldu bile. Diğer insanların karşılıklı tartışma içinde ne yaptıklarının bir önemi yok. Bir ev, araba, iş ya da bunun gibi bir şey için tartışıyorsunuz ve şöyle diyorsunuz: “ Burada akılı olmam lazım, çünkü onlar gizli planlarıyla geliyorlar ve bende onlara kendi gizli planımdan…” Bu günleri bırakın, gitsin. Bu çok zihinsel ve işin içinde güç var. Siz bir bilinç varlığısınız.

Başkalarıyla çalışırken çok ilginç bir dinamiği fark edeceksiniz. Eğer masada otururken ve konuşurken, Ben-im varlığınızı sürdürürseniz, bu dinamikle, zaten tartışma biter. Çoktan bitmiştir. Oraya almaya geldiğiniz şeyi, aldınız bile. Onu almaktan korkmayın çünkü hiçbir zaman çok fazla istemezsiniz ve bir diğerinin zararına istem olmasını da istemezsiniz. Zihin ve güç oyunu oynamadığınız sürece, istediğinizin birebir ve bazen de mecazi olarak masaya geldiğini ve orada sizin hizmetinizde olduğunu anlayacaksınız.
Adamus

Gizli planlar filan… Bunlar hiç bi zaman geçerli olmadılar aslında, bize öyle öğretildi, korkutulduk ve bütün bunların temeli bence sadece “ayrılık” bilgisine dayanıyordu, yani dün söylediğim ÖZNELERRRRRRRR. Oysa ayrılık sahte bi olgudur, sırf 3B dünya oyunu için tasarlanmıştı, şüphsiz bir amacı vardı  O konuları çok düşündüm, çok şey seyrettim zaman öncelerinden, hiç girmeyelim şimdi çünkü neden olduysa olmuştu, geçti bitti gitti, biz şu ana bakalım, meğer ki AYRILIK yoktur, eski dünyaya dair tüm bilgiler kavrayışlar çöker. Çökenin başında durup ağlayacak değiliz.

Bırak ağlamayı, kutlama zamanı bu yaw, kutlama partilerine katılacağım artık, kim davet ederse katılacağım, tabi kendim de yapacağım, sabaha kadar dans artık :)))) hahahahahaha gerçekten bu mutluluğa erişebileceğimizi ümit etmekten bile çekiniyorduk yirmi sene önce… Çok naif varlıklarız

Tanıklık hali nedir?

Aydinlanip da bizlere yardimci olan ustalar kimliklerini unutmamis oluyorlar fakat o kimlik olmadiklarini da biliyorlar. Aydinlanipta paylasimda ya da iletisimde olmayi secmeyenler icin sanirim bilebilecegimiz pek bi sey yok gibi. Don juanin 3. Dikkat dedigi alanda neler oluyor bilemiyoruz, bize soylenen yalnizca özgürleşmis olduklari. Dogrusu bunlara pek kafayi takmamayi ve su an bi savasci gibi yasamayi tercih edenlerdenim cunku ne olacaksa olacaktir bunu umuRsamiyorum

Gurdjieff ustanin her an kendini hatirlamak, uyanik olmak dedigi durum, Adamus’ un ” ben’im” olarak prezante ettigi sey, ben böyle anliyorum.

Şunu da ilave edeyim; taniklik halinde hic bi yargilama olmadigi icin, kisiligi baskilamak da olmuyor. Ornegin, ben’im i hatirladigim her durumda Sibelin yapip ettiklerine karsi da bir baskim soz konusu degil, onun ihtiyaci olani deneyimledigini biliyorum, onu bu olanak henuz varken (fiziki bir bedeni varken) oğrenmekten alikoyamam ve bu icinde oldugum sevinclilik halimi bozmaz. Tabi ben’imi unutursam Sibelin icine çekilmis olurum, onun tarafindan yutuldugumda o ne hissediyorsa ona mahkum olurum ve daha beteri o olmadigim farkindaligini da tamamen unutmus olurum, ta ki bir başka uyanma-hatirlama anina kadar, bu bazen seneler bile sürebilir. Gercekten ciddi bi oyundayiz.

Kisiligi kaybetmeden daimi TANIKLIK halinde bu hayati sürdürmenin CC ögretisindeki ismi ise Denetimli Deliliktir 🙂

Tepkisizlik ve Kemale Ermek

Kemale ermenin belirtisi tepkisizlik midir?

Tepkisizlik önerilen bi şey degil, başa gelen bi şeydir, ki aslinda o bile bilinen alisildik tepkileri vermiyor anlamina gelir, yoksa anlayisla ve şefkatle belli belirsiz bi gülümseme de tepkidir. Aslinda bu cümleyi “Kemale eren alisildik tepkileri vermez” diye revize edebilirsek muhtemelen daha çok içimize siner. Çünku duyuyoruz ki kemale ermis insanlarin bazi tepkileri bize delirmis intibai verirmiş! Örnegin biri öldugunde ah vah etmezmiş de dogdugunda kara yaslar bağlarmis, biz bunun ardindaki hikmeti nerden bilelim, ancak bi görücü bilir onu. Belki bu yüzden deli ile veliyi ayird etmek bile bizler icin bir gelisim göstergesidir kimbilir…

Tepki repertuari dogdugumuzdan itibaren, özellikle 0-6 yaş arasinda annemizden ve bize bakan yakinlarimizdan görerek ve bilmeden kopya ettigimiz bi şeydir. Belli kültürlerin belli ve birbirinden farkli tepkileri vardir, Eger bir toplumda alisildik tepkileri veremiyorsaniz ( ki bu kendiliginden olur, bi kararla ilgisi yoktur) o zaman muhtemelen size uyumsuz, sosyopat veya duygusuz vs gibi isimler verilebilir, henuz çocuksaniz doktorlara gotuurulebilir, tedaviler uygulanabilirsiniz. Ez cümle farkli tepkilerin yalnizca kemale ermekle ilgisi olmayabilecegi de aciktir fakat ilgi çekici degil midir yani allah aşkina, örnegin esegine ters binmis yasini basini almis bi adam dunyanin ortasi burasi diye gulup duruyorsa! :)))

Bol yagmurlu bir gecenin ardindan daha nötr ve güzel bir güne günaydin frekanslar

AN, KAN VE İZAN

Dışarda/içerde bi kıpırti var, kesin olan budur, siz ister anlam verin ister vermeyin.

Muhtelif yerlerde yaptigim konuşmalarda, seminerlerde aslinda hic hesaplanmamis sekilde ama bi şekilde iç ve dışın nasil oluştugunu anlatmistim, bana hoş gelen ve basit bi örnek yardimiyla bu aciklama mutlaka yapilmistir, arkadaslarim dinleyenlerim bunu hatirlayip gülümseyecekler. İç ve dış ayrımınin soyut olarak olusmasina ilaveten somut ayrişmayi sağlayan fizik bedenin, genlerin ve biyolojinin etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Tabi doğduğunuz AN saniyesi saniyesine ve başlı başına bir Özdür! Ruh mu desek yoksa  Yoksa siz hala bizatihi zaman oldugunu bilmeyenlerden misiniz?

İşte o Doğum anı olan ÖZünüz, somut biyolojik kılifiniz ve soyut isim kılıfinizla icten dışa ya da dıştan içe bi yarilma yaşadiği için bu şahane dünya oyunu başlamıştı! İç ve dış olmadigini bi düşünsenize, tüm bilgileriniz bir anda ikiz kuleler gibi çöküverir  Hayir zamani gelmeden önce değil, cok nadirdir kendiliginden degil de yanlişlikla kirilivermesi yumurta kabugunun. Endişeye mahal yok 🙂

Kısaca bi AN ve KAN bütünlüğüyüz ve buna üçüncü bi oğe daha eklenir dogumdan itibaren özellikle 0-6 yaş arası çok etkin olmak üzere, ona da kafiyeli olsun diye ZAN ya da izan diyelim. Bütünlüğümüzün bu üç ögesinden her biri icin her ögretide biçok tanımlama yapılmıştır. Bence degeri en az algilanan AN oğesidir, buna ruh diyenler olabilecegi gibi, benim gibi Öz Diyenler de olmuştur herhalde. “Kendini bil” talimatlari genelde AN’ı kast eder fakat onu yerli yerine oturtabilen var midir ki, benim gördüğüm kadari ile çogu kez moral ogretilerce ZAN ile ve bilim yönü ile de KAN ile sıvanmış, netligini yitirmis şeylerle karşılaşiriz. Bir nebze rayiha için galonlarca bilgi tüketmek, karişimlari, sapmislari temizlemek gerekir.Şimdi bana böyle görünüyor, hem de gayet net olarak görünüyor. Emin olmak gerekmiyor, ben söyledim oldu :)))

Aslinda tabloya daha dikkatli baktiğimda, AN ile KANın en küçük ortak bölen uygunlugunun bir kesişimi oldugunu söyleyebiliriz. Yani AN (ruh), kendini en çok yansitabilecegi KANi isabetlemiştir! Bunlar insan büyürken birbirlerine yardim ederek maksimum bütünlüğü saglayacaklardir fakat İZAN bunu bozar! Ve bu iki öğeyi birbirinden kopararak birbirine düşman eder, böylece hastaliklar ve rahatsizliklar, kendini inkar ve içkavgalar dışa yansıyarak görünür olurlar. İzanin bu tabloyu bozmasının sebebi, kötü niyet degil sadece ANı dikkate almayişı, ona saygı duymayarak, tüm anlari bi torbaya koyup sallayışi, yani genelleme yapmasi.

Oysa o her bir an bi ruh idi, benzersiz bi ÖZ idi ve buna saygi duymaliydi, saygi olmayan şeye sevgi denmesini protesto ediyorum.

Yazının icadindan önce İZAN hikayeler, mitler, şarkı ve danslar yoluyla yol aliyordu ve nispeten bozulma orani duşüktü. Castaneda öğretisinde bir çocuğun doğum aninda nerdeyse nagual olduğunun söylenmesi boşuna degil, henüz izan devreye girmedigi ve AN, KAN ile uygun kesişmesini bozmadıği icin biricik, benzersiz ve tanimlanamaz ruhtur henüz.

Bu arada Yeşimle Bodrum Halikarnas radyoda yaptigimiz canli sohbetin konusu da bu minvaldeydi ve hatta daha aciklayici olabilir, dinlemek isteyenler icin adres: Tıklayınız

 

Büyüme Sancıları

Cok eski yıllarda kardesimin universite egitimini aldigi sehre gitmistim ve onun evinde beraberimdeki kitaplar bittigi icin okuma krizine girip (o zamanlar öyleydim) kardesimin kitapligini talan ettim ve bir kitap dikkatimi cekti, ismi : groving pains… yani “Büyüme Sancıları” … O zamanlar henüz ingilizce kitap okumaya cesaret etmemistim ancak baktim ki kitap bir ergenlik delikanlisinin guncesi ve kullanilan dil oldukca sade. Neyse belki anlayabilirim diye başladim (mecburiyetten!), müthis bi kitapti, aglanacak seylere gülmustü, gülüneceklere de ağlamisti bicare çocuk, tıpki hepimizin yaptigi gibi, belki tek fark, bunlari yazma basiretini samimiyetle icini dokme basiretini gösterebilmişti. Kardesimden izin alip kitabi evime götürdüm, bilmem neden ama sanki onu evimde tutmak bi huzur verecekti 🙂

Az önce memleketimizin durumunu, kavgayi ve çekismeleri düşünürken birden bu kitap gözümün önüne geldi. Hayatim boyunca büyüme sanciları cekmiş olan ben, hala cekmekte olan ben, gözlerim yaşardı. Tüm kalbimle bunu basarabilmeyi, artik yetişkinlige gecebilmeyi diledim