Kuş Bakışı

Insanlar tekamul yolculuklarinda yükseldikce (tabi 3b dunya sartlari uyarinca) detaya girme ve sözcükleri kullanma konusunda giderek isteksizlesiyorlar. Örnegin ben yasayan usta Mooji’ye baktigimda onu Maharaja benzetiyorum biraz, hemen her cesit sorunun cevabi aynı!! Hahahahahaha yirmi yıl önce Maharajin ben oyum kitabini okudugumda önce şaşirdim sonra kahkahayla güldüm, o kalin kitapta tüm sayfalarda aynı sey yaziyordu. Sonraki yıllarda mutlu olmayi her gereksindigimde o kitap elime geliyordu ve herhangi sayfasini acip okuyordum

Anladım ki, Maharaj usta gibi dagin doruguna cikinca görus alanin cok genisliyor, herseye esit bi uzaklik olusuyor, detaylar belirginligini kaybediyor, yargi ve ovgu yapabilmek icin tarafligini kaybediyor, tipki tanri gibi herseye esit uzaklikta, boyle bi pozisyonda sonsuz bir anlayis var, sonsuz şefkat, her şey yolunda.

Oysa diger bir yasayan usta Nithyanandaya baktigimda detaylara ne kadar hakim oldugunu goruyorum, ders veriyor o, bi gorucu ve iz surucu, bir peygamber gibi vizyon edinmis ama gercek degil tabi denetimli delilik yapiyor , onu her an takip ettigim icin bunu hissediyorum. Neden gercek degil de denetimli delilik yaptigini hissettigime gelince, nithyanandanin su andaki peygamberligi andiran rolünü kendi sanmadigini, o role yutulmadigini, muntazaman kendini rollerinden arindirdigini goruyorum. Hayran olmamak elde degil, dünya tekamulunde 2000 yilda müthis bi degisim olmus, bunu cikarsiyorum.

Günün parlakligi sizlerle olsun frekanslar.

Katıksız Karanlikta Diyalog

Hiç bilmediginiz birbucuk dönümlük bir alanda katıksız karanlıkta kaldınız mi?

Biz dün kaldık, hem de iki saat. Emin olun yaninizda açıkgöz birinin degil görme engelli bir rehber olmasını istersiniz. Bizim vardi, hicbisey göremedigimiz yalnizca onun sesiyle yönlendigimiz icin ona inanmak durumunda kaldik, çünkü bize, korkmayin bende gece görüş gözlügü var hic birinizi burada kaybetmem! Demisti karanliga daldigimizin ilk dakikalarinda Gece görüs gözlugunun körlük oldugunu gezinin sonunda öğrendik.. Elimizde beyaz bastonlarla bi sürü dehlizlerden gecip, sebze Pazarlarina gidip, gercek bi tramvaya, tekneye binip sadece kulaklarimiza burnumuza ekip ruhuna ve kör rehberimize uyum sağlayarak sağ salim aydinliga ciktik, büyük bir deneyim oldu, sizlere de öneririm.

Dialogue in the Dark”, İstanbul Gayrettepe Metro İstasyonu’nda …

Sanirim bundan sonraki tüm hayatimda görme özürlü kardeşlerimiz icin daha duyarli olacagim, toplumsal hizmet sahalarinda onlarin haklarini savunacagim, elimden gelen hizmeti sakinmayacagim.

http://haber.rotahaber.com/dialogue-in-the-dark-gayrettepe-metro-istasyonunda-_420621.html

“Karanlik, tuhaf bir sey. Karanlikta yatan uc cesit insan vardir. ilk grup, hicbir sey goremedigi icinkorku icinde titreyenlerdir. ikinci grup, ilk grubun bu durumundan fayda saglar, cunku korku dolubir >nsanin kontrol edilebildigini bilir. Ucuncu grup ise, cebinde isik tasiyip da bunun iseyarayacagindan kuskulu olanlardir… isik yakmaktan korkarlar, cunku bu nerede olduklarini belli
edecek ve artik herhangi biri olamayacaklardir” Diyor Kryon

Buradaki karanlık mecaz olarak kullanılsa da soyut-somut fark etmiyor, ben onu somut olarak burada deneyimlemiş oldum. Tabi biz karanlıkta beslenen organizmalar değildik, kendi irademizle aydınlıktan karanlığa girdik -geçici olduğunu biliyorduk- ve çok şükür çıktık.

Benim eski bi şiirim vardı, “sıkıysa karanlıkta insan ol” diyordu bir yerinde. Ben de hep onu hatırladım. Orada sadece sesini duyduğum bi rehber vardı, sizi burada kaybetmem dedi ve ben ona güvendim, yapacak başka bi şey de yoktu zaten  Sonra aydınlığa çıktık ve rehberin kör olduğu anlaşıldı. Ona minnettarlığımızı bildirdik ve yollarımıza devam ettik. O yeni bir karanlık deneyimci maceracıya yardımcı olmaya gitti, biz de farkındalığımız üzerine düşünmeye başladık. Ne kadar da adem’in hikayesine benziyor?!

Güne bir de resim oyu yaptim: Karanlikta Diyalog 🙂

PaperArtist_2014-02-16_10-27-08

Aşkınız kutlu olsun.

Biraz ateş biraz duman, ortada insan. 
İmkan dahilinde olan
.

Lütfen önce şu adresten “imkân dâhilinde olan” nedir bir okuyun sevgili frekanslar, o zaman yaptığımız açıklamalar ve benzetmeler daha iyi yerine oturacaktır. https://blog.sonsuz.us/?p=4301

Arabi’nin önerdiği “ortada olabilen insan”, mümkün varlık, bence “yeni dünya” literatüründeki “yükselmiş üstadın” ta kendisidir. Su anda insanlar tahterevalli gibi iki yana yatmış durumdalar. Yükselmiş usta, her iki yönünü de bilir, yani yaratanı ve yaratılmış olanı. Standart insan ise kendini yaratılmış olanla özdeşleştirmiş olduğundan çelişkiler yumağı olarak yasayıp ölür.  Çok kaba isimlendirmesiyle buna bilim ve din diyebiliriz ama keşke bu kadar basit olsaydı. Kimse dilinin söylediği tarafta bile değil maalesef. Yani hem sağlıklı bi kuşkuya (adem/gölge) sahip olacaksın hem de sağlıklı bir imana, eşit seviyede olacaklar bünyende. Bu da Carlos Castaneda’nın Yaqui bilgeliğindeki “inanmadan inanmaktır “işte! Bir savaşçının olmazsa olmazı.

Arabi’nin aktarımından yola çıkarak; Tam olarak iman/Nur tarafına geçersen, imkanlı varlık olmaktan çıkıyorsun. Peki ne zararı var bunun? Çünkü Yaratıcı, bilinci büyütmek için bu illüzyonu kuruyor(en azından bize en yakın gelen sebep bu, tanrı kendini bilmek istemiş). Bilinci büyütmek için ise muhtelif realite düzlemlerine ihtiyaç var, ve onları kurup anlamlandıracak olan da Adem diye nitelendirilen “birey bilinci” yani şüphe. Şüphe (ayrılık bilinci) olmadan kıyas yapamazsın, anlamlar bulamaz onları istediğin kadar değiştiremezsin. Bunları yapamıyorsan, yani mümkün varlık/yükselmiş üstat konumuna gelemiyorsan sadece oyunun donörü oluyorsun. Oyun kurucu, mümkün varlik olmasan da yasamana izin veriyor çünkü oyunun devamını yeterli bi sure sağlamak istiyor. Her zaman dediğim gibi, sentez yapamıyorsan bari çocuk yap.

Zaman yani Öz/AN boyutunu bünyemize kattığımızda artik 3. Boyutta olmayacağız. Bu ne demektir? Artik bilinç ve bilinçaltı bölünmüşlüğü olmayacak, böylece sentez icin şu an uğraşmakta olduğumuz kadar caba göstermeyeceğiz, çünkü her şey apaçık ve net, an olmuşsun artik, iste o zaman cok daha yüksek düzeyde yaratıma ortak olacaksın, birlikte yaratmak denen muhteşemliğin hazzına varacaksın. Ha! bal yiyen baldan usanır o başka! Usanınca da uçurumdan(*) atlarsın, nur olursun. Bu arada uçurumdan atlamak için daha cok yolumuz var, önce bi ışık hızını gecelim hele. Benim tahminim sudur ki, ışık hızını geçmek atom alti parçacıklarının yapısını değiştirir. Yani mümkün varlık bi nura bir de ademe bakacak ya, ayni andalık yok. Fakat bu bakışlar arasındaki mesafe o kadar kısalacak ki sonunda ayni anda iki tarafı görebilecek,  iste bu takyon evreni olacak. Ben oralarda biraz hizmet etmek isterim herhalde J Aslında hepimiz oralarda, tüm düzeylerde hizmet ediyoruz da, algimiz yalnızca 3B boyutunda takılı uyanıkken. Ben artik algımın da takyon evrenine geçmesini arzu ediyorum.

Bu konu aynen aşk ilişkileri icin de geçerlidir. Madem bugün sevgililer günü belirtmeden geçmeyelim. Eger kisi kendi sandığı gölgesi ademde kalıyorsa, nuru göremiyordur ve gerçekten aşık degildir, baska bi sey icin ilişki kurmaktadır. AŞIK olan kendi gölgesi Ademden bi sure icin cikar ve nur ile adem arasında “İmkan dahilindeki insan” olur böylece nurdan (Aşik olduğu insandan) nemalanır, fayda temin edip fayda verir. İşte Tanrı sevgisine geçmeden önce aynı mekanizmayı deneyimleyebilme fırsatı verdiği icin AŞK cok büyük bi şeydir, henüz gölge olanı birdenbire MÜMKÜN VARLIK haline getirir. Tabi aşk suresince olur bu, kişisel askların suresi bellidir, bitince kisi yenilenmiş gölgesine döner ama ne gam! Bır kere imkanlı varlık olabilmiş insan artik bunu unutamaz ve hayatini bu pozisyona bir daha ve sonsuzca ulaşmaya adar. Âşkınız kutlu olsun.

“İmkan dahilinde varlık”, otomatik pilottan çıkmış insandır, bir başka benzetmeyle.

Her ne aşkınız varsa o kutlu olsun. Para, iş, güç, mekan, sanat, bi başka insan, guru, fikir. Fark etmez kutlu (*) olsun da ne olursa olsun. Aşık olduğunuz şeye kavuşacaksınız.  AŞK, Secret vari istemeye benzemez, gerçekten oldurur, eski gölgenizi/olduğunuzu sandığınız kişiyi öldürür ve yeniden doğarsınız.

 

(*) CC öğretisinde 3. Dikkate geçerek özgürleşmek anlamında kullanılan metafor

(*) Bilirsiniz KUT, öz Türkçede RUH anlamına geliyor. Kutlu olsun dediğimiz her şeyin ruhlu olmasını diliyoruz aslında.

Kime Hayransınız Oyunu

Sizlere samimi bir soru sevgili frekanslar 
Şu anda halen yaşamakta olan en beğendiğiniz, hatta hayran olduğunuz kişi kim?
Onunla fiziken tanışmış, ya da karşılaşmış olup olmadığınız hiç önemli değil.
Kişinin ismini açıkça belirtmek istemeyebilirsiniz, takma bir ad da verebilirsiniz ona, sadece o kişiyi biliyor musunuz?

(soruda şu anda hayran oldugunuz kişiyi bulmanız rica ediliyor, sonsuza kadar hayran olacağınızı garanti etmeniz gerekmiyor )

İlgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Simdi hayran oldugunuzu söylediğiniz kişinin en hayran olduğunuz üç özelliğini yazın lütfen.

**

Ben de söyleyeyim bu arada dedim ancak hayran olduğum o kadar çok kişi varmış ki, bunların arasından nasıl seçim yapacağımı şaşırdım. En azından üç tane seç diye dayatıyorum kendime şu an 🙂

Beni affedin frekanslar kendi oyunuma uyamadım, çok kişiye hayranım. Kendimi zorlayarak dört kişi belirledim:

1.inception Filminin yönetmen ve senaristi olan Christopher Nolan. imkansızı başardığı için, bilgiyi görsel hale getirişindeki beceri,gülümseyişi.

2.Swamiji Nithyananda, guru: bitmeyen enerjisi, bilgiyi dünyadaki realiteye dönüştürme azmi, gülümseyişi

  1. Neil Gaiman, yazar-çizer-senarist: aktarımındaki hafiflik ve olağanüstü beceri, çeşitliliğe rağmen tutarlılık,espri yeteneği

4.Gülşen Geniş, mimar on yıldır arkadaşım: alçakgönüllülüğü, yumuşaklığı,bakışındaki ve gülümseyişindeki güzellik.

Dikkat! Kime ve hangi özelliklerinden dolayı hayran olduğunu bi yere not etmeden önce bu bölümü okumayın, eğlencenin ruhu kaçmasın 🙂

Hayran olduğumuz kişilerin hayran olduğumuz özellikleri ile ilgili soru oyunumuzun şöyle bir çözümlemesi var:
Hayran olduğumuz özellikler, kendimizde aktive olmuş ancak halen istediğimiz seviyede randıman alamadığımız hususlardır ve bu hayranlığımız bizi doğrudan bu açığı kapatmaya götürür 
Henüz bizde hiç aktive olmamış özellikleri dışarda görme olasılığımız hemen hemen yok (arizi bazı durumlar hariç) bu sebepten görmediğimiz şeye hayran da olamayız.
Ya da bizde kendimizi tatmin edecek düzeyde kullanıma ulaşmış özelliklere sahip olan birilerine de hayran olmayız, onları severiz, çünkü onlarda kendimizi görmekteyizdir.
İşte böyle şeylerdi, katılımlar için tekrar teşekkür ederim. Belki siz de kendinizle ilgili tıpkı benim yaptığım gibi yeni çıkarımlarda bulunabilirsiniz. 

Hayranlık, şekli ve ebadı uyarınca aşka da dönüşür rahatlıkla, Mevlananın aşkı da dahil, her gerçek aşkın kökeni buna dayanıyor.

Şunu da ilave edeyim; Aynı kişiye olan aşkın sonsuz olmayışı ve belirli sürede sona ermesi de çok normaldir çünkü aşık olan kendi özellik haznesini doldurup her iki kişi de aynı seviyeye ulaştığında aşk o şeye karşı aşk biter. Biter ve çoğu kez geride sevgi, dostluk ve yoldaşlık hisleri bırakır, eğer bırakmadıysa ya da tersi olduysa o zaten aşk değil farkında olunamayan beklentilerle örülmüş başka bi şeydi anlamı çıkabilir:)

Kafa Karışıklığımız?

I have seen in my life, when I cause somebody’s reality, I am in my peak! When I sit in Samadhi, I am in my peak! I saw the Cosmos bring these two constantly for me. Whole day I am in Samadhi! Whole day I go on causing people’s reality!Understand, whatever brings you to your peak, life will cause that to you. So, don’t allow your cognition to carry so much of vengeance towards you and others. It is vengeance and anger that goes on cognizing life as self-inflicted or outside war. And you are so angry, violent, you don’t even want somebody to pinpoint your violence
Sri Nithyananda Swami