Dirseğini bükmeden yemek!

Egonun, hastalığın tasarlanmış “mesajlarına”, yani entelektin oluşturmaya çabaladığı düzen ve yapı değişimlerine kodlanmış enformasyona açıklığı, çatışmanın içinden çıkılmaz bir çıkmaza dönüşmesini engellemeye yarasa da insan organizasyonu bu tür açıklığı olsa olsa güç kılacak bir paradoks üzerine kuruludur. Gerçekten de hasta olduğumuz çoğu zaman, psişe ile bir mesaj taşıyabilecek açık bir diyalogu sürdürmek için enerjimiz, umudumuz ya da ruh halimiz YETERLİ OLMAZ. Bu noktada dostlarımız ve bir doktor ya da terapist zaman zaman ihtiyaç duyduğumuz desteği sunabilir. (Whitmont)

Gerçekten de özellikle çeşitli şifa teknikleriyle çalışan arkadaşlarımız bunu deneyimlemişlerdir ki, hastalık anında mevcut erk düzeyi düşüyor ve kendine dönük bir çalışma yapamaz duruma düşebiliyorsun. İşte bu durumlar rüya görüşmeciliğinde sık sık anlattığım bir meseli hatırlatıyor,hani tanrının verdiği ziyafet ve dirsekleri bükmeden yemek! 🙂 Anladınız siz.
Birbirimizi desteklediğimiz ölçüde şifalanan yaratıklarız biz.

*

Yansımalar

Penrose merdivenleri gibi.
Sonsuz merdivenler.
Gördün mü?
Yanıltıcılar. İşte bunun gibi
kapalı döngü merdivenler…
…yarattığın dünyanın
sınırlarını gizlemekte yardımcı olur.
Peki bu katmanlar
ne kadar büyük olmak zorunda?
Bir binanın tek bir katından tut da
komple bir şehre kadar her şey olabilir.
Ancak yeterince karmaşık
olmalılar ki…
…kendimizi yansımalardan
koruyalım.
– Bir labirent
– Evet, bir labirent.
– Hatta labirentten daha iyisi.
– Yani, yansımalar bizi yakalamadan…
…daha fazla zamanımız mı olur?
– Kesinlikle.
Bilinçaltım oldukça
sakin görünüyor.
Huysuzlaşana kadar bekle.
Hiç kimse, birinin zihni ile
çevreyi değiştirmesini hoş karşılamaz.
Cobb artık tasarlayamıyor, değil mi?
Yapıp yapamayacağını bilmem
ama yapmaz.

*

Fikir bir virüs, bir parazit gibidir.
Çok bulaşıcıdır. Ufacık birfikir çok büyük bir hâle gelebilir.
Büyüyerek seni ifade edebilir ya da yok edebilir.
En ufacık bir fikir,”Dünyan gerçek değil” gibi mesela…
…her şeyi değiştirir.
Dünyandan, neyin gerçek olduğundan çok eminsin.
Sence o da öyle mi?

*

Beynimizin gerçek kapasitesininçok az bir kısmını kullandığımız söylenir.
Uyanıkken böyledir.
Uykudayken zihnimizinyapamayacağı bir şey yok gibidir.
Ne gibi?
Bir bina tasarladığını düşün.
Her cephesini düşünerek oluşturursun…
…ama bazen sanki kendiliğinden oluşmuş gibi hissedersin.
– Ne demek istediğimi anlıyor musun?- Evet.
– Sanki keşfediyormuşum gibi olur.- İçine doğmuş gibi değil mi?
Rüyadayken zihnimiz sürekli bunu yapar.
Yarattığımız dünyayı eş zamanlı olarak algılarız.
Zihnimiz bunu öyle iyi yapar ki farkına bile varmayız.
Bu da o sürecin ortasına girmemize şans tanıyor.
– Nasıl?- Yaratıcılık kısmını devralarak.
İşte burada sana ihtiyacım var.
Hayal dünyasını yaratacaksın.
Özneyi o rüyaya sokacağız…
…ve bilinçaltı o dünyayı kaplayacak.
Gerçek olduğunu düşünmelerini sağlayacak kadar detayı nasıl yaratacağım?
Rüyadayken gördüklerimiz bize gerçek gibi gelir değil mi?
Ancak uyandığımızda bir tuhaflık olduğunu fark ederiz.
Bir şey sorayım. Rüyanın başlangıcını hiç hatırlamazsın değil mi?
Olup bitenin ortasında bulursun kendini.
– Sanırım evet.- Peki buraya nasıl geldik?
Şeyden geldik…
Düşün Ariadne, buraya nasıl geldin?
Şu an neredesin?
– Rüyada mıyız?- Şu anda eğitim programındasın.

inception’dan alıntılar

*

“Bu gerçek mi” diye sormanın modası geçiyor, şimdi “Hoşuna gidiyor mu?” zamanı, değilse değiştir! sa

Bilinçaltına sakin olmasını söyler misin?
Bilinçaltımı kontrol edemem unuttun mu?

Bir de bunu kontrol edebilselerdi batı dünyası, çok isterdiler ama mümkün değil çok şükür. Yoksa evrenimiz grönland gibi donuverirdi!

Rüya ve Defragmantasyon

Rüya süreci beynin zevkli bir defragmantasyon işlemidir desek ne denli yaklaşmış oluruz bilemiyorum. Uyku ve rüya olmaksızın bir hafta bile yaşayamayacağımız düşünüldüğünde yemek-içmek ve hava kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Aslında uykunun önemi dördüncü ve en önemli besinimiz olan “izlenimler” ile ilgili.
İzlenimler kesildiğinde derhal öldüğümüzü biliyor muydunuz? İşte izlenimin kesilmesi, bilgisayar jargonundaki dosya sisteminde yer kalmaması ile benzeşebilir.
Aslında belki daha yer vardır da bazı düzenlemeler yapılmalıdır.
Defragmantasyon, “dagilmiş parcalarin bir araya getirilmesidir”. Dosya sistemindeki dosyalar boş yerlere konulurken yer yetmeyince parcalari diger boş yerlere dagitilir, diskin orasina burasina dagilmiş parcalari okumak icin disk kafasi cok dolaşma ihtiyaci duyacagindan bu parcalarin bir araya getirilmesi performans artirir. Bu birleştirme-düzenleme işlemine defragmantasyon denir.

*

Uykunun ve rüyaların tüm bedenlerimiz için ne denli önemli bir (hayati) rolü olduğunu artık biliyoruz. iki üç bin yıl öncesine kadar bunu zaten çok iyi bilip yaşamlarında uygularmış atalarımız fakat bu “men made” uygarlıkta unutturulmuştu hatta vakit kaybı sayılmıştı bile, ne saçmalık ama! 🙂
Her neyse bunu yeniden hatırladığımıza göre kendi üzerimizde ve çevremizde gözlem yapabilir daha çok bilgiyi bütünlüğümüzden çekip alabiliriz sanıyorum.
Örneğin ben uykumu alamadığım geceyi takip eden günlerde kapasitemin neredeyse yarıya kadar düştüğünü biliyorum, gençken bu yüzde böylesine korkutucu değildi belki %10 düşüyordu, fazla hissedilmeden geçip gidiyordu.Şimdi düşünüyorum da uykusuzluğun yarattığı kapasite düşümü gerçekten yaşa bağlı olarak mı değişiyor yoksa bunun daha alt bir sebebi mi var diye ve aklıma gelen ilk şey, erekle ilgisi olabileceğidir. Çünkü gençken amaç-hedef hissi çok daha yoğun- zaten bu yolda belki 20 sene ailemiz ve çevremizce bilenmiş oluyoruz. Oysa olgunlaşma devrine geldiğimizde bu hedefler gerçekleşsin yada gerçekleşmesin çok da önemli olmadıklarını anlama çağı oluyor. Ve bu durum bariz bir gevşemeye sebeptir bilirsiniz. Belki gevşemiş durumlarda uykunun ihtiyacı daha çok belirginleşiyordur, sizler ne dersiniz?

Çarpma Etkisi

Anne, ‘’İşte sana oyuncak bir bebek, tatlım’’ diye fısıldamış ve tüylü yatak örgüsünün altından, Vasalisa’nın kendisi gibi kırmızı çizmeler, beyaz önlük, siyah etek ve her tarafı işlemelere kaplı bir yelek giymiş küçük bir oyuncak bebek çıkarmış.
‘’İşte bunlar da son sözlerim, güzelim’’ demiş anne. ‘’Yolunu kaybedecek olursan ya da yardıma ihtiyaç duyarsan, ne yapacağını bu bebeğe (içgüdüleri) sor. O sana yardım edecektir. Bebeği hep yanında taşı. Kimseye ondan söz etme. Acıktığında besle. Bu sana annen olarak verdiğim söz ve benim sana hayır duam, sevgili kızım.’’
Vasalisa masalından

Bikaç binyıldan beri saçı uzun aklı kısa tabiriyle lafı doğru iması çirkin suçlamalara katlanmaktaolan ancak uzun saçlarıyla avladıklarının akılla içinden çıkılmayacak denli değerli olduğunu ifade edemeyen kadınlar, sonunda saçlarını kestirip (simge olarak) ya da sıkıca hapsederek erkek aklına uyum göstermeye çabaladılar! Ve öylesine başarılı oldular ki, tüm erkekleri ve kadınları doğurup büyüten bu kadınlar tam da kimbilir kimlerin işine yarayan yoz bir nesili oluşturmayı tamamladı. Ve herhalde yere çarpışımızın şiddeti oranında şimdi sıçrıyoruz, yeniden uzun saçların akla hayale sığmaz gizemine giriyoruz. Şükür ki bu zamana erişebildik, bu başlangıcı görebildik.

Neticede bu yozluk hepimizin işine yaradı çünkü yere çarpma ivmesine ihtiyaç vardı sanırım, ne kadar dibe çarparsanız o derece yükseğe zıplarsınız, derinde bizim yüksekte, önemli olan algımızı genişletmeyi başarabilmiş olmamız. Dengeyi bozamadığınızda algınız da o yere sabitlenmiş oluyor, sanırım biraz hız gerekmiş belki güneş sistemimizin döngülerine geç kalmamak adınadır. Fark etmez, sonuç hasıl oldu.

Bu işin zarureti; kadınların dünyası (animistik dönem) birleşiklik üzerinde sıkıca dengeye geldiği ve birey bilincine geçişin nerdeyse imkansızlaşmaya başlamasıyla hasıl olmuştu. Birey bilinci için uzun saçlarından kendini mahrum bırakan kahraman kadınların yılı olsun bu yeni yıl dilerim. Şimdi mahsulün toplanma zamanı.