Şu Bu O

Ya siz? benzer durumda siz olsaydınız ne yapardınız?

Herkes kendi tarafından bakınca, gözlemci böyle bir sahne yakalıyor.

Allah! allah! diye kılıçları çekmeden önce, gözlemci olmayı bi kere deneyin.

Sitenin iyice suyu da, çivisi de, omiriliği de çıkmış..

Eee Ön teker nereye, arka da oraya!

ÜÇ BÜYÜK KENT KIYASLAMASI

ANKARA
En iyi kalpli Üvey ana,
Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım.
Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana
olan Ankara.

Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini,
rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını , suskun devletin
konuşmasını beklerler.
Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir
bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi beklemezlerdi.
Denizi su sanırlar.
Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz.
Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara’nın göllerinde.
Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi
gökyüzüyle birleşmesi.
O vaatker ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir.
Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi.
İnsanlar Ankara’da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.

İSTANBUL’da
ise durum daha vahimdir.
Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir.
Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul, ama hayat
eli çabuk davranır.
Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider.
Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular.
Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya
rağmen,
Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır.
Ama,
İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır ne de tatmin.
Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip
yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler.
Hayat kaçar, onlar kovalar.

Ama İZMİR…
İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmazda.
O zaten sizinle beraberdir.
Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır.
Mutlulukla dolu,sakin bir sevişmenin tadındadır körfez.
Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur,
Kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle
dolarsınız.
Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur.
Hafta sonları denize doğru bir göç başlar.
“Ey hayat, biz Çeşme’ye gidiyoruz sen de arkadan gel” der
İzmirliler muzipçe.
Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider.

Ne garip, uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan IZM
harflerine sevgiyle bakıyorum.
Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar kadar.

CEMAL SÜREYA

OKUYORUM…

Ne mi okuyorum ?
Kitaptan sana akmayan bir denizi okuyorum.
Dili dalgalı, sayfaları gök mavisi…
Çevir, çevir, çevir…

…sayfalarda bitmeyen bir özlem…
Gemiye yüklenmiş denizler gibiyim.
Beni aşkın diline çevir ki, denizin tuzu yakmasın artık içimi..

Tayfalarım talan içinde. kalbimde bir inebahtı yenilgisi…
Ne mi okuyorum…
Kayalıklara vuran dalgalar ne söylüyorsa onu okuyorum.

Seni söylüyorlarsa, seni okuyorum, özlemini okuyorum.
Ey varoluşum sebebi. Beni kurtar bu lirik bataklıktan…

Zeki İnsanlar İçin Bireysel Gelişim

The last days I read something about and from Steve Pavlina. I was impressed and tried to find a turkish blog, what I found is a book in turkish:

Arka Kapak

Bireysel gelişim kimi uzmanların önerdiği gibi ne kolay ne de hızlı bir süreç. Cesaret, dürüst yüzleşmeler, sıkı çalışma ve disiplin gerektiren uzun bir yolculuk bu.

Zeki İnsanlar İçin Bireysel Gelişim, gençlik günlerinde heyecan olsun diye hırsızlık yapınca hapse düşen son derece zeki birinin yaşanmış bireysel gelişim hikâyesinden özümsediklerini insanlarla paylaşma arzusuyla şekillenmiş dürüst ve samimi bir kitap.

Dünyanın en çok okunan, en başarılı Blog’larından birinin kurucu yazarı Steve Pavlina, bilinçli gelişme için evrensel ilkelerin varlığından söz ediyor: Gerçeklik, Sevgi, Güç, Teklik, Otorite, Cesaret ve Zekâ.

Bu ilkeleri; Sağlığınızı, İlişkilerinizi, Mali durumunuzu ve İnançlarınızı bilinçli olarak geliştirmekte nasıl kullanabileceğinizi okudukça görecek, gördükçe enerji ve heyecanla devam etmek isteyeceksiniz.

Steve Pavlina’nın kendi deneyimlerini paylaşma nedenine ışık tutan aşağıdaki satırlar, kitabı okumak için de çok iyi bir neden:

Kendimle paylaşımlarımı, yazıya döktüğüm düşüncelerimi inceleyerek derinleştirdikçe dış dünyam o içsel büyümeyi yansıtacak biçimde değişti. Sığ sohbetler yerine, insanlar benimle konuşmaya, kendilerince büyük önem taşıyan konulara doğrudan girerek başlarlar… İçsesimle daha çok söyleştikçe, başkalarıyla olan ilişkilerim derinleşir… Dışarıda insanlarla bağ kurmakta sorununuz varsa, bu belki içinizde kendinizle söyleşmediğiniz için olabilir. İçinize sevgiyle bağlandığınızı hissetmeyi öğrendiğinizde, başkalarıyla bağ oluşturmanın çok daha kolay olduğunu göreceksiniz.

One blog from him about religion, I will also put here, neyse, I only found in english, but I like to share with you and give you for discussion. Maybe one can found the same blog in turkish or some other interesting blogs from Steve Pavlina. One interesting experiment from him is about polyphasic sleeping.

Başka gezegende canlılık keşfedilse…?

Varsayalım ki,başka bir gezegende de hayat olduğu hatta bizim kadar zeki canlılar olduğu keşfediliyor. Onlarla iletişim kurmayı başardığımızı da varsayalım. Onların gezegende de bizimkinde olduğu gibi canlılık çok çeşitliğe sahip olsun. Bu çeşitlilik içinde sadece bizim dünyamızda olduğu gibi bir türün diğerlerinden yüksek zekaya ulaştığı ve gezegenin adeta patronu olduğunu hayal edelim. Onlarla kurduğumuz iletişim sonucu, öğrendiklerimize göre o gezegenin patronu olan canlılarında dini inançları olduğu ve tanrıya inandıkları fakat iki temel gruba ayrıldıklarını varsayalım.

Bir grubun tek tanrılı inanca sahip olup , gezegenlerinde canlılığın tanrının emriyle aşama aşama evrildiğine inansın.Diğer grup ise çok tanrılı olsun ve gezegenlerinde görülen çeşitliğe evrimin değil,çok sayıda tanrının kendi aralarındaki mücadelelerin sebep olduğuna inansınlar.

Ve sizin, bu haberleri dünyadaki tüm yayın organlarından canlı olarak yayınlanan bir basın açıklamasında, Nasa’dan güveneceğiniz bir bilim adamının ağzından duymuş olduğunuzu farzedelim. Bu durumdan teist veya ateist olarak düşünceleriniz nasıl etkilenirdi.?.Neden öyle düşünüyorsunuz?

a)İnancım kuvvet kazanırdı.

b)İnancım zayıflardı.

c)Düşüncelerimde değişme olmazdı.

(Not: Anket şeklinde yapmaya çalıştım fakat soru kısmına açıklama sığmıyor o yüzden bu şekilde sordum eğer imkan varsa lütfen düzeltin.)