HOŞ GELDİN MAVİM

hoş geldin mavim
cehenneminde gelincikler açmış
açıktır kapım
kokunu aldım
bin yıllardır susuzum
büyüyen çığlar gibisin
ömrüme ömür
bedenime can
damarıma kandır öpüşlerin
sevmelerime yasla başını
çöller yağmura muhtaçmış
bin yıllardır beklediğim çiy damlası gibi düş yüreğime
kirlenmiş varlık’ların var’larını süpür
tarihin yüzünü aşk ile yıka
istemem senden gayrı hazine
bir ateş yak dağlarında yüreğinin
Demirci Kawa yeniden doğsun
dehle Dehak’ları, sür yurdundan
gürül gürül gökyüzü sevda yağsın

hoş geldin mavim
yazmamın al oyası
kalemimden adın düşüyor
sayfalar gökkuşağının yedi rengi
adı konmamış şiirler adadım sana
ömrümün iklimleri maviye çalar
güneşin dağlarıma şavkımış
karlar eritmiş
bahar getirmişsin
yitirilmişlerimiz
yarım kalmışlarımız adına
ne var ne yoksa senden öte
senden yana
sevdaya dairleri heybende getirmişsin
namus borcum
yazgımdır iki kaşının arasından öpmek
hükmü verilmiş
eğ başını dudaklarıma
karayağız bakışın Anadolu’m
gülüşün biçilmemiş başak
sevdanın dili anadilim
türküler seni söylesin
teller seni inlesin
dört bir yandan sarayım yüreğini
hasreti kalmasın umudun

hoş geldin mavim
bana beni getirdin
bütün yaralarını kanat gözlerime
kanat ki
alnın yaylasında çiğdemler açsın
iklimsiz mavi
karlı boranlı başım şimdi
içimde bir haylaz çocuk çıldırıyor
büyümelerdeyim
duman içir doruklarından
sarhoş et beni
Neyzen ile Nesimi’ye eyle selamı
gülüşüne yaslandığım
delirip delirip uslanmadığım
us’umu sustur
yüreğim döksün kelamı

hoş geldin mavim
yüzün memleketim ekinleri
tapınaklarına sığınmak isterim
yurtsuz koma beni
sana ömrümü sundum
baş koydum gelişine
çingene gülüşlerimle koynunda
ölümüne yaşamanın adı ol
böyle sevdalar görmemiş bu eller
bu dağlar soğuk bu mevsim
sığmıyor iklimlere
birikmiş üşümelerim
bedenime çal kibriti
tutuşsun bozkırların külümsü renkleri
yak bütün geceleri
yak ki
kıvılcımlar yalımlansın
büyüsün, büyüsün, büyüsün…

hoş geldin mavim
asi bir kız doğurmuş yeditepeli şehir
büyümemiş kökleri saksıda
yaylalarına götür
turna sürüleriyle havalansın
gezdir bütün iklimlerini hayatın
iki damla yaş dök
dört mevsim yaz-bahar
nasıl yeşerir çiçeklenirim gör

hoş geldin mavim
selam et yarınlara
alınacak öcümüz var zamandan
okyanus gibisin bencileyin
öyle derin, öyle dolu
dudakların volkan
parçala kraterleri
lav lav savrul
savruldukça çoğal
çoğaldıkça dağıl
dağıldıkça çözül
çözüldükçe birik
biriktikçe büyü bana…

hoş geldin mavim
karşılığım sensin
sana yaşamaya geldim
öpsem tutuşursun
tepeden tırnağa alev alır yanarsın
kirpiklerin hasret bulutu
dök bana içinde bin yıllardır biriken yağmuru
her damlada deniz olsun gözlerim
günahkar dünyanın kiri yıkansın
çağın yüzü sevda ile aklansın

hoş geldin mavim
nefesin soluğuma rüzgarları
gülüşün dağ nergizleri getirdi
doruklarım çırılçıplak bahar şimdi

hoş geldin mavim
düşürdüğün çığlar kadar seviyorum seni…

illegal hüzün

‎…
göğsümden yeşeren
kış çiçeği
…
yasal değil bu mevsimde
gözyaşlarını
serbest bırakmak
adamı: ufacık deliğe tıkarlar.
…

Sonra anlat derdini
ancak kahve fincanlarına
bir umut falında
memleket kokuları çıkarsa
yasemin dalında..

Bulutlara sarılmanın
tam zamanı, alçak
epey
bu mevsimde trabzon’da
bulutlar.
‘onlar yaptı!’
‘olmalı!’

Ey kara gölgeler diyarı:
seni de alır altına
masal perilerimin
yemyeşil kanatları…
…

Fikir ve düşüncelerinizi merak ediyorum.

Aslında bu konu fazla özel bir konu olacak ama, zannediyorum ki o kadarda problem etmezsiniz : )

Hissiyatımı paylaşmak, belkide danışmak, belkide iç dökmek, belkide ağlamak bilemiyorum adının ne olduğunu sadece yazmaktayım demiş olduğum üzere.

Herhangi bir inancınız, idealiniz, isteğiniz ya da hayaliniz bulunmaktamı ?

Ben uzun süre önce inanç kelimesini istekli, isteksiz bir şekilde lugatımdan sildim. Neden derseniz herkesde olduğu gibi benimde kendimce deneyimlerim oldu etti, hah çokda önemliya yaşadığım hissettiğim şeyler bu kadar sildi.

Özür dileyerek kelimelerimi dikkatli seçmeye çalışıyorum çünkü şu anda hissiyatımı kelimeler ile dökmeye çalışmaktayım, ne de sıkıcı bir eylemdir değilmi bu hal : )

herhangi bir varlığı kabul etmiyorum, fakat bunu mantığım değil hissiyatım ile var demekteyim, adına tanrı diğin başka birşey diğin, birşey var ya da yok, hissettiğim hal sadece “O” dediğim hal. Kendimce zamanında abuk subuk ya da mükemmel güzel diye kategorilere sokacağınız şeylere giriştim ettim bittim gittim: ) herkesde olduğu gibi. Şu anda bedenim sıkkın değil, ruhum deseniz ee o da değil. fakat bu kategorileri ayırmak o kadar saçma bir hal almaya başladıki, sadece bütünlüğün içindeki salak bir bebe gibiyim. Fakat o bebe ben değil, yani “sucu” lakaplı olan değil, ama bu mistisizm ile uğraşanlar olsun spiritual lik ile ilgili olanlar olsun ya da matematik, fizik, ya da yoga, tai-chi gibi hissettiren hobiler olsun onların cevaplandırdığı gibi, 2 ayrı hal hissetmemekteyim “1” sadece teklik var. Bazıları hala bunu algılamak için belkide uğraşıyor ediyordur, nicede algılayanların röportajlarını yazılarını okuyup dinliyorsunuz bende karşıma çıktıkça dinliyorum okuyorum. fakat işin hoşuma gitmeyen kısmı ise, bu hep böyle devam etmekte, her an her salise, kendiniz ile savaşıp kendinize meydan okumadığınız takdirde bu hal öyle güçlü bir şekilde sizi tüketiyor ki, bildiğiniz anladığınız ve sonucunun ne olacağını kesinkez bildiğiniz halde durduramıyorsunuz… etrafınızdaki insanlar ölüyor, onları toprağa veriyorsunuz, toprak candır hissi ile birlikte belkide sizi sadece yaşadığınız nefes aldığınız için seven birinin gidişine üzülüyorsunuz. Ama bu hissedilen teklik hali içindeyken numara yapmak bir o kadar zor…

Üzülüyorsunuz ama üzülme sebebinizi o anda düşünüyorsunuz, geliyor iç ses diyor boşluk var, bağ koptu diyor, geliyor zihin, biberonun yani alışkanlığın alındı diyor. daha sonra eskilerden alınan bir öğreti cümlesi kafanıza geliyor gelen giden yok diyor… Bunlar o kadar saçma o kadar anlamsız ve hissiyatsız gelmekte ki sormayın gitsin: )

Bir yol aramıyorum aslında, bu hali ne çözebilir gibi bir yol ya da bir hoca aradığımda yok çünkü bunlarda anlamsız, kim algımı bilir ve algımın yanlış olduğunu farzedip onu düzenli hale getireceğini iddaa eder, ya da hangi yol bana çıkar ? çok anlamsız ve deli saçması… Dünya birbirine giriyor bir yandan, bir yandan Türkiye bunun dışındaymış gibi kendini gösterip, şakacı üslup ile ilginç vaazlar verip ilginç vaatler ile hayal kurdurmaya çalışıyor. Buda anlamsız geliyor, tüm yaşananlar, şu anda yazdığım bu sayfa kendi kurguladığım bir oyun olduğunu biliyorum diyemiyorum çünkü, oyun içersinde bir amaç olmalı, bir kurtarma olmalı, diyeceksinki sadece eğlenmek için oyna o halde… o değil.. başka birşey var….

Çevreme bakıyorum, herkes o kadar aynı, o kadar görmekteki, ama bir uğraşlar birşeyler üzerine uğraşıp para harcayıp, adına aydınlanma dedikleri şey olmaya çalışıyorlar. ee O zaman annelerimizin öğrettiği dinlerimiz ya da öğretmediği dinlerimiz zaten mükemmel olmazmı. hazır din var aradığın bu ise…

Fakat ne arıyorum, hayat misyonun senin şu şu diyenler oldu, fakat kendi algıladığını söylediği kadarı ile bunu dedi, ya beni kendi değer yargıları ya da anılarının onu bir heykeltraşın yontması gibi onu yontupta beni o şekilde yorumluyorsa… doğru veya yanlış yok bunu zaten bilmekteyiz… yaşa bea dostum boşverr deniyor.. iyide kafam göre yaşayınca hastalanıyorum. fakat ben yolda öyle yürüyüp havalara bakıp güzel kadınların vücut hatlarına bakıp bundan keyif almayı, güzel bir kadının gözümün içine bakarak beni heyecanlandırmasından hoşlanıyorum… Fakat bu değil, bu da dahil ama değil… dedimya tüm “O” ne yazık ki lanet olsa gerek bu : )

Diyorum gel içelim kapışalım diyorum ama bana verdiği cevap daha çok toysun oluyor.. iyide bu “o” mu yoksa benim kendi zıttımın ama hissel hallerinin aynı olduğu “o” mu ?

Çok uzattım ve karıştırdım: ) illa ki biride içini dökmek ister üşenmeyip okursa:D

Empati Oyunu

Bu oyuna dahil olmak isteyenler yorum olarak niklerini ekleyebilirler. Oyunun kuralları çok basit. Size kendiniz olmayan hatta kendinizin zıddı bir rol verilecek ve bu role göre yorum yapacaksınız bu başlık altında. Bu sayede karşı olduğunuz fikirlerin aslında ne demek istediğini anlayıp anlamadığınız çıkacak ortaya.

Örnek mi? Mesela xenix bir dinci veya dindar olsaydı. ebubekir kemalist olsaydı.

Neler olurdu acaba. Örnekler elbette çoğaltılabilir. Oynamak isteyen, karşı tarafın ne söylediğini anlıyorum diyen ve kendine güvenen adını yazdırsın.

(Oyun fikri için G Milat’a teşekkürler)

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında:

Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi.

Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur.

Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga).

Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor.
Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim.

BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor?

BAK’ın şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂
İşlevlerden birincisi, açık ve ortada olan, yani birleşik alanın zaman ve mekan kısıtı olmaması sebebiyle bilmediğimiz bir soruya bireysel tahminimizden daha olası ve yakın cevaplar verebilmesi.
İkincisi, oyunculara, her birini kendini bildiği (birleşim noktasının sabitlenmiş olduğu nokta) algı noktasından/rolünden 40 dakika için kısmen çıkarabilmesi! Bu büyük bir başarıdır ancak rüyalarda ya da dış madde alımıyla başarılabilen bir durumu kolayca yapabilmesi.
Üçüncüsü, oyuncuları kendi bildikleri algı noktasından çıkarmakla genel bir şifalanma için uygun hale getirmesi.
Dördüncüsü, oyuncuları bütün bu olayları bir yandan oynarken bir yandan seyirci olma (uyanık rüya gibi, lücid) konumunda tutması ve yerine döndüğünde bir çok şeyi hatırlayabilmesi.
Beşincisi, Hatırlayamadıkları için de gurup çalışması yapılıp birbirine (hapishaneden kaçmak için yardımlaşma) anımsatılabilmesi

Altıncısı, ilk işlevle ilgili olarak bir çeşit zamanda yolculuk yapılabilmesi. Bu yönüyle bir solucan deliği oluşmasına olanak veriyormuş gibi görünüyor.

Yedincisi, Egomuz itibariyle sık söyleyemediğimiz bir kelimeyi; “bilmiyorum” kelimesini tam bir kabul haline getirebildiğimiz ve ancak bu şekilde oynayabildiğimiz nadir bir olanak yaratmasıdır diyebilirim.

Tarihte buna benzer belki de daha kapsamlı ve bilinçli uygulamalar da yapılmıştır bunu bilemeyiz. Önemli olan şu an böyle bir uygulamayı akıl edebiliyor oluşumuz. Bu konuda özellikle ilk denemelerde bana güvenerek deneyimi gerçekleştirebilmemize olanak veren TUVA’daki arkadaşlarıma minnetarım.

Ben yalnızca BAK uygulamasının fikir babası ve onu denemeye cesaret ederek onu doğurmuş olan annesiyim. Uygulama ile ilgili hiç bir şahsi hak iddia etmediğimi ve dünyanın kullanımına açık olduğunu belirtmekten mutluyum. Zaten adı üstünde BİRLEŞİK ALAN KULLANIMI.

Şimdi aradan artık bir yılı aşkın süre geçti ve bazı yerlerde BAK uygulaması modere etmeye cesaret eden arkadaşlarımızın varlığını sevinçle öğreniyorum. (Zaten en çok on seneye kadar okullardaki eğitim sisteminde ve sokaklardaki çocuk oyunlarında da BAK esaslarını görmeye başlayacağımız kehanetinde bulunmuştum. Belki bu kadar bile sürmez, az ihtiyatlı davrandım)

Bu durumda BAK moderasyonu yapacak arkadaşlarımıza da bazı önerilerim olacak:

  1. BAK uygulamasının temeli “bilmiyorum” da yatar. Cevabını bildiğiniz bir soruyu alana yönlendirmeyin; çünkü bu kendi benzersiz benliğinizi geri çekemeyeceğiniz anlamına gelir. Bilmiyorum hissi, ortamda bir alçak basınç alanı oluşmasına sebep olur, böylece bu konudaki bilginin ister istemez alana doluşmasını sağlar.

  2. Oyuna, soruyu yönlendirmek, gelecek rolleri duyabilmek için “pür bilmiyorum” da kalabilmek ve oyun süresi boyunca “bilmiyorum” halini sürdürmek, sadece tanıklık etmek esastır.

  3. Birleşik alan, sorulan bir sorunun makul bir süre öncesinden hangi şartların nasıl oluştuğunu anlatarak başlar ve sonunda (30 ila 40 dk sonra) ŞU AN’daki son duruma ulaştırır. Hareketin sonlandığını, oyuncuların durağan bi hal aldığını gördüğünüzde, oyunu sonlandırmadan önce bir kez oyunculara “herkes yerinden memnun mu, böylece fotoğrafınızı çekeceğim” diye sorunuz. Onlar bulundukları konumu kesinleştirdiğinde bunu elinizdeki deftere not ediniz.

  4. Birleşik alan Kullanımı, bir fal bakma yöntemi değildir, çünkü yapısı itibariyle geleceği göstermez. Geleceğe dair her şey şu an alınan radikal bir kararla değişmektedir. Ve dünyadaki insanlar her an milyarlarca yeni karar alıyorlar.

  5. Her bir BAK seansında moderatör haricinde 7 ila 14 katılımcı olmasının şu ana kadar en iyi sonuçları verdiği gözlenmiştir. Oyun esnasında Katılımcılar hangi rolleri oynadıklarını bilmezler. Bunun Oyun sonuna kadar böyle kalmasına özen gösteriniz. Oyun esnasında tanıklık ettiğiniz önemli olayları ve sözleri elinizdeki not defterine kaydediniz. Bunları oyun bitiminde katılımcılarla paylaşabilirsiniz.

  6. Oyunu sonlandırdıktan sonra katılımcılara ve Birleşik Alan’a teşekkür ediniz. Şimdi artık bilebilirsiniz! Kendi biricik görüşlerinizi düşünebilir ya da dile getirebilir, hatta Birleşik Alan’ın gösterdiği cevaba katılmadığınızı bile söyleyebilirsiniz. Şüphesiz ki her birimiz benzersiziz.

  7. Birleşik Alan, bir sorunun cevabı olarak dünya çapındaki tüm bilinçli varlıkların titreşimlerinin bir ortalamasını sunar bize. O bir son an ölçücüsüdür. Ve bunu modere etmek büyük bir onur/sorumluluktur.

sevgilerimle

Sibel Atasoy

Yazar, görüşmeci

not: Lütfen soru sormanın incelikleri konusundaki şu yazımıza da bi göz atıverin, tıklayınız.

Birlikte BAK oynadığımız arkadaşların Kuantum fiziği ile ilgili yayınlanan videoları kaçırmadan izlemelerini arzu ederim. Zaten BAK’ı deneme isteğim; kuantum fiziğine olan büyük ilgim ile sezgilerim ve oyuncu kişiliğiml birleşmesi ve artık bilginin bizatihi “uygulama” olduğu bu zamanın doğal itişi sonucudur muhtemelen.

Not: Her hafta cumartesi saat 16′da Tuva Sanat-Taksimde BAK oynuyoruz. Oynamak için önceden hiç bi bilgiye, hazırlığa gerek yoktur. Oyununuz gelirse koşarak gelin (dikkat edin ayağınızı burkmayın)

Ayrıca, en az 8 katılımcı toplayabildiğiniz her yere gelip BAK oyunu modere etmeye hazırım. Bu şehirlerarası bile olabilir. Buradan duyurmuş olayım. (moderasyonla ilgili ücret filan aldığım yok, aklınıza gelirse diye söylüyorum). Bu oyun hakikaten ilginç 🙂

http://sibelatasoy.com/?p=4102