“Direnen dostlar
adressiz şimdi”
demişti bir şair…
Adres artık belli;
Güle güle Mihri BELLİ!…
“Direnen dostlar
adressiz şimdi”
demişti bir şair…
Adres artık belli;
Güle güle Mihri BELLİ!…
Kapitalist Toplumda Materyalizmin Hükümranlığı Ve Muhafazakâr aklın ‘İdealist’ ‘düalist’ yapısı
Çağın sancısı öyle bir derin öyle bir sarsıcı ki; bundan bir çocuk doğar mı? Bir insan dünyaya gelir mi bilemeyiz. Ama çok zaman geçti ki karnındaki şişliğe ve sancıya rağmen hala kusamıyor. Belki de şimdi, insanlık yaklaşık iki yüz yıl yediği haltı kusuyor ve kendi kusmuğuna bakmaya bile cesareti yok.
Açlığa terk edilen binlerce çocuk şu an ölümü bekliyor. Doğu Afrika’da milyonlarca insan yüzyılın en büyük kuraklığını yaşıyor. Daha doğrusu yaşatılıyor. Çünkü en önemli nedenlerden birisi batının sömürü çarkının içinde yıllarca Afrika’nın bulunuyor olması. Afrika’nın bütün zenginliğinin batı tarafından yağmalandığı artık bilinen bir gerçek. Gelişmiş ülkeler ve yaşlı Avrupa kendi yarattıkları krizleriyle uğraşırken her zaman ki bencilliği ve umursamazlığı takınıyor bu konuda.
Çünkü kapitalist toplumlarda gerçek bir materyalizm hüküm sürmektedir.
Bizim gibi Müslüman toplumlar, bazı sosyalist grupları örnek göstererek Marksizm’e lanet yağdırıp batının kapitalist modeline kendini yamamış olsa da tarihi bir yalanın arkasında yol aldıklarının farkında değiller.
Vaktinde batının bu bencilleşmesinin, fütursuzca büyümesinin karşısına dikilen, lanet yağdırdığınız Marx değil miydi?
Aslında Marx, Batının eski yunandan devraldığı ve Descartes ile anlam kazanan düalizmine karşı ‘tarihi materyalizmi’ ortaya koydu.
Çünkü; düalist düşünce ‘idealist materyalizm’ madde ile ruhu birbirinden ayırır. İki farklı güzergâha taşır onları. Bu idealist tarih anlayışına karşı organik bir tarih anlayışı ileri sürer
Marx.
Dünyayı sadece ideaların/düşüncelerin yönettiğine inanmak ancak düalist bir imana götürür insanı ki, günümüz muhafazakâr Müslüman tipi de aynen böyledir. Kitab-ı mukaddesçi anlayış…
Serveti bir kenarda, namazı diğer kenardadır. Bir tarafta haccı, öteki tarafta biriktirdikleri ve bunda bir çelişki görmeyişi…
Siyasi iktidar iken bir yanda yolları ve barajlarıyla övünür diğer yanda bozulan doğal dengeyi ve türlerin yok oluşunu görmez.
Günümüzdeki kapitalist büyüme sisteminin neden evrenselleştirilemediğini bizlere anlamamızı sağlayan, Marks’ın sermayenin büyümesi için sömürgeciliğin gerekli olduğunu kanıtlaması değil midir?
Böyle bir büyüme dünyanın küçük bir azınlığının büyük bir bölümünü sömürmesi anlamına gelir ki; muhafazakâr kesim bu tarihi gerçeği kendi izan kodlarından çoktan silmiş gibi görünüyor.
Garaudy; “ ‘İslam ve insanlığın geleceği’ isimli yapıtında ‘gelişme modeli veya çokuluslu şirketlere karşı mücadele gibi, bugünkü Müslümanlar için can alıcı nitelik taşıyan sorunları çözmede eski fıkıhçı anlayışların bir yararının olmayacağını ortaya koyarken, batıdan alınma bir hukuk ile Hicretin dördüncü yüzyılından itibaren donmuş bir “şeriat”ın ortaya çıkardığı bu şizofren hukuk anlayışına son vererek bu yüzyıla ait bir hukuk ortaya koyamazsak ne şimdi yaşamaya ne de geleceği kurmaya imkanımızın kalamayacağını” söyler.
“Komünizm aleyhtarlığının ve efsanevi bir Marksizm’e karşı lanetler yağdırmanın, gerçek anlamda İslami hiçbir yanı yoktur. Bunlar sadece, bunu söyleyen kimselerin kapitalist dünyayı benimsediklerini ve onun ideolojisini paylaştıklarını gösterir.”(*)
Söylememiz gereken siyasi doktrinler olarak tek bir bedende duran iki parçadan birine talip olmamız gerektiği değil, bilakis o tek bedene yeni bir ruh vermenin gerekli olduğunu kavramaktır.
Çağımızın temel sorunu batı tarafından geliştirilmiş olan büyüme modelidir. Bu büyüme modeli faydalı, faydasız, zararlı ve hatta öldürücü herhangi bir şeyi gitgide daha fazla ve gitgide daha çabuk üretmekten ve bu üretimi piyasaya sürmek için sahte ihtiyaçlar icat etmekten ibarettir. (*)
Daha fazla ihtiyaç üretmek yoksul ülkelerin çocuklarının temel ihtiyaçlarını ortadan kaldırmak anlamına gelirken bu durum daha fazla Afrikalı çocuğun ölmesiyle sonuçlanacaktır şimdilerde..
Ekonomi bilimi sonuçta insanlar arasındaki ilişkileri eşyalar arasındaki ilişkiler söz konusuymuş gibi ele alıp incelediğinden ne kapitalizm ne de insanın ilahi boyutunu inkâr eden sosyalizm insanın gerçekliğine dayanır. Aslında ortak inançları gerçekte itiraf edilmemiş insan anlayışına dayanır.
Kapitalizmin cepkeninde ise insan zaten henüz var olmamıştır. Sırf menfaatinden dolayı harekete geçen ve yalnızca üretici ve tüketici boyutuna indirgenen bir “homo economicus” vardır.
Daha “homo sapiens” aşmasında bile değildir. Yani “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan”, “farkında olan insan” değildir.
Günümüz Muhafazakâr insan topluluklarında olduğu gibi insanların bazıları ‘kendi kendine yetinen kibirli bir ihtirasa’ sahipse Allah karşısında bir bağımlılığı bulunduğu fikrinden de yoksun kalacaktır.
Bu durumda yüksek bir iradeye boyun eğmeniz gerektiğine inanmanız güçleşecek, hele kibirli ve ihtiraslı bir servet birikimine yelken açtıysa bu insan -evet gerçekte bir bilinmeyen tanrıya doğru yol almaktadır-
Bilinmeyen bir tanrıya, idea’ya inandığı için bununla da yüzleşemediğinden “düalist” bir evren parçasında kendi yerini bulacaktır.
Kapitalizmin nihai hedefi olan tüketim, doğal kaynakların tükenmesiyle son bulur mu bilinmez.
Ancak öncesinde insanın tabiatla olan ilişkisinin yeniden tanımlanması, her alanda sağlanacak insani (ilahi) birlik yani insanın insan tarafından her çeşit sömürüsüne ve milletler arasındaki her türlü rekabete(ulusalcılığa) karşı, bütünün birliğini savunup yüceltmek tek çıkış noktası olacaktır.
Bu durum Garaudy’nin söylediği gibi İslam’ın yaratıcı gücünün hakiki bir uyanışına bağlı bulunuyor.
Tabii ataların ocağındaki külleri muhafaza ederek değil, alevini çoğaltarak bu mümkün olacaktır.
Ama biraz acele lütfen daha adil ve eşit bir dünya için…
Çünkü milyonlarca insan açlıktan ölmek üzere
…………………………
(*) Roger Garaudy
ALINTIDIR-Ayhan Karaçam-adil medya
Somali’nin durumu ortada. Her gün binlerce insanın yoksulluktan öldüğü, recm cezasından öldüğü, iç savaşlardan öldüğü, elindekini almak için öldürüldüğü bir ülke. Kısacası hayatta kalma olasılığının çok düşük olduğu bir ülke.
Ve bugünlerde her yerde somali için yardım ilanları, vakıfları, hesap numaraları gibi şeyler karşıma çıkıyor.
Şimdi anladığım kadarıyla bu ülkenin doğru düzgün tarımı yok, sanayisi gelişmemiş. Belki hala avcı, toplayıcı bir kültür var. Ama beni düşündüren şey, yardımlarla bir ülkenin ne kadar idare edileceği. Veya taşıma suyla değirmenin ne kadar döndürüleceği.
Fikrim ise, Somali halkının devletlere dağıtılması. Onlara yardım götürüleceğine onları diğer ülkelerin içine dağıtmak. Mesela İstanbul’da her gün yenmeden çöpe atılan yemeklerle en az 100.000 insan karnını doyurur. Bunun Londrası, Berlini, Paris’i var. Zamanla bu kişiler çalışmaya da başlayabilir. En azından ne çöpe giden yemek, ne kime gittiği belli olmayan vakıflar, ne de taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışmayacak insanlar kalır.
1)Her beşinci sınıf öğrencisi bile magnetizma kelimesine aşinadır.Fakat onu tanımlamak en zeki fizikçiler için bile kafa karıştırıcı olabilir.
2)Richard Feynman’ı ele alalım. Manyetizmayı açıklaması istendiginde; BBC muhabirine (videosu aşağıda) düşüncesi konusunda ısrar etti. Yedi dakikalık sıkı bir savunmadan sonra; nihayet, “Ben gerçekten manyetik kuvveti sizin daha aşina olduğunuz başka terimlerle açıklamakta iyi bir iş çıkaramıyorum.Çünkü sizin daha aşina olduğunuz herhangi bir terimi ben kendim anlayamıyorum.”dedi.
3)Pes edip bu girişimini bırakmadan önce birkaç saniye daha denedi.Bu saniyelerde, -kelimelerini- fazla basitleştirilmiş bir şekilde toparlayıp (şöyle dedi ) “(manyetiğin içindeki) bütün elektronlar aynı yönde dönerler.”
4)Lakin, bütün elektronların aynı yönde dönmediğini Feynman’dan daha iyi kim bilebilirdi ki?
5)Ve aslında elektronlar dönmezler. Spin , sadece her elektron içinde bulunan küçük manyetik kuzey ve güney kutuplar arşında pişmiş fizikteki bir terimdir.Bu kutupların oryantasyonları elektronların dönüşlerinin yönlerini belirler.
6)Neden bütün elektronların bu kutupları var?Birisi öğrenir öğrenmez size geri döneceğiz. :))
7)İşte bizim bildiğimiz şey budur : Bir atom içinde, her elektron genellikle kendisinin karşıtında yönlendirilmiş bir elektronla eşleşir ki manyetik çekimleri birbirlerinin dengesini sağlasın.
8)Ama elektronların bazıları eşleşmemişse bile, etrafta harekete neden olabilirler böylelikle kendi kutupları yeni bir manyetik alan yaratarak hizalanabilir.Metallerdeki elektron dizilimleri, özellikle manyetik eşdüzey basıncına açık halgetirir.
9)DIY buzdolabı manyetiği : Sıcak bir metale dişaridan bir manyetik alan uygulayınız. Soğutunuz ki aynı sıraya hizalanan elektronlar uygun bir şekilde donabilsin. Yerel tesisatçınızın kartvizitini hafifçe üzerine vurun (sonrasinda bozulacaktir). Ve işte!
10)Yin, Yang’ını manyetik ilişkileri için arar! Bütün mıknatısların kuzey ve güney kutupları ve karşıt kutup çekimleri vardır : Kuzey kutbu güney kutbunu arar, güney kutbu da kuzeyi…
11)Şu anda bir mıknatısın üzerinde duruyorsunuz.Yer kürenin çekim alanı, çekirdekte erimiş bir metal denizindeki elektrik akımları tarafından oluşturulur.Bu nedenle bir pusulanın iğnesi kuzeyi gösterir.Neden mi? Çünkü kuzey kutupları, güney kutuplarına doğru çekilir; aslında pusulanızdaki “kuzey” oku, yer kürenin güneyindeki manyetik kutbu işaret eder ki bu kutup kuzeyin üstündedir. Anladınız mı?
12)Ve Dünya’nın manyetik güney kutbu (aslında “kuzey”) bile tam olarak coğrafyadaki kuzey kutbu değildir.Şu anda Kuzey Kanada yakınlarındaki Arctic Okyanusu’dur.
13)Daha kötüsü; manyetizma, yerkürenin çekirdeğindeki akımlara karşıt bir şekilde sürekli olarak sürükleniyor.U.S. Geological Survey’e göre, her yıl yaklaşık 35 mil(~56km) hızla Sibirya’ya doğru hareket ediyor.Hey, yer değişimi olabilir/olur.
14)Eski denizciler, doğal olarak meydana gelen manyetik kayalarsan oluşan mıknatıs taşları tarafından yönlendirilirlerdi.
15)Mıknatıs taşlarının nereden geldiği ise manyetizmanın bir diğer sırrı.Bazı jeologlar, onların ışığın demir bakımından zengin kayalara çarptığında oluştgünü düşünüyorlar.
16)Mikroplar, kuşlar ve bazı diğer hayvanların vücutlarında kendilerini yönlendirmeye yarayan manyetik kristalleri var.
17)Bu, muhtemelen –insanlar Olive Garden’da tuvaeti ararken kaybolurken– Caretta Caretta kaplumbağalarının aşina olmadıkları sularda 8000mil(~12.874km) göç edebildiklerinin nedenidir.
18)Manyetik Yankılanma Görüntüleri(Magnetic Resonance Images “MRI”) makineleri, -atomların, içinizin bir haritasını ortaya koymak için analiz edilen radyo dalgalarını yaymalarına karşın- vücudunuzdaki titreşen hidrojen atomlarına yer yuvarlağınkinden 60.000kez daha yoğun bir alan olsütürür.
19)Küp seker büyüklüğündeki bir sensoru kullanarak, Ulusal Standartlar Enstitüsü ve Teknoloji araştırmacıları insan kalbinin manyetik desenini çıkarabiliyorlar.
20)Sinyal zaif, ancak bilimin çekimin ölçülebilir olduğunu kanıtlaması iyi bir haber.
Richard Feynman’in BBC Videosu,
Dün seyrettiğim bir filmde kadın,
demesi üzerine adam,
diye sormuştu.
Fiziksel işkencenin haklı olduğu zamanlar var mıdır? Yapılmalı mıdır? Etkili midir? İnsanlığa ait midir, yoksa insanlık dışı mıdır? Etkileri ve vicdani açıdan sizin görüşleriniz nelerdir bu konuda.
(Bu arada filmin adı Akılalmaz, veya Düşünülemez olarak çevrilmiş Türkçeye)