Büyük Fikirler Bilgi Denizinde Boğuluyor (mu ) ?

Bugün gazeteleri karıştırırken zaman zaman benim de aklımdan geçen bir yorum dikkatimi çekti. The Newyork Times’ta Neal Gabler adıyla yayımlanan yazıda, “İyi fikirlerin internet çağında zor bulunur hale geldiği” öne sürülüyordu. Bilgi denizinde yüzüyorduk ama fikir üretemiyorduk! Oysa ki, fikirler genel kültüre nüfuz eder ve düşünürleri (Einstein, Sagan, Gould, Niebuhr vs) üne kavuştururdu.

Gabler’e göre günümüzde fikirler daha kısıtlı görünüyorsa bunun nedeni bizim büyüklerimizden daha aptal olmamız değildi. Ana neden, fikirleri onlar kadar önemsemiyor olmamızdı. Deneme yazıları azaldı. Fikirleri ifade etmenin çok daha zor olduğu bir tür görsel kültür, bilhassa gençler arasında önemli hale geldi. Her zamankinden çok şey bildiğimiz zamanda, bize sunulan bilgilere çok daha az kafa yorar olduk. İnternet sayesinde herhangi bir kişinin bilmek isteyebileceği her şeye anında erişir olduk. Eskiden sadece bilmek için değil, bilgiyi anlamlandıran fikirlere dönüştürmek için toplardık.

Sosyal ağlar fikir üreten türden değil

Fikirlere adanmış internet siteleri ve bloglar olmasına rağmen bilgi açlığını doyurmak üzere tasarlanan Twitter, facebook, myspace, flickr ve benzerlerinde temelde bilgi alışverişi yapılıyor. Ancak buralardaki bilgi, pek fikir üreten türden değil. “Marx veya Nietzsche gibi düşünürler şimdi bir anda ortaya çıkıp fikirlerini ellerinden gelen en büyük çabayla ilan etseydi hiç kimse, özellikle de bizim kendimize hayranlığımıza hizmet eden genel medya, en ufak bir ilgi göstermezdi.” diyor Gabler. Ardından geleceğin daha fazla bilgiye işaret ettiğini, ancak bu bilgiler hakkında düşünecek kimse olmayacağını savunuyor.
Sizce de bilmeyi, düşünmeye tercih mi ediyoruz? Bilmenin getirisi, düşünmeye göre daha çabuk olduğu için mi? Yoksa başka sebepler var mı? Us’unuzu sınırlarını zorlandığı alan için bence iyi bir fikir jimnastiği.

Var da var…

Hükmü geçmiş sözler var
Kulağa çarpıp geçen…

İhtimallerin kıyıları var
Sevgilere can suyu…

Karanlıkta usulca gelmeler var
Usulcana, kimsesiz…

Sessizliği yırtan sesler var
Alt üst eden geceyi…

Kaçışlar var, gidişler var
Dönüşlere mecbur…

Aşklar da var, âşıklar da
Kaybetmek için ilk sevgiliyi…

Akşamların utanmaz çıplaklığı var
Gündüzlerin arsız sabahlığını giyen…

Sen de varsın, bir de ben…

Bir de şu var;

Dudakların gelince aklıma
Buluyorum seni el yordamıyla…

delişey,

Kapitalizm kaderine mi terk edildi?

Kapitalizm kaderine mi terk edildi?

Burjuva iktisadının önde gelen ideologlarından IMF’nin danışmanı Prof. Roubini, Aljazeera’da 18 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan
Is capitalism doomed? başlıklı makalesinde kayda değer şeyler söylüyor.
Örneğin, “İktisadi olarak ABD, Euro bölgesi, İngiltere ve Japonya hepsi birden bir rölanti hâli içerisindedir.” saptaması ve devamında da politika yapıcılarının “şapkalarındaki tavşanları” tükettiğini söylemesi…
Alıntıyı aynen buraya alalım:

“Geçen yıla kadar, politika yapıcıları kâğıtların fiyatlarını arttırma ve ekonomide iyileşmeyi tetikleyen; örneğin mali teşvikler, sıfıra yakın faiz oranları, karşılıksız para basmalar (…), trilyonlarca dolarlık kurtarma paketleri, bankalar ve finans kuruluşları için nakit para sağlanması ile her seferinde şapkalarından çıkaracak tavşanlar bulabiliyorlardı. Ama artık çıkarılacak tavşan kalmadı.”

Roubini, yolun sonuna yaklaşıldığı uyarısında mı bulunuyor?

2007’de uç veren mali kriz, devletlerin ekonomiye sıkı müdahaleleri ile bir nebze olsun yatıştırılmaya çalışılmıştı ama bu tersine yine aynı krizi tetikleyen kamu borçlarını büyüten bir noktaya geldi. Dolayısıyla kriz devletlerin kamu borçları biçiminde sürmeye devam ediyor. Bu, sistemin kendi boynuna geçirdiği ipin ilmeğini sıkmak ile aynı şey değil mi?

Şimdi hükümetler krizden çıkmanın yollarını dünyanın farklı yerlerinde, gelişmiş ekonomilerden az gelişmiş ekonomilere kadar, kemer sıkma önlemleri ile çözme peşinde. Ama bunun tereyağından kıl çekercesine kolay olmayacağı aşikâr. Roubini de bunun farkında:

“Orta Doğu’dan İsrail’e, oradan İngiltere’ye ve Çin’de yükselen popüler öfkeye kadar ve de hemen akabinde diğer gelişmiş ekonomiler ile yükselen pazarlarda vuku bulan, halkın desteğini alan gösterilerin birleştikleri yer; hepsinin büyüyen eşitsizlik, yoksulluk, işsizlik ve gelecekten endişe duyma gibi konular olduğudur.”

Peki, Roubini, makalesinin başında da saptadığı, “en gelişmiş ekonomilerin çift dipli bir resesyonun eşiğinde” olduğu böylesine bir ortamda sisteme nasıl bir yol haritası öneriyor?

“Pazar odaklı ekonomileri işlevsel hâle getirme ve olması ve de olabileceği şekilde işlemelerini sağlamak için (…) İngiliz ‘bırakınız yapsınlar’cı ekonomi modelini (…), ticaret açıklarıyla işleyen kıta Avrupa’sı refah devleti modelini bir kenara bırakmak zorundayız. [Çünkü] bunlar [artık] işlememektedir.”

Kısaca Roubini, uçurumun eşiğine gelmiş sisteme “düzenli geçiş”in -eğer bazı önlemler alınırsa- mümkün olabileceğini telkin etmekte; aksi takdirde sistemi şiddetli toplumsal ve politik istikrarsızlıkların beklediğini söylemektedir.

“[…] 1930’larda olduğu gibi alternatif [!] sonu olmayan durgunluk, depresyon, para birimi ve ticaret savaşları, sermaye kontrolleri, finansal krizler, egemenliğin iflası ve şiddetli sosyal ve siyasi istikrarsızlıklar [olacak].”

Roubini’nin bu uyarıları ne kadar dikkate alınır bilinmez ama sistemin yüz yüze kalacağı muhtemel “alternatif”ler için şartların moleküler düzeyde de olsa olgunlaşmaya başladığını düşünüyorum.
İspanya’da, Yunanistan’da, ABD’de, Arap coğrafyasında, İsrail’de vs. bu olgunlaşmanın emareleri görülebilir. Tek eksiklik elbette güçlü politik önderliklerin olmaması, ama karamsar olmak için de çok erken.
Oyun daha yeni başlıyor…

21.08.2011

2011 Türkiye Değerler Araştırması Sonuçları

Türkiye gerçekleriyle ilgili yapılan son araştırma. Ben sadece din ile ilgili olan kısmı paylaşıyorum. Bilmediğimiz bir gerçek değil ancak yine de ürkütücü. Haberin tamamını görmek isterseniz:
http://www.agnostik.org/20032-mayo-giymek-gunah-diyenler-61.html

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dünya Değerler Araştırması Derneği (WVSA) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in başkanlığında gerçekleştirilen ‘2011 Türkiye Değerler Araştırması Sonuçları’ açıklandı.

  • Kendisini “dindar” olarak tanımlayanların oranı %81
  • Oruç tuttuğunu söyleyenlerin oranı %87
  • Namaz kıldığını söyleyenlerin oranı %70
  • Cehenneme inananların oranı %97
  • Son kurban bayramında kurban kestiğini söyleyenlerin oranı %57
  • Ramazanda, lokantaların iftara kadar kapalı kalması gerektiğini düşünenler %44
  • Kadının plajda mayo giymesinin günah olduğunu düşünenler %61
  • “Din esas olarak öteki dünyaya anlam kazandırır” görüşüne katılanlar %79
  • Tanrıya inanmayan politikacıları göreve layık bulmayanlar %55
  • Yönetim görevlerinde dinibütün insanların bulunmasını yararlı görenler %51
  • Dine ve dini değerlere saldıran kitap ve yayınların yasaklanmasını isteyenler %63
  • Cem evlerine camiler gibi ibadethane statüsü verilmesini doğru bulanlar %58
  • “Bilim ile din çelişirse, her zaman din doğrudur” görüşüne katılanlar %77
  • Tek doğru dinin kendi dinleri olduğunu söyleyenler %79