Hedonizm

“Hedonizm. Bir yükselen trend ve bir yükselen tehlike!.

Öncelikle Hedonizm’in ne olduğu ile başlayalım. Hedonizm Türkçe ile ‘Hazcılık’ olarak adlandırabileceğimiz, eski yunanca ‘hedone’ (haz, zevk) anlamında olan ve eski yunan düşünürlerinden Aristippos (İ.Ö. 3.yy) ve çağdaşı Epikuros (Epikür) tarafından geliştirilmiş olan bir felsefi akımdır. Temel öğretisi ‘hayattaki en yüksek değerin haz (bedensel zevkler irdelenerek) olduğu, ideal yaşama bu yolla ulaşılacağı’ ana fikrini içermektedir. Teorik anlamda Aristippos bedensel zevki en önemli ‘iyi olma hali’ olarak görürken, Epikür ondan farklı olarak ruhsal hazzın daha önemli ve ideal olduğu görüşünü getirmiştir. Daha fazla felsefi ayrıntılarına girmeden günümüzdeki kullandığımız anlamıyla sosyolojik ve psikolojik (aynı zamanda psiko-patolojik) bir kavram olarak hedonizm’e bakalım.

Günümüzde dünyada ve özellikle ülkemizde de ne yazık ki yükselen bir trend olarak karşımızda duran hedonizm insanlık yaşamı için ciddi tehlike boyutlarındadır. Bu trendin (yükselen değerin) etkisi altında veya tutsağı olan milyonlarca insan, yaşamında sadece yeme-içme, eğlence ve cinsel hazzı ön planda tutan, sadece bedensel haz doyumuna ulaşmayı temel yaşam prensibi olarak gören bir anlayış ve yaşayış biçimi içindedir. Özellikle gençlerin (aslında kabaca 15-40 yaş aralığı diyebiliriz) tehdit altında olduğu bu akıma kapılan insanlar, yaşamlarını tamamen zevk almaya yönelik olarak planlamakta, eylemleri hep buna yönelik olmaktadır. Buna ulaşacakları yolda da karşılaştıkları engelleri aşacak tüm ahlaki olmayan, yasal olmayan tutum ve davranışları da gösteren dejenere olmuş bir insan topluluğundan söz ediyorum. Bu kişiler çoğunlukla parasal açıdan pek sorunu olmayan, narsisist kişilik özellikleri gösteren; ben merkezci ve bencil yapıda, en çok ve bazen sadece kendini seven, başkalarını kendi çıkar ve arzuları için kullanan; genellikle çocukluktan bu yana istekleri kolayca ve fazlasıyla yerine getirilmiş ve doyumsuzluk problemi olan, eleştiriye kapalı vb. özellikleri olan tiplerden oluşuyor. Bu tipleri televizyon kanallarında özellikle magazin programlarında, sıkça eş veya partner değiştiren, eşini veya sevgilisini aldatmayı neredeyse bir başarı gibi gören; bu anlamda cinsel ‘score’ (sayı) peşinde koşan, her tür popüler eğlence ve tatil mekanlarında sürekli boy gösteren (hatta neredeyse oralarda yaşayan!), yeme-içme ve eğlence gurmesi olmuş, yada bazı bu tip ünlülere özenerek onların yaşam anlayışını benimseyip o yolda ilerleyen, yaşamda bedensel haz dışında pek fazla amacı olmayan, yada sadece sonuçta bu hazza ulaşmalarını kolaylaştıracak ara amaçları olabilen kişiler olarak çokça gözlemlemekteyiz. Hepimizin çevresinde bu tip insanlar var ve ne yazık ki bir çok çocuk ve gencimiz bu kişilere gıpta ile bakabiliyor ve bir gün öyle olmanın hayalini kuruyor.

Sorunu sadece sosyal bir problem olarak görmüyor bunun ciddi psikolojik bir problem olarak algılanması gerektiğini ve bir psikolog olarak hedonizmin psikopatolojik (ruhsal bozukluk ve hastalıklarla ilgili) boyutuyla algılanmasının doğru olacağının altını çizmek istiyorum. Çünkü hedonist yaşam biçimi süren kişiler aslında muhtemelen kendilerine ruhsal olarak acı veren bir şeyden kaçmaktadırlar; bu egolarının çözemediği bir iç ruhsal çatışma, yaşamlarının erken dönemlerinde karşılaştıkları ve onarılamamış bir ruhsal travma, klinik boyutta bir depresyon, hayatını anlamlı hale getirecek doğru yaşam modellerinin sunulamaması (aile ve çevre), hatta bazen kısırlaşmış monoton bir yaşamın verdiği sıkıntı bile hedonist eğilim ve davranışın kaynağı olabilir. Bu anlamda hedonizm bir psikolojik bozukluk olarak görülmeli ve altta yatan kişiye özgü nedenleriyle birlikte ele alınarak bir psikolojik tedavi gereksinmelidir. Bunu doğrulayan bir veri de şudur ki; hedonist yaşam tarzı süren kişilerin çoğu bu haz halinin sürekli olamamasından dolayı ağır bir depresyonla karşı karşıya kalmakta ve intihar etme eğilimi ve davranışını sıkça gösterebilmektedirler. Yada bu haz halinin sürekliliğini sağlayacağını (yada bir başka deyişle gerçek sorunlarından ve acıdan kaçmalarını kolaylaştıracağını) sandıkları alkol ve uyuşturucuya yönelmekte ve bu hem ruhsal ve hem bedensel açıdan bazen geri dönüşü olamayan bir bataklığa girmelerine yol açmaktadır.

İster sosyal boyutuyla, isterse psikolojik boyutuyla bir problem olarak görelim fark etmez; hedonizmi tümüyle dikkate alarak ve ciddi bir tehlike olarak görüp; kendimizi, arkadaşlarımızı, çocuklarımızı, gençlerimizi bu tehlikeden korumanın yollarını araştırmaya başlamalıyız. Böylece insanı insan yapan değerleri korumaya, yüceltmeye ve değerlerimizi yitirmeden ve tabi ki doğanın bize sunduğu bedensel hazları da bir kenara itmeden (ama onları en yüksek değer haline de getirmeden), ruhsal hazları da en az o kadar önemseyerek denge içinde yaşamaya çalışmalıyız. Yoksa ilkel insanla aramızda ne fark kalacak? Teknoloji mi? Hedonizmin ciddiye alınması ve korunmaya çalışılması gereken önemli bir tehlike olduğunu tekrar vurguluyor ve herkesin kendisi, ailesi ve çevresi adına bu konuda bir şeyler yapmasının gerektiğini savunuyorum. Gerçekten ‘insan’ gibi bir yaşam dileklerimle…”

psikoterapistim.org

30 küsürlü yaşlardasınız ve hala evli değil misiniz???!!!

Kurumumuz size bu rahatsızlığınızı aşmanızda her türlü yardım edecektir. Üzülmeyiniz! Koltuğunuza yavaaaaaşça yaslanıp gözlerinizi kapayınız. Parmağımı şıklatınca her şey geçmiş ve siz bu illet hastalıktan kurtulmuş olacaksınız.

Şimdi,

*Hemen en yakınınızdakine fısıltıyla “Benimle evlenir misin?” deyiniz. Yandakinin cinsiyeti pek mühim değil (eşcinsellik artık hastalık olarak görülmediğinden şanslısınız, seçenekleriniz arttı)

* Cevabı beklemeden, son 10yıldır cebinizde taşıdığınız yüzüğü (azıcık paslanmış da olsa) çabucak yanınızdakinin parmağına iliştiriverin. Hııııııııh evet evet azıcık daha zorlayın giricek o parmağa o yüzük.Ha gayret!!! Hah! Oldu. Bravo..

*Flört -yani on sevişme- aşamasını direkt atlamanızı öneriyoruz. Zira boşuna zaman kaybetmenizi ve ahlaki normlara uymayan yanlış bir tutum içerisine girmemenizi emrederiz, yani kem küm şeyyy girmemenizi rica ederiz.

*Aileler.. Evet en önemli konuya parmak attık, pardon parmak bastık. Aileniz artık sizin evde kalmış ve kokuşmuş olduğunuzu düşündüğünden muhtemel karşı çıkışlarını dillendirecekerini düşünmüyoruz. Hadi yine iyisiniz… Kudurdunuz ayy yani durudunuz bunca yııııııııl ama değdi.

*Çeyiz hazırlamaca, ev düzmece… Küçükken evcilik oynadığınızı var sayarak tıpkı legonun kayıp parçalarını birleştirmek gibi bu aşamayı da hoooop diye atlayacağınıza eminiz. Eşya alımı, ev kiralanması gibi sizi oturduğunuz yere saplayacak mal mülk edinmeniz çok mühimdir. (Paralar sizden çıkacak nasilsa) Edinebildiğiniz kadar eşya edinin. Sonra konu komşu, eş dost ” eşyası da yokmuş “ demesin, di mi ama…

*Düğün dernek… İşin en eğlenceli kısmını sizin için BİZ hazırlıyoruz. Onca insanı sizin evlendiğinize inansınlar diye toplayıp sahnede oynatıyoruz. Herkes -sizin artık düzenli bir cinsel hayatınızın olacağını bildiğinden- çok mutlu… Bu aşamayı bu kadar eğlenerek geçmeniz, başınıza ileride neler geleceğini düşünmemeniz için çok önemli. Ne kadar eğlenirseniz o kadar kolay mutasyona hazır olursunuz, ayy pardon yani evliliğe hazır olursunuz.

*TEBRİKLEEEER.. Artık bir çift olarak toplumdaki yeriniz hazır. Eşlere özel davetlere katılabilir, toplum tarafından eş olarak kabul görebilir, hayatınızı iki kişilik yaşamak zorunda kalabilir, her gittiğiniz yer için eşinize hesap vermeniz gerekebilir, kaybedecek bir çok şeyiniz ve statünüz olacağı için basına buyruk yaşamayıp bize itaat edebilirsiniz. Zaten bizim yegane amacımız sizin başınızı yaşken eğmek, ohh yaniiiii sizin başınızı bağlamak. Hayırlara vesile oluyoruz yahuuu!

*Çocuk… aman da amaaan hani-miş o şirin yaratıklar. Yapın artık bir kaç çocuk.Bir-kaç dediysen en az 3 tane. Mümkün mertebe erkeği bulana kadar da uğraşın.Yoksa ataerkil toplumun bir parçası olan bizlerin nur topu gibi erkek evlatları olmazsa soyumuz sürmez.Tükeniveririz alimallaaaah! Amaaaan dağlara taşlara uçan kuşlara, vur vur vur tahtaya. Alaaaam yareeebbime bin tövbe, iki bin dövme; hiç bir evi erkek çocuksuz bırakmasın.RAmen. tüh tüh tüh… Ne demişler görmemişin oğlu olmuş çekmiş.. öhö öhö öhööööö pardon, boğazıma bir şey kaçtı.Neyse kız çocuk da idare eder, eehhh işte… Çok fazla üzülmeyin yahu onlar da insan…

*Aldatıldınız mı??? Olsun canım n’olcak evliliğin temel kurallarını hatırlayınız : “Hastalıkta, sağlıkta; ağlarken, gülerken; aldatılınca, bağlılıkta; ölüm sizi ayırana kadar… ” sorunsuz çiftler olacağınıza söz vermiştiniz.

Artık son yılların en ciddi bir psikolojik rahatsızlığı olarak görülen bekarlıktan alnınızın akıyla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Hem siz bağımlı olacaksınız hem de bizler sizleri daha kolay yöneteceğiz. Hayırlı uğurlu ve afiyet olsun.

Kurumumuz birlikteğinizin bir ömür sürmesini şart koşar, şeeey pardon yani bir ömür sürmesini diler…

Esen kalınız.

SUSTO (Korku Hastalığı, Espanto, Pasmo, Tripa Ida, Perida de Alma)

Çünkü eğer vücuduna bağlı olmasaydı ruhunu kaybederdin.

Kendinizi Sınayın
– Bazen kendinizi huzursuz ya da hüzünlü hissettiğiniz oldu mu?
– İştahınızla ilgili bir sorun yaşıyor musunuz?
– İstençdışı kas tiklerinden ya da ishalden muzdarip misiniz?
– Kolay mı korkarsınız?
– Saat 10:00; ruhunuzun nerede olduğunu biliyor musunuz?

İç Ses

Aman! Ramak kaldı. Yüzüstü kapaklanıyordun az kalsın. Kahrolası çocuklar, biri üzerlerine basıp tökezlesin diye oyuncaklarını koridora bırakıyorlar – bir dakika… Ruhun nerede?
Yerinde mi? Ya da başka bir yerde? Hayır. Ah, Tanrı aşkına! Yine ruhunu kaybettin! Gitti. Harika, bir bu eksikti. Yarınki görüşme için St.Louis’den yöneticiler gelecek ve bütün sunum boyunca uyurgezerden farkın olmayacak. Kas tikleri ve beş dakikada bir tuvalete gitmeler. İyi bir izlenim bırakamazsan pazarlama bölümü san çok kızacak. Tabii ki bu gece buraya bir şifacı getirmek için çok geç. Ev ziyareti yapmayı kabul edecek doğru dürüst bir şaman şifacı bulmak olanaksız günümüzde.
Allah’ın cezası çocuklar!
Hep birşeyler olur zaten, öyle değil mi? Koridorda üzerine basıp tökezleyeceğin oyuncaklar, birden belirip havlayan köpekler, gecenin ortasında ziyarete gelen ölü akrabalar ve püf! Ruhun uçar gider!

Tanı

Sustodan muzdarip olanlar için iyi haber şu ki, ruhunuzun yer değiştirmesi pek mümkün görünmüyor. Kötü habere gelince, değiştirebilir de. Kolay iş değildir ruhun yerini saptamak. Meriam – Webster sözlüğü, ruhu, ‘cisimsiz, öz, can veren ilke ya da bireysel yaşamı eyleme geçiren dürtü’ olarak tanımlıyor. İnternetteki Urban Dictionary ise ‘James Brown’ın vaftiz oğlu ve Aretha Franklin’in prensi’ olarak tanımlıyor. İki tanımın da bu vakada pek işe yaradığı söylenemez.
Sonuç olarak, bir zamanlar bir ruhunuz olduğuna ve şimdi gitmiş olduğuna inanıyorsanız bir sorununuz, hatta büyük ihtimalle sustonuz var demektir.
Araştırmalar ruh kaybının kaygıya, iştah kesilmesine, istençdışı kas tiklerine, ishale, depresyona ve uykusuzluğa neden olabileceğin ortaya koyuyor. Ağır vakalarda susto ölüme bile neden olabilir. Beyniniz sizi gözlerinizin görmediğine ikna edebiliyorsa, bedeninizi hayatta olmadığına neden ikna edemesin?

Nedenleri

Ağırlıklı olarak Meksika, Orta Amerika ve Güney Amerika’da görülen susto hikayeleri genellikle kurbanın ani bir şok ya da travmaya maruz kalmasının akabinde ortaya çıkar. Uyanıp kendilerini yatakta ölü biriyle bulan insanlarda örneğin, fakat nedeni bu kadar aşırı olmayabilir; attan düşmüşseniz ya da dibinizde bir köpek aniden havlamışsa ya da köşedeki dondurmacıda en sevdiğiniz dondurma çeşidi bitmişse ruhunuzu yitirebilirsiniz.

Tedavi

Susto yaşarsanız ilk fırsatta bir curandero’ya (şifacı) başvurup ondan bir limpia (temizlik) uygulaması istemenizde yarar var. Şifacı sizi alüminyum folyodan bir hacın üzerine yatırır, bedeninizi otlarla ovar, bazı dualar okur, sonra üzerinizden sıçrar. Ruhunuz uçarak geri gelir, ancak ruhunuz çok uzaklaşmışsa şamanın üzerinizden birkaç kez sıçraması gerekebilir.
Şayet, herhangi bir nedenden ötürü, bir şifacı bulamazsanız diplomalı bir uzmanın denetimi altında bilişsel davranışçı terapi görmenizde yarar olabilir.

(vatandaşın ibretlik yorumlarıyla) Tanrı parçacığı bulundu!

Bilim dünyasının en merak ettiği konulardan olan ve dünyanın başlangıcına ilişkin sırları ortaya çıkaracağı düşünülen ‘Tanrı parçacığı’nın varlığı kanıtlandı
10 milyar dolar harcandı

İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) kurşun iyonlarıyla yapılan çarpışma deneyinde, kütleyi maddeye dönüştürdüğü düşünülen, Tanrı parçacığı olarak da tanınan “Higgs bozonu” adlı atom bileşeninin varlığına ilişkin önemli veriler elde edildi. Bugüne kadar 10 milyar dolar harcanan deneyde “higss bozonu”na oldukça yakın 60 adet parçacık keşfedildi. Keşif, merkezdeki “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”nda, protonların dünyanın oluşumunda ortaya çıkan sıcaklık derecesine kadar ısıtılması ve birbirlerine ışık hızında çarpıştırılmasıyla gerçekleştirildi………..

vatandaşın ibretlik yorumları

Borsa ne olur .

Anladık birader . Ancak bu İMKB bugün ne olur . Bizide orda çarpıştırıyorlar . İnşallah bugün yükselir .

İyi de aga…..
İyi de aga… Şu kriz söylentilerinin aslı var mı?
-Kur’anı Kerimi okuyun
Araştırmak – bulmak – keşfetmek güzeldir. Temeliniz Kur’an ise bu uğraşlar daha kolay yapılır. “Bi Rabbike İKRA” Allah’ın Adı ile OKUYUN…….
-iyi de
bunun günlük yaşama en ufak bir katkısı olacak mı bence olmayacak.
-Gereksiz
Milletin işi gücü yok can sıkıntısından gidiolar neyle uğraşıyolar hocam yiter yaa. Kriz kapıda küresel ısınma var ona çare bulacakları yerde uğraştıkları saçmalıklar … 🙂
-hakan
bu batı niye küresel ısınma sorununu çözmüyor,küresel ısınmanın en büyük nedeni araba egzoslarından çıkan gaz
-boşa
boşa harcanan o kadar para ve o kadar da zaman…..
-la arkadaş
işiniz mi yok ya :))

Fikirlerim ve insan arayışım

Öncelikle sitenin tam olarak nasıl çalıştığını anlamadım. Ve üye olmak için biraz fazla çaba sarfettim. Oysa ki daha basit olabilirdi.

İnsan arıyorum. Dediklerimi anlayacak insan arıyorum. Dediklerimi tam olarak anlamasa bile merak edecek insan arıyorum. Dediklerimi merak etmese bile karşı çıkışlar yapabilecek cesarette birilerini arıyorum.

Tanrı net olarak yoktur. İnsanın kendisi aslında tanrıydı, fakat açığa çıkartamadığı benliği derinlerde kaldı, içindeki gücü başka bir figüre yükledi. Tanrıyken bir başkasını da tanrı gibi görmek durumundaydık, tanrı gibi gördüğümüz anne ardından baba, gücü elinde bulundurarak, bunu ufak ufak kırılmalarla bizden aldı. En son noktada bu güç kişilerle bağlantısız bir hale geldi ve toplumun içinde kafamızda tanrıyla başbaşa kaldık. Artık kimsenin inancını sorgulamıyoruz, kendimizinkini de sorgulattırmıyoruz. Süreç bitmiştir, artık ölüyüz.

Cinsellik dünyadaki en önemli başka bi açıdan en önemsiz konudur. 2 insanın yakınlaşması, cinselliğin hakkını vererek yaşaması bu dünyadaki en zor iştir. Çünkü benlik kayıptır, benlik kaybolduğu için benliğin çok önemli bir temsilcisi olan bedenimize uzağızdır. Uzak olduğun bir bedenden zevk alamassın. Alıyormuşsun gibi yaparsın. İşin içine sadistik öğeleri sokarsın. İşin içine “güç” karıştırmak zorunda kalırsın. Kafa rahat değildir, iç sesler-iç sorular-iç çaresizlikler bir türlü susmaz, susması için söylediklerimi yapmak durumunda kalırsın. Sorunlu olduğun için, seçtiğin partner de sorunludur.

İnsan hayat karşısında deliremediği için, yapa yalnız kalamadığı için, içindeki yoğun duygularla başa çıkamadığı için, cennetini kaybettiği için, dışardan sunulan hayatı yaşar.

Kendi çocukluğunu yeniden var edebilmek için çocuk yapar. Sonra ilk paragrafta anlattığım sistem üzerinden çocuğunun tanrısı olur ve bu güçle yine onu yabancılaştırır. Sonra o çocuk da aynı yoldan geçer. Bunlar hiç bitmez.

Bebekler ve çocuklar, özünde herşeye sahiptir. Bilmedikleri hiçbişey yoktur. Hayata atılmaları için hiç bi sebep yoktur. Yaşamın anlamına hepimizden daha yakındırlar. Ama bizler onları tam aksi şekilde zannettiğimiz için, hayatı anlatırız. Tek yapılması gereken hayata dair bildiğiniz herşeyi unutup çocuğun karşısına geçmektir. Ona sorular sormaktır. İşinizi okulunuzu arkadaşlarınızı neyiniz varsa herşeyi bırakın ve çocuklara kulak verin.

Son olarak kadınlar üzerine bir kaç şey söyliyim. Nasıl tanrı üstünden dönen büyük bir yalan varsa, kadın üzerinden dönen büyük bir yalan da var. Kadın tanrılaştırılmıştır. Kadının yarattığı etki, aşırı görkemli bir seviyeye çıkmıştır. Görüntünün yarattığı etki, benliğin gerçek seslerini katletmiştir. Kadın bu yüzden sadece görüntüsüne önem vermiştir, bu yüzden görüntülere dayalı bir hayat yaşamaktayız. İstisna kadınlar her zaman olacaktır, ben genel “kadınlık” üzerine konuşuyorum.

Kadınların özünde “çocuk yapmak” ya da “çocuk bakmak” ya da “duygusal olmak, duygusal hareket etmek” gibi bir dürtü falan yok. Hatta çoğu kadın aşırı derecede duygusuzdur. Bu duygusuz kadın öyle güzel maskelenmiştir ki, hayatımızı katleden şeyin annemiz olduğunu bilmeyiz. Çünkü bi annelik sorgulanmaz, çünkü annenin duygusallığı sorgulanmaz, onun haricinde herşey sorgulanır. Hayatınızı anneniz katletti, her kadının otomatik olarak ince-duygusal varlıklar olduğunu düşündünüz, ama yine gidip duygusuz bir kadına kapılacaksınız. Çünkü bu yanlışı içselleştirdiniz, onun katliamını artık seksilik olarak algılıyorsunuz. Kadınlar konusunda çok daha acı ve hayati şeyler var ancak şimdilik bu kadarını yazabildim.

Burda değil daha karşılıklı bi şekilde konuşmak isteyen varsa özel msg atmaktan çekinmesin. Bu fikirleri daha tane tane anlatabilirim, daha arkasını doldurarak anlatabilirim, tüm yaşadıklarımı ve aradaki bağlantıları aktarabilirim. Çünkü bu fikirler direk olarak benim yaşadıklarımdan çıkan sonuçlardır.

Karşı çıkışlar yapıyorsanız, inancınızı, ailenizi, işinizi gücünüzü, eşinizi, cinselliğinizi kısaca herşeyi tartışmaya açıyorsunuz demektir. Ben direk olarak bunları da eleştirebilirim. Eleştiremeyeceksem zaten tartışmanın derinleşmesinin pek bir imkanı yok.