Kader Nedir

Bu konu tüm Müslümanların kafasını karıştıran, açıklayamadığı, biraz üstünde düşündüğünde ise imanını kaybetme korkusu sardığı bir konudur. Çeşitli İslam alimleri kendilerince açıklamaya çalışmış, kimisi trenleri örnek göstermiş, kimisi film şeridini, kimisi başka türlü örnekler sunmuş fakat sorular biraz artınca “zaten bu konu hakkında insan aklı yeterli değildir, çok düşünmemek lazım gelir” şeklinde kaçamak cevaplar gelmiştir.

Kimi İslam alimleri kaderin olduğu gibi Allah tarafından yazıldığını kabul ederken, kimileri ise külli irade – cüzi irade ayrımlarına gitmiş ve insana bir parça özgür irade vermeye çalışmıştır. Çünkü onlarda farkındadır ki özgür seçimlerimiz yoksa, dünya sınavı anlamsız bir hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle bir şeyleri açıklamaya çalışmışlardır. Fakat açıklamaları cüzi iradenin külli iradeyi asla yenemeyeceğini, önüne geçemeyeceğini fark ettikleri an, tekrar “insan aklı bunu almaz, çok sorgulamamak lazım” şeklinde konuyu kapatmaya çalışmışlardır.

İslam’ın en zayıf noktalarından biri olan “kader” olayını kimse doğru düzgün anlayamamış, anlatamıyorken günahkar olmak, dinden çıkmak adına bu konuyu düşünmemeyi, konuşmamayı yeğlemiş olmaları şaşırtıcı değildir. Sorgulama, düşünme, konuşma sadece iman et diye öğütler yüzyıllardır nesilden nesile aktarıldı.

Bu başlık altında, bu konuyu anlamış, anladığını sanan, anlayabileceğine ve anlatabileceğine inanan herkesi davet ediyor, “kader” konusunda meydan okuyorum. Emin olun beni ikna edebilirsiniz.

Not: İnternetten kopyala yapıştır kolaycılığı yerine kendi düşünce ve fikirleriniz ile tartışılacaktır.

Temel Şaman kuramına göre Rüyalar

TEMEL ŞAMAN KURAMINA GÖRE RÜYALAR
Michael Harner

Michael Harner rüyaların temel Şaman teorisi ile, yaratıcı ve tamamen Şaman anlayışına göre rüyaların nereden geldiğini ve anlamlarını nasıl keşfedilebileceğini anlatıyor. – Yayımcı –

“Temel Şaman Kuramına göre Rüyalar” adlı bu kısa makale, on temel ilkenin altını çizmek ve kısaca açıklamak amacıyla 14 Ağustos ve 25 Eylül 2010 tarihlerinde San Fransisco’da verilen Şaman Çalışmaları Vakfının(1) ilk iki halka açık “Şaman Rüya Çalışmaları” seminerlerde anlatılanlara yakın bir sunumdur. Bu kuram kültürler arası özgün Şamanizmin yıllarca süren saha çalışmalarının yön verdiği deneyimler ve uygulamalarla test edilmiş ortak kuram ve uygulamaların keşiflerinden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle, kuram temel Şamanizm’den kaynaklanmaktadır.

Bu makale evrensel insanın rüya deneyimine gönderme yapmakta ve Batılıların rüya yorum ve çalışmasına yeni ve köklü bir bakış getirmektedir. Bu kelimeler aslında ileri derecedeki temel Şamanizm öğrenciler ve uygulayıcılar için söylenmiştir, özellikle de en az Şaman Çalışmaları Vakfının üç yıllık İleri Şamanizm programının başlangıcı olan Yoğun İki Haftalık Şaman Şifa veya bunun eşiti çalışmalarına katılanlar kast edilmiştir. Farz ediliyor ki, bu kişiler kendi kişisel Şaman deneyimleri ile uzun zamandır ruhların gerçek olduğuna karar vermişler; ve bu deneyimler neticesinin bilgisi ile başarılı şifa ve kehanet uygulama çalışmalarını anlamışlardır.

Bu makalenin amacı diğer insanlara ruhların gerçekliğine veya onların özelliklerine inandırmak değildir, uygulamalı Şamanizm kanıt veya inanç meselesi değil, fakat, deneyimle bilgiye ilk elden ulaşmaktır. Ümit ederim ki burada yazılanlar bazı yerli Şamanların ve atalarının kadim zamanlardan beri bildikleri ancak Batılıların geç kalmış bir geçerliliği tanımlama örneği olarak görülecektir.

İLK KURAM: RUHLAR GERÇEKTİR.
İlk kuram tüm diğer dokuzunun temelidir. Basit olarak ruhların gerçekliğini işaret eder, ciddi Şaman uygulayıcıların doğrudan deneyimlerinden zaten bildikleri bir şeydir. Bu Şaman çalışmasında başarılı olmanın temel bilgisidir.

İKİNCİ KURAM: RÜYALARA RUHLAR NEDEN OLUR.
“Rüyalara ruhlar neden olur” önermesi ile ikinci kuram en önemlilerinden biridir. Bu ruhlar bireyin tin’ini ve birey ile kaynaşmış ve onu koruyan başka herhangi bir ruhu da kapsamaktadır. Bir diğer deyişle, rüyalara neden olan tek bir bireyin tin’i (yada modern Batıda ‘psyche’ can dedikleri) değil, pek çok ruh vardır.
Burada kullanılan tek ruh fikrinin temeli Şamanizmindir. Ruhların tekliği veya çokluğu(2) konusunda birçok kültürde farklılık olmasına rağmen, evrensel veya neredeyse evrensel bir dünyaya özgü fikir ve uygulamalardır, temel Şamanizmin amacı ise bunları araştırmaktır.
Yalnız bireyin tin’i değil birçok ruh da rüyalara neden olur, bunlar, bireyi kapsayan ve sahip olan (kaynaşmış), veya yakınlık kurmuş olan rehber ruhlar da olabilir. Bireyin rüyasında, bulundukları döneme bağlı olarak, yaygın veya kısa bir etki yapabilirler.
Bu kuram tüm ruhların tüm rüyalara neden olduklarını iddia etmez.

ÜÇÜNCÜ KURAM: BU RUHLARIN FARKLI ÖZELLİKLERİ, FARKLI ÇEŞİT VE DERECEDE GÜÇLERİ, VE FARKLI MEŞGULİYETLERİ VAR.
Örnek olarak, bireyin sağlığı ve esenliği ile ilgili olan rüyalar, bireyin tin’i veya rehber ruhu tarafında yaratılanlardır. Eğer bireyler sağlık ve esenliklerinde kaygılı ise, yalnız olduklarını sanmamaları ve endişelenmemeleri için, kendi ruhları ve genellikle rehber veya koruyucu ruhlar tarafından bu duygular durdurulur. Tüm bu ruhlar doğrudan veya mecazi anlamlarda ikaz ve öneriler olan rüyalar yaratabilirler.
Üçüncü kuram, Şaman uygulayıcının rüya ile ilgili olan ruhları ve özelliklerini bilmesi gerektiğini içeriyor. Bu durum özellikle Orta Dünya ruhları ile ve aynı zamanda Üst ve Alt Dünya ruhları çeşitleri hakkında zengin bir bilgiye gereksinimi vardır.

DÖRDÜNCÜ KURAM: RÜYA YARATAN RUHLAR: KİŞİSEL TİN; REHBER RUHLAR, KORUYUCU RUHLAR DAHİL; ZARARLI, ISTIRAP ÇEKEN VEYA DİĞER DAVETSİZ RUHLAR, OLABİLİR.
Burada “Istırap Çeken Ruhlar” olarak tanımlananlar, aniden veya sarsıcı bir şekilde ölen ve genellikle öldüklerinin farkında olmayıp, çoğunlukla şaşkın ve mutsuz olan, buradaki Orta Dünyada amaçsız ve yolunu şaşırmış olarak dolaşan, mutsuz insanların ruhlarını tanımlamaktadır. Zaman zaman, yaşayan bireylere bağlanarak veya yakın durarak, halen yaşadıkları hükmüne varan yanılsamalarını artırıyorlar. Bu şartlar altında, ölü varlıkların rüya hatıraları, yaşayan bireylerin rüyaları ile karışır ve neticede yaşayan birey bu rüyaların yanlışlıkla kendi geçmiş yaşam deneyimi olduğunu sanır. Bu rüyalar, ıstırap çeken ruhların yaşamları gibi, aniden ve sarsıcı bir şekilde sonlanmaktadır. Şaman uygulayıcılar için bu yaygın karışıklığın farkına varmak ve danışanlarına bu tür rüyaları tanımlamaları için yardım edebilmeleri önemlidir. Bu işi etkili bir şekilde yapabilmek için, uygulayıcıların hastalıklar konusundaki geniş bilgiye sahip olmaları ve tedavi için deneyimleri olması gerekmektedir.
Davetsiz ruhlar, kurbanın bazı beden bölümlerine girerek bölgesel hastalıklara ve ağrılara neden olmaktadır. Davetsiz ruhların bölgesel girişleri ile kurbanın rüyaları arasındaki bağlantı üzerinde halen çalışılmaktadır.

BEŞİNCİ KURAM: “KÖTÜ” RÜYALAR VE KARABASANLAR BİRİNİN TİN’İ VEYA REHBER RUH TARAFINDAN YAPILAN YARARLI UYARILAR OLABİLİR, BELKİ DE ZARARLI BİR RUH TARAFINDAN DA AÇIKÇA GÖSTERİLMEKTEDİR.
Bu kuram bir öncekinin devamıdır ve zarar görmüş veya korkmuş varlığın neden olduğu rüyalar bireyin tin’i veya rehber ruh tarafından neden olan rüyalar kadar olumlu, yararlı ikazlar olabilir ve yardım edebileceğine işaret eder. Bunun gerçek olmasına rağmen kötü rüyalar ve karabasanlar aynı zamanda yararlı ikazlar da olmayabilirler, daha doğrusu zararlı ruhlar tarafından üretilmiş kendi rüyaları olup bireyin hatıraları ve rüyaları ile karışmıştır. ıstırap çeken bir varlığın, ölümle sonuçlandığının bilincinde olmadığı son hatırası olan ve ölümüne neden olan şiddetli bir saldırı buna örnektir. Eğer ıstırap çeken varlık yaşayan bir bireye sahipse veya ondan ayrılamıyorsa böyle yaygın bir hatıra yararlı bir ikazı olmayan karabasanlar üretebilir. Bu Şaman uygulayıcısını ruh kovma işlemi yapması için bir uyarıdır.
Bir karabasan türü rüya, tabi ki, aynı zamanda basit bir hazımsızlık, başka bir beden veya ruhsal rahatsızlık sonucu da oluşabilir. Bu rüyaların ruhsal bir bileşeni olduğunu inkar etmek değildir. Bireyin tin’i veya koruyucu ruh belki de herhangi olumsuz bir şeyin bireyin sağlığını etkilediği ve ilgilenilmesi gerektiği için ikaz etmektedir.

ALTINCI KURAM: ÖNEMLİ RUHSAL GÜÇLERİ OLAN KİŞİLER ZARARLI RUHLARIN İSTENMEYEN RÜYALARINI ALMAMA EĞİLİMİNDELER.
Ruhsal olarak güçlü olan birey davetsiz ruhlara ve istenmeyen saplantılara karşı korunmuştur. Bu güç bir koruma alanı gibi olduğundan, davetsiz girişimler ve istenmeyen saplantılar bireyin rüyasını yaratmadan genellikle geri çevrilir. Sonuç olarak, bu tür rüyaların alınması bireyin gücünün artırılması için gerekli adımları atmasına ihtiyacı olduğunu göstermektedir.

YEDİNCİ KURAM: ÖNEMLİ REHBER RUHLAR MÜHİM RÜYALAR BİLDİREBİLİR VE RUHSAL GÜÇ İLE BİLGİLER İLETEBİLİRLER.
Karakteristik olarak “Mühim Rüya” koruyucu veya ana rehber ruh tarafından yapılan koruyucu ruhsal güç veren bir bildirimdir. Genellikle iki türde olurlar: (1) Uzun bir süre devamlı olarak gelen uykudaki bir rüya; veya (2) tek seferlik ezici güçteki bir vizyon. Vizyon yaşam için önemli yol gösterici bilgiler içerebilir, veya bir aradan sonra, uykudaki bir rüya da bu tür bilgileri verebilir. Şamanizmde ve birinin yaşamında hak edildiğinde Mühim Rüyalar büyük bir önem taşırlar.
Ne yazık ki etnograflar “rüya” kelimesini, yerli ırkların özel durumlar için kullandığı ve bu kelime ile ne demek istediklerini, sıklıkla dikkatli bir araştırma yapılmadan yazılarında kullanırlar. Örnek olarak, genellikle kastedilen durumum uykudaki bir rüya, uyanık bir rüya, Şaman yolculuğu, veya bir vizyon olduğu çok da açık değildir.

SEKİZİNCİ KURAM: YUKARIDAKİ KURAMLAR HER TÜRLÜ RÜYA İÇİN GEÇERLİDİR, UYKUDA, GÜNDÜZ YADA UYANIK VE VİZYON GÖRMELER DE DAHİLDİR.
Bu ilke “dream (rüya)” kelimesinin Webster New Universal Unabridged Dictionary (Webster Evrensel Orijinal Sözlüğü) den ve genel kullanımdan kaynaklanmaktadır. Burada kullanılan rüya tanımlaması: Bireyin uykusunda; veya uyanık olduğunda; ardışık olarak beliren görüntüler; uyanık belirenler istemsiz veya isteyerek yapılanlardır. Eğer uyanık rüya olağan dışı canlı/inandırıcı ise buna vizyon denebilir. Bu açıklamanın bir örneği olarak, Şaman yolculukları, sıradan gerçekliğin yönlendirmediği, denetimli ve istemli rüyalar olarak görülebilir, şöyle ki bunlar “yönlendirilmiş hayaller” değildir.

DOKUZUNCU KURAM: RÜYALARININ ANLAMINI ÖĞRENMEK İÇİN, BİREYLER RUHSAL REHBERLERİ İLE KAYNAŞARAK İNCELEMEK İÇİN RÜYALARINI GERİ ÇAĞIRABİLİRLER, VEYA BİLGİ ALMAK İÇİN EN ÖNEMLİ KAHİN YARDIMCI RUHLARINA ŞAMAN YOLCULUKLARI YAPABİLİRLER.

ve

ONUNCU KURAM: BU YOLCULUKLAR GENİŞ ANLAMDA MECAZ ÇALIŞMALARINI KAPSAMALIDIR, ÖZELLİKLE RUHSAL İLETİŞİME VE BU NEDENLE DE RÜYALARIN ANLAMINA UYGUN OLMALIDIR.
Dokuzuncu ve Onuncu kuramlar burada birleştirilmiştir: Şamanizmde istemsiz rüyaların anlamı keşfetmek için birey istemli rüyayı kullanabilir. Genellikle kullanılan iki yol ise, rüyayı geri çağırmak ve Şaman yolculuğudur, her ikisi de rüyayı gören tarafından uygulanır, çoğunlukla en iyi yorumu rüyayı görenin kendisi yapabilir. Her ikisinin neticesi de gerçekçi veya mecazi iletişim olabilir. Şaman inisiasyonu ve eğitimi haricinde mecazların anlam ve benzerlikleri başkaları ile paylaşılmaz, çünkü bu ruhların iletişimidir, ve yalnızca kelimelerin ilerisinde değil aynı zamanda kutsal ve kişiseldir.
Şaman yolculuğunda karşılaşılan mecazlar, örnek olarak, belirli bir gezginin yorumlaması için mükemmel olarak uydurulmuştur. Başka kişiler için uygun olduğu sanılmamalıdır, eğer varsa müşteriler de dahil, çünkü bunlar ruhların gezgin ile olan bilgisinin samimi, çok katmanlı ve hassas bir iletişim sonucudur, kesinlikle başkaları için aynı anlamı taşımazlar.
Başkalarından yardım almadan mecazları yorumlamak gezginin sorumluluğundadır, çünkü hiç kimse yüz yüze gelinen mecazların gerçek anlamını bilmeye gezgin kadar yetkili değildir.
Bununla birlikte eğer, birey kendi için Şaman yolculuğu ve rüya geri çağırmalarını yapamıyorsa, bir Şaman uygulayıcısı bulup onun yardımını talep etmesi faydalı olacaktır. Temel Şaman ahlakına göre bu tür kahinsel uygulamalar yalnızca talep edilmesi durumunda yapılmalıdır. Aksi takdirde, Şaman uygulayıcıları başkalarının ruhsal özgürlüğüne müdahale etmekten tehlike altında kalacaklardır.
İnsanlar rüya yorumlarına uzun süredir ilgililer. Tüm yerleşik kıt’alardaki binlerce kültürde Şamanlar rüyaları anlamak için zaman içinde denenmiş tecrübeler geliştirmişlerdir, bu bilgi onların ruhsallıkları ve ruhlarla çalışmaları ile mümkün olmuştur. Batıda, Şamanların vasıtası ve “ruhlarla bağlantı” Kilise tarafında yasaklanmış ve daha sonra Aydınlanma Çağında bir düş olarak görülmüş ve reddedilmiştir.
Son yüzyılda rüyaların teorisi için tasarlanan birçok hamle görülmüş, fakat Şamanların ruhlar gerçekliğine ve onlarla nasıl çalıştıkları iddialarını ciddiye almaya karşı Aydınlanmadan kalan miras olan güçlü nefret kalmıştır. Batıdaki Şamanizmin yeniden canlanması, böyle etnografik bir örneğin gelecekte olmayacağını akla getiriyor. Ümit ederim ki bu kısa makale yerlilerin saygılı tetkikler bekleyen bilgi ve tecrübe zenginliği için daha fazla araştırma yapılmasını teşvik edecek. Bir zorlu görev de geriye kalan ilgili Şaman bilgilerinin yüzlerce kültür arasında dağılmış olmaları nedeniyle genelleştirmenin kolay olmayacağıdır.(3) Belki Batılılar için daha da zorlu olan iş Şaman kapısından geçerek kendileri için ruhların gerçekliğini ve rüya ile olan ilişkilerini sınamaktır.

Dr. Michael Harner, Batıda Şamanizmi ve Şaman davulu ile seyahatin öncüsü olan bir antropologdur. Şaman Araştırmaları Vakfının Kurucusu ve Başkanıdır. Yayımladığı kitaplarının arasında “Şamanın Yolu” da bulunmaktadır.

Notlar
(1) – Burada ana hatları çizilen on kuram Ağustos ve Eylül 2010 yılındaki ilk sunuşlarında sonra gözden geçirilmiş ve az da olsa değiştirilmiştir.
(2) – Örnek olarak, 1962 yılında Amerikan Antropoloji dergisindeki 64:258-72 makaleme bakınız.
(3) – Şaman Araştırmalar Vakfının Şaman Bilgi Muhafazasındaki benzersiz arşiv bu tür bilgileri birleştirmek için oluşturulmuştur.
(4) – Sandra Harner’a değerli desteği ve yazılarla ilgili fikirleri için teşekkür etmek istiyorum.

Copyright ©2010 Michael Harner.
Bu makalenin yeniden basımı Şaman Araştırmaları Vakfının [email protected] adresinden irtibat sonucu alınacak izinle geçerlidir.

Çeviri : Aki

Materyalizm

Materyalizm kelimesini herkes duymuştur. En azından bu forum üyeleri konu hakkında bilgi sahibidir. Bir çok dini sitede veya kitaplarda materyalizmin çok kötü bir şey olduğu aileyi ve toplumu yıktığı şeklinde yazılar mevcut. Harun Yahya ürünü kitapları ve siteleri okuyanlarda bu konuda oldukça bilgilidir.

Peki ben materyalizme karşı çıkan veya doğru bulmayan kişilerin neye, niçin, nasıl karşı çıktıklarını merak ediyorum.

Örnekleri ile anlatırsanız sevinirim.

)kapaparantez.

UZUN SAVAN GECESİNDE GEYİĞİN NİŞBU’YA GÖSTERDİĞİ YOLUN GİZEMLERİ ÜZERİNE KISA BİR HİKAYE:

…..”Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
…..İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
…..Sultan hançerIeri gibi ayışığında
…..Bir yanında üstüste üstüste kayalar
…..Öbür yanında ben.” – Turgut Uyar-

Peki, aslında bu sarı çizgilerin fon oluşturduğu geyik desenli kazaktan daha çok sevdiğim şeylerin de varlığını başlangıçta kabul edersem sanırım sorun kalmayacak. Ayakkabı kutusu içinde tırtıl yetiştirip(!)besleyen bir arkadaşı vardı ablamın ve ben onun yani o kızın adını sanını hatırlatamazken oturduğu evi, evin önündeki palamut ağacını, o evin ve ağacın bulunduğu sokağın sonundaki fırını hatırlıyorum ve bütün bunları çok seviyorum…Nesnenin insan ruhunu ele geçirebilecek bir sihri olduğunu kesin olarak hissettiğim o günden beri yalnızca evde eski replikleri okuyup, kazağımın kollarıyla sarılıp kendime geleni geçeni falan seyrediyorum günlerdir…karanlıkta üzerindeki sarı çizgilerin parladığına yemin bile edebilirim. Onu giydiğim zaman kendimi, güçlü, gösterişli, bilge ve sıcacık bir hayvan gibi hissediyorum… Karşı konulamaz bir şekilde bir geyiğe tamamlandığımı hissediyorum… bazen…bazen…geyikler ıslak burunları ve sıcak nefesleriyle odama doluştuğunda çam ağacımı yılbaşından bugün itibari ile iki ay geçmiş olmasına rağmen toplamamış oluşuma seviniyorum…Aslında değişik duygu durumlarının, derin duygu durumlarının değişik takıntılarda tezahür ettiğini söyleyen bir adamı dinlemiştim bir vakitler ve o zaman yemin ederim daha gençtim, takıntı benim için bir varoluş biçimiydi…şimdi daha kararlı ve seçiciyim… Bu kazak! O kadar! Havanın soğuk oluşuyla bu tutku arasında bir bağ olmadığını Nihal’e anlatmayı tam 3,5 saat denedikten sonra karşımda kesintisiz şüpheci ve tırnaklarını yiyen bu kadına herhangi bir şey ispat etmek zorunda olmadığıma karar verip onu pek fazla sevmediğimi yani görmesem de olabileceğimi düşünüp pazar günü yeni bir oyunu izlemek için sözleşerek ayrılırken yanından, elbette sahtekar biri olduğumu biliyordum.

Öyle özel bir şey sayılmaz… Yani sanıldığı gibi değeri ona biçilen maddi değerden falan gelmiyor benim için… Nehrin kıyısındaki pazardan aldığım ikinci el bir giysi… Hatta onu bir başkasına hediye etmeyi daha alırken düşünüyordum… ta ki geyiğin gözlerinin anlaşılması güç bir şekilde bana baktığını, gözlerime, oradan kalbime, kalbimin içinde çok derin ve temiz bir şeye baktığını fark edinceye kadar… Havanın soğukluğu ile bir ilgisi yok Nihal, sen tam bir sabit taşkafalı olmalısın zira onu giymediğim zamanlarda izliyorum… Bir kazağı giyiyor ve kendini bir geyik gibi hissediyorsun, giymediğin zamanlarda da onu izliyorsun ve ona neredeyse tutku duyuyorsun öyle mi? Bu çok saçma! Hıh… Onu özenle çalışma masamın sandalyesine giydiriyorum üzerinde üç tane geyik var aslında ve tanrım Degas’ın balerinlerini anımsatıyorlar bana işte çılgın bir akıl tutulmasında… Onlar kadar zarif ve ne yaptığının ya da kim ve ne olduğunun farkındalar. Geyiklerin ikisi fonda sarı çizgilerle grafik bir görüntüye tamamlanırken en önde ve gözlerime bakanı ve onun gerçekliğini vurguluyorlar işte… Gözlerime bakmayı da nereden biliyor? Ay ışığında pırıl pırıl boynuzları ile heykel gibi duruşları gecede… Lirik ve görülesi…Birkaç kişinin nezaketen aaa sahiden ne hoşlar di mi diye sormasının ve sorumu soruyla onaylamak gibi saçma bir eyleme girişmesinin, hayırdır ooğlum hatun aldattı falan mı? Demesinin dışında kimsenin bu tuhaf beğeni ve ilişkiden bir bok anlamadığını açıkça söyleyebilirim…

Aslında eskiden ben de anlamıyordum… Bu kadar, aslına bakılırsa o kadar da duygulu biri sayılmam… Şans oyunları oynar, takım tutarım ve kaybedince genelde bir şey hissetmem aslında…Çocukken evde çıkan bütün çocuk savaşlarında geride yaralı bıraktığım kardeşlerimin arasından muzaffer bir edayla geçerek süt ve kurabiye ile zaferimi kutlamak için mutfağa giderken de hiçbir üzüntü hissetmediğime yemin edebilirim…Ben sütü hazırlayıp kurabiye için uygun tabak ararken mutfak yolundaki koridorda atlarını kaybetmiş, zırhları delinmiş ve kesinlikle şövalyeliğin yüz karası olan bu iki ufaklıktan kati surette ses gelmezdi… Gelemezdi zira anlaşmamız böyleydi…Kaybeden gururlu bir savaşçı gibi ölecek-ölü taklidi yaparak içinden 100’e kadar sayacaktı. İşte ben kendimle yüzleşmek, kendimden utanmak için belki de en uygun olan, evde bir süre için bir daha asla bulunamayacak olan o kati sessizlikte bile Tommiks düşünecek kadar duygusuz bir heriftim…Ansızın atım mutfakta bağlı olduğu noktada huzursuz hareketlerle bir iki devinir, çocukların kokusunu alıp beni uyarmak isterdi… ve onlar ölü taklidi yapan, bir türlü ölmeyen böcekler gibi koşuştururlardı mutfağa… Böceklere benzetiyor oluşumun herhangi bir sevgi ya da sevgisizlik eşiği ile cidden bir ilişkisi yok. Gözlerimle gördüm hamam böceklerinin ölü taklidi ile nekahatte geçirdikleri 5-10 dakikanın ardından hiçbir şey olmamış, sanki az önce ayakları bacakları kopmamış gibi yürümeye eskisinden daha kararlı devam ettiklerini… Yani severim ben ufaklıkları. Bu; yüz saniye koridor savaşlarının ufaklıkların boylarının uzayıp ağırlıklarının artıncaya kadar sürdüğünü ve benim de sonra pislik bir ağabey gibi davranarak ilerleyen yaşıma paralel kaybettiğimi düşünmelerini istediğim hayal gücümle hangi atlar? Diye sorarak çocuklara hiç yenilmeden bu savaşların ezeli galibi olarak tarihteki yerimi aldığımı sanırım söyleyebilirim… Üçkağıtçı olduğumu zaten söylemiştim… Ama kendime de yalan söyleyecek değilim ya… atlar koridorda dört nala benim atımı kovalarken kardeşlerimin büyümüş olduğunu fark edecek kadar akıllı bir savaşçıydım…

Değişik ve yarı değerli taşları seven kızlar vardır örneğin bazen oldukça takıntılı kızlar. Salı akşamları Peri ile buluşmayı seviyorum… Bana garip öyküler anlatırken sesini farkında olmaksızın bir ton daha kalınlaştırarak dirseklerini masaya sabitleyip bana doğru uzanan yüzünü ve kısılan gözlerini seviyorum. Komik görünüyor ve beni kesinlikle anlayabilecek yegâne insan Peri.

Bir zamanlar buna benzer bir hikaye duymuştum diyor. Adamın biri hakkında… Ne demek adamın biri? Adamın biri işte fena halde bir chevrolet’ye aşık oluyor. Karısıyla falan kavga edip geceleri arabasında uyuyor… Silerken konuştuğunu bile söyleyenler var. Bu da ne şimdi? Geceleri uyumadan önce tütsü yakıp odasındaki iyi ve kötü ruhları dengeleyen, baykuştan haber alacağını düşünen süpürgesinin hemen girişteki vestiyerde olması olası bu kaçık kızın beni deli yerine koymasını eğlenceli mi buluyorum? Hayır. Peri 12 yıl önce ilk garip hikayesini anlatmak için beni buna benzeyen ama artık olmayan pastaneye çağırdığında yine aynı keki yiyordu. Eminim o sabah köşedeki büfeden aldığı gazete ile bugün sabah aldığı gazete de aynıdır. Bana anlattığı ilk hikaye benim geyiğime olan tutkumla kıyaslandığında bir hayli garipti. Yani bakın benim için bile garipti… Büyük ve Gotik bir malikânede geçen olayların bence en ilginç yanı katilin kesinlikle uşak olmayışı, ev sahibinin sigortadan para alabilmek için kendisini öldürüp bir hayalet olarak yaşayacağına inanmasıydı. Yani bayağa garip işte bilirsiniz kim ölünce yaşamaya devam edeceğini düşünebilir ki? Mistik bir dünyadan ya da Firavun olmaktan bahsetmiyorum… İşte tam bu noktada sesini bir ton kalınlaştırıp kısarak “hala yaşadığına yemin edenler var” demişti… Adamın hala yaşayıp yaşamadığını bilmemekle birlikte gerçekten ölmediğine sanırım emindim. Her sezon evinin etrafına fotoğraf çekmek için gelen meraklı kalabalığa ücret karşılığı gezdirilen malikâne, bu garip adamın minik polyester heykelcikleri sigortanın verdiğinden ya da verebileceğinden fazlasını vaat ediyor olmalıydı. Bütün bu düşündüklerimi genellikle Peri’ye söylemem zira o sever böyle hikayeleri… Fakat Kazağıma ve bir geyiğe dönüşmeme duyduğum ilgiyi chevroletsine tapan bir adamın ilgisine indirgeyerek benimle ve hikayemle hiç ilgilenmemesi şu an düşününce kesinlikle emin olduğum bir şekilde o vakitler müthiş kırmıştı beni. İkinci kesin ve müthiş verim nesnenin insan ruhunu ele geçirebilecek güçte olmasının dışında insanların gerçekten kendi hikayelerine ilgi duyulmasını istediğiydi… İntikamımı alacaktım 21. Yüzyıla kaçıp gelmiş bu ortaçağ cadısından! Beni, hissettiğim değişimi ve geyiğimi önemseyecekti… Artık büyük ve gerçekte olduğundan daha etkili bir hikaye sahibi olmamın zamanı gelmişti. Geyiklerin gece bir kızakla beni gökyüzü’nde gezintiye çıkardıklarını anlatabilirdim… Ama o, yani Peri bana büyük olasılıkla noel babayla iki de tavla atıyor musunuz diye sorardı… inanmazdı… Onun o kısacık ve dik dik duran saçlarının dikkat kesilmiş kedi tüylerine olan benzerliği ancak gizemli bir hikaye duyduğunda görülebilirdi… Ona iyi bir hikaye anlatacaktım.

UZUN SAVAN GECESİNDE GEYİĞİN NİŞBU’YA GÖSTERDİĞİ YOLUN GİZEMLERİ ÜZERİNE KISA BİR HİKAYE:

Savaşçı bir kanın çocuğuyum ben ve nasıl olur şimdi sana biat etmemi istersin benden parlak gözlü, Endülüs rakslı sağrısı gergin ve sırlı varlık! Ve bu yol bizi atalarımın dileğine götürecek mi? Ve her yer uzun bir gece için ne kadar aydınlık!

Kadim bir zamanda Nişbu; atı ve yardımcısı ile büyük, yağmurlu, derin ormanları geçerek devam ettirdiği yolun bitiminde günler, haftalar boyunca yol almış fakat dilediği yere olan uzaklığı hakkında neredeyse hiç fikri olmaksızın bütün gücünü tüketerek o ünlü gecede bu savanın ortasına atını ve yardımcısını yolda kaybetmiş bir halde ulaştığında geyik ışıl ışıl yıldızların altında derin derin nefes alarak buğulu ve bilge gözlerle uzakta bir tepede Nişbu’yu izliyordu. Bu çaresiz ve belli ki öyküsü ve arayışı çekiciliğini yitirmiş genç için artık buradan bir çıkış olamazdı. Amacını unutmuş, gücünün sonuna gelmiş bir halde savanda hüzünlü seslerle ağlarken çaresizliği geyiğin kalbine ulaştı. Bilgisiz ve çaresiz bir genç yapayalnız bu uçsuz bucaksız savanda ne arıyor olabilirdi? Geyik Nişbu’nun gözlerine bakarak kalbine sesleniyordu onun, ve Nişbu yanıtladı geyiği; atalarım yüzlerce yıldır ölümsüzlük arayışlarını sürdürdü ve bu yolculuk benim sıramdı… Bulacağımı düşünüyordum, bulmayı çok istiyordum! Geyik Nişbu’ya ölümsüzlük hakkında ne bilip ne bilmediğini sordu, Nişbu için ölümsüzlük ölmemekti… Saf çocuk! Belki de geyiğin sabrını ve savan gecesindeki güzel zamanını boşa harcıyordu… Nişbu yolculuğun büyük yorgunluğu ile toprağa uzanmış bir çocuk kıvrılışı ile ay ışığında geyiğin gözlerine bakıyordu… Ölecek miyim? Binlerce yıllık savan yaşamında anılabilecek bu hüzünlü anda geyik bir karar verdi. Çocuğun yaşamını kendisiyle taşıyacaktı: Ölümsüzlük ölmeyen şeyler bırakmaktır küçük arkadaşım ve ancak ölmeyen şeyler için bazen ölmen gerekebilir… Senin bu zor görev uğruna yaşamını ortaya koyman gibi örneğin… Yola benimle devam edebilirsin dilersen, dediğinde çocuk çoktan bir enerji olarak varlığını geyiğin kalbinde bulmuştu bile… Savan gecesinde sıcacık sağrısı ışıltılı ve bilge gözleriyle bu geyiğin kadim zamanda hala yol alarak Nişbu’yu ölümsüzlüğe taşıdığı söylenir…

Evet evet! Bunun yeterince iyi olduğunu düşünmekte hiç de haksız sayılmam, hatta Nişbu olduğumu bile düşündüğümü hesaba katacak olursak hikayem kesinlikle kadim ve artık gerçek! Gözleri faltaşı gibi açık, siyah kısacık saçları dik dik, tüy tüy kahvesini bile ağzında bir süre beklettikten sonra yutan bu kadının hikayeyi dinlerken çıkarttığı kahveden mütevellit gurk gurk yutkunma sesleri beni sahtekarlığımın ışıl ışıl tacına yaklaştırıyordu… Demek kütüphanede buldun ha! Vay be… Belki bir kez ben de deneyebilirim? Yani sen diyorsun ki geyik şimdi seninle yolculuk ediyor bizim zamanımızda ha! İnanamıyorum…Çok şanslısın… Mahcup ve bilge gibi görünen sahtekarlığımın gülümseyişimden sesime sızmasını istemeyerek olabilir… Belki… Bunu düşünmeli, hatta ona sormalıyım… Diyorum… Ha pardon haklısın sormalısın tabi… Ben de salak gibi herhangi bir kazak muamelesi yapıyorum ona… Acaba sen onunla nerelere gideceksin? Nişbu geyikle nerelere gider bimiyorum ama Peri’nin sorusunu geride bırakalı takribi 60 saniye sonra ben metro istasyonuna giderken o pastanede buz gibi olmuş kahvesiyle 100’e kadar sayıyordu içinden benim anlaşılmaz bulduğu ricamla… Sahtekarlık tacım ışıl ışıl başımda edindiğim üçüncü kesin veri insanların kesinlikle “gerçek” denilen şeyi sevmediğiydi.

Evlilik Evcilleştirir

İnsanoğlu, cinselliğin gücünden yani şehvetten tarih boyunca ürkmüştür.

Bunun dizginlenmesi amaçlı tek eşliliğe yatay bir geçiş yapma sözleşmesi yani evlilik zorunluluk haline getirilmiş, yasalar ve din de bu kurguyu tamamlamıştır.

İnsanoğlu, evlilikler ile şehveti ehlileştirme amacı güder, bunun sevgi kutbuna insanları yaklaştırması planlanmıştır, insanoğlu içindeki ‘’şehvetsiz sevgi’’ amacına yönlendirilir, tıpkı annesine, kız kardeşine hissettiği türden bir sevgi. Zira bu insana dinginlik verir ve bu kabul noktalarını esneterek insanın daha iyi bir köle olmasını sağlar.

Zira şehvet insana yön veren, insanı yönelten, insana amaç veren en büyük itici güçtür.
İnsan şehvetten korkutulur ki, sevgi fetişzmine çabucak entegre edilebilsin.

Sanat, bu sebeple şehvetin yanında yer alır.

Şehvete karşı, sevgiyi savunmak ve onu aşkla aynı kalıba indirgemek zamanımızın en büyük yanılgısıdır.

Tek eşliliğin sözleşmeye dökülmesi yani evlilik, başlı başına doğanın canlı türlerine yüklediği her türlü mücadeleye ters etki yapar ve evrimin tersine çalışmasına neden olur.

İnsanları, riske girmekten, gelişmekten alıkoyar, elinin altında sürekli çiftleşebileceği bir bireyin yasalarla yanımıza konulması asıl hapishane hayatıdır, köleliğinizin imzasının bir canlının üzerine atılmasıdır.

Sahip oldukları insana sahip olmaya başlar tarihsel materyalizm doktrinine göre, özel mülkiyet köleler yaratır, evlilikte insanlar arası bölgeler, sınırlar, zorunluluklar, sorumluluklar ve aidiyetler yaratılmasının belgelenmesidir.

Keza zembille inmeyen bu olayı bizler icat ettiğimize göre, acaba toplum baskısı olmasa evlilikler son bulur muydu?